İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Duran Eren Şahin Başvurusu (B. No: 2016/11928)

1. Başvuru, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen bir

Başvuru No2016/11928Tarih20 Kasım 2019Okuma36 dk · 7.228 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Duran Eren Şahin Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/11928
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.228 kelime·36 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen bir

protesto eylemine kolluk görevlilerince güç kullanılarak yapılan müdahale

sırasında; orantısız güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olaya

ilişkin etkili soruşma yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının, toplantının hukuka aykırı şekilde dağıtılması nedeniyle de

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 11/12/1990 doğumlu olup olay tarihinde Ankara'da

üniversite öğrencisidir.

10. 2/6/2013 tarihinde Kızılay Meydanı'nda gerçekleştirilen

protesto eylemine katılan başvurucu, eylem sırasında kolluk görevlisi

tarafından kullanılan göz yaşartıcı gaz tüfeğinden atılan bir kapsül ile baş

bölgesinden yaralanmış ve aynı tarihte Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

(Hastane) tedavi edilerek hakkında genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. Raporda

" ...sağ temporal

lob medial [sağ kulak üstü alanın ortası] kesimde 16x12 mm boyutlarında düzgün sınırlı kistik[içeriği sıvı formda olan kesecik] lezyon..." şeklinde bir tespit

bulunmakta olup bunun dışında herhangi bir yaralanma tespiti yapılmamıştır.

11. Başvurucu 12/7/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) yaptığı suç duyurusunda ilgili kolluk

görevlilerinin ve kolluk amirlerinin yanı sıra Çevik Kuvvet biriminden sorumlu

İl Emniyet Müdür Yardımcısı ile İl Emniyet Müdürü ve Vali'den de şikâyetçi

olmuştur. Başvurucu, katılmış olduğu protesto gösterisinde kolluk görevlilerine

veya başka bir kimseye karşı herhangi bir suç işlemediği, barışçıl bir tutum

içinde hareket ettiği hâlde bir polis memurunun elindeki gaz tüfeği ile üzerine

nişan alarak kasıtlı biçimde atış yapması sonucu baş bölgesinden yaralandığını

iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca kolluk görevlileri tarafından kullanılan

yoğun göz yaşartıcı gaza maruz kalmasından da yakınmaktadır. Başvurucu suç

duyurusu dilekçesinde, meydana gelen yaralanma nedeniyle ilgili kolluk

görevlileri ve amirlerinden şikâyetçi olduğunu detaylı şekilde açıklarken İl

Emniyet Müdürü ve Vali'den neden şikâyetçi olduğuna dair özel bir gerekçe

belirtmemiştir. Başvurucu açılacak adli soruşturmada, İl Emniyet Müdürlüğü

görevlilerinden şikâyetçi olduğundan soruşturmanın bağımsız ve tarafsızlığının

temini için adli kolluk olarak polis yerine jandarma görevlilerinin

kullanılmasını da talep etmiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı tarihte soruşturma başlatılmış,

kolluğa müzekkere yazılarak başvurucunun iddiaları kapsamında toplumsal bir

olaya müdahale edilip edilmediği, edildiyse gerekli uyarıların yapılıp

yapılmadığına ilişkin bilgi istenmiştir. Yazılan müzekkerede ayrıca olay anına

ilişkin varsa kolluğa ait kamera kaydı temini ile olay yerini gören kamu ya da

özel kişilere ait kamera kaydı araştırması yapılması istenmiştir. Bunun dışında

başvurucu hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçu kapsamında adli/idari bir işlem yapılıp

yapılmadığı da kolluktan sorulmuştur. Ayrıca başvurucunun yaralanmasına neden

olduğu iddia edilen polis memurunun kimlik bilgilerinin tespiti, bu mümkün

değilse olay yerinde gaz mühimmatı kullanmaya yetkili kolluk personelinin

kimlik bilgilerinin tespiti ve gönderilmesi istenmiştir.

