İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2017/23601)

1. Başvuru, bir siyasi partinin eş genel başkanı hakkında

Başvuru No2017/23601Tarih10 Ekim 2018Okuma58 dk · 11.624 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sebahat Tuncel Başvurusu (3)

Karar tarihi
10 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2017/23601
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.624 kelime·58 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir siyasi partinin eş genel başkanı hakkında

uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu

suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin

olması nedenleriyle ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet; bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda "Demokratik açılım süreci", "Çözüm süreci" ve "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi"

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27).

8. Hendek olayları kapsamında PKK tarafından birçok yerleşim

yerinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından

şehirlerin bir kısmında öz yönetim

adı altında hakimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik

güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın

normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle

çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında

çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı

imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

9. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok

bölgesine yayıldığı bu dönemde, hem güvenlik güçleri

hem de siviller hedef alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından (başvurucunun

seçim bölgesi olan Hakkari, konuşma yaptığı Şırnak ve Diyarbakırillerinde)

6/9/2015 tarihinde Yüksekova'da askeri karakola, 28/11/2015 tarihinde Sur'da güvenlik görevlilerine, 13/1/2016 tarihinde

Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde polis lojmanlarına,24/3/2016 tarihinde Sur'da askerî karakola, 31/3/2016 tarihinde Bağlar'da polis aracına, 11/4/2016 tarihinde Hani'de askerî

karakola, 15/4/2016 tarihinde Şırnak'ta güvenlik görevlilerine, 1/5/2016

tarihinde Dicle'de jandarma binasına, 10/5/2016 tarihinde Bağlar'da

polis aracına, 12/5/2016 tarihinde Sur'da doğrudan

sivillere, aynı gün İstanbul'da askerî servis aracına, 29/5/2016 tarihinde

Kulp'ta güvenlik görevlilerine, 30/5/2016 tarihinde Silopi'de polis aracına,

28/6/2016 tarihinde Dicle'de polis aracına, 10/8/2016 tarihinde Sur'da polis ekiplerine, 15/8/2016 tarihinde Bismil'de

bölge trafik müdürlüğüne, 9/10/2016 tarihinde Şemdinli'de askerî kontrol

noktasına ve 4/11/2016 tarihinde Bağlar'da emniyete

ait hizmet binalarına yönelik silahlı ve/veya bombalı saldırılar düzenlenmiş;

ayrıca bombalı intihar saldırıları gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılarda 60

güvenlik görevlisi ve -aralarında üç çocuk ve Diyarbakır Baro Başkanı'nın da

bulunduğu- 51 sivil hayatını kaybetmiş, 308 güvenlik görevlisi ve 289 sivil

yaralanmıştır.

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu 22/7/2007 tarihinde

yapılan seçimlerde Demokratik Toplum Partisinden (DTP) ve 12/6/2011 tarihinde

yapılan seçimlerde ise Barış ve Demokrasi Partisinden (BDP) İstanbul

milletvekili seçilmiştir. Başvurucu daha sonra Demokratik Bölgeler Partisine

(DBP) katılmış ve bu partinin eş genel başkanı olmuştur. Başvurucu tutuklandığı

tarihte ve hâlen milletvekili değildir.

11. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

yürütülen soruşturma kapsamında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel

Başkanı S.D. ve bazı milletvekilleri hakkında uygulanan gözaltı kararlarını

protesto etmek için 4/11/2016 tarihinde Diyarbakır'da Adliye binası önünde

toplanan kalabalığın içinde bulunan başvurucu, çıkan olaylar esnasında terör

örgütü propagandası yapmak suçlamasıyla gözaltına alınmış ve hakkında

soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucunun iddiasına göre Başsavcılık, soruşturma

dosyasına ilişkin olarak müdafiinin dosya içeriğini

incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

13. Başvurucunun savunması 6/11/2016 tarihinde Cumhuriyet

savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucunun savcılıktaki ifade alma işlemi

sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade

tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat

edilen suçlamalar açıklanmıştır.

14. Başvurucu, savunmasında özetle soruşturma konusu eylemlerin

ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında yaptığı açıklamalar olduğunu belirterek

suçlamaları kabul etmemiştir.

15. Başvurucunun müdafii ise özetle

suçlama konusu yapılan ses kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edildiğini ve

açıklamaların siyasi faaliyet kapsamında yapılan açıklamalar olduğunu

belirterek başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmiştir.

16. Başsavcılık 6/11/2016 tarihinde başvurucuyu "silahlı

terör örgütüne üye olma" suçundan tutuklanması istemiyle Diyarbakır 2.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili kısmı

şöyledir:

"...

... şüpheli beyanı ve tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirildiğinde;

1-PKK terör örgütü elebaşısı

Abdullah Öcalan'ın 4 ayaklı paradigmasının ayaklarından 3. ayağını oluşturan

DTK (Demokratik Toplum Kongresi): Silahlı Terör Örgütü PKK'nın üst çatı oluşumu

olan KCK yapılanmasını düzenleyen, KCK sözleşmesinde de açıkça yer verildiği

üzere KCK'nın temsil ve karar organıdır. Gizli tanık

Bahar'ın 'Sebahat Tuncel DTK üyesidir, bir dönem Kandilde eğitim aldı, halen

milletvekilidir' şeklindeki beyanı ve N.A. isimli şahsın '... demokratik

özerkliğin ilan edildiği kongreye katılan şahıslardan ismen tanıdığım şahıslar

şunlardır; ... Sebahat Tuncel BDP İstanbul Milletvekili ..' şeklindeki beyanı,

26/12/2015 tarihli Demokratik Toplum Kongresi olağanüstü genel kurulu

toplantısında yapılan konuşması ile teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm

tutanakları dikkate alındığında DTK çatısı altında demokratik özerkliği inşa

etmek amacıyla örgütsel çalışmaların yürütüldüğü Diyarbakır Belediyesi Konuk

Evi olarak adlandırılan yere birçok kez gelip gittiği ve burada yapılan

toplantılara katıldığı,

2-Şüpheli şahsın farklı tarihlerdeki

söylemleri, basın açıklamaları ve örgüte müzahir gösteri ve yürüyüşteki

konuşmaları incelendiğinde, söylemlerinin demokratik hakların geliştirilmesine

yönelik politik taleplerden ibaret olmadığı, söylemlerin sahibinin kendisi,

bölgede yaşayan vatandaşlarımız ya da bölgede siyaset yapan partiler değil,

aksine terör örgütünün bizzat kendisi olduğu, zira; örgütün Birleşik Bağımsız

Kürdistan kurma hedefine yönelik son dönemdeki stratejisinin temel dayanak

noktasını bahse konu söylemlerin ve taleplerin teşkil ettiği anlaşılmakla,

Şüpheli şahsın PKK/KCK terör örgütünün

propaganda faaliyetleri üzerinden ulaşmaya çalıştığı amaç doğrultusunda hareket

ederek halk tabanında terör örgütüne desteği yükseltmek, terör örgütünün ve

faaliyetlerinin sözde meşru olarak algılanmasını sağlamak maksadıyla örgütsel

mahiyette açıklamalara ve paylaşımlara yer vererek terör örgütünün

propagandasını yaptığı ve PKK/KCK terör örgütünün temsil ve karar organı olan

Demokratik Toplum Kongresinde aktif bir şekilde yer aldığı

değerlendirilmektedir.

... şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama

nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;

Şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti ile mevcut delil durumu dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarınca ... [tutuklanmasına

karar verilmesi talep olunur.]"

17. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada

başvurucunun üç avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucunun Hâkimlikteki

savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Türkiye'de siyasi bir darbe ile karşı

karşıyayız, özellikle Türk siyasetçilerin sesi olan HDP['ye] yönelik darbe'yi kınadığımı

beyan ederim,

Eş başkanlar ve milletvekillerinin

tutuklanması bu darbenin en belirgin örneğidir, darbeye karşı direnmek darbeye

karşı durmak her kesimin hakkıdır, bu darbe karşısında kaybeden HDP

olmayacaktır, kaybeden Türkiye demokrasisi ve siyaseti olacaktır,Türkiye'de siyaset ne yazık ki yargı eli

ile dizayn ediliyor, biz bir kez daha bununla karşı karşıya kaldık, bu gelenek

devam etmektedir ... Bu gün DBP'ye yönelik tutum kati

bir ispatıdır,karşınızda olmam hukuki değildir, Kürt

halkının sesini kısma Kürt halkının nefesini kesme amaçlanmıştır, sonucu belli

bir karardır, Ankara'da bu karar verilmiştir, bunun böyle olduğunun altını

çizmek istiyorum, iki dönem milletvekilliği yaptım, yapmış olduğum bütün

açıklamalar faaliyetler benim var oluş sebebimdir, bunların yargı konusu olması

Türkiye demokrasi çerçevesinde vahim bir tablodur,özellikle

Kürt sorununda bu bir çözüm değildir, ... bu bir hukuki dava değildir, siyasi

bir davadır, bu nedenle mahkemenizden hiçbir kişisel ... talebim yoktur,

... Ben siyasetçi'yim

Türkiye'de savaşın ortadan kaldırılması için bir takım

çabalarım olmuştur, siyaseti kapattığınız andan itibaren savaş ortaya

çıkmaktadır, buna ilişkin yaşam ölüyor, doğa ölüyor, biz bunların önüne geçmek

için siyaset yapmaktayız."

18. Başvurucunun müdafileri, başvurucunun soruşturma konusu

konuşmaları siyasi kimliği gereği yaptığını ve tamamen düşünce ve ifade

özgürlüğü kapsamında kalan konuşmalar olduğunu ifade ederek yapılan işlemlerin

hukuka uygun olmadığını belirtip başvurucunun serbest bırakılmasını talep

etmişlerdir.

19. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 6/11/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...

