İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gültan Kışanak Başvurusu (B. No: 2017/22108)

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve

Başvuru No2017/22108Tarih10 Ekim 2018Okuma52 dk · 10.431 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gültan Kışanak Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2017/22108
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.431 kelime·52 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve

tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere

ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle belediye başkanlığı görevinin yerine

getirilememesi nedenleriyle de ifade özgürlüğü ile siyasi faaliyette bulunma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden

sonra Komisyona sunulmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

B. Hendek Olayları

8. Türkiye, 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve

Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un

Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu

yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim

adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik

güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın

normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle

çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında

yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca patlayıcı ve bomba

imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

C. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu 22/7/2007 tarihinde Diyarbakır'dan, 12/6/2011

tarihinde Siirt'den bağımsız olarak [Daha sonra

sırasıyla Demokratik Toplum Partisine (DTP), Barış ve Demokrasi Partisine (BDP)

katılmıştır.] milletvekili seçilmiştir. Başvurucu 1/2/2010 tarihinde BDP'nin eş genel başkanlığına, 30/3/2014 tarihinde yapılan

yerel seçimlerde ise Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başkanlığına seçilmiştir.

10. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu

hakkında PKK/KCK ile bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

11. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca anılan soruşturma

kapsamında 25/10/2016 tarihinde, başvurucunun konutunda ve aracında terör

örgütüyle bağını ortaya çıkaracak deliller ile suç konusu olabilecek diğer

eşyalara el konulması ve başvurucunun yakalanması amacıyla arama yapılmasına

karar verilmesini talep etmiş ve bu talep, Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından aynı tarihte kabul edilmiştir.

12. Başvurucu 25/10/2016 tarihinde, Diyarbakır Havalimanı'nda

yakalanmıştır. Başvurucunun konutunda yapılan aramada ise SUR RAPOR 2016 ibareli bir kitap ve

kitabın içindeki aynı başlıklı 1 adet CD ele geçirilmiştir.

13. Kolluk görevlileri tarafından yapılan incelemede CD'de

"Türkçe ve İngilizce hazırlanmış

belgelerin ve Belediye’ye ait armaların kullanıldığı, sivil toplum kuruluşları

ile yabancı kuruluşlara cevap niteliği taşıyan yazılar bulunduğu, bu belgelerde

kentin yıkılmasında devletin yasal silahlı unsurları olan asker, polis,

jandarma gibi kurumların suçlandığı, terör örgütünün meşrulaştırıldığı, YDG-H

ve PKK militanlarının muhalif güçler olarak belirtildiği ve ülkede yaşanan

terör olaylarında sorumlunun devlet olarak gösterildiği"şeklinde bulgular

tespit edilmiştir.

14. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucu hakkında

daha önce yürütülen çok sayıda soruşturma dosyasının eylem bütünlüğü açısından

-2015/45832 sayılı soruşturma dosyasında- birleştirilmesine karar verilmiştir.

Böylece başvurucu hakkında farklı tarihlerde başlatılan soruşturmaların

dosyalarında suça konu edilen fiillerin birlikte değerlendirilmesi söz konusu

olmuştur.

15. Başvurucu 30/10/2016 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığında hazır edilmiş ve burada verdiği ifadesinde "... Demokratik toplum kongresinin hiçbir

aşamasında eş başkan ya da yönetici olarak bulunmadım. DTK'nın

[Demokratik Toplum Kongresi] bir

sivil toplum platformu olduğunu düşünüyorum. Dosya arasında da mevcut olduğu

üzere zaman zaman DTK'nın bulunduğu binaya gittiğim

doğrudur. Ancak binada bulunuyor olmam toplantılara katılıp yönetimde aktif

olarak rol aldığım anlamına gelmez. Katıldığım toplantıların tamamı basın

toplantıları ve basın açıklamalarıdır. Bu açıklamalar adı üzerinde basına açık

olduğu için tüm Türkiye'nin bu toplantılardan ve basın açıklamalarından haberi

vardır. Zaman zaman canlı yayınlar yapılmıştır. Çoğu ajansın katıldığını da

hatırlıyorum. Bahsi geçen basın açıklamaları olay tarihinde görev yaptığım

Barış ve Demokrasi Partisi'nin hem tüzüğü ile hem hedefleriyle gayet uyumludur.

Katıldığım basın açıklamaları tamamen partimin faaliyetleri ile alakalıdır.

Zira o tarihlerde partimin eş genel başkanıydım. 31/8/2011, 3/9/2011,

14/3/2012, 23/3/2012, 1/7/2012, 9/7/2012, 10/11/2012, 20/4/2013 tarihlerinde DTK'nın bulunduğu binaya gidip gitmediğimi hatırlamıyorum.

Hatırlamam da mümkün değildir. Az önce bahsettiğim gibi katılmış isem de basın

açıklaması yapmak üzere gitmişimdir.

...

14/3/2012 tarihinde DTK binasında bulunup

bulunmadığımı hatırlamıyorum. O tarihte nevruzla alakalı bir açıklama yapmış

olabilirim. Bu açıklamayı BDP eş başkanı olarak yaptım. Benimle beraber aynı

basın toplantısında başka şahıslarda konuşma yaptılar. Ben sadece partimle

alakalı hususları dile getirdim. Her ne kadar yaptığım söylenen konuşmada DTK

ile irtibatım olabileceğine ilişkin bir beyan bulunsa da genel bir açıklama

yaptığım için yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Benim DTK ile bir bağlantım

yoktur.

1/7/2012 tarihinde DTK binasında bulunmuş

olabilirim. Bulunmuş isem basın açıklaması yapmışımdır. Açıklamada Abdullah

Öcalan'ın muhataplık sürecine vurgu yapmış olabilirim. Burada kastettiğim şey

çatışmaların sona erdiği barış sürecidir. Bu açıklama devletin Abdullah

Öcalan'ı muhatap olarak kabul edip İmralı'da devlet görevlileriyle bizzat

görüşmeler yaptığı süreçte söylenmiştir.

16/9/2012 tarihinde DTK binasında bulunmuş

olabilirim. Bulunmuş isem basın açıklaması yapmışımdır. Ben bahsi geçen tarihte

kesinlikle DTK eş başkanlığı yapmadım. Dolayısıyla böyle bir söz sarf etmedim.

Suçlamayı kabul etmiyorum.

20/4/2013 tarihinde mensubu olduğum parti

binasında bulunmuş olabilirim. Partide bulunduğum esnada yaptığım tüm açıklamalar

yada konuştuğum herşey parti

örgütlenmesiyle alakalıdır. Başka hiçbir amacım olamaz. Konuşma içeriğinde

geçen 'okulları boşaltabildik mi' cümlesini hatırlamıyorum, böyle bir cümle

kurmuş olamam. O tarihlerde mecliste kurulan anayasa uzlaşma komisyonuna parti

olarak ana dilde eğitimin kamusal bir hak olduğunu düşündüğüm için teklifte

bulunmuştum. Basın açıklamasının devamında DTK dan bahsetmiş olabilirim. Burada

kastettiğim şey DTK nın eylemleri yada

çağrıları değil muhatap alınmasıdır. Açıklamanın devamında bahsettiğim devrim

demokrasi devrimidir. Bu çağrımdan yasa dışı bir yorum çıkarılamaz.

31/8/2011 tarihli konuşmada geçen şahıs ben

değilim. Benim hiçbir ortamda 'Kalkınma meclisi' şeklinde bir cümlem

olmamıştır.

23/7/2012 tarihinde '[EPOSTA]'

isimli mail adresinin mahkeme kararlarıyla incelendiğini şuan

duydum. DTK nın kendi çalışması olabilir. Kimlerin

delege olacağına kendisi karar vermiş yada ön görmüş

olabilir. Benim o tarihlerde milletvekili olmam DTK nın

doğal delegesi yada üyesi olduğum anlamına gelmez.

3/9/2011 tarihinde adımın geçtiği bir konuşma

yapılmış olabilir ancak DTK ile olan ilişkim sadece parti düzeyindedir.

Herhangi bir aktif görev almadım.

12/12/2012 tarihinde yapılan konuşmadan haberim

yok. Ben kesinlikle meclise gönderildiği iddia edilen anayasa komisyonunun

hazırlık sürecinde DTK'dan görüş alınmasını

önermedim.

18/2/2012tarihli görüşmeden haberim yok.

Birçok kişinin isminin geçtiğini görüyorum. DTK nın

yapacağı bir konferansla alakalı katılımcı listesinden bahsedildiğini

düşünüyorum.

29/6/2012 tarihinde M.B. isimli şahsın yaptığı

konuşmadan haberdar değilim. Bana böyle bir teklifte bulunan olmadı.

14/7/2011 tarihinde demokratik özerkliğin

ilanı ile ilgili basın açıklaması yapılmış olabilir. Bu ilandan sonra

demokratik toplum kongresinin basın açıklamasına katılıp katılmadığımı

hatırlamıyorum. Katılmış isem debir partinin eş

başkanı olarak katılmışımdır.

2011 yılından 2016 yılının bu zamanına kadar

çeşitli tarihlerde yasalar çerçevesinde yapılan etkinliklere partim adına yada farklı STK ların daveti

üzerine katılmış olabilirim. Katıldığım etkinliklerde yasa dışı pankart

taşınmış, slogan atılmış olabilir. Benim bu eylemlere hiçbir alakam yoktur.

Şehrin belediye başkanı olduğum için vefat eden insanların cenaze

merasimlerinde bulunmam ailelerinin acısını paylaşmak içindir. İnsani bir görev

olarak düşünüyorum. Orada yapılan eylemlerden ben sorumlu tutulamam.

8/3/2014 tarihli konuşma metnini hatırlıyorum.

