İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feray Uluğ Başvurusu (B. No: 2015/11005)

1. Başvuru, askerî görev sırasında meydana gelen kaybolma olayı

Başvuru No2015/11005Tarih10 Ekim 2018Okuma24 dk · 4.735 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Feray Uluğ Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/11005
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.735 kelime·24 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerî görev sırasında meydana gelen kaybolma olayı

nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı yönünden reddine karar

verilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvurucunun eşi olan M.F.U., Şırnak Çakırsöğüt

1. Jandarma Komando Tugay Komutanlığı emrinde tabip üsteğmen olarak görev

yapmıştır.

8. M.F.U.nun da aralarında bulunduğu

bir grup asker 1/12/2007 tarihinde başlayan Yıldırım 2007-26 operasyonu

kapsamında Güneyçam Ana Üs Bölgesi'ne (Üs Bölgesi)

doğru 2/12/2007 tarihi itibarıyla yaya olarak intikal faaliyetine başlamıştır.

Bu görev esnasında istirahat için verilen arada M.F.U.nun

asker grubunun içinde olduğu ve dinlenirken sigara içtiği görülmüştür.

İstirahat arasının ardından intikal faaliyetine devam edilmiş ve gece

yarısından sonra 3/12/2007 tarihinde Üs Bölgesi'ne ulaşılarak intikal faaliyeti

tamamlanmıştır.

9. Görevin tamamlanmasının ardından alınan vukuat tekmilinde M.F.U.nun mevcut olmadığı tespit edilmiş ise de kendisinin

çadır veya konteyner içinde uyuduğu düşünülerek vukuat yok şeklinde tekmil

verilmiştir. Aynı gün içinde tabur komutanı tarafından M.F.U.nun

durumunun tekrar sorulması üzerine kendisinin üs bölgesinde olmadığı

anlaşılmıştır.

10. M.F.U.nun Üs Bölgesi'nde

olmadığının anlaşılması üzerine bölgede ve operasyon mevkilerinde arama

faaliyeti başlatılmıştır. 7/12/2007 tarihine kadar sürdüğü anlaşılan arama

faaliyeti sonucunda herhangi bir iz ya da emareye ulaşılamamıştır. Arama

faaliyeti sonrası düzenlenen 8/12/2007 tarihli idari tahkikat raporunda ise

operasyonun ardından Üs Bölgesi'ne hiç gelmediği anlaşılan M.F.U.nun

arazide kaybolmuş olabileceği veya daha önce sözleşmesini feshetme isteğini

arkadaşları ile paylamış olması nedeniyle firar etmiş olabileceği

değerlendirilmiştir.

11. 17/12/2007 tarihinde kaybolma vakasına ilişkin olarak

Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık)

tarafından soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucu; yürütülen soruşturmaya müdahil olmak,

gelişmelerle ilgili bilgilendirilmek ve dosya içeriğinde mevcut belgelerin

fotokopilerini almak istemiyle 1/3/2008 tarihli dilekçesiyle Askerî Savcılığa

başvurmuştur.

13. Askerî Savcılık 18/3/2008 tarihli yazısıyla, soruşturmanın

gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle kendisine belge verilemeyeceğini ve

hazırlık soruşturması sonunda verilecek kararın kendisine tebliğ edileceğini

başvurucuya bildirmiştir.

14. Askerî Savcılık tarafından yürütülen soruşturma devam

ederken başvurucu 30/7/2012 tarihinde Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde

eşinin gaipliğine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Anılan Mahkeme

2/11/2012 tarihli kararıyla 3/12/2007 tarihinden itibaren kendisinden haber

alınamayan M.F.U.nun ölümünün pek muhtemel olduğu

kanaatine vararak gaipliğe hükmetmiştir. Söz konusu karar 23/11/2012 tarihinde

kesinleşmiştir.

15. Gaiplik kararının kesinleşmesi üzerine 15/1/2013 tarihli

işlemle M.F.U.nun Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile

ilişiği kesilmiştir.