Şüphelinin üzerine atılı silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç varlığını gösterir somut

delillerin (şüphelinin PKK/KCK terör örgütü kurucusu ve yöneticisi olmak

suçundan hükümlü Abdullah Öcalan isimli şahsın terör örgütünün amaçları

doğrultusunda faaliyet yürütmesi için kurulması talimatını verdiği, legal yapı

altına örgütlenerek illegal faaliyet yürüten DTK isimli yapının toplantılarına

katılması, bu yapıya üye olduğuna dair dosyada 1 adet gizli tanık, ve 1 adet

şüpheli beyanının bulunması, DTK isimli yapının terör örgütünün talimatına

istinaden kurulduğuna dair örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın avukatları ile

yapmış olduğu görüşmelerde yapının kurulmasına yönelik vermiş olduğu

talimatlara ilişkin tutanaklar, dinleme, teknik ve fiziki takip tutanaklarının

içeriği, şüphelinin 13/12/2015, 26/12/2015, 08/06/2016, 20/06/2016, 25/06/2016,

30/06/2016, 23/07/2016,31/07/2016, 11/08/2016 ve 15/08/2016 tarihli

açıklamaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde yapmış olduğu konuşmalarda,

şüphelinin PKK terör örgütünü ve hükümlü liderini övdüğü, PKK'nın şiddet içeren

eylemlerini direniş şeklinde tanımladığı, ölen terör örgütü mensuplarını şehit

olarak adlandırdığı, ve yine söz konusu dönemlerde terör örgütünün hendek

kazmak suretiyle özerk yönetimler oluşturma doğrultusunda başlattığı yasa dışı

eylemleri direniş olarak adlandırdığı ve meşru gösterdiği, şüphelinin örgütün

çağrıları doğrultusunda ölen örgüt mensuplarının cenazelerine katıldığı, yine

katılmış olduğu kanun dışı eylemlerde kolluk kuvvetlerine karşı tehdit içeren

söylemlerde bulunduğu dikkate alındığında,Yargıtay

16. Ceza dairesinin terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarının oluşması

bakımından eylemlerde aradığı süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk unsurlarının

bir arada bulunabileceği,) mevcut olması,

Şüpheli Sebahat Tuncelhakkında

5271 Sayılı CMK’[nın] 100/1. maddesinde belirtilen 'kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin', Anayasanın 19/3. maddesinde

belirtilen 'kuvvetli belirti'nin (şüphe) ve AİHS'in 5/1-c. maddesinde belirtilen 'makul şüphenin'

bulunduğuna dair hakimliğimizi ikna edebilecek bilgi ve somut deliller[in]

var olduğu. (Sözleşme'nin 5. maddesinin 1.

fıkrasının c) bendi, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak

hakkında suç işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme

önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini

hatırlatmaktadır (Jėčius/Litvanya, No.

34578/97, § 50, AİHM 2000-IX ve Wloch/Polonya, No.

27785/95, § 108, AİHM 2000-XI ve Poyraz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında

karar) No. 21235/11, § 53, 17 Şubat 2015). Tutukluluk kararının dayandırılması

gereken 'inandırıcı olma' kavramı Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c)

bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir.

İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin, atılı suçu işlediğine dair objektif

bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını

gerektirmektedir. Bununla birlikte, inandırıcı olarak kabul edilebilecek

durumlar somut olayın koşullarının bir bütün olarak değerlendirilmesine

bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi

no.182; O’hara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34,

AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, 21 Mart 2006, § 24;

Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, 19 Eylül 2006, § 37 ve Çiçek/Türkiye

(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 72774/10, § 62, 3 Mart 2015).

Şüphelininüzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun nitelik itibarıyla 5271

Sayılı CMK'nın 100/3-a11. maddesinde belirtilen

katalog suçlar içerisinde yer alması, kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin bulunduğuna yönelik yukarıda yapılan açıklamalar

dikkate alındığında isnat edilen suçlamanın işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin bulunduğu anlaşılmakla; şüpheli hakkında CMK'nın

100/3-a11. maddesinde belirtilentutuklama nedeni[nin] var olduğu;

Anayasa Mahkemesinin 27/10/2011 Tarih 2010/71

Esas, 2011/143 Karar ve 27/12/2012 Tarih 2012/35 Esas 2012/203 Karar sayılı

kararlarında belirtildiği üzere ölçülülük ilkesi; 'elverişlilik', 'gereklilik'

ve 'orantılılık' ilkelerini içerip; şüpheliye isnat edilen suçlamanın niteliği,

suçlamanın kanunda yazılı hapis cezasının alt ve üst sınırı, işin önemi,

verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri göz önüne alındığında tutuklama

kararının ulaşılmak istenen amaç için elverişli olduğu, tutuklama kararının

ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olduğu ve verilen tutuklama kararı

ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçünün (orantı) bulunduğu,

tutuklama zorunluluğu gerektiren nedenlerin var olduğu, bu itibarla tutuklama

tedbirine başvurularak elde edilmesi beklenen yarar ile şüpheliler açısından

ortaya çıkacak zarar karşılaştırılarak, tutuklama tedbirinin uygulanmasının

gerekli olduğu sonucuna varıldığı, adli kontrol hükümlerinin uygulanması ile bu

amaca ulaşılamayacağı, adli kontrole ilişkin hükümler değerlendirildiğinde ...

yeterli olmayacağının düşünüldüğü, bu nedenlerle Anayasanın 13. ve 5271 Sayılı CMK'nın 100/1. maddesinde bilirtilen

ölçülülük ilkesine göre tutuklama kararının ölçülü olacağı, açıklanan tüm bu

hususlar dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı,

şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

var olduğu, bir tutuklama nedeninin bulunduğu ve ölçülülük ilkesinin

gerçekleştiği anlaşıldığından; Anayasanın 19. maddesi, AİHS'nin 5. maddesi ve

5271 Sayılı CMK['nın] 100. maddesinde belirtilen tutuklama nedenlerinin

var olduğu. Ayrıca AİHS'in 5/1. maddesi uyarınca

özgürlükten yoksun bırakmanın yasalara uygun olup, 5271 Sayılı CMK['nın] 100. maddesinin de AİHS'in tüm maddelerinin özünde var olanhukukun

üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olduğu anlaşılmakla; Şüpheli[nin] ... CMK['nın] 100. ve devamı

maddeleri gereğince TUTUKLANMASINA ... [karar verildi] "

20. Başvurucu 8/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir.

21. Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği 16/11/2016 tarihinde "...delil durumunda herhangi bir değişiklik

olmadığı... verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmediği, verilen

kararın usul ve yasaya uygun olduğu" şeklindeki gerekçe ile

itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

22. Başvurucu 14/11/2016 tarihinde tahliye talebinde bulunmuş,

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 16/11/2016 tarihinde "... delil durumunda herhangi bir değişiklik

olmadığı, Hakimliğimizin 06/11/2016 tarih ve 2016/575 sorgu ile verilen karar[ın]da herhangi bir

isabetsizlik görülmediği, kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında

kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla ..." şeklindeki

gerekçeyle talebi reddetmiş; bu karara yapılan itirazı ise Diyarbakır 3. Sulh

Ceza Hâkimliği 17/11/2016 tarihinde

"... delil durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı, Diyarbakır 2. Sulh

Ceza Hâkimliği'nin 06/11/2016 tarih ve 2016/575 sorgu

ile verilen karar[ın]da herhangi bir isabetsizlik görülmediği, verilen

kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla ..." şeklindeki

gerekçeyle reddetmiştir.

23. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 22/11/2016 tarihli iddianamesi

ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası

yapma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır

Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucunun farklı zaman

ve yerlerde yaptığı konuşmaları suçlamaya konu edilmiştir. İddianamede

öncelikle PKK/KCK silahlı terör örgütünün kuruluş sürecinden, yapısından

-özellikle Demokratik Toplum Kongresinin (DTK) kuruluş ve amacından- ve nasıl

faaliyet gösterdiğinden bahsedildikten sonra başvurucunun suçlamaya konu edilen

konuşma ve eylemlerine yer verilmiştir.

24. Başvurucunun iddianameye konu edilen eylemleri şöyledir:

i. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/6/2011 tarihli kararı

doğrultusunda 14/7/2011 tarihinde Diyarbakır'ın Merkez Bağlar ilçesinde bulunan

BDP Diyarbakır il binasında görüntü ve ses kaydı yapılmıştır. Başvurucunun bu

karar uyarınca tespit edilen14/7/2011 tarihli konuşmasının ilgili bölümleri

şöyledir:

"...

.. bugün 14 Temmuz kürdistan tarihi açısından önemli bir gündem ... direnişin

başlangıç tarihi. Kemal PİR’in bir sözü var; ...

diyor ki; 'artık sizin baskınız ve zulmünüz bize hiç gelir. Çünkü biz bugün

ölüm orucu kararı aldık. Kendi irademizle bu karan aldık'. İşte aslında o gün

bir tarih yazıldı ve Kemal PİR yani büyük bir devrimci aynı zamanda Kürdistan

halkının özgürlüğünün ... Bu önemli bir başlangıç diye düşünüyorum. Yani tarih

yazmak çok kolay değil Kürdistan tarihi açısından.[aralarında Kemal

Pir'in de bulunduğu PKK terör örgütü üyeleri 14 Temmuz 1982'de Diyarbakır

Cezaevinde ölüm orucu eylemi başlatmışlardır.] Çok

büyük bedeller ödedi arkadaşlarımız katledildi. Hepsi çok büyük bedeller ödedi.

Bence tam da burada yatıyor. Yani kendi irademizi bir başlangıç yapacak mıyız,

yapmayacak mıyız? Önderlik diyor ki; tarih bir hükümdür, 5000 yılın toplamıdır.

Yani başlamıştır ancak bitmemiştir. Dolayısıyla biz bu tarihi süreci Demokratik

Toplum Kongresi olarak önemli bir cümle diyoruz. Kürdistan halkının tarihi

açısından, bir tarihi yazılanlar vardır, bir tarih yazanlar vardır. Diyoriz ki bugüne kadar kürdistan

halkının bir tarihi yazılmıştır. Yazılan bu tarihte biz yokuz ... İşte bu bizim

tarihimizi yazanlara karşıdır devrimcilerin direnişi, bedel ödeyişi. Öyle ki;

öyle bir direniş tarihi yazmışlar ki şimdi zalimler, katiller kendi tarihleri

içinde tutsak kaldılar. İşte Diyarbakır'a her geldiğinde Başbakan'ın 'şu

Diyarbakır'ın dili olsa da konuşsa' diye ifade etmesi tam da zalimlerin

zalimliğinden utandığı andır ... biz bu tarihi süreci, tarihi yazmışız, olgunlaştırmışız,

belli bir düzeye getirmiş bu mücadelede bir cümle ekleyecek miyiz, eklemeyecek

miyiz? ... aslında özerkliğin ilanı konusunda ... hiç kimsenin bir sorunu yok

... İşin tam da zamanıdır dedik ... sorun sadece o ekonomik kriz değil, sistem

krizidir. İkinci kriz ekolojik krizdir .... Bu mücadelenin ... peki kürdistan halkı 30 yıldır kesintisiz özgürlük mücadelesi

veren kürdistan halkı, 'kürt

özgürlük hareketi' bu gelişimin dışında kalabilir mi? biz bu değişimin dışında

kalırsak tekrar böyle bir tarihi fırsatı yaratabilir miyiz? İşte tamda

zamanıdır ... İşte bugün burada ifade edeceğimiz şey yeni Anayasada nasıl

yerimizi alacağımız. Biz seçim döneminde ... Bunun bir özerk Kürdistan'ın ilanı

olacağını ifade etmiştik ... İşte bu süreç buna bir kez daha biz an azadi, an azadi diye başladıysak

ya özgürlük ya özgürlük beni böyle kabul edeceksiniz. Ben böyle bir özgürlüğü

istiyorum. Böyle bir özgürlük dışında, böyle bir özgürlük dışında yaşamı kabul

etmiyorum. Kürdistan halkı 90 lı yıllarda farklı

iklimler taşır. ... 90 yıllarda ... Kürdistanda

yaşanan savaşın vahşetini. Bizler kendi Gerillalarımıza sahip çıkamadık ...

