İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Durali Gümüşbaş Başvurusu (B. No: 2015/6427)

1. Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet

Başvuru No2015/6427Tarih10 Ekim 2018Okuma23 dk · 4.660 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Durali Gümüşbaş Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/6427
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.660 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Ankara ili Altındağ ilçesi Yıldıztepe (Güneşevler) Mahallesi 23791 ada 5 parsel sayılı taşınmazın

malikidir. Başvurucunun beyanına göre taşınmaz, murisi tarafından 16/8/1966

tarihinde edinilmiş ve üzerindeki bina da bu tarihten kısa bir süre sonra inşa

edilmiştir. Yine başvurucu, murisi tarafından 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı

İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785

Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi

Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanmak amacıyla 11/2/1985 tarihli başvurunun

yapıldığını ifade etmiştir.

9. Başvurucu, murisi tarafından Belediye İmar Müdürlüğüne

yapılan 31/3/1983 tarihli başvuru neticesinde başvuru masrafı olarak 2.000

TL'nin Belediye İmar Müdürlüğünün Ziraat Bankası hesabına yatırıldığını

belirtmiştir.

10. Altındağ Belediyesi (Belediye) tarafından imar uygulaması

sonucunda başvurucuya ait taşınmaz üzerindeki gecekondunun bir kısmının imar

yolunda kaldığı gerekçesiyle bu kısmın yıkımına ve yine bu kısımda kalan

ağaçların da kaldırılmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucu, yıkım kararı üzerine 26/6/2007 tarihinde Ankara

10. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak taşınmaz üzerindeki yapı ve ağaçların

değerinin tespitini talep etmiştir. Tespit talebi üzerine alınan bilirkişi

raporunda, binanın imar yolunda kalan kısmının yapı değeri ile yıkımdan arta

kalan kısmının kullanılabilir hâle getirilmesi için gerekli masrafın toplamının

15.779,25 TL; taşınmaz üzerindeki ağaç bedellerinin ise 2.320 TL olduğu tespit

edilmiştir.

12. Başvuru formu ve eklerinde binanın hangi tarihte yapıldığına

ilişkin bir bilgi yer almamaktadır. Diğer taraftan başvurucunun binanın 1983 yılı

öncesinde yapıldığına ilişkin beyanına karşı idare tarafından derece

mahkemelerine bir itirazda bulunulmamıştır. Binanın yıkım tarihi de yine

başvuru formu ve eklerinden anlaşılmamakla birlikte yıkım işlemi üzerine

başvurucu tarafından 2007 yılında dava açıldığı dikkate alındığında söz konusu

yapının belirtilen tarihler arasında en az yirmi dört yıl süre boyunca

kullanıldığı değerlendirilmiştir.

13. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında yıkım nedeniyle oluşan

zararının tazmin edilmemesi nedeniyle 27/12/2007 tarihinde Belediye aleyhine

alacak davası açmıştır. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idari

yargının görev alanına girip girmediği noktasında karar verilmek üzere dosyanın

Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Danıştay Başsavcılığının

21/7/2008 tarihli kararıyla olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak dosyanın

Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece

bu karar doğrultusunda 6/11/2008 tarihli kararıyla görevsizlik kararı verilerek

dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

14. Uyuşmazlık Mahkemesinin 2/3/2009 tarihli kararıyla davanın

çözümünde idari yargının görevli olduğu karara bağlanmıştır. Bu karar üzerine

davaya Ankara 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) devam edilmiştir. Başvurucu; anılan

davada 2981 sayılı Kanun kapsamındaki imar affı hükümlerinden yararlanmak

istemiyle murisi tarafından süresi içinde başvuru yapıldığını, başvuru

masrafının ödendiğini, 2981 sayılı Kanun'un 14. maddesinde düzenlenen hak

sahibi olamayacak kişiler kapsamında olmadığını öne sürmüştür. Başvurucu,

taşınmaz üzerindeki binanın 1/10/1983 tarihinden önce yapıldığının murisi

tarafından yapılan başvuru üzerine Belediye tarafından tespit edildiğini

belirtmiştir. Davalı Belediye, başvurucunun bu yöndeki beyanlarının aksine bir

şey söylememektedir. Belediye; davaya karşı savunmasında, başvuruya konu

taşınmaz için geçerli bir imar affı müracaatının bulunmadığını ileri sürmüştür.

15. Mahkeme 26/7/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararda, imar planı kapsamında yol olarak belirlenen alan üzerinde yer alan

yapının ruhsatsız olmasına rağmen imar affı yasasından yararlanan bir yapı

olması durumunda enkaz bedelinin ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Fakat

Mahkeme kararında, başvurucu tarafından imar affından yararlanmak amacıyla

yapılan bir başvurunun olup olmadığı ve bu konunun akıbeti hakkında herhangi

bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak görev ve sorumluluğu

bulunan idare açısından gecekondunun yıkılmasının hizmet kusuru olarak

değerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idare

tarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilerek davanın

reddine karar verilmiştir.

16. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 16/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş, karar onanmıştır. Karar

düzeltme isteminin de aynı Dairenin 25/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi

üzerine karar kesinleşmiştir.

17. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/3/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 15/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun

"Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar"

kenar başlıklı 32. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat

alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı

ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir

şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki

inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı

sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden

veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın

giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,

inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve

inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata

aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu

kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir.”

20. 2981 sayılı Kanun’un

"Bu Kanun hükümlerinden yararlanamayacak olanlar" kenar

başlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki

durumlara uyan yapılar bu Kanun hükümlerinden yararlanamazlar:

....

10 Kasım 1985 tarihinden sonra yapılan

gecekondular ile inşaasına başlanan imar mevzuatına,

ruhsat ve eklerine aykırı yapılar ve (...) (1) Çanakkale Boğazında 2 Haziran

1981 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile 1 Ekim 1983 tarihinden sonra

inşasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar”.

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyet

hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin

bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak

özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §

63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

22. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini

belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal

varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya

[BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No:

42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği

kararlar için bkz. Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

23. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye

çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması

dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun

konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı

devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988

yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya

kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun

yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu ve

yakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç

rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak

vergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerinden

yararlanmasının sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların

başvurucu ve akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkına

ilişkin bir menfaate (proprietary interest) sahip

olduğunun fiilî (de facto)

olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamaları

bakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkının

zamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme

yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'e

göre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeye

yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucunun

meskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına neden

olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına

ilişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve

dolayısıyla bir mülk oluşturduğu

sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).

24. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:

22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvuruculara

ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri

konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini

reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak

yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı

yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen

konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil

edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyu

genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin

birinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni

dayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69).

Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşan

maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,

başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı

arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet

yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet

haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu; murisinin 2981 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlanmak için süresi içinde başvuru yaptığını, bu kapsamda üzerine düşen

hukuki sorumlulukları yerine getirdiğini, bu nedenle binanın kaçak yapı statüsünde

olmadığını savunmaktadır. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında Belediye

tarafından imar yollarının açılması sonucunda binanın bir kısmının yıkılmasına

ve ağaçların sökülmesine rağmen taşınmaz üzerindeki yapının kaçak olduğu

gerekçesine dayanılarak zararının giderilmemesinden yakınmaktadır. Bu bağlamda

başvurucu, adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile kanuni hâkim güvencesi

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkı dışında adil

yargılanma hakkı ve kanuni hâkim güvencesi ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Somut olayda başvurucunun asıl şikâyetinin imar planında kamu

hizmeti alanında kalan taşınmazı üzerindeki yapının yıkılmasına ve ağaçların

sökülmesine rağmen yapının kaçak olduğu gerekçesiyle zararın giderilmemesine

yönelik olduğu anlaşılmakla başvurucunun bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının

ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

i. Genel İlkeler

30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).

31. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda

mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

32. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36).

33. Kamu malı niteliğindeki taşınmazlar (arazi) üzerinde şehir

planlaması ile ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapıların

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35.

maddesi kapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlaması

ile ilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idari

makamlarca yapının her an yıkımı mümkün bulunmasına rağmen bu yönde bir

girişimde bulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessiz

kalınması, esasen yapı sebebiyle vergi tahsil etmek veya yapı için kamu

hizmetlerinden yararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aile

ortamının oluşturulmasına izin verilmesi hâlinde, inşa edilen yapının

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik değerin Anayasa'nın 35. maddesi

çerçevesinde önemli bir mal varlığı değeri ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğunun kabul edilmesi gerekir

(Nazif Kılıç, B. No: 2014/5162,

15/6/2016, § 35).

34. Anayasa Mahkemesi Nazif

Kılıç başvurusunda, gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığına

ve uzun bir zamandan bu yana kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda; kaçak

olarak inşa edildiği anlaşılan gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçların

sökülmesi için gerekli imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre girişimde

bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alanda

sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılan

gecekondu ve sökülen ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkının

bulunduğu kabul edilmiştir (Nazif Kılıç,

§ 40).

35. Ayşe Öztürk

(B. No: 2013/6670, 10/6/2015) başvurusu ise tapu tahsis belgesi bulunan

taşınmaz üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bu

kararda da tapu tahsis belgesiyle başvurucuya tahsis edilen arazi üzerinde

başvurucu tarafından bina yapıldığı ve binanın uzun süredir kullanıldığı,

Maliye Hazinesi tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engel

olunmadığı gibi binaya ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiği

vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi -arazi üzerindeki binanın başvurucu

tarafından yapılarak kullanıldığı ve Maliye Hazinesinin herhangi bir itirazının

olmadığı dikkate alındığında- bina üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkının

bulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk,

§ 85).