'Kürdistan'ın dört parçası' ndan kastettiğim yer

Türkiye'nin, Suriye'nin, Irak'ın ve İran'ın bir kısmıdır. Bu bölümler kürt kökenli insanların yoğunluklu olarak yaşadığı yerdir.

'Serhıldanlarla korkumuzdan kurtulduk' şeklindeki

sözümü tam olarak hatırlamıyorum ancak Serhıldan

kelime anlamı itibariyle itiraz etmek, haksızlıklara karşı durmak anlamındadır.

Konuşma yaptığım gün dünya kadınlar günü olduğu için kadınların erkek egemen

sisteme itirazını düşünerek bu kelimeyi kullandım. Kadınların eşit ve özgür

yurttaş olarak iradeli bir birey olarak toplumda kabul edilmeleri ikincil sınıf

pozisyondan kurtulmaları için en çok gerekli olan şey kadınların kendilerine

yapılan haksızlığı kabul etmemeleri ve itiraz etmeleridir. Konuşmanın devamında

öz yönetimden bahsetmiş olabilirim. Kastettiğim şey yerel yönetimlerin

güçlendirilmesidir. Türkiye Belediyeler Birliğinin misyonu da yerel

yönetimlerin güçlendirilmesidir.

5/10/2015 tarihinde bir açılışa gitmiş

olabilirim. Eğitim destek evleri bildiğim kadarıyla sosyal sorumluluk

projesidir. Ben eğitim destek evlerinin hangi amaçla kurulduğu konusunda bilgi

sahibi değilim. Konuşmanın başına DTK yı da teşekkür

ettiğim kurumların arasında sayıyor olmam bu evlerin DTK ya bağlı olduğunu yada benim irtibatım olduğu anlamını doğurmaz. Anadilde

eğitim konusunda parti faaliyetleri çerçevesinde yasal tüm taleplerimizi

yapıyoruz. Kamusal bir hak olduğunu düşünüyoruz.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi adına

tescilli araçların cenaze işlemlerinde kullanılması gayet doğaldır. Yasal

zorunluluktur. Araç cenaze için ayarlandıktan sonra hangi güzergahta

seyredeceği yada aracın etrafında hangi şahısların

olacağı belediyeyi ilgilendirmez. Cenaze nakil işlemlerinin propagandaya

dönüşmesi konusunda belediyenin sorumluluğu yoktur. Bu husus cenaze

sahipleriyle alakalıdır.

25/10/2016 tarihinde evimde ve görev yaptığım

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinde yapılan aramalarda ele geçirilen bazı

materyallere el konulmuştur. Materyallerin suç unsuru taşıdığını düşünmüyorum.

2 üniversite mezunu, 12 yıl aktif gazetecilik ve 2 dönem milletvekilliği yapmış

bir şahıs olarak arşivimin bulunması gayet doğaldır.

Www. facebook.com/kisanakgultan/

isimli hesap her ne kadar benim adına gözükse de parti eş başkanlığı yaptığım

dönemden açılmış kurumsal bir hesaptır. Bu hesabı bizzat ben kullanmıyorum.

Açıldığı tarihlerde partinin basın bürosu yönetiyordu. Şu anda ise belediyenin

basın bürosu yönetmektedir ancak tam olarak kimin yönettiğini bilmiyorum.

Uzun yıllardır aktif siyasetin içerisindeyim.

2 dönem milletvekilliği yaptım, bir süredir de belediye başkanı olarak görev

yapıyorum. Görev aldığım tüm kurumlarda savunduğum değerler üzerinden siyaset

geliştirdim. İnsan hakları ve demokrasi bağlamında elimden geldiğince mücadele

ettim. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için halen fırsat olduğunu

düşünüyorum. Bu sorunun çözümü için ülkenin kendi kendine yeteceği

kanaatindeyim. Türkiye demokratik bir hukuk devleti olmak durumundadır. Bu

ülkede bütün siyasi partiler anayasa ve yasalar çerçevesinde kurulur, faaliyet

yürütür. Benim mensubu olduğum Barış ve Demokrasi Partisi de yasalar

çerçevesinde kurulmuş açık şeffaf demokratik mücadele yürüten bir partidir.

Bütün çalışmaları kamuoyuna açıktır. Demokratik siyaset ve siyasi partiler bir

ülkede demokrasinin en vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partileri işlevsiz

kılmak suç örgütü gibi göstermek demokrasiyi sakatlar. Bu nedenle yaptığım

çalışmaların, yürüttüğüm faaliyetlerin demokratik siyaset kapsamında

yürütüldüğünü biliyorum. Bunların kriminalize

edilmesini suçmuş gibi gösterilmesini doğru bulmuyorum. Demokratik siyasetin

alanını daraltmak işlevsiz kılmak ülkede demokrasi sorunu ve kaos ortamı

yaratır. Yine yerel yönetimler kamu yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır.

Anayasada da açıkça kamu yönetimi merkezi ve yerel idareler eliyle yürütülür diye

net olarak yazılmaktadır. Yerel yönetim çalışmalarının doğrudan halka en hızlı,

en etkin hizmet üretme mekanizmaları olarak kabul edilmesi ve güçlendirilmesi

gerekir. Artık çağımızda yerel yönetimlerin özelliği en temel hukuk kuralı

haline gelmiştir. Türkiye'de Avrupa yerel özerklik şartına imza atan ülkelerden

biridir. Bu şartın gereklerinin yerine getirilmesi ve yerel yönetimlerin

güçlendirilmesi Türkiye'de hem demokrasinin çıtasını yükseltecek hemde sorunlarımızın çözümüne katkı sunacaktır. Bu nedenle

Türkiye'nin Büyükşehir Belediyelerinden biri de Diyarbakır Büyükşehir

Belediyesidir ve 1 milyon 600 bin insana hizmet üreten bir kamu kurumudur. Ben

de bu kamu kurumuna belediye başkanı olarak halkın oylarıyla seçilerek göreve

getirildim. Demokrasilerde esas olan seçimlerde demokratik bir ortamda

demokratik bir yarış içerisinde herkesin inandığı siyasi programıyla ve hizmet

programıyla halkın karşısına çıkmasıdır. Tercihte bulunacak olan halktır. Bunun

dışındaki müdahaleler yerel yönetimi kesintiye uğratacak tutum ve davranışlar

hem vatandaşın mağdur olmasına hemde demokrasinin

sakatlanmasına neden olacaktır. Bu nedenle bir an önce serbest bırakılmamı ve

halka hizmet edebilmek için halkın bana verdiği bu görevi ifa edebilmem için

görevimin başında olmamın temin edilmesini istiyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.

Başvurucunun müdafilerinin ise tutuklama koşullarının bulunmaması nedeniyle

müvekkillerinin serbest bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür.

16. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 30/10/2016 tarihinde "üzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı

cezanın üst haddi" gerekçesiyle başvurucuyu silahlı terör

örgütü yönetme suçundan tutuklanması istemiyle Diyarbakır 1. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir.

17. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde Savcılık aşamasında verdiği ifadesini tekrar

ettiğini belirtmiş ve devamında "...Uzunca

yıllardır, demokratik yollarla siyaset yapmaktayım. Milletvekili yapmışım,

Belediye Başkanlığı görevini ifa ettim. Bir dönem bir partinin grup başkan

vekili ve eş başkanlığını yaptım. Bütün çalışmalarım, bütün faaliyetlerim

yasaların güvencesi altındadır. Parti programımızda olan ve politikalar

doğrultusunda seçimlere katıldık, halka parti programımızı anlattık, bunun

doğrultusunda oy istedik, faaliyetlerimin tamamının yasal olduğunu ve siyasi

parti faaliyeti ve demokratik bir hak olduğunu dile getirmek istiyorum. Bunlar

dışında herhangi bir yasa dışı faaliyetim mümkün değildir, yaptığım

çalışmaların tamamı siyasi ve demokratik bir faaliyettir. Düşünce ve ifade

özgürlüğü kapsamındadır. Muhalif bir partinin milletvekilliğini dahi yaptım.

Sert eleştirilerim olmuştur ancak bunlar demokrasi sınırları içerisinde

yapılmıştır. Muhalefet demokrasinin gereğidir. Kürt sorunu bu Ülkenin kanayan bir

yarasıdır. Bu sorunu çözebilmek için çeşitli çalışmalarım olmuştur, ben bunun

altını bir kez daha çözmek istiyorum. Ayrıca yerel yönetimlerin demokrasiler

için ne kadar kıymetli olduğunusizde takdir edersiniz

yerel yönetimler demokrasinin vazgeçilmez parçaları olarak siyasi hayatın

vazgeçilmezidir. Yerel yönetimler anayasamızda güvence altına alınmıştır, çok

açık net vurgulanmasa da yerel yönetimlerin seçilmişler eliyle yürütüldüğü

vurgulanmaktadır. Bu kentte belediye başkanlığı seçimine aday oldum ve bu

konuda bir kampanyam oldu, programımı halka izah ettim, nasıl bir programım

olduğunu anlatmaya çalıştım, onlarca mitingler yaptım,

ve çeşitli şekillerde kamuoyuna duyurmaya çalıştım. Bunun sonucunda Diyarbakır

halkı beni seçti ve yüksek bir oy alarak belediye başkanı seçildim. Başkan

olduktan sonra yaptığım hizmetlerin tamamı demokratik çerçevede yaptığım

çalışmalar, seçim aşamasında halka vaat ettiğim çalışmalarımı yerine getirdim.

Şiddetle, terörle anılmam hem kendime hem bulunduğum görev ve makamlara hakaret

olarak kabul ediyorum. Böyle bir girişimim asla olmamıştır. Dosya kapsamında da

bana sorulan soruların neredeyse tamamı yaptığım basın açıklamaları, miting

çalışmaları veya yaptığım siyasi katılımlara ilgili idi.