Kendi şehidine sahip çıkamayan bir gerçeklikten ... Halkımız hazır, Hareket

hazır, Önderiniz ne diyor; ... 12 yıldır biz kendi işimizi Önderliğin

omuzlarına yıkıyoruz. İşte tam da ... omzuna yüklediğimiz yükün birazını almak,

kendimize düşen payı almak görev ve yetkilerimizi yapmak açısından bu tarihi

bir an ... halkımızdirenme kararı açığa çıkarmıştır

... Sonuçta bu süreç ... bizim görevimizdir ... Yarın halkımıza gideceğiz ...

bu özerkliğin ilanını herkese anlatmak zorundayız ..."

ii. İddiaanmede başvurucunun bu

konuşmasında; 14 Temmuz'un Kürdistan tarihi açısından direnişin başlangıç tarihi olduğunu ve PKK

terör örgütünün kurucularından olan Kemal Pir'in "artık sizin baskınız ve zulmünüz bize hiç gelir. Çünkü biz bugün

ölüm orucu kararı aldık. Kendi irademizle bu kararı aldık."

şeklindeki sözünü okuyarak o gün tarih yazıldığını ve önderlik diye sahiplendiği terör örgütü liderinin "tarih bir hükümdür, 5000 yılın toplamıdır.

Yani başlamıştır ancak bitmemiştir." şeklindeki sözüne vurgu

yaparak Ortadoğu'da şekillenen yeni düzende Kürt

özgürlük hareketi olarak adlandırdıkları yapılanmalarının bunun

dışında kalamayacağını söylediği, seçim döneminde özerk Kürdistan kuracaklarını halka anlattıklarını ve burada

karara bağlayacaklarını dile getirdiği, 1990'lı yıllarda kendilerinin Kürdistan diye tabir ettiği bölgede -PKK

terör örgütü mensuplarını kastederek- "gerillalarımız"

diye özdeşleştirdiği terör örgütü üyelerine sahip çıkamadıklarını ifade ettiği,

anılan toplantıda bulunan ve (sözde) özerklik ilanına imza atacak delegasyonun

kendilerinin tamamladığı devrim

sürecini kurumsallaştıracağına değindiği, halkın ve hareket diye belirttiği terör örgütünün [buna] hazır

olduğunu söyleyerek önderlik diye

sahiplendiği terör örgütü liderinin yükünün hafifletilmesi gerektiğine vurgu

yaptığı ve sözde özerklik ilanının halka anlatılması gerektiğine işaret ettiği

belirtilmiştir.

iii. Bu bağlamda

başvurucunun PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın talimatları

doğrultusunda kurulan ve dört ayaklı paradigmasının üçüncü ayağını oluşturan DTK'ya katıldığı, demokratik

özerkliği inşa etmek amacıyla örgütsel çalışmalar içinde hareket

ettiği, PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda özerk Kürdistan kurulması çalışmalarına

katkı sağlamak ve çalışmalarda aktif olarak rol almak üzere Diyarbakır

Belediyesi Konuk Evi olarak adlandırılan yere birçok kez gelip gittiği ve

burada yapılan toplantılara DTK üyesi olarak katıldığının tespit edildiği

belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun 4/5/2012 tarihinde PKK terör örgütü güdümünde

yayın yapan bir internet sitesindeki çağrılar doğrultusunda -24/4/2012 ile

25/4/2012 tarihlerinde Bingöl'ün Genç ilçesi Yolçatı

köyü Toklu mezrasında güvenlik güçleri ile PKK terör örgütü mensupları arasında

çıkan çatışmada ölü olarak ele geçirilen- İ.K., K.I. ve H.K. isimli terör

örgütü mensuplarının cenazelerine katıldığı belirtilmiştir.

v. 4/7/2012 tarihinde Diyarbakır'ın İstasyon Meydanı'nda "Kürt sorununa demokratik çözüm"

adı altında yapılmak istenen açık hava toplantısına izin verilmemesi üzerine

PKK terör örgütü güdümünde faaliyet gösteren internet siteleri ve basın yayın

organlarından Diyarbakır'ın genelinde eylemler yapılması ve İstasyon Meydanı'na

gidilmesi çağrılarının yapıldığı, yapılan bu çağrılar sonunda toplananların

İstasyon Meydanı ve Ofis Semti başta olmak üzere Diyarbakır il merkezinin

birçok yerinde araçları yaktığı, yollara barikatlar kurarak güvenlik görevlilerine

taş, molotof ve EYP ile saldırılar gerçekleştirdiği,

PKK'yı ve liderini sahiplenici sloganların atıldığı kanunsuz eylemler

gerçekleştirildiği, eylemlere destek için toplananlar arasında başvurucunun da

bulunduğu tespit edilmiştir.

vi. Başvurucu 13/12/2015 tarihinde Diyarbakır Merkez'de

gerçekleştirilen DEM-GENÇ Kongresinde bir konuşma yapmıştır. Konuşmanın içeriği

şöyledir:

"Merhaba başkan Apo'nun

yoldaşları merhaba Kürdistanlı devrimciler ... Bugün Amed'de

[Diyarbakır] direnişin başkentinde Türkiye

devrim mücadelesi açısından Kürdistan devrim mücadelesi açısından yeni bir gün

doğuyor ... Bugün 13 Aralık Türkiye devrim mücadelesi açısından 12 Eylül

karanlığına karşı direnenlere gözdağı vermek açısından önemli bir gün. Bugün 17

yaşında kalan ve hiç büyümeyen Erdal Eren'in ölüm yıl dönümü ... Mazlum DOĞAN [PKK

terör örgütü kurucularından olması nedeniyle 1979 yılında tutuklanarak

Diyarbakır Cezaevi'ne konulmuştur. 21/3/1982'de cezaevindeki hücresinde

kendisini yakarak intihar etmiştir.] ... o

sözünü o zaman söyledi 'teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür' ...

Mahirlerin, Denizlerin, İboların, başkan Apoların

ortaya çıkardığı bu devrimci mücadeleyi ileriye taşıma zamanıdır ... şimdi bize

bu yolu açan başkan Apoya güçlü bir selam gönderelim

... var mısınız başkan Apoya güçlü bir selam vermeye,

selam olsun başkan Apoya diyoruz

[salondaki topluluk ] 'selam,

selam İmralıya bin selam ve Biji

Serok Apo'[şeklinde

slogan atıyor]. Ben şimdi başkan

Aponıın bu sesi bu çığlığı çok güçlü duyduğunu

görüyorum ve şöyle diyordur; 'yoldaşlarım, benim sorumluluklarımı omuzlamış

durumda, halkımızın özgürlüğü için artık her zamankinden daha güçlüyüz, şimdi

geleceğe daha güçlü bakabiliriz'. Biraz önce eş başkanlarımız İmralı heyetimiz

çok net olarak görevlerimizi söyledi ama; ben bir kez daha ifade etmek

istiyorum, tarihi bir dönemeçteyiz ... Ortadoğu’da yeni bir devrim süreci var

ve kürdistan devrimcileri bu devrim sürecinin

öncülüğünü yapıyor ... Rojava’da, Şengal’de,

kürdistanda ortaya çıkan bu enternasyonalist

mücadeleyi büyütmek dünya devrimcileri ile yan yana durmak demokratik özerk kürdistanı ve demokratik Cumhuriyeti inşa etmek ve

demokratik 'Ortadoğu Konfedaralizmini' inşa etmek

sizlerin bizlerin omuzundadır. Şimdi görevimiz çok daha ağırdır ... Kemal

Pir'in dediği gibi çalışmak durumundayız başka seçenek yok 'ya kazanacağız ya

kazanacağız' faşizmi yenilgiye uğratacağız ... şimdi bizim omuzlarımızdadır

özgürlük sorumluluğu. Halklarımıza, Türkiye halklarına, kürdistan

halkına, Ortadoğu halklarına sözümüzdür. En çok da bu uğurda mücadele ederken

toprağa düşen şehitlerimize sözümüzdür, biz mutlaka ve mutlaka halklarımıza

başarıyı armağan edeceğiz. Bir kez daha Rojava’da, Şengal’de, kürdistanın her

yerinde demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten ve bunun bedelini ödeyen bu

uğurda şehit düşen başkan Apo’nun

yoldaşlarına ..."

vii. Başvurucunun 26/12/2015 ile 27/12/2015 tarihlerinde

Diyarbakır'da gereçekleştirilen DTK Olağanüstü Genel

Kurulunun 26/12/2015 tarihli toplantısında yaptığı konuşmanın ilgili bölümü

şöyledir:

"... Bugün yapacağım [tartışma] kürdistanı Kürtleri

ilgilendiren bir tartışma değil bugün yapacağımız tartışma ... biz burada

Türkiye'ye bir teklif sunacağız Kürtlere değil ...defalarca ilan ettik bunu

demokratik Özerk Kürdistan demokratik Cumhuriyet Biz ancak bu koşullarda

birlikte yaşayabiliriz ve bunun için mücadele ediyoruz dedik ve demeye de devam

edeceğiz ... Seyit Rıza idam sehpasına giderken, 'ben sizin oyunlarınız ile baş

edemedim, bu da [bana dert] oldu. Ama ben de size

diz çökmedim Bu da size dert olsun' demiştir Şeyh Sait

idama, giderken çocukları için bizler için onurlu bir gelecek bırakmak için

başı dik gitmiştir ... Eğer bir devlet yurttaşlarına ... savaş açmışsa yaşam

hakkını elinden alıyorsa buna karşı direnmek en temel insan hakkıdır ...