36. Rifat Algan (B. No: 2014/19138, 22/2/2018) ve İrfan Öztekin (B. No: 2014/19140,

5/12/2017) başvurularına konu olayda, 2005 yılında idarenin yapmış olduğu okul

inşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucunda başvurucuların

taşınmazları üzerinde kaçak olarak inşa edilen yapılar zarar görmüştür.

Kararda; kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapıların yıkımı için idarenin

gerekli imkânlara sahip olmasına rağmen yaklaşık yirmi iki yıl gibi uzun bir

süre girişimde bulunmadığı gibi bu süre zarfında başvurucuların belediyecilik

hizmetlerinden de yararlandırıldığı, bu süre zarfında başvurucuların bu

binalarda sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği

vurgulanmıştır. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu binanın kullanımının

başvurucular bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği sonucuna

varılmıştır (Rifat Algan, §§ 49-51; İrfan Öztekin §§ 43-45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

37. Somut olayda Belediye tarafından imar uygulaması kapsamında

belirlenen imar yollarının açılması için çalışma yapılmıştır. Bu kapsamda

başvurucunun taşınmazının imar yolunda kalan kısmı üzerindeki bina ve

müştemilatı Belediye tarafından yıkılmış, ağaçlar sökülmüştür. Fakat taşınmaz

üzerindeki yapının kaçak olarak inşa edildiği gerekçesiyle başvurucunun zararı

karşılanmamıştır. Başvurucu, zararın tazmini için idari ve yargısal yollara

başvurmasına rağmen bir sonuç elde edememiştir. Derece mahkemelerinin davanın

reddine ilişkin temel gerekçeleri, binanın yapı ruhsatının ve kaçak olarak inşa

edilen binanın yıkımı sebebiyle oluşan zararın idare tarafından karşılanmasının

yasal dayanağının bulunmadığıdır.

38. Öte yandan derece mahkemelerince başvurucunun murisi

tarafından yapılan geçerli bir imar affı müracaatının bulunup bulunmadığı

hususunun inceleme konusu yapılmadığını, bu hususun kararda tartışılmadığını da

belirtmek gerekir. Söz konusu binanın 2981 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlanmasının gerekip gerekmediği hususu derece mahkemelerince yargılama

konusu yapılmadığından bu husus Anayasa Mahkemesince değerlendirilmeyecektir.

Anayasa Mahkemesince değerlendirme konusu yapılacak husus, 1/10/1983 tarihinden

önce inşa edildiği ihtilaf konusu olmayan binanın yıkım tarihine kadar yaklaşık

yirmi dört yıl süresince başvurucu tarafından kullanılmasının bir mülk teşkil

edip etmeyeceğine ilişkin olacaktır.

39. Bu bağlamda yapı ruhsatı olmadan inşa edildiği ortada olan

bu yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip olan idarece uzun bir süre

girişimde bulunulmadığını söylemek gerekir. Kamu makamlarının binanın yıkımı

amacıyla uzun bir süre işlem yapmaması belirsizliğe yol açmakla birlikte

başvurucu yönünden bu durumun değişmeyeceğine yönelik meşru bir beklenti

oluşmasına sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca

söz konusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli bir ekonomik

menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi

uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut

olduğu kabul edilmiştir. Diğer yandan imar yolunda kalan kısım üzerinde yer

alan ağaçların başvurucu açısından mülk olarak değerlendirilmesi gerektiği de

kuşkusuzdur.

b. Müdahalenin Varlığı

40. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

41. Somut olayda Belediye tarafından yürütülen yol açma

çalışması sırasında başvurucuya ait bina tazminat ödenmeksizin yıkılmış,

ağaçlar sökülmüştür. Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu

bir faaliyet sırasında başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz

konusudur.

42. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus taşınmaz

üzerindeki yapının tazminat ödenmeksizin yıkılmasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi daha önce benzeri

başvuruları mülkiyetten barışçıl yararlanma

hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir (İrfan Öztekin, § 47; Rıfat Algan,§ 53). Somut olayda da bu ilkeden ayrılmayı

gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

43. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

44. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

45. Somut olayda Mahkeme, ruhsatsız yapıların yıkılmasının idare

açısından yasal bir hak ve sorumluluk olduğunu vurgulamıştır. Bu itibarla

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasal dayanağını 3194 sayılı

Kanun'un 32. maddesi oluşturduğundan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı

değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

46. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygun

olarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarınca

ruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapıların

ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun

olarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerinin

oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,

sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkin

düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,

§§ 82-84).