...Evimde yapılan aramada sadece kitapların

bir kısmının alındığı ve basın yayınlarının alındığı söylendi, bunların suç

unsuru olduğunu düşünmüyorum. İki üniversite okunmuş, bu Ülkede en kıymetli ve

aydın bir insanım, uzun yıllar siyaset ile uğraştım, gazetecilik yaptım, yazan

çizen bir insanım. Evimde 3 bine yakın kitap var, benim evimde her türlü kitap

var, kitapların suç sayılmasını ben uygun görmüyorum. Bunun dışında evimde

başka bir şey bulunduğuna dair bir ithamda bulunulmadı. Bulunan silahın benim

odamla ilgisi yoktur. Oda numarası verilmiştir, o silahın kime ait olduğunu

veya kimin kullandığını bilmiyorum. Belediyede 2500civarında kişi

çalışmaktadır. Kaç odası olduğunu dahi bilmiyorum. Benim kullandığım odada ve

odanın bulunduğu katta herhangi bir şey bulunmamış ve bu konuda suç isnat

edilmemiştir.

...Bir belediye başkanının cenazeye katılan

araçlara müsaade etmemesi söz konusu olamaz. Cenazelerin naklini ve defnini

ilgili yasal mevzuatta belediyelerin asli görevleri arasında sayılmıştır.

Belediyeler bir cenazeyi yerde bırakamaz. Yapılan otopsiden sonra belediyeye

ait cenaze aracı taşınır ve cenaze yakınları cenazenin nereye defin edileceğine

dair yönlendirme yaparlar. Bu organizasyonlar belediyeye ait değildir, sadece

belediye araçları cenazeyi alıp mezarlığa götürürler, herhangi bir flama veya

başkaca şeylerin kullanması belediyenin sorumluluğuna girmez, bunu belediye

olarak bizim engelleme imkanımız yoktur, bunu ancak

kolluk veya diğer Devletin kurumları cenaze sahipleri ile görüşüp

engelleyebilirler. Belediye olarak yaptığımız tek şey cenaze naklidir, bu da

belediyenin asli görevleri arasındadır.

...Cenazelerin birçoğuna katıldığım iddiasını

kabul etmiyorum. Son iki yılda kente ne kadar çok cenaze geldiğini sizde

biliyorsunuz, benim bu cenazelere katıldığım ithamı doğru değildir. Belki

kişisel olarak tanıdığım ya da aile dostu olduğumuz veya belediye olarak aileyi

ziyaretimiz olmuş olabilir, bunlarda insani bir şeydir, halktan oy istemek için

bunlar yapılabilir ve bu belediye başkanlığının görevleri arasındadır.

Cenazelerin tamamına katıldığım ithamını kabul etmiyorum, bu söz konusu olamaz

dedi.

...Belediyeye ait mezarlıkların terör örgütü

mezarlığı olarak kullanılmasına kişisel olarak izin vermem söz konusu değildir.

Belediyeye ait mezarlıkta özel bir bölüm yoktur, nereye defin yapılacağı

ailelerin isteği üzerine tespit edilir. Mezarlıklar aile bölümü mezarlığı var, veya tek tek defin edildikleri yerler var. Ailelerin

isteği üzerine belediyeler istekleriyerine getirir.

Belediyenin bir bölüm tahsis etmesi söz konusu olamaz. Yine varsa bazı

ibareler, herkes kendi mezarlığını yapar, o mezar sahibi aileleri bağlar,

belediye sadece defin işlemini yapar, mezarlığın bakımı veya onarımı ailelere

bırakılır dedi.Ayrıca bu

durum yıllardır geleneksel olarak aileler kendileri cenazelerin hangi kısma

defin edileceğini tercih ederler, defin işlemleri bu şekilde gerçekleşir,

hukuki mevzuatta bu şekildedir dedi.

...DTK'da benim

aktif bir görevim ve sorumluluğum söz konusu değildir. Orasını ben de kamu oyundanherkesin bildiği gibi biliyorum. Orası sivil toplum

örgütlerinin zaman zaman bir araya geldiği platform şeklindedir, bunun dışında

DTK ile ilgili sorumlu ben değilim, orada herhangi bir görevim ve yetkim

olmadığı için sorulan sorulara cevap verecek durumum yoktur dedi.Yapılan teknik takiplerde bahse konu kongre

merkezine benim girdiğim Savcı Beyin söylediğine göre 8 tespit mevcuttur, bu 8

defalık tespit 3 sene içerisinde yapılan tespitlerdir. Bu yere girmemin sebebi

de mekanda bulunan salonu yapacağımız duyuru ve basın

açıklamasıyla ilgili kullanmak amaçlıdır. Basın açıklamaları da onlarca

gazeteci ve kameranın önünde siyasi çalışmalarımız ve görüşmelerimizle alakalı

vermiş olduğumuz beyanlardır. Bunun haricinde benim DTK ile kurumsal bir

görevim ve sorumluluğum bulunmamaktadır dedi.

...Katıldığım yürüyüş, gösteri, miting ve

basın açıklamalarının vs gibi programların herhangi

bir illegal örgüt ile bir bağı asla yoktur. Bu programların büyük çoğunluğu

siyasi parti mensubu bulunduğum hatta eş başkanı olduğum partinin programlar ve

faaliyetlerdir. Bunlar yasal ve demokratik ve gösteri yürüyüş hakkını kulanmak kapsamındadır. Ben de milletvekili olarak partimin

eş genel başkanı olarak bu toplantı ve etkinliklere tabiki

iştirak ettim. Ama ben bunları herhangi bir illegal örgüt veya yasalara aykırı

olduğunu düşünmüyorum, bunlar örgütlerle bağlantılı değildir, demokratik ve

yasal protestolardır. Gösteri hakkının Anayasal bir hak olduğunun, aykırı

görüşleri dile getirmenin ifade özgürlüğü olduğunu ve bunların da demokrasinin

bir güvencesi olduğunu düşünüyorum. Bunlar olmaksızın demokrasiden söz etmek

mümkün değildir.

...Kürdistan'ın kurulmasına dair bir cümlem

yoktur, fakat Kürdistan kelimesini açıklamalarımda zaman zaman kullandım, bunu

herkes kullanır, bu coğrafive tarihi bir tanımdır.

Osmanlı belgelerinde kayıtları var, devlet sistemi içerisinde tanımı olan bir

tanımlamadır. Bu suç teşkil eden bir kelime değildir, fakat ben kürdistanın kurulmasına dair bir konuşma yaptığımı

hatırlamıyorum, böyle bir konuşmam olmadı dedi. Coğrafi tanım içerisinde Türkiye'deki

bazı alanları kapsamıyor, mezopotamyayı

kapsamaktadır. 'Amed kürdistanın

başkentidir' gibi bir cümlem olmamıştır, ancak şu kasıtla söylemiş olabilirim,

tarihsel olarak diyarbakır osmanlı

döneminde musula kadar uzanan eyaletin merkezidir.

Iraktaki kürdistan bölgessell

yönetiminde yaşayan ve diğer coğrafyalarda yaşayan insanlar için merkezi bir

yerdir, bu manada kullanılmış cümleler olabilir ancak resmi bir tanımını yapmam

mümkün değildir. Sokağa çıkma yasaklarının bir an önce kaldırılmasını ve mağdur

olan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılaması, çatışmaların durması ve

ölümlerin durmasına dair açıklamalarım olmuştur, keşke çatışmalar olmasaydı,

keşke hiç bu kadar insan evini barkını terk etmek zorunda kalmasaydı, ölümler

olmasaydı. Kişiler yaralanmasaydı, göçler meydana gelmeseydi, ben sorumlu bir

insan olarak bu Ülkeninkentinde yaşanan sorunların,

çatışmaların son bulması için çeşitli açıklamalar yaptım, kentin mülki amirleri

ile Vali ile görüşmeler yaptım, bu da kamu görevinin bir parçasıdır. Surda

yaşayan 55.000 insana karşı sorumluluğum var, bunların yaşam haklarını,

çocuklarının okula gitme sorumluluğunu düşünmek ve tasasını çekmek zorundayım.

Yaptığım açıklamalar bu çerçevededir.

...Sayın Öcalan ile ilgili kısma gelirsek,

bununla ilgili ifadelerim doğrudur, zaman zaman bu tür ifadelerde bulunmuşluğum vardır. Benim kendi tanımlamam değil, Devlet

ve Hükümet'de sayın Öcalan ilebazı

görüşmeler yapmıştır, kendisi bu konuda etki yapabilecek ve rol oynayacak bir

pozisyondadır.

...Benimgüvenlik

görevlileriyle yaşanançatışmalardahayatını

kaybedenler için bunlar bizim şehitlerimiz, kahramanlarımız gibi onları

unutmayacağız, hatıralarını yaşatacağız gibi sözlerim olmamıştır, sanırım dosya

kapsamında sözü edilen bir konuşma var. 12 eylül

darbesi dönemine ait Diyarbakır ceza evinde işkence ile katledilen ve henüz

suçlu olup olmadıkları yönünde bir belirginlik olmayan kişilere yönelik

yaptığım açıklamalar olabilir. Ağır işkencelere maruz kalmış bir insan olarak

12 eylül askeri darbenin yıl dönümünde onu kınayan ve

bu konuda açıklamalar yaparım. Meclise bu konuda önergeler verdim, Diyarbakır

ceza evinde yaşanan gerçeklerle yüzleşilmesini dile

getirdim. Beyanlarım bunlarla ilgilidir, bunun dışında başkaca bir beyanım

olmamıştır.