13. Kolluğun Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği cevapta, önceden

haber vermeksizin 2/6/2013 tarihinde gerçekleştirilen protesto eyleminde

sayıları gittikçe artan bir gösterici grubun Kızılay Meydanı'na çıkan ana

yolları araç ve yaya trafiğine kapattığı, göstericilerden bazılarının yüzlerini

bezle kapattığı ve yapılan tüm ikazlara rağmen dağılmadığı belirtilmiştir.

Göstericilerden bazılarının kolluk görevlileri ile kolluk araçlarına, çevrede

bulunan kamu ve şahıs mallarına taş, sopa, soda şişesi vb. gibi cisimlerle

saldırıda bulunup zarar verdikleri, bazı kolluk görevlilerinin bu saldırılarda

yaralandığı da verilen bilgiler arasındadır. Cevap yazısında kamu düzeninin

tesisi amacıyla bu göstericilere karşı orantılı şekilde tazyikli su ve göz

yaşartıcı gazla müdahalede bulunulduğu, birçok göstericinin yakalanarak

hakkında adli işlem yapıldığı, ancak başvurucu hakkında herhangi bir adli işlem

yapılmadığı belirtilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin olarak kolluğun ilgili

birimi tarafından kayda alınan kamera kayıtlarını temin ederek veri hazırlama

ve kontrol işletmeni olan bir bilirkişi marifeti ile kayıtlar üzerinde inceleme

yaptırmıştır. Bilirkişi raporunda, kolluk tarafından kayda alınan ve biri

fotoğraf, yedisi görüntü kaydı içeren toplam sekiz DVD üzerinde inceleme

yapıldığı görülmektedir. Raporda, DVD'lerin tamamının kolluk tarafından

2/6/2013 tarihinde Kızılay Meydanı ve çevresinde kayda alınan görüntü ve

fotoğraflardan oluştuğu, görüntülerin muhtelif sürelerde ve sürekli olmadığı,

başvurucunun iddiasına konu olayı doğrulayan bir görüntü ya da fotoğrafa dair tespitin

yapılamadığı belirtilmiştir. Ayrıca her DVD içeriğine ilişkin görüntülerden

çeşitli kesitler barındıran fotoğraflara da raporda yer verilmiştir. Bu

fotoğraflarda yüzleri maskeli ve taş atan bazı göstericilerin olduğu, yollara

çeşitli barikatların kurulduğu, ateş yakıldığı, kolluk görevlilerinin göz

yaşartıcı gaz kullanarak göstericilere müdahale ettiği görülmektedir.

15. Olay yerini gösterebilecek trafik kamera kaydına (MOBESE)

ilişkin olarak Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından düzenlenen

30/7/2013 tarihli tutanakta; söz konusu kaydın otuz gün süre ile saklandığı, bu

nedenle olay tarihine ilişkin görüntüye ulaşılamadığı bilgisine yer

verilmiştir. Bir özel işletmenin güvenlik kamera sisteminin ise yirmi iki

günlük kayıt tuttuğu, bu sebeple olay tarihine ilişkin görüntülere

ulaşılamadığı aynı kolluk birimi tarafından düzenlenen 19/8/2013 tarihli başka

bir tutanakta ifade edilmiştir. Kent Güvenliği Yönetim Sistemi (KGYS)

kapsamında yapılan araştırmada ise sisteme ait ilgili kameraya 2/6/2013

tarihinde göstericiler tarafından zarar verildiğinden istenen görüntülere

erişilemediği belirtilmiştir.

16. Başvurucunun yaralandığı olayda gaz mühimmatı kullanan

personelin tespit edilemediği kolluk tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına

bildirilmiştir. Bunun nedeni ise olay tarihinde -daha hassas korunması

gerektiği ifade edilen Başbakanlık binasının da bulunduğu- Kızılay Meydanı'nda

yoğun protesto eylemlerinin düzenlenmesi ve bu gösterilerde il dışından takviye

kolluk personelinin görevlendirilmesi olarak gösterilmiştir. Bu nedenle gaz

mühimmatı kullanmakla görevli personelin muhtelif zaman ve yerlerde, değişen

şekillerde görev aldığı, dolayısıyla başvurucunun şikâyetine konu yer ve zaman

diliminde tam olarak hangi personelin görev yaptığının tespit edilemediği

belirtilmiştir. Bu kapsamda olay tarihinde ve yerinde görev alan tüm kolluk

görevlilerinin listesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Bu bilgi

sonrası Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli kimlik tespitine yönelik başkaca bir

girişimde bulunulduğu yönünde bir bilgi ya da belgeye dosya kapsamından

erişilememiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun muayenesinin

yapıldığı tıbbi kayıtlar Hastaneye yazılan müzekkere ile temin edilmiş ve bu

doğrultuda Adli Tıp Kurumunca (ATK) düzenlenen kati adli rapor da dosya arasına

alınmıştır. ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"...