16. İlişik kesme işlemini takiben Jandarma Genel Komutanlığı

Nakdi Tazminat Komisyonu 18/3/2013 tarihli işlemi ile M.F.U.nun

kanuni hak sahiplerine 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

ile 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması

Hakkında Kanun uyarınca 70.145,15 TL nakdi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

17. Devam eden soruşturma sonunda Askerî Savcılık 1/8/2013

tarihinde görevsizliğine ve dosyanın Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına

gönderilmesine karar vermiştir. Kararda, M.F.U.nun

firar ettiğine ilişkin hiçbir delil, emare bulunmadığı ve bölgede PKK terör

örgütü eylemlerinin yoğun olduğu dikkate alındığında M.F.U.nun

öldürülmüş olma ihtimalinin daha yüksek olduğu vurgulanmış; askerî ceza

mevzuatı kapsamında suç teşkil eden bir eyleme ilişkin delil bulunmadığından

soruşturma yetkisinin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu ifade edilmiştir.

18. Dosyanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini

takiben başvurucu, Sosyal Güvenlik Kurumunun vazife malullüğü durumunu

değerlendirebilmek adına kaybolma olayıyla ilgili idari/adli tahkikat

belgelerine ve varsa savcılık iddianamesi veya mahkeme kararına ihtiyaç

duyduğunu belirterek soruşturma süreci ile ilgili tarafına bilgi verilmesi için

11/12/2013 tarihli dilekçesi ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda

bulunmuştur.

19. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 12/12/2013 tarihinde

görevsizliğine ve dosyanın Askerî Savcılığa gönderilmesine karar vermiştir.

Kararda; M.F.U.nun yaşayıp yaşamadığının, terör

örgütü tarafından kaçırılıp kaçırılmadığının belirsiz olduğu, bu hususa dair

delil bulunmadığı ifade edilmiş ve Askerî Savcılığın kararına atıfla ihtimale

dayalı görevsizlik kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu

vurgulanmıştır. M.F.U.nun kaybolmasında komutanları

yönünden görevi ihmal/görevi kötüye kullanma suçlarının da oluşabileceği

hususlarının dikkate alınması gerektiği belirtilerek soruşturma yetkisinin

Askerî Savcılığa ait olduğu sonucuna varılmıştır. Soruşturma sürecinin akıbeti

ile ilgili olarak başkaca bilgi veya belge dosya içeriğinde bulunmamaktadır.

20. Başvurucu; eşinin görevi sırasında kaybolması nedeniyle

kendisinin ve kızının maddi, manevi zarara uğradığını belirterek Jandarma Genel

Komutanlığına ve İçişleri Bakanlığına 23/6/2014 tarihli dilekçelerle tazminat

ödenmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.

21. Bu talepler cevap verilmemek suretiyle zımnen

reddedilmiştir.

22. Başvurucu 17/10/2014 tarihinde kızının ve kendisinin

uğradığını ileri sürdüğü maddi zararın tazmini istemiyle Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) nezdinde dava açmıştır.

23. AYİM İkinci Dairesi 19/11/2014 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

24. Ret gerekçesinde; öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkin

hükümlerine yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların

dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemelerinin şart olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ret

işleminin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları

gerektiği hatırlatılmıştır. M.F.U.nun gaipliğine

hükmeden kararın 23/11/2012 tarihinde kesinleştiği ve başvurucunun da bu tarih

itibarıyla zarara yol açan eylemi ve zararı öğrenmiş olduğu ifade edilmiştir.

Bu bağlamda başvurucunun 23/11/2012 tarihinden itibaren bir yıl içinde en geç

23/11/2013 tarihinde idari başvuru yaparak zararının tazmin edilmesini istemesi

gerekirken 23/6/2014 tarihinde yaptığı başvuru üzerine açtığı davanın süre

aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesi oluşturulmuştur.

25. Süre aşımı yönünden davanın reddi kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalan

üyenin karşıoy gerekçesinde M.F.U.nun

gaipliğine karar verilmesine esas olan olayda idarenin hizmet kusuru veya

kusursuz sorumluluğa dayalı tazmin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunun

açıklığa kavuşturulmadığı hatırlatılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun anılan

husus açıklığa kavuşturulmadan dava açmayacağı, bir yıllık idareye müracaat

süresinin de idarenin tazmin sorumluluğuna ilişkin durumun tespit edilmesinden

sonra başlatılması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç itibarıyla henüz ceza

soruşturması tamamlanmadığı için bir yıllık sürenin başlamadığı belirtilerek

çoğunluk görüşüne benimsenmediği ifade edilmiştir.

26. Ret kararına yönelik karar düzeltme istemi AYİM İkinci

Dairesinin 29/4/2015 tarihli hükmüyle reddedilmiştir.