...Terör örgütünü simgeleyen bir şeylerin

belediye de kullanılması söz konusu değildir. Vefat eden kişi belediyemizin

meclis üyesi T.T.dir. Aynı zamanda belediye

meclisinde başkanlık divanı için yapılan seçimde ikinci başkan vekili olarak

seçilmiştir. Ben yani başkan olmadığı zaman birinci başkan vekili vekalet eder,

o da olmayınca ikinci başkan vekili vekalet eder. Bu arkadaşımız vefat edince üzüüntüsünü paylaşmak için rutin olarak belediye meclis

toplantısının bir kısmında, birkaç cümle ile ben kendi görüşllerimi

söyledim, meclis üyesi birkaç arkadaşımızda buna dair bir konuşma yaptılar. Bir

anma programı söz konusu değildir. Bir belediye meclisi, kendi üyesi vefat

etmişse onunla ilgiili bir başsağlığı ve acıyı

paylaşan bir tutum alması gerekir, bu meclisin sorumluluğu gereğidir. Bu kişi

bizim meclis üyemizdi, bu kişinin suçlu olup olmadığınıda

bilmiyoruz, zan altındaydı, ancak henüz yargılanması yapılmamıştı, şüpheli

pozisyonundaydı, kendisine terörist muamelesi yapılmasını da vicdani bulmuyorum

dedi.

Şunu eklemek istiyorum, gerçekten demokratik

siyasetin önemine inanmamız gerekiyor, bir ülkeyi kaostan, karmaşadanhukuk

normlarından uzaklaşmadan kurtarmamız gerekir. Adalet mekanizmasının demokratik

siyaset hakkını güvence altına alınacak biçimde hareket etmesi gerektiğini

düşünüyorum. Yerel yönetimler demokrasinin temel taşıdır, yerel ve yerinden

yönetim en etkili kamu hizmeti mekanizmasıdır. Yerel yönetimlerin mutlaka

güçlendirilmesi ve demokratik işleyişinin hakim

kılınması, seçimlerde halkın seçtiğine değer verilmesi ve seçimle gelenin

seçimle gitmesi ilkesinin esas alınması gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Nihayetinde halk iyiyi kötüyü idrak edebilecekdurumdadır,

seçimle gelen seçimle gitmelidir. Seçimle geleni başka bir yolla görevinden men

etmek, oy veren insanların ve seçmenlerin seçme hakkına yapılmış bir

müdahaledir. Anayasamız bunu güvence altına almıştır. Herkesin sınıfı,

cinsiyeti, sosyal mensubiyeti, ekonomik durumu ne olursa olsun, kimliği ne

olursa olsun herkesin oyu eşittir ve değerlidir. Bunlara değer verilmesi

gerektiğini düşünüyorum. Önemli bir görevi ifa ediyorum, 1.600.000 nüfusu olan

bir şehirde önemli bir görev ifa ediyorum. Bir an önce bu hukuksuzluğa bir son

verilerek görevime dönmek istiyorum dedi.Hayatım

boyunca hiçbir mahkemeden veya yargılanmaktan kaçmadım, ne zaman çağrıldım ise

ifade vermeye gittim, şimdiye kadar onlarca soruşturma yürütülmüş ve ne zaman

çağrılmışsa ifadeye gitmişim, adalet mekanizmasının işlemesinden yanayım. Bu

nedenle tutuklama tedbirini hak ettiğimi düşünmüyorum. Bu zamana kadarher çağrıldığında ve ihtiyacım olduğunda adalet

mercilerine gitmişim." şeklinde beyanda bulunmuştur.Başvurucunun

müdafileri de tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterekmüvekkillerinin

serbest bırakılmasını talep etmiştir.

18. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/10/2016 tarihli

kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına

karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"[Başvurucunun] üzerine atılı silahlı terör örgütü yönetme suçu işlediğine dair suç

şüphesi ile tutuklanması için Hakimliğimize gönderilmiş ise de dosya tetkikindeHakimliğimizin kanaati üzerine suçun terör örgütü

yönetmek olmayacağı, terör örgütüne üyelik unsurlarının oluşacağı yönünde şüphe

oluşmakla şüphelinin terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine yönelik kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren dosyadaki şüpheliye ait yerlerde yapılan

aramada ele geçen argümanlar, ( ... adresinde ele geçen dökümanlar

ve bu dökümanlara ilişkin Emniyetçe hazırlanmış olan

değerlendirme raporu, Elazığ caddesi üzerinde bulunan Belediye hizmet binası

adresinde ele geçen dökümanlar ve bu dökümanlara ilişkin Emniyetçe hazırlanmış olan

değerlendirme raporu) şüphelinin terör örgütü çağrısı üzerine terör örgütü

faaliyetleri ve fikirlerini savunmak amacı ile düzenlenen ve Devletin ve

güvenlik güçlerinin kamu güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmalarını engellemek

amaçlı düzenlenen bir çok program, gösteri, miting, basın açıklaması (

24/11/2013, 15-16/01/2012, 13/01/2011, 24/03/2011, 21/10/2012, 30/10/2012,

02/11/2012, 03/11/2012, 08/03/2014, 21/03/2014, 15/02/2015, 11/07/2015,

20/07/2015, 13/08/2015, 11/09/2015, 10/09/2015, 03/10/2015, 04/10/2015,

05/10/2015, 12/11/2015, 20/11/2015, 25/11/2015, 10/12/2015, 06/02/2016,

08/03/2016, 21/03/2016, 16/04/2016, 02/07/2016, 11/05/2016, 30/06/2016,

03/07/2016, 15/08/2016, ) ayrıca yine terör örgütünün faaliyetlerini meşru

göstermek için örgütün Devletin yasal silahlı unsurlarıyla çatışırken etkisiz

hale getirilmiş mensuplarının cenaze törenlerine katıldığı, terör örgütü ele başısı Abdullah Öcalan'ın bizzat talimatı ile kurulan DTK'nın faaliyetlerine yoğun bir şekilde katıldığı,

bazılarında konuşmalar yaptığı, bu DTK'nın terör

örgütünün en önemli üst organı kabul gördüğü, ayrıca tüm alanlara yayılma amacı

güden örgüt yapılanmasının çatı yapısı olduğu ve yasama organı olduğu yönünde

tespitlerin bulunması, yapmış olduğu ve katılmış olduğu birçok programlarda

terör örgütü ele başı olduğu herkesçe bilinen ve sabit olan Abdullah Öcalan

hakkında saygın ifadeler kullandığı, kürt halkının

lideri olarak gösterdiği, ( kürt halk önderi sayın öcalan siz merak etmeyin biz herşeyi

hal ederiz, kürt halk önderi sayın öcalan'ı biz kürdistanda siyasi

irade olarak kabul ediyoruz, ..... gibi ifadeler

kullandığı, ) birçok programda Öcalan'a özgürlüğü vurgulayan çalışmalar ve

konuşmalar yaptığı, konuşmalarının bazı kısımlarında bölücülük anlamında kürdistan tabirlerini sıkça kullandığı, ( kürt sorunu, kürdistan sorunu bir

devrim sorunudur, halk olarak kürt sorununu radikal

biçimde çözmek konusunda kararlıyız. Biz kürt halkı

olarak özgürlüğe ihtiyacımız var, kürt halkı olarak

kendi dilimizle, kendi kimliğimizle ama vatanımızda özgürce yaşamaya

ihtiyacımız var. Kürdistanın dört bir parçasından

gelenler evinize hoşgeldiniz, hepiniz kürdistanın başkentine hoşgeldiğiniz,

Amed'e hoşgeldiniz, ..... gibi ifadeler kullandığı,) yine konuşmalarının

birçoğunda terör örgütü üyelerinden hayatını kaybedenlerden şehitler diye

bahsettiği, (şehit kadın yoldaşlarımızdan L.K., B., Z. yoldaşlarımızdan her

birini saygı ve şükranla yad ediyorum, S., L., F. ve tüm kadın yoldaşlarımız

dört parça kürdistanda halkımızın özgürlüğü için

mücadele eden, hepsi kürdistan şehitleridirler,

hepsini zaferle anıyorum, kürt halkının direnişine

selam olsun,) ayrıca belediyenin imkanlarını kullanarak Devletin silahlı yasal

unsurlarıyla çatışırken etkisiz hale getirilen teröristlerin cenazelerinin

kaldırılması sırasında bilinçli olarak terör propagandası yapılmasına göz

yumulduğu, Devletin resmi araçlarına terör örgütünü simgeleyen sözde bayrak,

flama ve renklerin asıldığı, etkisiz hale getirilen terör unsurlarının

resimlerinin asıldığı, ayrıca belediyeye ait mezarlık olarak tahsis edilen

Diyarbakır Bağlar ilçesi, Yeniköy mahallesi Orhan Doğan cad.,

1056 sk. ve Karanfil altı caddeleri ile çevrilmiş

olan Hassi mezarlığın ana giriş kapısı olan Orhan

Doğan caddesindeki kapıdan girildiğinde yolun solunda sol tarafta ayrılmış olan

köşe alanı örgüt mezarlığı ve şehitliği haline getirttiği, söz konusu yerde

bulunan mezarlarının hepsinin nizami bir şekilde yaptırıldığı, hepsinin birebir

aynı olduğu, mezar taşlarının aynı olduğu, renklerinin dahi aynı olduğu, bu

nedenle şüphelinin savunmasında cenaze sahipleri kendileri yaptırır savunması

var olan gerçekle uyuşmadığı, bu hususunda Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü

tarafından tespit edildiği, tespit tutanağının dosyanın içinde bulunduğu,

ayrıca terör örgütü üyesi olduğu için gözaltına alınan ve gözaltında yapılan

bir saldırı neticesinde hayatını kaybeden kişi için mecliste anma yapıldığı bu

anma sırasında bu kişinin örgüt üyesi olduğunu anımsatan renk ve işaretlerin

kullanıldığı, konuyla ilgili ulusal ve yerel basında belediye meclisinde

terörist anıldığı şeklinde haberlerin çıktığı, belediyede yapılan aramalarda

terör örgütünün Diyarbakır başta Sur ilçesi olmak üzere çeşitli yerlerinde

yapılan Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı silahlı ve bombalı eylemlerini