Darp nedeniyle geldiği;sağ

saçlı deri içinde sağ tempora pariatelde

[kulak üstü kafatası çeperi]

2 cm'lik deriden hafif kabarıklık gösteren, deriden

koyu renkli nedbe tespit edildiğine, raporunda; sağ pariatelde

2 cm'lik kesi sütüre [dikiş] edildiği, sistem muayenelerinin doğal olduğu, BT'sinde [Bilgisayarlı Tomografi] acil patoloji saptanmadığı, hayati tehlikesinin

bulunmadığı, beyin cerrahi konsültasyon raporunda; acil beyin cerrahi patoloji

düşünülmediği kayıtlı olup, ek patoloji bildirilmediğine göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

18. Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/3/2014 tarihinde başvurucunun

müşteki sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde protesto amacıyla

Kızılay Meydanı'nda bulunduğunu, ortamın çok kalabalık ve kargaşa içinde

olduğunu, bir üst geçidin camlarının birden kırıldığını, burada üniformalı ve

kasklı iki polisin belirdiğini, polislerden birinin kalabalık içindeki

göstericileri hedef olarak gösterdiğini, diğerinin ise gaz tüfeği ile bu

kişilere doğru atış yaptığını iddia etmiştir. Kendisinin de bu şekilde hedef

alınmak suretiyle atılan bir gaz mühimmatı ile başından yaralandığını ileri

süren başvurucu, yaralanmasına neden olan kolluk görevlilerinden ve tüm

sorumlulardan şikâyetçi olmuştur.

19. Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/3/2016 tarihinde başvurucunun

şikâyetine ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kararda

şüpheli olarak sadece "Ankara Emniyet

Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelleri" ibaresine

yer verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Başsavcılığımızca yapılan soruşturma

kapsamında, olay tarih ve saatinde belirtilen alana ilişkin temin edilen

görüntü kayıtlarının 8/6/2015 tarihinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde

müşteki Eren Şahin'in [Başvurucu] kolluk görevlilerince veya herhangi bir kimse tarafından darp

edildiğine ilişkin görüntü tespit edilememiştir.

Ankara Emniyet Müdürlüğünün Ekim 2013 tarih ve

58604142-6738.62399- 12508/2013 sayılı cevabi yazısında '2.6.2013 Pazar günü

çeşitli sivil toplum örgütleri ve marjinal gruplar organizesinde “İstanbul

Taksim Gezi Parkı AVM Projesini Protesto Etmek' amacıyla Kızılay Bölgesi,

Kolej, Tunalı Hilmi Caddesi ve İlimizin muhtelif yerlerinde toplanan eylemci

gruplar ana arterleri araç ile yaya trafiğine kapatmak suretiyle, içlerinden

bazı şahıslar da tanınmamak için de yüzlerini bez parçaları ile gizledikten ve

kendilerine sıkılan tazyikli su ile gazdan etkilenmemek için yüzlerini deniz

gözlüğü ile inşaatlarda kullanılan baretler ile kapattıktan sonra yapılan tüm

ikazlara rağmen dağılmayarak görevli bulunan emniyet mensuplan

ile araçlarına, akabinde de çevrede bulunan kamu ve özel mallara taş, sopa,

soda şişesi, sapan vb. sert cisimlerle saldırmışlardır. Bunun üzerine yapılan

şiddet içerikli kanuna aykırı eylemi sonlandırarak kamu düzeninin ve

güvenliğinin yeniden tesis edilebilmesi amacıyla orantılı olarak tazyikli su ve

gaz sıkılmak suretiyle eylemci gruplara müdahale edilmiştir. bununla

birilkte Eren Şahin isimli şahıs hakkında olay

tarihinde şubemizce herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.' şeklinde

bilgi verilmiştir.