27. Başvurucu nihai kararı 12/6/2015 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 3/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

28. 1602 sayılı mülga Kanun’un43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

29. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

30. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

31. Aynı Dairenin 20/4/2015 tarihli ve E.2013/1051, K.2015/1927

sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal

edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme

bağlanmıştır.

Anılan Yasa hükmünde idareye başvuru için

öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman

zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi

için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın

ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.

Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir

tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,

usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve

biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru

sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.

maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kulanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan

kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

32. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,

K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:

"Tam yargı davaları idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

(...)

Söz konusu eylemin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar, idarenin

hizmet kusuru nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre, davacıların kardeşinin

Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'ndemeydana gelen olaylar

sonucunda 16/06/2012 tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalı

idareye yüklenebilecek hizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunup

bulunmadığının belirlenmesine bağlıdır.

Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145 sayılı

dosyası içerisinde yer alan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2013

tarih ve … sayılı "Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı"ndan;

davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraber Şanlıurfa Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00 sıralarında çıkan

yangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısının

nezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlik uzmanı, kimya

uzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılan incelemede,

13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı bir şekilde yanarak

yaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarla kapatıldığı,

yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklular tarafından

tuvalete kilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerin kurtarıldığı, cezaevi

kamera kayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarında başladığı, infaz koruma

memurlarının yangından 22:41 sıralarında haberdar oldukları, ilk itfaiye

aracının 22:47'de, ilk ambulansın da 22:51'de cezaevine giriş yaptığı ve

yangının 23:13 sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgili yapılan disiplin

soruşturması neticesinde görevli personel hakkında disiplin cezası verilmesine

yer olmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgili Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan

itirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı kararıyla

reddedildiği anlaşılmaktadır.

(…)

Dolayısıyla davacıların yakınının hayatını

kaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunup

bulunmadığı, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya Yer

Olmadığına Dair karar ile kesinlik kazanmıştır.

Bu durumda, olayda eylemin idariliğinin

kesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar"ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllık

sürenin de bu tarihten itibaren başlayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına

sahiptir...”

34. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa

da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına

halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul

kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları

gerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §

29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde

tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önünde

davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir

engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,

27/7/2006,§ 24).

35. Tazminat davasının ileri sürülen bir kusur veya ihmale

dayandığı durumlarda başvurucunun yalnızca bu kusur veya ihmalin sonuçlarından

haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği andan itibaren yani haklarının

ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardan haberdar olduğu tarihten itibaren

dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye

(k.k.), B. No: 47157/10, 26/5/2015,§

39).

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye (B.

No: 611/12, 17/11/2015) başvurusunda, askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülen

ceza soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasının ardından AYİM'de

açılan tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin

başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği

hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucuların oğlu M.Y.,

9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucu vefat

etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde askerî savcılık;

ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastının bulunmadığı, M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiği sonucuna varmıştır.

Askerî savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri inceleme raporu, olay yeri

krokisi, otopsi raporları ile tanıkların M.Y.nin

ailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarının

olduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardından

başvurucular 27/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığına

başvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmışlardır. AYİM 1602 sayılı

mülga Kanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden

başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİM kararında,

yürütülen soruşturma sonucunda ölüm olayının davacılar yakınının intihar

kastıyla el bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun davacılar

tarafından da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik yapmadığı

kanaatine varıldığı da ayrıca belirtilmiştir.

37. AİHM ise davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süre

sınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibaren

başlatılması olduğunu belirtmiş, başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihinde

hayatını kaybettiğini öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini,

bu bağlamda takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza,

cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahip

olduğunu vurgulamıştır. AİHM; olay tarihinde başvurucuların elinde idarenin

kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmadığını, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olarak

soruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve idarenin olası bir hatası veya

ihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğinin üzerinden bir yıl

geçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu koşullarda başvurucuların ihmalkâr

davrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamayacaklarını belirterek

AYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bıraktığı

sonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, §§ 65-73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, eşinin kaybolma ve aranma sürecinde idarenin

görevini gereği gibi yerine getirmediğini belirtmiştir. Ayrıca kaybolma

olayının gerçekleşmesinde, eşinin komutanlarının ihmal ya da kusurunun bulunup

bulunmadığı hususu adli ya da idari soruşturma ile açıkça ortaya

konulamadığından sahip olabileceği haklar yönünden hareketsiz kalmak zorunda

bırakıldığını ifade etmiştir. Bu bağlamda başvurucu, bir yıllık idari başvuru

süresinin anılan husus açıklığa kavuşturulduktan sonra başlaması gerektiğini

belirterek idare mahkemesince yapılan yorumun ve ulaşılan sonucun adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, Mahkemenin

dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarını hatalı

değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasının

incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddiaları mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

43. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

44. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

45. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

46. Somut olayda maddi tazminat istemiyle açılan davanın süre

aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu

görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

47. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

48. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

49. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

50. Başvurucu, yakınlarının ölümünden dolayı uğradıkları zararın

tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin

Mahkeme kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı

görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

51. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1)

Genel İlkeler

52. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

53. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

54. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

55. Uğranıldığı ileri sürülen zararın öğrenildiği veya

öğrenilmesi gereken tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma

süresine ilişkin bazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre

yönünden reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bu çerçevede

eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da

illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği

durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul

edilmelidir. Eylemin idariliği ve doğurduğu zarar

bazen eylemin gerçekleşmesinden sonra değişik araştırma, inceleme hatta ceza

yargılamaları sonucunu ortaya çıkarabilmektedir. Ortaya konulacak ölüm nedeni,

çoğu zaman eylemin idariliğinin ve illiyet bağının

varlığının tespiti konusunda önem taşımaktadır (Şeyma Kayaoğlu, B. No: 2014/5491, 5/7/2017, §§ 54, 55, 56).

56. Bu bağlamda özellikle askerî görev esnasında meydana gelen

ve kesin nedeni bilinmeyen olayların kaza, cinayet veya intihar olup

olmadığının yapılan adli veya idari soruşturma sonucu ortaya çıktığı durumlarda

ilgililerin kesin ölüm nedenini bilmeleri, takip edecekleri usul ve

başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde bu kapsamda ilgililerin

tam yargı davası açma iradeleri üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Söz

konusu soruşturmalar ise idari veya adli makamlarca resen yürütüldüğünden

soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genellikle davacıların bir etkisi ve

soruşturma sonucunu beklemekten başka bir görevleri bulunmamaktadır. Bu durum

özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin varlığına dayandırıldığı

durumlarda önem arz eder. Yürütülen soruşturma sonucu kusur veya ihmalin

varlığı tespit edildiğinde dava açma süresinin davacıların kusur veya ihmalin

varlığından veya sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği

andan itibaren başladığının kabulü gerekir (Şeyma

Kayaoğlu, §§ 57, 58).

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

57. Başvurucu, idari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak

gaiplik kararının verildiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını

ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.

58. Somut olayda başvurucunun eşi tabip üsteğmen M.F.U.

3/12/2007 tarihinde görev sırasında kaybolmuş ve kaybolmasına ilişkin olarak

2007 yılında başlatılan adli soruşturma bireysel başvuru tarihi itibarıyla

sonuçlandırılmamıştır. Başvurucu, muhtelif tarihlerde gerek Askerî Savcılık

gerekse Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturmanın akıbetinden

haberdar olabilmek amacıyla başvurularda bulunmuş ancak verilen görevsizlik

kararları nedeniyle sonuç alamamıştır. Diğer taraftan M.F.U.nun

gaipliğine yönelik olarak Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen

karar 23/11/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu; 2013 yılı içinde gaiplik

nedeniyle eşinin TSK ile ilişiğinin kesilmesi, kendisine nakdi tazminat

ödenmesi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının kaybolma olayına dair

görevsizlik kararı vermesinin ardından 23/6/2014 tarihinde eşinin görevi

sırasında kaybolması nedeniyle kendisinin ve kızının maddi, manevi zarara uğradığını

belirterek Jandarma Genel Komutanlığına ve İçişleri Bakanlığı nezdinde tazminat

ödenmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.

59. Talebin reddi üzerine başvurucu; eşinin kaybolma ve aranma

sürecinde idarenin görevini gereği gibi yerine getirmediğini, eşinin

rahatsızlığı olduğunun bilindiğini, kaybolma olayının gerçekleşmesinde eşinin

komutanlarının kusurunun bulunup bulunmadığı hususu adli ya da idari soruşturma

ile açıkça ortaya konulamadığından sahip olabileceği haklar yönünden hareketsiz

kalmak zorunda bırakıldığını belirtmek suretiyle kusur sorumluluğuna dayalı

olarak tazminat davası açmıştır.