Türkiye'de ciddi bir kriz var savaş var çatışma var kürdistan'a

görkemli bir direniş var buna karşı ama ... görüşmeler başladığında Ocak

başında 9 Ocakta Sakine Cansız [9/1/2013'te Pariste

öldürülen PKK terör örgütü üyesi] katledildi

Kürt halk lideri Sayın Öcalano zaman ne dedi ha Sakineyi katletmişsiniz ha bizi bu bir Dersim katliamıdır

diye ifade ettiğinde Aslında, birileri bu sürecin başlamasını engellemek

istiyordu Ama buna rağmen sayın Öcalan Türkiye halkarının

geleceği için ısrar etti ... arkadaşlar ya özgürlük için mücadele edeceğiz

direneceğiz kazanacağız ya kazanacağız Bunun dışında bir seçenek ne yazık ki

bize sunulmuş değil ... Kürt halkının kendi kendisini yönetme hakkı en temel

insan hakkıdır ... Unutmayın ki ... dostlar yoldaşlar tarih bize şunu

göstermiştir tarihi katliamı yapanlar değil direnenler yazar her dönemde

direnenler kazanmıştır bir kez daha direnenler tarih yazıyor. Selam olsun

diyoruz direnenlere ..."

viii. Bu

bağlamda iddianamede başvurucunun DTK üyeliğiyle ilgili olarak -Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmalar kapsamındaelde

edilen bilgilere göre- E.B. isimli şahsın 23/7/2012 tarihinde aralarında

milletvekillerinin de bulunduğu birçok kişiye gönderdiği "DTK Başkanlık Divanı, DTK Genel Kuruluna

İlişkin Genelgedir " başlıklı mail içeriğinde ve C.C. isimli

şahsın kullandığı mail adresinde tespit edilen veriye göre başvurucunun DTK

üyesi olarak belirlendiğinin belirtildiği, şüpheli sıfatıyla ifade veren N.A.nın 14/7/2011 tarihinde demokratik özerkliğin ilan edilmesinden

sonra başvurucunun BDP Siirt milletvekili olarak DTK'ya

katıldığını beyan ettiği, bir gizli tanığın da

"Sebahat Tuncel DTK üyesidir, bir dönem Kandil'de siyasi eğitim aldı,

halen milletvekilidir." şeklinde beyanlarda bulunduğu

belirtilmiştir.

ix. Başvurucunun 25/3/2016 tarihinde Diyarbakır'da yayın yapan

yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalar şöyledir:

" ... hükümeti[n] özellikle Rojova kürdistanına yönelik yaklaşımı Rojova

devrimini boğmak için çetelerle El Nusra. Daiş gibi çete örgütleriyle işbirliği

yapmaktan geri durmamıştır. Halen bu ülkenin Cumhurbaşkanı bütün dünyanın terör

örgütü olarak gördüğü El Nusrayı aklamak için çaba

içerisindedir ... Sınırdan geçirdikleri tırları unutmadık bunların kime yardım

olduğunu neye yardım olduğunu çok net biliyoruz ... Demirci Kavalar çıkıp

devrimci bir öncülük yaptılarsa dönemin zalimlerine karşı döneminde dehaklarına karşı da Demirci kavalar gibi devrimciler

çıkacaktır ve çıkıyor özyönetim alanlarında ortaya çıkan direnişi bundan

bağımsız ele alamazsınız ... halkımızın kendi geleceği için kendi kaderini

belirlemek için kendi mücadele hakkını belirlemesini istiyoruz. Biz demokratik

bölgeler Partisi olarak en azından halkımızın varlığına karşı geliştirilen bu

saldırı politikası karşısında direniş konumunda olduğumuzu çok net ifade etmek

istiyoruz. Bu direnişi büyüterek örgütlü olduğumuz her yerde mücadeleyi

yükselterek faşizmi geriletip halkımızın özgürlüğünü mutlaka sağlayacağız o

açıdan buradaki arkadaşlarımızın öyle moralini bozmadan mücadeleyi büyüterek

Zafer'e yakın olduğumuzu bilerek hatta hiç olmadığı kadar Zafer'e yakın

olduğumuzu bilerek sürece asılması ve mücadeleyi yükseltmesinin zamanıdır

sevgili arkadaşlar bir omuz verirsek Zafer bizim Olacak o kadar yakın O yüzden

bunlar bu kadar Evet çok ağır bedeller verdik çok zor bir süreçten geçtik ama

İnanın ki ilk kez Ortadoğu'da Kiirdistan halkının

statüsü açısından kürdistan halkının geleceği

açısından yeni bir dönem başlıyor ..."

x. Başvurucunun 8/6/2016 tarihinde DBP Diyarbakır il binasında

gerçekleştirilen parti meclisi toplantısındaki konuşmasının ilgili bölümleri

şöyledir:

"... Gördük özyönetim direnişleri

sırasında Cizre'yi gördük. Sur'u gördük, Nusaybin'i

gördük. Gever'i gördük, insanları diri diri yakan bir

devlet gerçekliğiyle karşı karşıyayız ... Sayın Öcalan’a .... Dolayısıyla bu

defa sadece egemenlerin söz söyleyeceği, kâğıt üzerinde coğrafyamızı bölüp

parçalayacağı yerler değil bizzat sahada mücadele yürüterek kendi geleceği

üzerinde karar vereceğimiz bir süreç. Rojava devrimi,

Rakka hamlesi, Münbiç

hamlesi aslında bu açıdan da çok büyük bir umut, çok büyük bir moral veriyor

bize. Bunun mutlaka Türkiye siyasetine yansımaları olacaktır mutlaka Kürdistan

siyasetine yansımaları olacaktır."

xi. Başvurucu 20/6/2016 tarihinde bir televizyon kanalında

açıklamalarda bulunmuştur. Konuşmanın ilgili bölümleri şöyledir:

"... Hükümeti'nin İŞİD'le

kurduğu ilişki. EL-NUSRA'yla ya da EL-KAİDE'ye bağlı örgütlerle kurduğu ilişkinin aslında

sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye'yi bir transit ülke haline getirdiler. Çetelerin

burada geçişine izin verdiler. Sadece çetelerin geçişine değil ekonomik

kaynaklarını DAİŞ'e sundular ... bugüne kadar

devletin, bizzat MİT'in içerisinde olduğu, birlikte hareket ettiği durumlar

yansımıştır. Amed patlaması. Suruç. Ankara

Patlamasında bizzat aslında devletin bilgisi dâhilinde gerçekleştiği çok net

ortaya çıkmıştır. Dikkat ederseniz bunları DAİŞ resmi olarak da üstlenmedi.

Aslında bu işbirliğinin ortaya çıkması açısından ciddi

bir durum ..."

xii. Başvurucunun 30/6/2016 tarihinde düzenlediği -ve bir

televizyon kanalında da yayımlanan- basın toplantısında yaptığı açıklamaların

ilgili bölümleri şöyledir:

" ... bu girişimler Kürt halkına yönelik

imha, inkâr ve soykırımı destekleyen düşük yoğunluklu savaş anlayışına ve bu

anlayışın yol açtığı büyük insani felaketler çığırına bütün sonuçlarıyla

birlikte geri dönmekte olduğunu, kuşku bırakılmıyor ... Sayın Öcalan ...

kuşatma altındaki kürdistan kentlerinde ... özgün

mücadele ve örgütlenme yöntemleri ortaya koyarak ... bu savaş planı Türkiye’yi

giderek yalnızlaştırdı metnimizde de olduğu gibi aslında kendi kırmızı

çizgilerini aşındıran bir noktaya getirdi ama Türkiye'yi de savaşın içine

çekmiş oldu. Rojava devrimini boğmak için desteklediği

IŞİD [DEAŞ] çeteleri

bombalarını şimdi Türkiye'de patlatmaya başladılar ... Lice yanıyor bu

açıklamayı yaparken Uyuşturucu ile mücadele ediyoruz adı altında gerçeği

gizleyen hakikati öldüren bir durumla karşı karşıyayız. Dünyanın neresinde

uyuşturucu ile mücadele edenler yaşam alanlarını bombalarlar, sivil insanların

hayatına kast ederler, insanların geleceğini idame ettirebilmesi için

ekinlerini yakarlar. Böyle bir şey yok yani şuan

Lice’nin adeta her yeri bombalanıyor ... Şırnak ve Nusaybin'de 3 Haziranda

operasyonlar bittiği halde sokağa çıkma yasağı kaldırılmış değil orada hala

yıkım devam ediyor ..."

xiii. Başvurucunun 23/7/2016 tarihinde Diyarbakır Merkez Kayapınar ilçesi DBPbinasında yağtığı konuşmanın ilgili bölümleri şöyledir:

"... kürdistandaki

savaş politikalarında bunu çok net olarak görüyoruz. 7 Haziran sonrası ortaya

konulan savaş politikası, bugün 15 Temmuz'da ortaya çıkan darbe girişimine

zemin sunmuştur, zemin hazırlamıştır. Bölgede görev yapan bütün komuta kademesi

bugün darbeci olarak gözaltına alınmıştır, bir kısmı tutuklanmıştır, bir kısmı

da hala gözaltında tutulmaktadır. Bu bile aslında yaşananları çok net olarak

gösteriyor. Son bir yılda Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Gever başta olmak üzere

Kürt illerinde yürütülen savaş politikası ... Bu bağlamda ... İmralı Adası'nda

Kürt halk önderi sayın Öcalan’a yönelik son dönemlerde ortaya atılan iddialar,

aslında bu söylediğimiz darbe dinamiğinin hangi çerçevede devreye konulduğunu

da çok net olarak gösteriyor ..."

xiv.Başvurucunun 31/7/2016 tarihinde Diyarbakır'da

bir meydanda yaptığı konuşma içeriği şöyledir:

"... selam olsun başkan Apo'nun yoldaşlarına ... direndiniz, mücadele ettiniz bu

günleri yarattınız selam olsun direnenlere Surdan Cizreye,

Kobaniye selam olsun ... Selam olsun ki onlar bize

ölümü zulmü reva görenlere karşı görkemli bir direniş geleneği yarattılar.

Selam olsun sevgili arkadaşlar bugünleri yaratanlara selam olsun Başkan Apo'nun yoldaşlarına ... Sur'da,

Cizre'de, Nusaybin'de, Gever'de ... bu ülkede

demokratik özerk kürdistanı ... inşa edeceğiz ...

başkan Apo'nun en iyi yoldaşları kadınlara

sesleniyorum ... Başkan Apo'nun genç yoldaşlarına

sesleniyorum gençliğe sesleniyorum ... Amed halkına

sesleniyorum, direnişin kenti Amed'e 14 Temmuz

ruhuyla, Sur ruhuyla, direniş ruhuyla gelin faşizmi parçalayalım, halkımızın

özgürlük yolunda hep birlikte mücadele edelim, yan yana duralım ve Kürt halkı

önderi Sayın Öcalan'ı özgürlüğüne kavuşturalım ..."

xv. Başvurucunun 11/8/2016 tarihinde Diyarbakır Merkez Bağlar

ilçesinde faaliyet gösteren bir dernek binasında yaptığı konuşmanın ilgili

bölümleri şöyledir:

" ...Bazen savaş alanlarına gittiler canlı kalkan oldular

gerilla ile asker arasına, bazen gittiler savaş alanında kimsenin alamadığı

cenazelerimizi aldılar omuzlayıp getirdiler. Bu anneler ... Kürt halk önderi

sayın Öcalan'la müzakere olsun ... 40 yıllık mücadelemize baksınlar. Çok büyük

şeyler yaşadı bu coğrafya ne büyük acılar yaşadık 40 yıllık yürütülen özgürlük

mücadelesinde ... Son bir yıldır kürdistanda bütün

savaşı şehirlere taşıdı yaşam alanlarımızı yerle bir etti, Sur’da,

Cizre'de, Nusaybin'de, Gever'de halkımızın evini

başına yıktı..."

xvi. Başvurucunun 15/8/2016 tarihinde Diyarbakır Merkez

Yenişehir ilçesinde yaptığı basın açıklamasının ilgili bölümleri şöyledir:

" ...Bu torba yasa ... kürdistanda yerel yönetimlere nasıl el koyabilirizin

bir yansımasıdır. Bu kadar açık ve net, baştan şunu söyleyelim. Bu yasa çıksın

ya da çıkmasın demokratik bölgeler partisi olarak bu yasa bizim açımızdan yok

hükmündedir ... demokratik hakların genişletilmediği, demokrasi alanının

daraldığı dönemlerde şiddet devreye girmiştir... Eğer Türkiye'de Kürt sorununun

çözümü konusunda demokrasi ve özgürlükler genişletilmezse, daraltırsak bu

çatışmayı, kaosu giderek derinleştirir ... bu yeni çatışmanın, yeni sorunların,

yeni krizlerin ateşlenmesi demektir..."

xvii. Başvurucunun 30/10/2016 tarihinde Diyarbakır Merkez Kayapınar ilçesinde bir toplantıda yaptığı konuşmanın

ilgili bölümleri şöyledir:

"...2 tane konun hükmünde karar name

yayımlandı ... ve 15’e yakın basın kuruluşu ve kürdistanda

faaliyet yürüten basın kuruluşu kapatıldı. Sadece kadın haberleri yapan ve

Türkiye’deki bir ilk olan JİNHA kapatıldı. Yani bu aslında bu kadın özgürlüğüne

yönelik biraz önce Kamuran başkanın ifade ettiği KJA şahsında söylediği şey

sadece KJA değil kadınlar sesini duyurmaya yönelik basın ajansına yönelik bir

saldırıya neden oldu ...