meşrulaştırıcı örgütün ideolojisinin savunulduğu,propaganda

ve örgüte alan kazandırmaya yönelik basılmış eser olan ve üzerinde 5 TL ibaresi

bulunan para karşılığı satılarak örgüte destek sağlandığına yönelik kolluğun

değerlendirmesi bulunan derginin yakalanmış olması, yineşüphelinin

ikametinde yapılan aramada SUR2016RAPOR ibaresinin üzerinde yazılı olduğu cd

bulunduğu, bu cd'nin içerisinde Türkçe ve İngilizce

olarak hazırlanmış belgelerin bulunduğu, belediyeye ait armaların kullanıldığı,

sivil toplum kuruluşları ile yabancı kuruluşlara cevap niteliği taşıyan

yazıların bulunduğu, bu belgelerde kentin yıkılmasında Devletin yasal silahlı

unsurları olan, Polis, Asker, Jandarma gibi kurumların suçlandığı, terör

örgütünün meşrulaştırıldığı, YDG-H ve PKK militanların muhalif güçler olarak

belirtildiği, ve ülkede yaşanan terör olaylarında sorumlunun Devlet olarak

gösterildiği, dosya içerisinde bulunan delillerin sıklığı, yapılan fiillerin ve

eylemlerin tarihsel yakınlığı, yapılan eylemlerin ve fiillerin ve ele geçen

diğer suç unsurlarının eylemsel bütünlüğü, fikirsel parallelliği

ve ilkesel ve amaçsal doğrultusu birlikte

düşünüldüğünde şüphelinin suçu işlediğine dair Yargıtay kriterleri ve

içtihatları doğrultusunda kuvvetli suç şüphesi oluştuğugöz

önünde bulundurularak suçu işlermiş olduğu hususundasomut

delile dayalıkuvvetli şüphe oluşturması nedeniyle ve

yargılama sonucunda suçlu bulunması halinde alacağı ceza miktarı göz önünde bulundurularakAvrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 5.

Maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 anayasasınn

19. Maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın

100/1 maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin

mevcut olduğu müsnet suçun CMK'nın

100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması,müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst

sınırı,verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama

tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağı anlaşıldığından şüphelinin CMK'nun 100

maddesi gereğince tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

19. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 11/11/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, terör

örgütü propagandası yapma (41 kez),kanuna aykırı

toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden

dağılmama suçlarından

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

20. İddianamede, başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana

yayılması için oluşturulduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresinin (DTK)

kuruluş sürecinde görev aldığı, ayrıca DTK tarafından organize edilen birçok

etkinliğe katıldığı, bu etkinliklerde konuşmalar yaptığı ve bu konuşmalarda

PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

Ayrıca başvurucunun çeşitli tarihlerde PKK/KCK silahlı terör örgütünün

propagandasını yaptığı, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği ileri sürülmüştür.

21. İddianamede suça konu edilen bu konuşmalardan ve eylemlerden

bazıları özetle şöyledir:

- 21/10/2012 tarihinde BDP Bağlar ilçe binası önünden E tipi

Ceza İnfaz Kurumuna kadar "Abdullah

Öcalan'a uygulanan tecrit ve ceza evlerinde başlatılan açlık grevleri"

ile ilgili yürüyüş planlanması akabinde 20/10/2012 tarihinde eylem ve

etkinlikler Valilik makamınca yasaklanmış olmasına karşın "Bıji serok apo, kürdistan

faşizme mezar olacak." şeklinde slogan atıldığı ve "Susmak ölümlere ortak olmaktır ölümlere göz

yummayacağız." şeklinde pankart asıldığı, başvurucunun bahsi

geçen eyleme katılarak terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı

ileri sürülmüştür.

- PKK/KCK silahlı terör örgütü adına yayın yapan www.fıratnews.bz isimli sitenin

14-15/10/2012 tarihli yayınlarında “PKK ve

PJAK lı mahkumlar tarafından PKK/KCK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük

koşullarının yaratılması ve üzerinde uygulanan sözde tecride son verilmesi ve kürtler üzerindeki baskıların sonlandırılması amacıyla

12/09/2012 günü itibariyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlanılmıştır.”

şeklinde haberlere yer verildiği,30/10/2012 tarihinde örgüte ait internet

sitelerinde yapılan çağrılar üzerine Valiliğin yasaklama kararına rağmen Dicle

Yas Evinden Ceza İnfaz Kurumuna yürüyen şahıslara dağılmaları konusunda birçok

kez çağrı yapıldığı, buna karşın şahısların yol ve caddelerde bulunan kamu

güçlerine ve kamu mallarına yönelik taşlı, molotoflu

ve havai fişekli saldırılarda bulunduğu, aralarında başvurucunun da olduğu

grubun yapılan tüm çağrılara rağmen ısrarla dağılmadığı tespit edilmiştir.

- 2/11/2012 tarihinde, Diyarbakır'da kaldırım üzerinde Abdullah

Öcalan'a özgürlük ve bunun için yapılan açlık grevlerine destek amacıyla basın

açıklaması ile oturma eyleminin yapıldığı,

"Susmak ölüme ortak olmaktır, ölümlere göz yummayacağız, direne direne

kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz, devrimci tutsaklar onurumuzdur, yaşasın

zindanların direnişi, yaşasın başkan Apo."

şeklinde sloganların atıldığı ve yine benzer mahiyette pankartların taşındığı,

başvurucunun bahsi geçen eyleme katılarak terör örgütünün cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun www.facebook.com/kisanakgultan/ adresli

Facebook hesabında 7/6/2014 tarihli bir paylaşımın yer aldığı, üç şahsın

bulunduğu video paylaşımının üzerinde

“Lice’de, Karakol kalekol ve askeri operasyonlara

karşı direnişte olan halka gerçek mermiler ile müdahalede bulunan askerler 2

yurttaşımızı katletti.” şeklinde bir yazının yer aldığı,

başvurucunun bahsi geçen fotoğrafı ve yazıyı profilinde paylaştığı, bu

paylaşımın yaklaşık 13.000 kişi tarafından beğenildiği ve 13.922 kez

paylaşıldığı, yürütülen operasyonlarda sivil insanların kasti olarak

öldürüldüğü şeklinde yapılan yorumla birlikte operasyonlara gayrimeşru özellik

verilmeye çalışıldığı, örgüt mensuplarının gerçekleştirdikleri eylemleri

meşrulaştırdığı ve bu şekilde başvurucunun terör örgütünün cebir şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucuya ait

www.facebook.com/kisanakgultan/ adresine ait Facebook hesabında

8/6/2014 tarihli bir paylaşımın yer aldığı, bir şahsa ait cenaze merasimi

fotoğrafının üzerinde “B.nin

cenazesi Yeniköy mezarlığına doğru yola çıkarıldı, Lice de askerler tarafından

vurularak katledilen 26 yaşındaki R.B. nin cenazesi

yüzlerce kişi tarafından...” şeklinde bir yazının yer aldığı,

başvurucunun bahsi geçen fotoğrafı ve yazıyı profilinde paylaştığı, bu

paylaşımın yaklaşık 13.000 kişi tarafından beğenildiği ve 1.043 kez

paylaşıldığı, "Askerler tarafından

vurularak katledildi." şeklindeki beyanın terörle mücadelede

görev alan kolluk kuvvetlerinin eylemlerini gayrimeşru gösterdiği, bununla

birlikte örgüt mensuplarının eylemlerini meşrulaştırdığı ve bu şekilde

başvurucunun terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun www.facebook.com/kısanakgultan/ adresli

Facebook hesabında 7/12/2014 tarihli bir paylaşımın yer aldığı, “Gülizar ana halkın anası olmayı haketti.”

şeklindeki yazının altında başvurucunun başka bir şahsın resmi ile çekilmiş

fotoğrafının yer aldığı, resimdeki kişinin PKK’nın kurucularından A.H.K.nın annesi G.K. olduğu, fotoğraf ve üzerinde yapılan

yorum ile başvurucunun terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı

ileri sürülmüştür.

- 21/3/2015 günü Diyarbakır'da düzenlenen nevruz etkinliğinde

başvurucunun “Kürdistanın

başkentine hoşgeldiniz, Önder aponun

nevruzunu kutluyorum.” şeklinde sözler sarf ettiği, bu sözlerin

terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

şekilde terör örgütünün propagandası sonucunu doğurduğu ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun www.facebook.com/kisanakgultan/ adresli

Facebook hesabında 22/03/2015 tarihli bir paylaşımın yer aldığı “İzmir newruzu-22/03/2015-Gündoğdu meydanı” olarak

belirtilen paylaşımın başında “Rahşanın yaktığı meşale İzmir gündoğdu

meydanında yakılıyor mazlum doğan diyarbakır

zindanında bedenini ateşe verdiği için bugün izmirde newruz kutlanıyor emeğimiz direnişimiz boşa gitmedi.”