47. Somut olay bağlamında imar yolunda kalan yapının ruhsatı

olmadığı gerekçesiyle yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

48. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

49. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

50. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

51. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

52. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imar

uygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu

takdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları

gerekmektedir. Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli

imkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması üstüne söz

konusu yapının belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması, bu binada

yaşayanlar için sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği

anlamı taşımaktadır. Ancak yukarıda da değinildiği üzere makul görülebilenden

uzun bir süre boyunca söz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden

binanın kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur.

Kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucunun

bu durumun bir anda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194

sayılı Kanun'un 32. maddesine göre yapının belediyenin ihtarı üzerine imara

uygun hâle getirilmesi de söz konusu olabilmektedir (Benzer yöndeki bir karar

için bkz. Rifat Algan, § 51).

53. Nitekim Anayasa Mahkemesi; benzer nitelikteki Ayşe Öztürk başvurusunda, tapu tahsis

belgesi bulunan taşınmaz üzerine yapılan ve vergileri ödenen binanın kamu

makamlarınca herhangi bir müdahale olmaksızın başvurucu tarafından yıllardır

kullanıldığını dikkate alarak binanın değeri ödenmeksizin veya zararı telafi

edici öneriler sunulmaksızın başvurucunun binadan tahliye edilmek istenmesinin

mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Ayşe Öztürk,§ 110).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

54. Şehir planlama ve imar uygulamaları çerçevesinde geniş

takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında,

makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Somut olayda

başvurucunun murisinin başvurusu üzerine binanın 1/10/1983 tarihinden önce

ruhsatsız olarak yapıldığı Belediye tarafından tespit edilmiştir. Ne var ki

kamu makamları ruhsatı bulunmayan binanın bu durumunu anılan tarihte tespit

etmelerine ve ruhsata aykırı yapılan binanın yıkımı noktasında sorumlulukları

olmasına rağmen kendilerinden beklenen gerekli özeni göstermemişlerdir.

55. Diğer taraftan bu bina, yıkım tarihine kadar yaklaşık yirmi

dört yıl boyunca başvurucu ve murisi tarafından kullanılmıştır. Somut olayda

olduğu gibi kamu makamlarının binanın yıkımı için uzun süre hareketsiz kalması

binanın yıkılıp yıkılmayacağı noktasında belirsiz bir durumun oluşmasına

sebebiyet vermektedir. Böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının uzun

bir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini

öngörmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim bu kadar uzun bir

süre boyunca söz konusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi

uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut

olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 38).

56. Sonuç olarak imar uygulaması sonrasında imar yolunda kalan

taşınmaz üzerindeki yapının ve ağaçların başvurucu tarafından uzun süredir kullanıldığı,

bu süre zarfında başvurucunun binanın kullanımına ilişkin kamusal hizmetlerden

de faydalandığı açıktır. Ne var ki derece mahkemelerinin kararlarında kamusal

makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılmadığı, bu hususlara

değinilmediği görülmektedir. Derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamu

makamlarının edilgen tutumunu dikkate almaması bütün zarara tek başına

başvurucunun katlanması sonucuna yol açmaktadır. Bu yaklaşımın da başvurucuya

şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirtmek gerekir. Bu

durumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

59. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

60. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

61. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

62. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden -veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa- yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da -derece mahkemesince yapılan

veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de- derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan,

mümkün olduğunca dosya üzerinden, önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

63. Başvurucu, maddi tazminat ya da yeniden yargılama kararı

verilmesi talebinde bulunmuştur.

64. Somut olayda başvurucuya ait ruhsatsız bina, imar planında

belirlenen yolların açılması kapsamında yıkılmıştır. Fakat binanın kullanımının

başvurucu açısından mülk teşkil ettiği hususu idare tarafından göz ardı

edilerek başvurucuya herhangi bir tazminat ödenmemiştir. Sonuç olarak başvurucunun

mülkiyet hakkının idari bir eylem nedeniyle ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

65. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal sonucuna uygun

olarak tazminata hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının belirlenmesi

hususu ise bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

66. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir

giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

3. İdare Mahkemesine (E.2010/1144, K.2011/1940) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Recai AKYEL Raportör : Eşref Uğur ŞENOL Başvurucu : Durali GÜMÜŞBAŞ Vekili : Av. Şaban GÜRBÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/6427, 10 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/6427
Tarih
10 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Veysi Aktaş Başvurusu (B. No: 2015/14244)
  • Okan Karakaş Başvurusu (B. No: 2015/2094)
  • Mehmet Saraç Başvurusu (B. No: 2015/20122)
  • Gültan Kışanak Başvurusu (B. No: 2017/22108)
  • Emine Sonsuz ve Sedat Sonsuz Başvurusu (B. No: 2015/3786)
  • Feray Uluğ Başvurusu (B. No: 2015/11005)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.