... Ama mücadelenin direnişin olduğu bir dönem

özellik Diyarbakır'da halk iradesine yönelik geliştirilen saldırı karşısında

başta kadınlar olmak üzere halkımızın ortaya koyduğu direnç aslında bu süreç

nerde olmamız gerektiğini çok net gösteriyor ... Dün 2 gerillanın nasıl infaz

edildiğine dair görüntüleri kamuoyuyla paylaşmak kürdistan

halkını Kürt gençliğini Kürtleri tahrik etmekten başka bir anlam ifade etmez

... Özgür gündemi kapatmışlar bir daha kapmışlar. Bunu çok anlayamadım yani

zaten mühür vurmuşlardı. Genel yayın yönetmenleri, sahibi tutuklu ama dünkü

kanun hükmündeki kararnameyle kapatmışlar demek ki ya unuttular ya da başka

hesapları var. Tek Türkiye'de Kürtçe yayın yapan AZADIYA Welat

gazetesi kapatıldı. Zar ok Tv ile uğraşırken

Çocuklarımızdan ne istiyorlar diye çok şey yaparken şimdide AZADIYA Welat yani Türkiye'nin belki de tek yüz akı yani kürdistan halkının 20 milyondan fazla Kürt halkının tek

sesi olan AZADIYA Welat'ın kapatılması herhalde bu

ülkenin en temel ayıbıdır ..."

xviii. Başvurucunun 31/10/2016 tarihinde Diyarbakır Merkezde DBP

genel merkez danışma bürosunda yaptığı konuşmanın ilgili bölümleri şöyledir:

" ... iktidarı için bütün toplumu esir

almış durumda, rehin almış durumda. Dolayısıyla bütün bu yaşananlara burdan bakmak lazım ve adını da net koymak lazım. Bu bir

darbedir darbeye karşı direnmek, darbeye karşı durmak meşrudur ... Partimize

yönelik aslında bu saldırı, partimize yönelik özel bir politikanın olduğunu

biliyoruz. Niye? Çünkü Demokratik Bölgeler partisi kürdistanda

siyaset yapıyor ve Kürt halkının eşitlik, özgürlük, adalet ve barış talepleri

için mücadele ediyor. Kürt halkının kendi geleceğini kurması için, kendi

kendini yönetmesi için siyaset yapıyor ve bu Türkiye'ye öneride bulunuyor. Biz kürdistanlılar olarak sizinle bu koşullarda yaşarız diyor.

Demokratik Özerk Kürdistan demokratik Cumhuriyet önermesi aynı zamanda bir

özgürlük önermesidir, barış önermesidir, Türkiye nin krizden, kaostan çıkış önermesidir diyor ... 20

yıllık legal siyasetimizle onlarca arkadaşımız şehit düştü ... ama bu siyasi

geleneğimizden asla ve asla geri dönmek, asla ve asla mücadelemizden vazgeçmek

olmadı ... Kürdistan da yürütülen bu savaş politikası, devletin Kürtlere karşı

uyguladığı bu savaş stratejisi bütün Türkiye'yi esir almış durumda. Türkiye'de

bütün özgürlükler askıya alınmış durumda ... İşte sadece Kürdistan basınını

söyleseniz. Daha iki gün önce kanun hükmünde kararnameyle 15 basın kuruluşu

kapatıldı ... kürdistandaki bu savaş politikasını

ortadan kaldırmadığı sürece ... Türkiye'nin krizden kaostan çıkması mümkün

değildir. Türkiye kamuoyunun artık yüzünü kürdistan'a

dönmesi gerekir ... ama bizim yoldaşlarımız ve biz Bizler burada olacağız ve

hesap soracağız Biz olmasak bile bizim arkadaşlarımız

gelecek bunun hesabını soracak ...".

xix.Başvurucunun 4/11/2016 tarihinde HDP Eş Genel Başkanı

S.D., HDP Eş Genel Başkanı F.G. ve bazı HDP milletvekillerinin gözaltına

alınmasıyla ilgili olarak uydu üzerinden yayın yapan bir televizyon kanalında

yaptığı açıklamalarının ilgili bölümleri şöyledir:

"... kürdistan

halkının özgürlüğüne ... Halkımız bulunduğu her yerde kürdistanda

ve Türkiye'de sadece kürdistan halkı değil, bu

gidişata dur demek isteyen tüm halkımızın buna cevap vermesi gerekir. Buna

tepki vermesi gerekir ... Eş Başkanlarımız, Milletvekili arkadaşlarımız,

Milletvekili arkadaşlarımızın bir kısmı Hakkâri'de, bir kısmı Bingöl'de ve

Şırnak'ta olmak üzere dört yerde adliyedeler. Halkımızın Adliyelerin olduğu,

arkadaşlarımız adliyede olduğu yerde adliyelerin etrafında kenetlenmesi, diğer

yerlerde de HDP etrafında kenetlenerek bu hukuksuzluğa, bu haksızlığa ses

çıkarmaları gerekiyor. Başka seçenek yok arkadaşlar. Ya özgürlük ... Özgürlüğü

sağlayabilmek için de bizim bulunduğumuz her yerde demokrasi ve özgürlük

mücadelesini yürütmemiz gerek. Buna sessiz kalma onaylamak demektir, hiç kimsenin

buna sessiz kalmadığının altını çizmek istiyorum ... Sabah itibariyle de ne

yazık ki burada bir bomba patladı ve yüzlerce arkadaşımız, yüzlerce yurttaşımız

... yaşamını yitirenler var ... Bu çok dikkat çekici bir durumdur. Bir yandan

arkadaşlarımızı gözaltına ... alırken, bir yandan da sabah iş saati sırasında

bombanın patlaması dikkat çekicidir. Birileri aslında kaosu, krizi iç savaşı

devreye koymak istiyor ve bu konuda ... kendi iktidarı için Türkiye'yi savaşa

sokmaktan geri durmayan, Türkiye'yi kaosa sokan İktidar karşısında herkesin

tavır göstermesi gerekir ..."

xx. Başvurucunun 10/07/2016 tarihinde Diyarbakır DBP il

binasında düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmanın ilgili bölümleri

şöyledir:

"... bugün 10 Temmuz ...Vedat Aydın'ın

ölüm yıldönümü ve Vedat Aydın Konferans Salonunda toplantımızı

gerçekleştiriyoruz, onu bir kez daha onun şahsında tüm devrim şehitlerini

saygıyla sevgiyle anıyor onların mücadelesinin takipçisi olacağımızı bir kez

daha ifade etmek istiyorum ... Ortadoğu da yaşanan gelişmeler kürdistan halkının ortaya koyduğu direnç Kürt halkının

artık statüsüz yaşamak istememesi hem Ortadoğu da hem Türkiye'de hem de kürdistanda yeni gelişmeleri de beraberinde getiriyor,

artık eskisi gibi olmayacak hiçbir şey yeni bir dönemdeyiz yeni bir zamandayız

ve bu zamanda bizim zamanımız yeter ki bunun farkında olup bunun örgütsel

gücünü yaratıp bunun üzerinden yeni yaşamı birlikte inşa edelim ... demokratik

özerk kürdistan demokratik cumhuriyet, bizim Ortadoğuda yaşanan kriz ve kaosa çözüm perspektifimiz ...

bu sadece Türkiye Kürdisitanı açısından değil Türkiye

için değil bütün Ortadoğu ülkeleri açısından dört parça Kürdistan açısından da

geçerli bir çözüm. Demokratik Özerk Kürdistan Demokratik Cumhuriyet Demokratik

Ortadoğu Konfederasyonu diye ifade edeceğimiz bu perspektif ... bu projenin

mimarı hiç kuşkusuz kim sayın Abdullah Öcalan'dır ... bayramda biz İdil'e

gittik Cizre'ye gittik Silopi'ye gittik işte arkadaşlarımız burada, Sur'u da ziyaret ettiler. Direniş alanlarına gittiğimizde

halkımız neyin ne olduğunu çok iyi biliyor yani, bunun farkında. Şimdi biz

halkımızın ortaya koyduğu bu direnişi sahiplenme, buna öncülük etme ve yeni

yaşamı inşa etme konusundaki görev ve sorumluluklarımızı yerine getirme

zamanıdır, zaman bizimse o zaman bu zamanı örgütlemek hayata geçirmek bizim

görev ve sorumluluklarımız ... tabi ki Türkiye'de kalıcı barışın olması için

Hatip başkanda ifade etti; Kürt halkı önderi Sayın Öcalan'ın özgürlüğü olmazsa

olmaz koşuludur ..."

xxi. PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet

sitesinden yapılan çağrılar üzerine 5/8/2016 tarihinde Diyarbakır'da

gerçekleştirilen -ve PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir televizyon

kanalından da canlı olarak yayımlanan- basın açıklaması esnasında; PKK silahlı

terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın konuşmasının da yer aldığı örgütsel sinevizyon izletildiği,

"biji serok apo (yaşasın başkan apo)",

"be serok jiyan nabe (başkansız yaşam olmaz)" şeklinde

sloganlar atılarak terör örgütü liderinin fotoğrafının sinevizyon

izletilen alana asıldığı, daha sonra yapılan görüntü incelemesinde basın

açıklamasına katılan ve belirtilen şekilde slogan atan ve "önderliğime (PKK terör örgütü lideri

Abdullah Öcalan kastediliyor), toprağıma,

özgürlüğüme sahip çıkıyorum." ibareli cümleyi söyleyen şahsın

başvurucu olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

25. Savcılığın başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki

değerlendirmesi şöyledir:

"...

...izah edilen yüksek mahkeme kararları,

yapılan takipler, şüpheli ve tanık beyanları ile açık kaynak araştırmaları bir

bütün olarak değerlendirildiğinde şüphelinin PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün 5.