60. AYİM İkinci Dairesi, zararın gaiplik hükmünün kesinleştiği

23/11/2012 tarihinde öğrenildiği ve bu tarihten itibaren bir yıllık süre

aşıldıktan sonra yapılan idari başvuru üzerine açılan davanın süresinde

olmadığı gerekçesine yer vererek davayı reddetmiştir. AYİM İkinci Dairesi dava

açma süresinin hesabında gaiplik hükmünün kesinleştiği tarihi esas almış ise de

idarenin kusurundan kaynaklandığı ileri sürülen zarara neden olan eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiği ya da eylemin idariliği ihtimaline ne zaman kanaat getirildiği hakkında

herhangi bir açıklamaya yer vermemiştir.

61. Genel ilkeler kısmında da belirtildiği üzere özellikle

askerî görev sırasında meydana gelen ve kesin nedeni bilinmeyen kaybolma, ölüm,

yaralanma gibi durumlarda vakaya sebebiyet veren olgunun kaza, cinayet, ihmal,

kaçma veya kaçırılma olup olmadığı yapılan adli veya idari soruşturma sonucu

ortaya çıkarılacaktır. Bu bağlamda soruşturma sonucu ulaşılan tespit;

ilgililerin takip edecekleri usul ile başvuracakları idari ve adli mercilerin

belirlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bir başka ifadeyle kaybolma

vakasının sebebine dair bilginin, idarenin kusuruna dayalı tazminat davası

açılıp açılmamasına yönelik irade noktasında belirleyici bir etkiye sahip

olduğu izahtan varestedir.

62. M.F.U.nun kaybolmasına ilişkin

olarak başlatılan idari tahkikat sonucu düzenlenen 8/12/2007 tarihli raporda

kesin bir tespit yapılmamış ve ihtimaller üzerinde durulmuştur. Raporda M.F.U.nun firar etmiş veya arazide kaybolmuş olabileceği

değerlendirilmiş, idarenin hizmet kusuruna ya da sorumlu olmadığına yönelik

herhangi bir tespit yapılmamıştır. Yapılan adli soruşturmanın ise bireysel başvuru

tarihi itibarıyla bir sonuca kavuşmadığı görülmektedir. Başvurucu gerek Askeri

Savcılık gerekse de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde konuya ilişkin

bilgi edinmek için girişimlerde bulunmuş ise de sonuç alamamıştır. Hülasa

başvurucunun askerî operasyon esnasında gerçekleşen kaybolma vakasına sebebiyet

veren olguya, bir başka ifadeyle eylemin idariliğine

dair bir bilgiye, veriye sahip olmadığı anlaşılmaktadır.

63. Bu hâle göre tazminat için izleyeceği usulü, başvuracağı

mercileri belirlemesi adına önem arz eden kaybolma vakasının sebebine dair

kesin bir bilgiye sahip olmadığı açık olan başvurucunun gaiplik kararının

kesinleşmesi ile zararı ve zarara neden olan eylemi öğrendiği kabul edilerek

dava açmanın ön koşulu olan idari başvuruyu yapabileceği bir yıllık sürenin

başlatılmasının katı bir yorum olduğu ve bu yorumun başvurucunun mahkemeye

erişim hakkını kullanmasını aşırı derecede güçleştirdiği açıktır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal

edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir (detaylı

açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan, [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60).

67. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

68. Anayasa Mahkemesi, AYİM kararında yapılan değerlendirmenin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut

başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

69. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken

iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet

ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere-Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt

bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM İkinci

Dairesinin 19/11/2014 tarihli ve E.2014/1688, K.2014/1661 sayılı kararına ait

dava dosyası ile ilgilidir.),

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu : Feray ULUĞ Vekili : Av. Emrah Erdal YAZICIOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/11005, 10 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. Çakmak
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/11005
Tarih
10 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Halim Alper ve Ömer Alper Başvurusu (B. No: 2015/7448)
  • Yasemin Dinç Başvurusu (B. No: 2015/14796)
  • Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2017/23601)
  • Mustafa Kemal Çelik Başvurusu (B. No: 2015/20153)
  • Saliha Dere ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2132)
  • Rukiye Güven Başvurusu (B. No: 2015/11229)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.