Başsavcılığımızca Müşteki Eren Şahin'in

iddiaları ve dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde 2.6.2013

tarihinde Kızılay bölgesinde 'İstanbul-Taksim Gezi Parkı AVM projesini Potesto etmek' amacıyla toplanan eylemci grupların ana

arterleri araç ile yaya trafiğine kapatmaları ve kolluk görevlilerince yapılan

tüm ikazlara rağmen dağılmayarak görevli bulunan kolluk görevlileri ile

araçlarına ayrıca çevrelerinde bulunan kamu ve özel mülkiyeti konu mallara taş,

sopa, soda şişesi, sapan vb. sert cisimlerle saldırmaları üzerine, şiddet

içerikli kanuna aykırı eyleme dönüşen gösteri ve yürüyüşe kamu düzeni ve

güvenliğini tesir etmek amacıyla kolluk güçlerinin biber gazı ve jopla müdahalede bulunması sırasında müştekinin basit tıbbi

müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasında, TCK 256 md.sinde düzenlenen kolluk görevlilerinin zor kullanma

sınırlarını aşmak suretiyle kasten yaralama suçunun yasal unsurları oluşmadığı

anlaşılmakla yasal unsurları oluşmayan kasten yaralama suçundan 2.6.2013

tarihli gösteriye müdahale eden Ankara Emniyet Müd.

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personeli hakkında kamu adına kovuşturma yer

olmadığına... [karar

verildi.]"

20. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etmiş,

karar gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirten Ankara 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin (Hâkimlik) 11/5/2016 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir. Ret

kararı 26/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 24/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

23. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256.

maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

24. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

26. Anayasa Mahkemesi Ali

Ulvi Atunelli (B. No: 2014/11172,

12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (B.

No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 28-30) kararlarında

30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesinin ilgili

kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli Toplumsal

Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına,

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde

çıkarılan iki ayrı genelgeyle daha ayrıntılı hâle getirilen, Emniyet Genel

Müdürlüğünün Aralık 2008 tarihinde hazırladığı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve

Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın ilgili bölümlerine

yer vermiştir.

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili

maddelerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin

içtihatlarına Ali Ulvi Atunelli

(aynı kararda bkz. §§ 29-45) kararında yer verilmiştir.

28. Anayasa Mahkemesi Ali

Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51)

ve Özlem Kır (aynı kararda bkz.

§§ 31-35) kararlarında 13/1/1993

tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve

Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’ye,

Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel

İlkelerin [Birleşmiş Milletler (BM) Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı

Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990,

s. 112-115] ilgili bölümlerine, BM barışçıl toplanma ve gösteri yapma

özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlanan raporun (BM İnsan Hakları

Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık

Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) biber

gazına ilişkin görüş ve tavsiyelerine yer vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

30. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, katılmış olduğu bir protesto gösterisinde barışçıl

bir tutum içinde olmasına rağmen kolluk görevlisi tarafından kasten ve hedef

alınmak sureti ile atılan göz yaşartıcı gaz mühimmatı ile başından

yaralandığını iddia etmektedir. Başvurucu olay hakkında yürütülen adli

soruşturma kapsamında şikâyetçi olduğu İl Emniyet Müdürü ve Vali hakkında bir

karar verilmemesi ile hakkında düzenlenen adli rapora rağmen kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmesiyle etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmektedir. Başvurucuya göre kolluk görevlisinin eylemi sonucu

yaralanması ve akabinde yapılan ceza soruşturmasının yetersizliği Anayasa'nın

17. maddesini ve Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal etmiştir.