Genel Kurulunun sonuç bildirisinde ilan edilen KCK terör örgütü yapılanmasının

amacı doğrultusunda tabana yayılma faaliyeti olarakve

ileride kurulacak sözde özerk kürdistan’ın bir nevi

ulusal kurucu meclisi olarak kabul gören DTK’nın

üyesi olduğu, Demokratik Özerkliği inşa etmek amacıyla örgütsel faaliyette

bulunduğu, PKK/KCK terör örgütünü talimatları doğrultusunda 'Özerk Kürdistan'

kurulması amacına yönelik çalışmalara DTK üyesi olarak aktif olarak katıldığı

DTK merkezi olarak kullanılan Diyarbakır Belediyesi Konuk Evi olarak

adlandırılan yere de birçok kez gelip gittiği ve burada yapılan toplantılara

katıldığının tespit edildiği, ŞüphelininPKK/KCK

yapılanması içerisinde yer alan'özerkKürdistan'

amacına yönelik faaliyetlerde bulunanDTK üyesi

olduğu, DTK üyesi olarak Şüpheli tarafından özellikle son dönemde Sur,

Nusaybin, Cizre, Şırnak, Yüksekova ve başka il ve ilçelerde PKK/KCK bölücü

terör örgütü tarafından sözde özerk bölge oluşturma amacıyla yoğun şekilde

gerçekleştirilen hendek kazma, bomba tuzaklama, güvenlik güçlerine yönelik

silahlı ve roketli saldırıların sahiplenildiği ve bu saldırıların

direniş/mücadele olarak nitelendirildiği, saldırılara yönelik gerçekleştirilen

operasyonların toplu katliam ve abluka olarak, etkisiz hale getirilen silahlı

bölücü terör örgütü mensuplarının şehit olarak dile getirildiği, bu şekilde

bölücü terör örgütüne açıkça destek verildiği ve örgüt mensuplarının, barikat

ve hendeklerin açıkça sahiplenildiği gibi bölücü terör örgütüne yönelik

güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili olumsuz bir algı da

oluşturulmaya çalışıldığı, silahlı örgüt mensuplarının masum gösterilmeye çalışıldığı,bölücü terör örgütünün çıkarları doğrultusunda

ülkemizin bölünmez bütünlüğü aleyhine açıklamalar yapıldığı, KCK

örgütlenmesinin sözde kürdistan devleti kurma

amacının bir ayağı olan öz yönetim ilanlarının meşru gösterilmeye çalışıldığı,

Şüphelinin PKK/KCK terör örgütünün hiyerarşisi içerisinde silahlı terör

örgütünün emir talimatları ile PKK/KCK terör örgütünün temsil ve karar organı

olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK)bünyesindePKK/KCK

örgütüyesi olarak hareket ettiği,

Şüpheli şahsın PKK/KCK terör örgütünün

propaganda faaliyetleri üzerinden ulaşmaya çalıştığı amaç doğrultusunda hareket

ederek halk tabanında terör örgütüne desteği yükseltmek, terör örgütünün ve

faaliyetlerinin sözde meşru olarak algılanmasını sağlamak maksadıyla örgütsel

mahiyette açıklamalara ve paylaşımlara yer vererek terör örgütünün

propagandasını yaptığı Şüphelinin 04/05/2012 tarihinden 04/11/2016 tarihine

kadar gerçekleştirmiş olduğu terör örgütünün propagandası niteliğindeki

eylemleri açısından 5237 sayılı TCK nın 43.

maddesinde belirtilen “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında” hükmünün

uygulanamayacağı, yaklaşık 4 yıllık bir zaman zarfında farklı farklı olaylar

kapsamında bahsi geçeneylemlerin gerçekleştirildiği,

her ne kadar mağduru belli olmayan suçlar açısından da bu hükmün uygulanacağı belirtilmiş

ise de birbirinden bağımsız niteliğe haiz propaganda suçu açısından tek bir

cezaya hükmedilmesinin kabul edilemeyeceği, etkin, sürekli ve yoğun (16 Kez)

şekildeki propaganda niteliğideki her suç için ayrı

ayrı cezaya hükmedilmesigerekeceği,

Yukarıda açıklanan gerekçelerle şüphelinin

suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmediği, üzerine atılı atılı suçları işlediği tüm dosya kapsamındaki delillerden

... [anlaşılmıştır.]"

26. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi 30/11/2016 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2016/5 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır. Mahkeme, dosyayı 2/12/2016 tarihli kararı ile aralarında hukuki

irtibat bulunan aynı Mahkemenin E.2016/3 sayılı dosyası ile birleştirmiş ve

güvenlik nedeniyle davanın nakli için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

başvurmuştur. Bakanlığın talebi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi 19/1/2017

tarihinde davanın Malatya Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar vermiştir.

27. Bunun üzerine yargılamaya dava dosyasının gönderildiği

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde E.2017/145 sayılı dosya üzerinden devam

olunmuştur. Davanın ilk duruşması 21/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Duruşma,

Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden kayıt altına alınmıştır.

Başvurucu savunmasında özetle:

i. İddianameye konu soruşturma dosyalarının daha önceden

FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerce hazırlanan KCK dosyalarının güncellenmiş hâli

olduğunu ve iddianamede daha çok PKK/KCK'ya yer

verilerek siyasi partinin bunlarla zorla irtibatlandırılmaya çalışıldığını,

Türkiye'de parti program ve tüzüğü çerçevesinde her partinin kendi siyasi

perspektifini örgütleme, yayma ve propagandasını yapmasının yasal güvence

altında olduğunu ancak hakkında düzenlenen iddianamenin tüm bu yasal

güvenceleri ortadan kaldırdığını ileri sürmüştür.

ii. DTK'nın kurulduğu 2007 yılından bu güne kadarki on yıllık sürede hiçbir hukuki süreç

yaşamadığını, birçok kez Türkiye Büyük Millet Meclisine resmî olarak davet

edildiğini hem çözüm sürecinde hem de Meclis çalışma komisyonlarında muhatap

alındığını ve tüm faaliyetlerinin kamuya açık yapıldığını ifade etmiştir.

Başvurucu ayrıca DTK'da derneklerde veya siyasi

partilerde olduğu gibi bir üyeliğin söz konusu olmadığını ancak iki yılda bir

olağan kongre yaptığını, yine DTK'nın herhangi bir

denetim organının bulunmadığını ifade etmiştir.

iii. Öz yönetim ve demokratik özerklik sisteminin dünyada birçok

örneğinin bulunduğunu ve barışçıl çözümlere katkı sunduğunu, Türkiye'de de

bunun tartışıldığını ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar

yapıldığını, ayrıca özerk yönetim modelinin parti programında bulunduğunu ve

programın da Yargıtay tarafından onaylandığını, dolayısıyla parti programının propogandasını yapmalarının Anayasal bir hak olduğunu ileri

sürmüştür.

iv. Başvurucu iddianameye konu edilen konuşmalarının suç unsuru

taşımadığını, suçlamaları ve gizli tanığın beyanını kabul etmediğini

belirtmiştir.

28. Başvurucu müdafiileri özetle

başvurucunun hâlen bir siyasi partinin eş genel başkanı olduğunu, öncesinde ise

iki dönem milletvekili olarak görev yaptığını, dolayısıyla başvurucunun

suçlamaya konu edilen konuşmalarının siyasi faaliyetler esnasında yaptığı

konuşmalar olduğunu, bu nedenle daha özgürlükçü bir yorum yapılması gerektiğini

ifade ederek konuşma içeriklerinin suç unsuru taşımadığını belirtmişlerdir.

Başvurucu müdafileri ayrıca -konuşmaların yapıldığı zaman ve mekândan bağımsız

olarak değerlendirilmemesi gerektiğini- özellikle çözüm süreci döneminde

yapılan konuşmaların o günün şartları gözönüne

alınarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Başvurucu müdafiileri somut olayda kuvvetli suç şüphesinin ve

tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ileri sürerek başvurucunun tahliyesine

karar verilmesini talep etmişlerdir.

29. Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi 21/4/2017 tarihli celsede

başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Sanıklar ... Sebahat TUNCEL'in

üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair; olay tutanakları, gizli tanık

beyanları, tanık beyanları, teknik takip tutanakları, olay yeri görüntü

inceleme tespit tutanakları, basın haberleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma dosyası gibi kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin

mevcudiyeti, atılı terör örgütü suçunun CMK'nın

100/3. maddesinde yazılı tutuklama nedeninin var sayılacak suçlardan oluşu,

şüphelilerin üzerlerine atılı suçların alt ve üst sınırları, delillerin tamamen

toplanılmamış olması, delillerin karartılma şüphesi, aynı nedenlerle adli

kontrol uygulamasının bu aşamada hukuken ve fiilen yetersiz kalacağı kanaati

ile sanıkların tutukluluk hallerinin devamına ... [karar

verildi]."

30. Başvurucunun tutukluluğun devamı kararına yaptığı itirazı

Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/5/2017 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Terör örgütü propagandası yapma, kanuna aykırı

toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden

dağılmama, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçlarından Sebahat Tuncel

ve ... hakkında Malatya 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, Malatya

1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/145 Esas sayılı dava dosyasının 21/04/2017

tarihinde yapılan duruşmasında sanıkların tutukluluk halinin devamına karar

verildiği, incelenen dosya kapsamına göre; sanıklarınüzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanıkların iddianame konusu

eylemi gerçekleştirmiş olabileceği yönünde somut delillere dayanan kuvvetli suç

şüphesinin bulunması, kanundan kaynaklanan tutuklama sebeplerinin varlığı,

sanıkların tutuklulukta geçirdiği süre, yasada öngörülen cezanın alt ve üst

sınırına göre tutukluluğun ölçülü bulunması, belirtilen sebeplerle sanıklar

hakkında tutuklama şartlarının oluşup devam ettiği, sanıklar hakkında CMK 109.

maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı kanaati ile

CMK 100. ve devamı maddeleri gereğince sanıkların tutukluluk halinin devamına

karar verilmesi gerekerek[miştir]."