şeklinde bir yazının yer aldığı, PKK terör örgütünün kurucularından M.D.nin gerçekeştirildiği eylemin

övüldüğü ve meşru gösterildiği, böylece başvurucunun terör örgütünün cebir

şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- 29/6/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün Suriye kanadı olan

YPG/YPJ ile DAEŞ terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışma sonucu

öldürülen örgüt üyesi cenazesinin Diyarbakır'daki defni esnasında “Şehitler ölmez yaşasın kobani

direnişi” örgüt propagandası niteliğini haiz sözler sarf edildiği ve

terör örgütünü simgeleyen bayrağın taşındığı, başvurucunun bahsi geçen eyleme

katılarak terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- 19/8/2015 günü Sur ilçesinde gözaltıları

protesto amaçlı Diyarbakır'da yapılan açıklamada başvurucunun “Buna tüm Türkiye sessiz kalırsa bugün Sur’da olan bugün Silvan’da olan bugün Lice’de yaşananlar

yarın Türkiye’nin batısında da yaşanacak, Devlet gelir benim belediye başkanımı

gözaltına alırsa bende özerklik ilan ederim tabiki”

şeklinde örgüt propagandası taşıyan ve bu kapsamda terör örgütünün cebir şiddet

veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek sözler sarfettiği

ileri sürülmüştür.

- 10/9/2015 tarihinde Diyarbakır'da, Cizre ilçesinde

PKK/KCK terör örgütüne yönelik devam eden operasyonları protesto etmek amacıyla

gerçekleştirilen eylemde ıslık çalma, düdük çalma fiillerinin dışında terör

örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek tarzda “Cizre halkı yalnız değildir, direnişiniz

direnişimizdir.” şeklinde pankart asıldığı, başvurucunun da bahsi

geçen eyleme katıldığı tespit edilmiştir.

- 4/10/2015 tarihinde vefat eden iki şahsın cenaze işlemleri

sırasında 5/10/2015 tarihinde yapılan eylemde “Şehitler

ölmez... Ey şehit kanın yerde kalmayacak... Canımızla kanımızla seninleyiz ey

başkan... Başkansız yaşam olmaz... PKK intikam” şeklinde sloganların

atıldığı ve “Özgürlüğün geldiği gün ölmek

yasak Ş. Rezzan.” şeklinde pankart taşındığı, başvurucunun da bahsi geçen

eyleme katıldığı tespit edilmiştir.

- 12/11/2015 tarihinde Diyarbakır'da, Silvan ilçesinde

gerçekleştirilen operasyonları protesto amaçlı yapılan yürüyüş ve basın

açıklamasında “Devrim Çarkı”

isimli marşın söylendiği, Abdullah Öcalan’a ait pankartların ve yine “Sokaklardayız. direniyoruz.

yasa tanımıyoruz. YDK” ibarelerinini

bulunduğu flamaların taşındığı, başvurucunun bahsi geçen eyleme katılarak terör

örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- 20/11/2015 tarihinde Diyarbakır'da, Nusaybin'de PKK/KCK terör

örgütüne yönelik yürütülen operasyonlar sırasında öldürülen örgüt üyesi S.Y.

isimli şahsı anmak için düzenlenen gösteride başvurucunun “Öz savunma haktır... Özyönetimin inşaasına direnen yaşamını yitiren kadınların mücadelesini

yükseltmek için yürüyoruz.” ibareleri bulunan bildiri dağıttığı ve

bu kapsamda terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüşür.

- 6/2/2016 tarihinde PKK kadın kollarının düzenlediği

organizasyonlarda, PKK/KCK terör örgütüne yönelik Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde

yapılan operasyonları protesto etmek için tertip edilen barış nöbeti sırasında “Kürdistanda yaşayan YPG

ye bin selam.. Yaşasın Sur direnişi..

Yaşasın YPG direnişi.. Sabah akşam farketmez

YPJ affetmez.. Katil devlet kürdistandan

defol.. Katil devlet hesap verecek.” şeklinde

sloganların atıldığı ve başvurucunun burada yaptığı basın açıklamasında “Sur da direnen halkımız adına..

bu vahşete bu savaşa.. eminimki annesinin karnında katledilen bebeği 3 aylık

anayı biliyorsunuz.. şu savaşı şu vahşeti ölümü

durdurmamız lazım.” şeklinde sözler sarf ettiği ve böylece terör

örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- 8/3/2016 günü Diyarbakır'da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü

açık hava toplantısında başvurucunun yaptığı basın açıklamasında “Yüreğimizin bir parçası Sur’da

bir parçası Cizre’de bir parçası Nusaybin’de.. Ne

yazık ki kadınların bu sesine savaşla tankla topla ölümle yanıt verdiler.”

şeklinde sözler sarf ettiği ve böylece terör örgütünün cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- 21/3/2016 tarihinde gerçekleştirilen nevruz mitinginde

Abdullah Öcalan'a ait resimlerin ve terör örgütünü simgeleyen bez parçalarının

belirli aralıklarla gösterildiği, hendek kazan ve barikat kuran,silahlı örgüt mensuplarının gösterildiği, terör

örgütü propagandası niteliğini haiz pankartların açıldığı ve sözlerin sarf

edildiği, başvurucunun burada yaptığı konuşmada

“Selam olsun direnenlere selam olsun Sur’a Selam

olsun Nusaybin’e.. tutsaklara karşı onurlu bir

mücadeleye.” şeklinde sözler sarf ettiği ve bu kapsamda terör

örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

22. Savcılık, başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki

değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmelerden bazıları özetle

şöyledir:

"...

Şüphelinin PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün 5.

Genel Kurulunun sonuç bildirisinde ilan edilen KCK terör örgütü yapılanmasının

amacı doğrultusunda tabana yayılma faaliyeti olarakve

ileride kurulacak sözde özerk kürdistan’ın bir nevi

ulusal kurucu meclisi olarak kabul gören DTK’nın

içerisinde yönetici olarak aktif bir şekilde faaliyet gösterdiği hususunda kuvvetli

şüpheye ulaşıldığı anlaşılmıştır.

...

Çeşitli tarihlerde PKK/KCK silahlı terör

örgütünün propagandasını yaptığı ve 2911 sayılı yasaya muhalefet ettiği ...

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olan

şüpheli[nin] terör örgütü propagandasına dönüşen bu eyleme bizzat katılarak konuşma

yaptığı ve bu kapsamda terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütünün propagandasını yaptığı,

...Diyarbakır Büyükşehir

Belediye Başkanı olan şüphelinin böyle bir etkinliğe katılmakla terör örgütünün

cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör

örgütünün propagandasını yaptığı tespit edilmiştir.

...

Şüphelinin 21/10/2012 tarihinden 15/08/2016

tarihine kadar gerçekleştirmiş olduğu terör örgütünün propagandası

niteliğindeki eylemleri açısından 5237 sayılı TCK nın

43. maddesinde belirtilen 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında' hükmünün

uygulanamayacağı, yaklaşık 4 yıllık bir zaman zarfında farklı farklı olaylar

kapsamında bahsi geçen eylemlerin gerçekleştirildiği, her ne kadar mağduru

belli olmayan suçlar açısından da bu hükmün uygulanacağı belirtilmiş ise de

birbirinden bağımsız niteliğe haiz propaganda suçu açısından tek bir cezaya hükmedilmesinin

kabul edilemeyeceğikanaatine varılmıştır.

...

Son dönemde Sur ve Cizre ilçelerinde PKK/KCK

bölücü terör örgütü tarafından sözde özerk bölge oluşturma amacıyla yoğun

şekilde gerçekleştirilen hendek kazma, bomba tuzaklama, güvenlik güçlerine

yönelik silahlı ve roketli saldırıların sahiplenildiği ve bu saldırıların

direniş/mücadele olarak nitelendirildiği, saldırılara yönelik gerçekleştirilen

operasyonların toplu katliam ve abluka olarak, etkisiz hale getirilen silahlı

bölücü terör örgütü mensuplarının şehit olarak dile getirildiği, bu şekilde

bölücü terör örgütüne açıkça destek verildiği ve örgüt mensuplarının, barikat

ve hendeklerin açıkça sahiplenildiği gibi bölücü terör örgütüne yönelik

güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili olumsuz bir algı da

oluşturulmaya çalışıldığı, silahlı örgüt mensuplarının masum gösterilmeye çalışıldığı,bölücü terör örgütünün çıkarları doğrultusunda

ülkemizin bölünmez bütünlüğü aleyhine açıklamalar yapıldığı, KCK

örgütlenmesinin sözde kürdistan devleti kurma

amacının bir ayağı olan öz yönetim ilanlarının meşru gösterilmeye çalışıldığı,

böylelikle KCK örgütlenmesine ve teröristbaşı

Abdullah Öcalan'a bağlılığın gösterildiği, şüphelinin yukarıda açıklanan ve

özellikle örgütün direkt ve internet siteleri vasıtasıyla yapmış olduğu

çağrılara uyarak, yasadışı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldığı, burada

bölücü terör örgütünün propagandasını yaptığı ... kanaatine varılmıştır."

23. Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesine

tevzi edilmiş,28/11/2016 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve

E.2016/3 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. 2/12/2106

tarihinde yapılan tensip incelemesi sonucunda başvurucunun tutukluluğunun

devamına ve duruşmanın 25/1/2017 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir.

Tutukluğun devamına ilişkin kararın gerekçesi şu şekildedir:

"...üzerlerine atılı eylem nedeniyle

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması,

sanıkların savunmalarının alınmamış olması ve dolayısıyla kanıtların henüz

tamamen toplanmamış olması, sanıkların tutuklulukta geçirdikleri süre, atılı

eylemin CMK'nun 100/3. maddesindeki sayılan suçlardan

olması, eylemlerin sabit olması halinde kanunda öngörülen cezanın alt ve üst

sınırı dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz

kalacağı ...[anlaşılmıştır.]"

24. Mahkeme 20/12/2016 tarihinde ise kamu güvenliği gerekçesiyle

davanın nakli için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuruda bulunmuştur.

25. Bakanlığın davanın nakli talebini inceleyen Yargıtay 5. Ceza

Dairesi 19/1/2017 tarihinde yargılamanın "esas yetkili mahkemesinde

yapılması durumunda kamu güvenliği yönünden açık ve yakın tehlikenin söz konusu

olabileceği" gerekçesiyle davanın Malatya Ağır Ceza Mahkemesinde

görülmesine karar vermiştir.