32. Başvurucu; Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılan

müzekkereler ile alınan bilirkişi raporunun olayı aydınlatmaktan uzak olduğunu,

adli kolluk olarak jandarma yerine polisin soruşturmada görevlendirilmesinin

soruşturmanın bağımsız ve tarafsızlığını bozduğunu iddia etmiştir. Başvurucu

ayrıca kolluk amirleri ve Vali hakkında herhangi bir işlem yapılmamasından da

yakınmaktadır. Başvurucu bu iddiaları kapsamında Anayasa'nın 40. maddesi ile

Sözleşme'nin 13. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının da

ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

33. Başvurucu, kolluk görevlilerinin göstericilere karşı göz

yaşartıcı gaz tüfeğini orantısız şekilde kullandığını ve bu uygulamanın

sistematik bir hâl aldığını iddia etmiştir. Başvurucu bu iddiası kapsamında

başvuru formu ekinde 1/6/2013 tarihindeki başka bir protesto eylemine ait

olduğunu belirttiği iki adet CD sunmuştur. Bu görüntülerde kolluk

görevlilerinin göz yaşartıcı gazla yaptığı müdahale sırasında yaralanan bir

gösterici bulunduğu belirtilmiştir. Eldeki başvuruyla bir ilgisi

bulunmadığından söz konusu CD içeriği incelenmemiştir.

2. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kolluk görevlisinin eylemi

sonucu yaralandığı ve bu olay hakkında yapılan ceza soruşturmasının etkili

olmadığı yönündeki iddiasının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı

çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun

soruşturmanın bağımsız ve tarafsız şekilde yürütülmediği ve olayın maddi

koşullarını aydınlatmaktan uzak kaldığı yönündeki şikâyetleri ise anılan

yasağın usul boyutu içerisinde inceleneceğinden bu şikâyetler açısından ayrıca

etkili başvuru hakkı kapsamında bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

36. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

37. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,

§64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

38. Başvurucunun şikâyetine konu eylem bir devlet görevlisinden

sâdır olduğu için kural olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bir hak

ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk

görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek etkili

soruşturma yapılmadığı iddiası da bulunduğundan pozitif yükümlülükler kapsamında

etkili soruşturma yapma yükümlülüğü açısından da bir değerlendirme

yapılmalıdır.

i. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

39. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında

ise kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

40. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.

maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele

ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Turan Günana,

B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 33).

41. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

42. Öte yandan kötü muamele konusundaki iddialar, uygun

delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek

için, her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki

bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

toplanırken tarafların takındıkları tutumlar dikkate alınmalıdır. Ancak bu

uygun koşulların tespiti hâlinde bir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

43. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye

alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de

eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği

bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer

faktörlerdir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

44. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu

ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı

muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla

Anayasa tarafından getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da

düzenleme altına alınmış olan işkence,

eziyet ve hakaret suçlarının unsurlarından daha

geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

45. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

46. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

47. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten farklı

olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük

düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

48. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

49. Kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel

güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip

olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu

bağlamda AİHM, suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez zorlukların bireylerin

vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya sınırlar koymasını haklı

kılamayacağını belirtmektedir (Ali Rıza Özer

ve diğerleri, § 81).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

50. Başvurucu, katılmış olduğu bir protesto eylemi sırasında

herhangi bir şiddet eylemine karışmadığı ve barışçıl bir tutum içinde olduğu

hâlde kolluk kuvvetince kullanılan gaz tüfeği mühimmatı ile yaralandığından

yakınmaktadır. Başvurucu bu iddiasını aynı gün tedavi gördüğü Hastane

tarafından düzenlenen adli raporla da desteklemektedir. Bu adli raporla

bağlantılı olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıca ATK tarafından düzenlenen

rapor da temin edilmiş durumdadır. Şu hâlde başvurucunun iddiasını makul

birtakım delillerle destekleyemediği söylenemeyecektir. Kaldı ki kovuşturmaya

yer olmadığı kararında da başvurucunun iddiası dışında başkaca bir şekilde

yaralandığı yönünde yargısal bir değerlendirme yapılmamış, aksine kolluk

kuvvetinin kullandığı gücün orantılı olduğunun kabulü ile soruşturma

sonuçlandırılmıştır.

51. Başvurucuda meydana gelen yaralanmanın ağırlığı, yeri ve

olayın meydana geliş şekline ilişkin iddia bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde somut olayın kötü muamele yasağının kapsamı alanında

incelenmesi için aranan asgari ağırlık eşiğini aşmadığı da söylenemez.