31.Başvurucu 18/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

32. Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi değişik tarihlerde resen ya

da başvurucunun itirazı üzerine yaptığı incelemeler sonunda başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına ve itirazının reddine karar vermiştir. Karar

gerekçeleri şöyledir:

"Tutuklu

sanıklar ... ve Sebahat Tuncel'in

işlemiş oldukları iddia edilen suçların vasıf ve mahiyeti, CMK’nın

100/3 maddesi uyarınca katalog suçlardan oluşu, tutuklu sanığın

cezalandırılması istenen yasa maddesinde ön görülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın

üst sınırı, tutuklulukta geçirilen süre, kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren dosyada mevcut Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen fezleke

içerikleri, gizli tanık Bahar'ın beyanları, 17/10/2008, 18/10/2008, 19/10/2008,

23/12/200818/04/2008, 14/07/2011, 31/08/2011, 03/09/2011, 26/09/2011,

26/12/2011, 14/10/2011, 12/02/2012, 13/02/2012, 16/02/2012, 18/02/2012,

14/03/2012, 23/03/2012, 30/03/2012, 05/05/2012, 09/05/2012, 18/06/2012,

29/06/2012, 06/05/2012, 11/03/2012, 11/04/2012, 18/05/2012, 14/06/2012,

18/06/2012, 01/07/2012, 09/07/2012, 11/07/2012, 26/07/2012, 29/07/2012,

04/08/2012, 23/08/2012, 16/09/2012, 21/09/2012, 23/10/2012, 06/11/2012,

08/11/2012, 10/11/2012, 07/12/2012, 11/12/2012, 23/02/2012, 17/11/2012,

18/11/2012, 05/03/2013, 20/04/2013, 21/04/2013, 05/05/2013, 09/06/2013,

01/09/2013, 14/11/2013, 19/11/2013, 24/11/2013, 20/04/2013, 11/03/2013

13/01/2014 23/01/2014 tarihli teknik araçlarla izleme ve dinleme ve çözüm

tutanakları, dosya kapsamındaki tüm görüntü inceleme ve tespit tutanakları,

Sabah gazetesinin "Gültan Kışanak Örgüt

Denetlemesinde" başlıklı haberi ve bu habere istinaden Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığına ilişkin 03/10/2011 tarihli tutanak, CMK’nın 100. maddesinde ön görülen tutuklama şartlarının

halen devam ediyor olması ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

nedenleriyle sanıkların tutukluluk hallerinin devamına ... [karar

verildi]"

"Mahkememizce sanık Sebahat Tuncel'in

işlemiş olduğu iddia edilen suçların vasıf ve mahiyeti, CMK’nın

100/3 maddesi uyarınca katalog suçlardan oluşu, tutuklu sanığın

cezalandırılması istenen yasa maddesinde ön görülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın

üst sınırı, tutuklulukta geçirilen süre, kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren dosyada mevcut Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen fezleke

içerikleri, gizli tanık Bahar'ın beyanları, 17/10/2008, 18/10/2008, 19/10/2008,

23/12/200818/04/2008, 14/07/2011, 31/08/2011, 03/09/2011, 26/09/2011,

26/12/2011, 14/10/2011, 12/02/2012, 13/02/2012, 16/02/2012, 18/02/2012,

14/03/2012, 23/03/2012, 30/03/2012, 05/05/2012, 09/05/2012, 18/06/2012,

29/06/2012, 06/05/2012, 11/03/2012, 11/04/2012, 18/05/2012, 14/06/2012,

18/06/2012, 01/07/2012, 09/07/2012, 11/07/2012, 26/07/2012, 29/07/2012,

04/08/2012, 23/08/2012, 16/09/2012, 21/09/2012, 23/10/2012, 06/11/2012,

08/11/2012, 10/11/2012, 07/12/2012, 11/12/2012, 23/02/2012, 17/11/2012,

18/11/2012, 05/03/2013, 20/04/2013, 21/04/2013, 05/05/2013, 09/06/2013,

01/09/2013, 14/11/2013, 19/11/2013, 24/11/2013, 20/04/2013, 11/03/2013

13/01/2014 23/01/2014 tarihli teknik araçlarla izleme ve dinleme ve çözüm

tutanakları, dosya kapsamındaki tüm görüntü inceleme ve tespit tutanakları, CMK’nın 100. maddesinde ön görülen tutuklama şartlarının

halen devam ediyor olması ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

nedenleriyle sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildiği; tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirildiğinde mahkememiz kararının değiştirilmesini

gerektiren herhangi bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varıldığından

itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."

"Mahkememizce Sanıklar ... ve Sebahat Tuncel'in üzerlerine atılı suçu

işlediklerine dair; olay tutanakları, gizli tanık beyanları, tanık beyanları,

teknik takip tutanakları, olay yeri görüntü inceleme tespit tutanakları, basın

haberleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyası gibi

kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin mevcudiyeti, atılı terör örgütü

suçunun CMK'nın 100/3 maddesinde yazılı tutuklu

nedeninin var sayılacak suçlardan oluşu, şüphelilerin üzerlerine atılı suçların

alt ve üst sınırları, delillerin tamamen toplanılmamış olması, delillerin

karartılma şüphesi, aynı nedenlerle adli kontrol uygulamasının bu aşamada

hukuken ve fiilen yetersiz kalacağı nedenleriyle sanıkların tutukluluk

hallerinin devamına karar verildiği; tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde mahkememiz kararının değiştirilmesini gerektiren herhangi bir

durumun söz konusu olmadığı sonucuna varıldığından itirazın reddine dair

aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."

33. Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamı kararına karşı değişik tarihlerde yaptığı itirazlarını benzer

gerekçelerle reddetmiştir. Karar gerekçeleri şöyledir:

"Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

suçlarından Sebahat Tuncel hakkında Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu

davası açıldığı, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/145 Esas sayılı dava

dosyasının 22/03/2017 tarihinde yapılan duruşmasında sanığın tutukluluk halinin

devamına karar verildiği, İncelenen dosya kapsamına göre; Sanığınüzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın iddianame konusu

eylemi gerçekleştirmiş olabileceği yönünde somut delillere dayanan kuvvetli suç

şüphesinin bulunması, kanundan kaynaklanan tutuklama sebeplerinin varlığı,

sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, yasada öngörülen cezanın alt ve üst

sınırına göre tutukluluğun ölçülü bulunması, belirtilen sebeplerle sanık

hakkında tutuklama şartlarının oluşup devam ettiği, sanık hakkında CMK 109.

maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı kanaati ile

CMK 100. ve devamı maddeleri gereğince sanığın tutukluluk halinin devamına

karar verilmesi gerekerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."

34. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosya ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk hâli devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V.İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğu İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, şartları bulunmadığı hâlde hakkında yakalama ve

gözaltı tedbirlerinin uygulandığını ve bu tedbirlerin ölçülü olmadığını

belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

41. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer

alan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını

devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Aynı Kanun'un tazminat isteminin

koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da karar veya

hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen

bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, §

27).

42. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış

da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

43. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki

bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak -talep etmesi

hâlinde- başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

44. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı kararının

hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

45. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

46. Kaldı ki yakalanan veya gözaltına alınan kişi, 5271 sayılı

Kanun'un 91. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca

yakalama işlemine veya gözaltına almaya ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı

emrine karşı hemen serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine

başvurabilmektedir. Kanun, bu başvurunun yakalanan kişinin yanı sıra müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya

ikinci derecede kan hısmı tarafından da yapılmasına

izin vermektedir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun yakalama işlemine

veya gözaltı emrine karşı sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunduğuna ve bu

başvurusunun sonuçsuz kaldığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye yer

verilmemiştir.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu; suçlamaya konu eylemlerinin siyasi faaliyetler

esnasında yaptığı konuşmalar olduğunu, kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını belirterek eylemlerinin ifade özgürlüğü ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olması nedeniyle tutuklanmasının hukuki

olmadığını, bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

49. Başvurucu; tutuklama, tutukluluğa itirazın reddi adli

kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının açıklanmadan ve tutuklama nedenlerine

ilişkin bir gerekçeye yer verilmeden özgürlüğünden yoksun bırakıldığını iddia

etmiştir.

50. Başvurucu; soruşturmanın amacının muhalefeti susturmak

olduğunu belirterek tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle uygulandığını, bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18.

maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

51. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

52. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

53. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

54. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, PKK silahlı terör

örgütünün üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

57. Kamuoyunda hendek

olayları olarak bilinen terör olaylarının yaşandığı dönemde PKK

-aralarında başvurucunun birçok konuşma yaptığı ve protesto eylemine katıldığı

Diyarbakır'ın Sur ilçesi ile başvurucunun seçim bölgesi olan Hakkari'nin

de bulunduğu- Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki bazı yerleşim yerlerinde

cadde ve sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurmak ve bu barikatlara bomba ve

patlayıcılar yerleştirmek suretiyle şehirlerin bir kısmında hâkimiyet sağlamaya

çalışmıştır. Güvenlik görevlileri; bu hendeklerin kapatılması ve barikatların

kaldırılması, böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar

yapmıştır. Bu kapsamda Sur, Silopi ve Yüksekova ilçelerinde de operasyonlar

gerçekleştirilmiş, bu operasyonlarda çok sayıda ağır silah ve patlayıcı madde

ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış, barikatlar kaldırılmış ve ayrıca çok

sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

58. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 2. Sulh

Ceza Hâkimliği, başvurucuyla ilgili bazı olgu ve olaylara değinerek PKK silahlı

terör örgütünün üyesi olma suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu

sonucuna varmıştır (bkz. § 20).

59.Soruşturma makamlarınca yapılan tespitlere göre başvurucunun;

i. 13/12/2015 tarihli konuşmasında "Merhaba başkan Apo'nun yoldaşları

merhaba Kürdistanlı devrimciler ... Bugün Amed'de

[Diyarbakır] direnişin başkentinde Türkiye devrim mücadelesi açısından

Kürdistan devrim mücadelesi açısından yeni bir gün doğuyor ... ben bir kez daha

ifade etmek istiyorum, tarihi bir dönemeçteyiz ... Ortadoğu’da yeni bir devrim

süreci var ve kürdistan devrimcileri bu devrim

sürecinin öncülüğünü yapıyor ... Rojava’da, Şengal’de, kürdistanda ortaya

çıkan bu enternasyonalist mücadeleyi büyütmek dünya

devrimcileri ile yan yana durmak demokratik özerk kürdistanı

ve demokratik Cumhuriyeti inşa etmek ve demokratik 'Ortadoğu Konfedaralizmini' inşa etmek sizlerin bizlerin omuzundadır.

Şimdi görevimiz çok daha ağırdır ... Halklarımıza, Türkiye halklarına, kürdistan halkına, Ortadoğu halklarına sözümüzdür. En çok

da bu uğurda mücadele ederken toprağa düşen şehitlerimize sözümüzdür, biz

mutlaka ve mutlaka halklarımıza başarıyı armağan edeceğiz ..."

ii. 26/12/2015 tarihli konuşmasında "... defalarca ilan ettik bunu demokratik özerk kürdistan demokratik cumhuriyet biz ancak bu koşullarda

birlikte yaşayabiliriz ve bunun için mücadele ediyoruz dedik ve demeye de devam

edeceğiz ...Eğer bir devlet yurttaşlarına ... savaş açmışsa yaşam hakkını

elinden alıyorsa buna karşı direnmek en temel insan hakkıdır ... Türkiye'de

ciddi bir kriz var savaş var çatışma var kürdistan'a

görkemli bir direniş var buna karşı ... tarihi katliamı yapanlar değil

direnenler yazar her dönemde direnenler kazanmıştır bir kez daha direnenler

tarih yazıyor. Selam olsun diyoruz direnenlere ..."

iii. 25/3/2016 tarihli konuşmasında "... Biz demokratik bölgeler Partisi olarak en azından halkımızın

varlığına karşı geliştirilen bu saldırı politikası karşısında direniş konumunda

olduğumuzu çok net ifade etmek istiyoruz. Bu direnişi büyüterek örgütlü

olduğumuz her yerde mücadeleyi yükselterek faşizmi geriletip halkımızın

özgürlüğünü mutlaka sağlayacağız o açıdan buradaki arkadaşlarımızın öyle

moralini bozmadan mücadeleyi büyüterek Zafer'e yakın olduğumuzu bilerek hatta

hiç olmadığı kadar Zafer'e yakın olduğumuzu bilerek sürece asılması ve

mücadeleyi yükseltmesinin zamanıdır sevgili arkadaşlar bir omuz verirsek Zafer

bizim Olacak o kadar yakın O yüzden bunlar bu kadar Evet çok ağır bedeller

verdik çok zor bir süreçten geçtik ama İnanın ki ilk kez Ortadoğu'da Kiirdistan halkının statüsü açısından kürdistan

halkının geleceği açısından yeni bir dönem başlıyor ..."

iv. 8/6/2016 tarihli konuşmasında "... Gördük özyönetim direnişleri sırasında Cizre'yi gördük. Sur'u gördük, Nusaybin'i gördük. Gever'i

gördük, insanları diri diri yakan bir devlet gerçekliğiyle karşı karşıyayız ...