26. Anılan karar uyarınca Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi

3/2/2017 tarihinde söz konusu dava dosyasını Malatya Nöbetçi Ağır Ceza

Mahkemesine göndermiş, tevzi işlemi sonrasında dava dosyasının Malatya 1. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2017/145 sırasına kaydı yapılmıştır.

27. Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi 22/2/2017 tarihinde tensip

incelemesiyle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:

"...işlemiş oldu[ğu] iddia edilen

suçların vasıf ve mahiyeti, CMK’nın 100/3. maddesi

uyarınca katalog suçlardan oluşu, tutuklu sanığın cezalandırılması istenen yasa

maddesinde ön görülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın üst sınırı, tutuklulukta

geçirilen süre, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosyada mevcut

Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen fezleke içerikleri, gizli tanık

Bahar'ın beyanları, ... tarihli teknik araçlarla izleme ve dinleme ve çözüm

tutanakları, dosya kapsamındaki tüm görüntü inceleme ve tespit tutanakları,

Sabah gazetesinin "Gültan Kışanak Örgüt

Denetlemesinde" başlıklı haberi ve bu habere istinaden Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığına ilişkin 03/10/2011 tarihli tutanak, CMK’nın 100. maddesinde ön görülen tutuklama şartlarının

halen devam ediyor olması ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı ...[anlaşılmıştır.]"

28. Mahkemece 22/3/2017 tarihinde yapılan incelemede

başvurucunun tahliye talebinin reddi ile tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

29. Başvurucunun bu karara itirazı üzerine Malatya 2. Ağır Ceza

Mahkemesince 29/3/2017 tarihinde " ... Sanığınüzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,

sanığın iddianame konusu eylemi gerçekleştirmiş olabileceği yönünde somut

delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin bulunması, kanundan kaynaklanan

tutuklama sebeplerinin varlığı, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, yasada

öngörülen cezanın alt ve üst sınırına göre tutukluluğun ölçülü bulunması,

belirtilen sebeplerle sanık hakkında tutuklama şartlarının oluşup devam ettiği,

sanık hakkında CMK 109. maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirlerinin

yetersiz kalacağı" gerekçesiyle itirazın reddine karar

verilmiştir.

30. Anılan karar 6/4/2017 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

31. Başvurucu 5/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

32. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; isnat edilen eylemlerin ifade özgürlüğü ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

36. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların tamamı

değişik tarihlerde milletvekili, bir siyasi parti eş genel başkanı ve belediye

eş genel başkanı sıfatıyla katıldığı toplantı, miting, basın açıklaması ve

konferanslar gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalardır. Bu faaliyetler ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken suça konu edilmiştir.

37. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını iddia

etmiştir. Başvurucu ayrıca belediye eş genel başkanı olması nedeniyle adli

kontrol hükümlerinin uygulanması yerine ölçülülük ilkesinin ihlal edilerek

hakkında tutuklama kararı verildiğini belirtmiştir.

38. Sonuç olarak başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

41. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

42. Genel ilkeler için bkz. Gülser

Yıldırım (2), §§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, PKK silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (bkz. § 18, 33).

44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

45. Başvurucunun

tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun

konutunda ele geçirilen SUR RAPOR 2016

ibareli bir kitap ve kitabın içinde bulunan aynı başlıklı 1 adet CD içeriğine,

başvurucunun PKK terör örgütünün çağrısı üzerine birçok program, gösteri ve mitinge

katılmasına ve basın açıklamasında bulunmasına, örgüt mensuplarının cenaze törenlerine

katılmasına, Belediyenin araçlarına terör örgütünü

simgeleyen bayrak, flama ve renkler ile ölen örgüt mensuplarının resimlerinin

asılmasına, Belediye Meclisi binasında ölen örgüt üyesi için anma yapılmasına,

bu anma sırasında onu anımsatan renk ve işaretlerin kullanılmasına ve DTK

bünyesindeki faaliyetlerine değinerek PKK silahlı terör örgütünün üyesi olma

suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 18).

46. Kamuoyunda hendek

olayları olarak bilinen terör olaylarının yaşandığı dönemde PKK;

aralarında Sur, Cizre, Silvan, Lice ve Nusaybin'in de bulunduğu -Doğu ve

Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki- bazı yerleşim yerlerinde cadde ve sokaklara

hendekler kazıp barikatlar kurmak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirmek

suretiyle şehirlerin bir kısmında öz yönetim

adı altında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. Güvenlik görevlileri, bu hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması, böylelikle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmıştır. Bu kapsamda Sur, Cizre, Lice ve

Nusaybin'de de operasyonlar gerçekleştirilmiş; bu operasyonlarda çok sayıda

ağır silah ve patlayıcı madde ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış, barikatlar

kaldırılmış ve ayrıca çok sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir (bkz. §

8).

47. Soruşturma mercilerinin yaptığı tespitlere göre başvurucu bu

olayların yaşandığı dönemde Diyarbakır'da “Öz

savunma haktır... Özyönetimin inşaasına direnen

yaşamını yitiren kadınların mücadelesini yükseltmek için yürüyoruz.”

ibareleri bulunan bildiri dağıtmış; yine Diyarbakır'da halka hitaben yaptığı

basın açıklamalarında“Buna tüm Türkiye sessiz kalırsa bugün Sur’da

olan bugün Silvan’da olan bugün Lice’de yaşananlar yarın Türkiye’nin batısında

da yaşanacak, Devlet gelir benim belediye başkanımı gözaltına alırsa ben de

özerklik ilan ederim tabiki” ; “Sur'da direnen halkımız

adına ... bu vahşete bu savaşa ... şu savaşı şu vahşeti ölümü durdurmamız

lazım”; "Yüreğimizin bir parçası Sur’da bir

parçası Cizre’de bir parçası Nusaybin'de ... Ne yazık ki kadınların bu sesine

savaşla tankla topla ölümle yanıt verdiler” ve “Selam olsun direnenlere selam

olsun Sur’a Selam olsun Nusaybin’e ... tutsaklara

karşı onurlu bir mücadeleye...” şeklinde ifadeler kullanmıştır.

48. Başvurucunun yaptığı konuşmalarda, PKK mensuplarının yaptığı

eylemleri direniş ve savunma

olarak, bu kişilerin öldürülmesini ise savaş

ve vahşet olarak nitelendirerek

PKK'nın silahlı mücadelesini övdüğü ve bunu meşrulaştıran sözler sarf ettiği

soruşturma mercilerince belirtilmiştir(bkz. § 21).

Anılan bu konuşmalar, hendek olaylarının yoğunlaştığı yerlerden birinde

Diyarbakır'da yapılmıştır. Bu itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun

siyasi konumunu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönemi ve yeri, konuşmaların

içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alıp yukarıda yer verilen ifadeleri

içeren konuşmaları terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak

kabul etmelerinin temelsiz olduğu söylenemez.

49. Buna göre başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

50. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

51. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçuna ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog

suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 18).

52. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar öngörülen

suç tiplerindendir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın

ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, § 161).

53. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

54. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/07/2017, § 76).

55. Başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel olarak 2011

yılı Ocak ayı ile 2016 yılı Ağustos ayı arasındaki eylemlere

ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların işlendiği tarihten uzunca bir

süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olup olmadığının da

incelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki (suç tarihi ile

tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu) bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur(Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016§§

139-141; Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 228-232).

56. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede beş

yıllık süre içinde işlendiği ileri sürülen birçok eylem mevcuttur. Bu kapsamda

çok sayıda soruşturma yürütüldüğü görülmektedir. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi tarafından kuvvetli belirti olduğu kabul edilen eylemler genel olarak

2015 yılı sonu ve 2016 yılı başlarında işlenmiştir. Başvurucunun terörle

bağlantılı olarak suç işlediğine yönelik kuvvetli belirti oluşturan fillerin

gerçekleşme tarihinden kısa bir süre sonra başvurucu hakkındaki çok sayıda

soruşturma dosyasının -eylemlerin birlikte değerlendirilmesi bakımından-

birleştirildiği ve başvurucunun 2016 yılı Ekim ayında gözaltına alınıp

tutuklandığı görülmektedir. Dolaysıyla somut olayda soruşturma süreci

bakımından tutuklamanın ölçülü/gerekli olmadığını söylemek mümkün değildir.

57. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64).

58. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş, § 176).

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu, matbu gerekçelerle tutukluluğunun devamına karar

verildiğini ve siyasi faaliyetlerine katılma hakkı açısından tutukluluk hâlinin

makul sürede sonlandırılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

61. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

62. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

63. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan makul sürede yargılanmayı ve serbest bırakılmayı isteme haklarının

birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 60; Halas Aslan, B. No:

2014/4994, 16/2/2017, § 66).

64. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,

bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili

yargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep

edebilirler. Bu hakkın bir yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüpheli veya sanığın soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebileceği

belirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde de tutukluluğun soruşturma ve

kovuşturma evrelerinde belirli süreleri aşmayacak şekilde resen incelenmesi

gerektiği ifade edilmiştir. Yargı organlarınca, tutukluluğun her aşamasında

gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan

incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas

Aslan, § 67).

65. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Genel olarak yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının konusudur. Kişilerin fiziksel hürriyetlerinin

kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği Anayasa'nın 19. maddesine göre

öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması gerekir. Bununla birlikte maddenin

tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması

gerektiğine de işaret ettiği görülmektedir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan

kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği

diğerlerine göre daha fazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında belirtilen tutuklu kişinin makul

sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına göre

daha yüksek bir koruma sağlamaktadır (Halas

Aslan, §§ 68, 69).

66. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta savcılıklar ve

mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülen

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması

için özenli davranmalıdırlar. Anılan özen yükümlülüğü; kişinin hürriyetinden

yoksun bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının, dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru amacının devam

ettiğinin söylenebilmesi için de zorunludur. Bu itibarla tutuklu kişiler

hakkındaki soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, §§ 70, 71).

67. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61).

68. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

69. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§

74-75).

70. Suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirtinin bulunması,

tutuklama için bir ön şart olup varlığını tutukluluğun her aşamasında

korumalıdır. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli belirtinin bulunduğunun

tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa da (Mustafa Ali Balbay, § 73) soruşturma/kovuşturma

süreci ilerledikçe kişi hakkındaki suç şüphesini doğrulayacak ya da ortadan

kaldıracak delillere erişilecektir. Bu nedenle belirli bir süre geçtikten

sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda, suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunduğunun somut olgularla birlikte açıklanması gerekir.

Tutukluluğun herhangi bir aşamasında kişinin tutuklu olduğu suç yönünden

kuvvetli belirtiyi gösteren olgular ortadan kalkmışsa artık tutmanın meşru bir

amacının bulunduğu söylenemez (Halas Aslan, § 76).

71. Başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve kanunda

öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak

belirtilmesi -işin doğası gereği- her zaman mümkün olamasa da (bkz. Selçuk Özdemir, § 68)

soruşturma/kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık delillere etki

edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır. Ayrıca isnat edilen

suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan ve bu itibarla

yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir bölümünü

karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine göre

azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan tutukluluğa

ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi

yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

72. Son olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda

tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre

temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 79). Ayrıca tutukluluk

devam ettikçe bir taraftan bireye düşen yükümlülük artarken diğer taraftan

tutulmanın dayandığı meşru amaç zayıfladığından tutukluluğun devamı

kararlarında davanın genel durumunun yanında tutuklu kişinin özel durumu da

dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı, § 84).

73. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri

inceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin ve tutuklama nedenlerinin varlığı ve tutuklamanın ölçülülüğü

bağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığını, ayrıca soruşturma/kovuşturma

süreçlerinde yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne uyulup uyulmadığını

incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Bu denetim sonunda tutukluluğa

ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile

bağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun

makul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır (Halas

Aslan, §§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

74. Başvurucu 25/10/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve

çıkarıldığı Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/10/2016 tarihli kararıyla

PKK silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu

hakkındaki dava, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu olarak

sürdürülmektedir. Başvurucu, gözaltına alındığı tarihten itibaren bir suç

isnadına bağlı olarak tutulmaya devam etmektedir. Dolayısıyla gözaltına alınma

tarihi ile inceleme tarihi olan 10/10/2018 tarihi arasında makul süre açısından

dikkate alınması gereken tutukluluk süresi 1 yıl 11 ay 15 gündür.

75. Başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma eylemi

nedeniyle bu suçtan tutuklandığı ve hakkında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme,

terör örgütü propagandası yapma (41 kez), kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere

silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçlarından kamu davası açıldığı

görülmektedir. Başvurucunun isnat edilen suç yönünden kuvvetli suç şüphesi altında

olduğu Sulh Ceza Hâkimliği ve Diyarbakır 8. ve Malatya Ağır Ceza Mahkemeleri

tarafından verilen tutukluluğa ilişkin kararlarda açıkça belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesince de başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası

incelenirken suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin bulunduğu sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 43-66).

Başvurucu hakkındaki tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında atıf yapılan

ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen delillerin içeriği dikkate

alındığında -tutukluluğun ön şartı olan- suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan kararların ilgili ve yeterli

olduğu değerlendirilmiştir.

76. Öte yandan Sulh Ceza Hâkimliğinin ve ağır ceza

mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma

şüphesine, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama

nedeni varsayılabilen suçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama

tedbirinin ölçülü/orantılı olmasına ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz

kalacağına dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 18-23, 27, 29).

77. Başvurucuya isnat edilen suçlamaların niteliği, başvurucunun

üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün niteliği, soruşturma/kovuşturma

konusu edilen olayların özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun

devamı kararlarındaki gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu; dolayısıyla

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi

itibarıyla ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

78. Diğer taraftan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

başvurucu hakkında çok sayıda soruşturma yürütülmüş ve iddianame, tutuklama

30/10/2016 tarihinden kısa bir süre sonra 11/11/2016 tarihinde hazırlanmıştır.

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince, 28/11/2016 tarihinde tensip incelemesi

yapılmış ve duruşma aşamasına geçilmiştir. Mahkemece 20/12/2016 tarihinde kamu

güvenliği gerekçesiyle davanın nakli için Bakanlığa başvuruda bulunulmuştur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19/1/2017 tarihli kararıyla davanın Malatya Ağır

Ceza Mahkemesinde görülmesine karar vermiştir.Malatya

1. Ağır Ceza Mahkemesince 22/2/2017 tarihinde tensip işlemi yapılmış ve ilk

duruşmanın 21/4/2017 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Yargılama,

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde ve başvurucu tutuklu olarak devam etmektedir.

Duruşmalarda taraf beyanlarının alınması, farklı mahkemede görülen irtibatlı

dosyaların birleştirilmesi talebinde bulunulması ve bunların sonucunun beklenmesi,tanıkların dinlenmesi,

konuşmaların kayda alındığı kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması

gibi usule ilişkin işlemlerin yapıldığı görülmektedir. Buna ilişkin duruşmalar 20/6/2017, 15/8/2017, 15/9/2017,

3/11/2017, 8/1/2018, 2/3/2018, 27/4/2018 ve 13/7/2018 tarihlerinde yapılmıştır.

79. Bu kapsamda genel olarak soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin yürütülmesinde bir özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.

80. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma sürecinin

yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında 1

yıl 11ay 15 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

81. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. İfade Özgürlüğünün

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

82. Başvurucu; soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının milletvekili,bir

siyasi parti olan BDP eş genel başkanı ve belediye eş genel başkanı sıfatıyla

değişik tarihlerde katıldığı miting, basın açıklaması ve konferanslar gibi

etkinliklerde yaptığı konuşmalar olduğunu, tutuklanması nedeniyle Anayasa'nın

26. ve 27. maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10.

maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

83. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet

Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

84. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 43-59). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğünün ihlal ettiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Siyasi Faaliyette

Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu, belediye başkanı olduğunu belirterek tutuklanması

nedeniyle siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

87. Anayasa'nın 67. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara

uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde

siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir."

88. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 67.

maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

89. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir."

90. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

91. Belirtilen hükümler uyarınca bir anayasal hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi

için başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olması, Sözleşme ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamında yer alması gerekir. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının

incelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18; Mehmet

Haberal, § 106).

92. Anayasa'nın 67. maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak

veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkı güvence altına

alınmıştır. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, demokrasinin en

önemli ilkelerinden biri olarak kabul edilmelidir. Şüphesiz anılan haklar,

hukukun üstünlüğüne dayanan etkili ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin

kurulması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir (Nejdet Atalay, B. No: 2014/184, 16/7/2014, § 59).

93. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel

başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği

iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra

Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi

gerekir.

94. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 3. maddesindeki serbest seçim hakkını yasama organının seçimi ya da bu organın

iki meclisi varsa en azından bir meclisin seçimi ile sınırlı olarak

değerlendirmektedir (Gorizdra/Moldova (k.k.),

B. No: 53180/99, 2/7/2002, hukuk kısmı, § 2).

95. AİHM; serbest seçim hakkının kapsamını yasama yetkisine

sahip olmayan yerel yönetimlerin seçimlerini içerecek kadar genişletmemiş ve

yerel seçimlerin ulusal yasaları yerel düzeyde uygulayarak parlamentonun

desteklenmesi işlevine sahip olduğunu belirtmiştir. AİHM ayrıca belediye

seçimlerinin (Cherepkov/Rusya), bölgesel seçimlerin (Malarde/France (k.k.),

B. No: 46813/99, 5/9/2000), il genel meclisi seçimlerinin (Vito Sante Santoro/Italy, B. No: 36681/97, 16/1/2003), belediye,

ilçe ve bölge meclisi seçimlerinin (Mółka/Poland (k.k.),

B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 3. maddesinde belirlenen serbest seçim hakkının kapsamında

olmadığına karar vermiştir.

96. Somut olayda belediye başkanı olarak seçilen başvurucunun

tutuklanması nedeniyle siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği

iddiası, Sözleşme'nin uygulanmasına ilişkin AİHM içtihatları karşısında Anayasa

ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalmaktadır. Zira anılan iddianın

temeli, yasama organına değil yerel yönetimlere ilişkindir (Nejdet Atalay, § 62; Nevzat

Azak, B. No: 2014/973, 5/4/2017, § 35).

97. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğu nedeniyle

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Gültan

KIŞANAK

Vekili

:

Av. Mehdi

ÖZDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/22108, 10 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Hendek Olayları
  8. C. Başvurucunun
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. İfade Özgürlüğünün
  13. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet
  14. C. Siyasi Faaliyette
  15. B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme'ye ek 1 No.lu
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. Turan
  22. Kışanak
  23. Özdemir
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/22108
Tarih
10 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Emine Sonsuz ve Sedat Sonsuz Başvurusu (B. No: 2015/3786)
  • Feray Uluğ Başvurusu (B. No: 2015/11005)
  • Halim Alper ve Ömer Alper Başvurusu (B. No: 2015/7448)
  • Yasemin Dinç Başvurusu (B. No: 2015/14796)
  • Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2017/23601)
  • Mustafa Kemal Çelik Başvurusu (B. No: 2015/20153)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.