Sayın Öcalan’a .... Dolayısıyla bu defa sadece egemenlerin söz söyleyeceği,

kâğıt üzerinde coğrafyamızı bölüp parçalayacağı yerler değil bizzat sahada

mücadele yürüterek kendi geleceği üzerinde karar vereceğimiz bir süreç

..."

v. 10/7/2016 tarihli konuşmasında "... Ortadoğu da yaşanan gelişmeler kürdistan

halkının ortaya koyduğu direnç Kürt halkının artık statüsüz yaşamak istememesi

hem Ortadoğu da hem Türkiye'de hem de kürdistanda

yeni gelişmeleri de beraberinde getiriyor, artık eskisi gibi olmayacak hiçbir

şey yeni bir dönemdeyiz yeni bir zamandayız ve bu zamanda bizim zamanımız yeter

ki bunun farkında olup bunun örgütsel gücünü yaratıp bunun üzerinden yeni

yaşamı birlikte inşa edelim ..."

vi. 31/7/2016 tarihli konuşmasında "... selam olsun başkan Apo'nun

yoldaşlarına ... direndiniz, mücadele ettiniz bu günleri yarattınız selam olsun

direnenlere Surdan Cizreye, Kobaniye

selam olsun ... Selam olsun ki onlar bize ölümü zulmü reva görenlere karşı

görkemli bir direniş geleneği yarattılar. Selam olsun sevgili arkadaşlar

bugünleri yaratanlara selam olsun Başkan Apo'nun

yoldaşlarına ... Sur'da, Cizre'de, Nusaybin'de, Gever'de ... bu ülkede demokratik özerk kürdistanı

... inşa edeceğiz ... gelin faşizmi parçalayalım, halkımızın özgürlük yolunda

hep birlikte mücadele edelim, yan yana duralım ve Kürt halkı önderi Sayın

Öcalan'ı özgürlüğüne kavuşturalım ..." şeklinde beyanlarda

bulunduğu tespit edilmiştir.

60. Bu bağlamda Mahkeme; başvurucunun PKK/KCK silahlı terör

örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın terör örgütünün amaçları doğrultusunda

faaliyet yürütmesi için kurulması talimatını verdiği -legal görünüm altında

illegal faaliyetler yürüten- DTK isimli yapının toplantılarına katıldığını ve

bu yapıya üye olduğunu, 13/12/2015, 26/12/2015, 25/3/2016, 8/6/2016, 10/7/2016

ve 31/7/2016 tarihlerinde yaptığı konuşmalarda PKK terör örgütünü ve liderini

övdüğünü, PKK'nın şiddet içeren eylemlerini direniş

şeklinde tanımladığını, ölen terör örgütü mensuplarını şehit olarak adlandırdığını ve yine

konuşmaların yapıldığı dönemlerde terör örgütünün hendek kazmak suretiyle özerk

yönetimler oluşturma doğrultusunda başlattığı terör eylemlerini direniş olarak adlandırarak meşru

gördüğünü belirtmiş ve kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır.

61. Demokratik bir toplumda kişilerin ve özellikle

siyasetçilerin terör propagandası niteliği taşımadıkça terör operasyonlarının

yapılış şeklini eleştirmesi meşru görülebilir. Bununla birlikte anılan bu

konuşma, toplantı ve yürüyüşlerin -başvurucunun seçim bölgesi olan Hakkari de dâhil olmak üzere- ülkenin birçok bölgesinde

terör saldırılarının ve PKK'dan kaynaklanan terörist şiddetin ülke güvenliği

üzerindeki tehdidinin arttığı bir dönemde ve şiddet olaylarının yaşandığı

bölgede gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

62. Bu itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi

konumunu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönemi ve yeri, konuşmaların

içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alarak yukarıda yer verilen sözlerin

güvenlik güçleriyle çatışma hâlinde olan terör örgütü mensuplarını ve

eylemlerini sahiplenerek öven ve meşru gösteren nitelikte olduğu yönündeki

değerlendirmelerinin ve bu konuşmaların yapılmasını suç işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul etmelerinin temelsiz olduğu söylenemez.

63. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

64. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, mevcut delil durumuna, suç için Kanun'da

öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 20).

66. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tiplerindendir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

67. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

68. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, § 268; Selçuk Özdemir

[GK], B. No:2016/49158, 26/7/2017, § 76).

69. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran

[GK], § 64).

70. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için

öngörülen cezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

71. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin siyasi amaçlarla gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini

gerektiren bir durum söz konusu değildir.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tutukluluğun

devamına ve itirazın reddine dair kararların tutukluluğun devamını meşru

kılacak yeterli gerekçe içermediğini belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

75. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

76. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir (Murat Narman,

B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 60; Halas

Aslan, § 66).

77. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,

bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili

yargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep

edebilirler. Yargı organlarınca tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin

serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanın

meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

bir gereğidir (Halas Aslan, §

67).

78. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan kişinin

yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği

diğerlerine göre daha fazladır. Buna göre başta savcılıklar ve mahkemeler olmak

üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere riayet edilmek

koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması için özenli davranmalıdırlar (Halas Aslan, §§ 68-71).

79. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61). Makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp

gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise

tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı

ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

80. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§

74, 75).

81. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa

da belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda,

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut olgularla birlikte açıklanması

gerekir (Halas Aslan, § 76). Ayrıca belirli bir süreyi aşan

tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak

belirtilmesi yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70). Son

olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda tutuklamanın ölçülü olduğuna

ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha

hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının

ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 78).

82. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, tutukluluğa ilişkin gerekçelerin

ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları

nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı

sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

83. Somut olayda başvurucu 6/11/2016 tarihinde tutuklanmıştır.

Mahkeme 27/4/2018 tarihinde yaptığı sekizinci duruşmada başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına ve sonraki duruşmanın 13/7/2018 tarihinde yapılmasına karar

vermiştir. Buna göre başvurucunun özgürlüğünden yoksun kaldığı süre 1 yıl 11 ay

6 gündür.

84. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama

nedenlerine ilişkin açıklamalar incelendiğinde (bkz. §§ 19-22, 29-33),

öncelikle suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve Kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasında olmasına değinildiği, ayrıca suçun

niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen cezanın süresine ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti

hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı, kaçma şüphesinin varlığına işaret eden

durumlardan biridir. Kanun'da silahlı terör örgütü üyeliği için belirlenen

hapis cezasının süresi de dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın

meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi dikkate alındığında

ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

85. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada, Malatya 1. Ağır

Ceza Mahkemesince genellikle birer veya ikişer aylık aralıklarla olmak üzere

toplam sekiz duruşma yapıldığı, bu duruşmalarda başvurucunun ve diğer sanığın

dinlendiği, bilirkişi raporu alındığı, tanık dinlendiği ve diğer delillerin

toplandığı görülmektedir. Bu itibarla genel olarak davanın yürütülmesinde

derece mahkemelerince hareketsiz kalınan bir dönem olmadığı gibi yargılamada

özensizlik gösterildiği de tespit edilmemiştir.

86. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin derece

mahkemelerince açıklanan gerekçelerin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru

nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması, davanın

yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmaması dikkate alındığında 1 yıl 11 ay 6

günlük tutukluluk süresinin somut olayın koşullarında makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

88. Başvurucu, gözaltına alınma ve ifade alma süreçlerinde

suçlamalara dair yeterince bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını inceleme

talebinin kısıtlama kararı

gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini; bu nedenlerle kendisine yönelik

suçlamaları ve bunların delillerini öğrenemediğini ileri sürmüştür. Ayrıca

başvurucu; kısıtlama kararının

kanunda öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, bu bağlamda incelemeye ve

örnek almaya yetkili olduğu belgelere yönelik erişiminin de engellendiğini

belirterek soruşturma mercilerinin bu tutumunun silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmadığını, sonuç olarak

tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakıldığını, bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

89. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

90. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

91. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§

169-174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

92. Başvurucu, hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak müdafiinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek

alma yetkisinin kısıtlanmasına karar verildiğini belirtmiştir.

93. Kısıtlama kararı ve bu kararın daha sonra kaldırılıp

kaldırılmadığı hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verildiği

30/11/2016 tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kısıtlama kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

94. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamalar

ile buna ilişkin olguların tutuklama talep yazısında ve sorgu esnasında

başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı, başvurucunun da ifadesinde anılan

suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz.

§§ 17-20).

95. Öte yandan tutukluluğa itiraz dilekçesinde başvurucu

müdafileri tarafından usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir şekilde savunma

yapılmıştır. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

96. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında yaklaşık

birkaç ay devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlama nedeniyle

başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının

kabulü mümkün görülmemiştir.

97. Diğer taraftan başvurucu kısıtlama kararının kapsamında

bulunmayan belgelere erişiminin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğa etkili bir

şekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüş ise de başvurucu açıkça hangi

belgelere erişemediğini belirtmemiştir. Soruşturma makamlarınca suçlama

konusunun başvurucuya bildirildiği, tutuklama kararında da bu olgulara yer

verildiği görülmektedir. Dolayısıyla bir kısım belgelerin başvurucunun

erişimine açılmamasının tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunmayı

güçleştirdiği söylenemez.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ve

Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

99. Başvurucu; tutuklamaya dayanak oluşturan konuşma ve

açıklamalarının siyasi faaliyet kapsamında yaptığı düşünce açıklamaları

olduğunu, bu nedenle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

100. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; HidayetKaraca [GK],

B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§

111-117; Mehmet Baransu

(2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay

Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013,

§§ 105-116; Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§

120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak,

B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

101. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 48-72). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca

ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma hakları kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği iddialarına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Sebahat

TUNCEL

Vekili

:

Av. Ramazan

DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/23601, 10 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V.inceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 60; Halas
  12. B. İfade Özgürlüğü ve
  13. B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§
  14. B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§
  15. B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. Hatipoğlu
  22. Tuncel
  23. Demir
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/23601
Tarih
10 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Mustafa Kemal Çelik Başvurusu (B. No: 2015/20153)
  • Saliha Dere ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2132)
  • Rukiye Güven Başvurusu (B. No: 2015/11229)
  • Volkan Akyılmaz Başvurusu (B. No: 2015/14212)
  • Hasan Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/17112)
  • Yalçın Uzan Başvurusu (B. No: 2015/9336)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.