52. Kolluk görevlilerinin protesto gösterileri gibi toplumsal

olaylara nasıl ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiğine ilişkin kurallar

kanuni düzenleme ile belirlenmiştir (bkz. § 24). Somut olayda, başvurucunun da

katıldığı protesto eyleminde bazı göstericilerin barışçıl tutum içinde

olmadıkları, kolluk görevlilerine şiddet içeren saldırıda bulundukları, kamu ve

özel şahıs mallarına zarar verdikleri kolluk tarafından düzenlenen tutanaklarda

belirtilmiştir (bkz. § 13). Ayrıca olaya ilişkin görüntüleri inceleyen

bilirkişi tarafından da benzer yönde tespitlerin yapıldığı görülmektedir (bkz. §

14). Ancak başvurucunun kendisine karşı güç kullanılmasını gerekli kılan bir

tutum içerisinde olduğuna dair kolluk görevlilerince bir gerekçe ileri

sürülmediği gibi bilirkişi incelemesinde de başvurucuya karşı güç

kullanılmasını meşrulaştıracak bir tespit yapılmamıştır. Dahası Cumhuriyet

Başsavcılığınca kolluğa başvurucu hakkında -gösteri sırasında işlediği bir suç

nedeniyle- adli işlem yapılıp yapılmadığı sorulmuş, kolluk tarafından

yapılmadığı bildirilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında ise başvurucuya

karşı kolluğun güç kullandığı hususu kabul edilmekle birlikte bu gücün orantılı

olduğunun belirtilmesiyle yetinilmiş, başvurucunun yaralanmasının başkaca bir

olaydan kaynaklandığı yönünde bir değerlendirme de yapılmamıştır. Şu hâlde

başvurucuya karşı kolluk görevlileri tarafından güç kullanıldığı ve bu güç

kullanımının nedeninin bizatihi başvurucunun eyleminden kaynaklandığının ortaya

konulamadığı anlaşılmaktadır.

53. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde polisin müdahalesi

esnasında ortaya çıkan panik ve karmaşada gösteriye katılan ancak müdahale

edilmesi gerekmeyen kişilerin de müdahaleden etkilenmesi mümkündür. Bu durumda

polisten kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan

kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alması

beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu karmaşa ve panik ortamında bu

tedbirlerin polis tarafından mutlak olarak uygulanmasının zorluğunu da kabul

etmek gerekir (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 94). Öncelikle belirtilmelidir ki göz yaşartıcı gaz fişeğinin bir atım aleti

(silahı) vasıtasıyla ateşlenmesi, bu silahın uygun olmayan bir tarzda

kullanılması durumunda ciddi yaralanmalara hatta ölümlere sebebiyet verme

potansiyelini taşımaktadır (Özlem Kır, §

63). Başvurucunun -başına isabet eden göz yaşartıcı gaz mühimmatı ile

yaralanmış olduğu yönündeki savunulabilir iddiası karşısında- toplantı hakkını

kullanırken barışçıl olmadığının kamu makamlarınca açıkça ortaya konulamadığı

görülmektedir. Bu durumda başvurucuya karşı kullanılan gücün gerekli olduğu söylenemez.Güç kullanımının

gerekli olmadığı sonucuna varıldığından somut olay özelinde ayrıca orantılılık

hususunda bir inceleme yapma gereği duyulmamıştır.

54. Diğer bir husus ise kolluğun Cumhuriyet Başsavcılığına

verdiği cevapta başvurucunun yaralandığı yerde gaz mühimmatı kullanmakla

görevli polis memurunun kim olduğunu tam olarak tespit edememesine dair sunduğu

gerekçedir (bkz. § 16). Burada belirtilen hususlar kolluğun toplumsal olaya

müdahalesi sırasında gerekli olan organizasyon ve planlamadaki eksikliği ile

doğrudan bağlantılı olarak yorumlanabilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Cemil Danışman, B. No:

2013/6319, 16/7/2014, § 57; Özlem Kır, § 65; Pınar Durko, B.

No: 2015/16449, 28/6/2018, § 83). Bu yönüyle de kolluğun güç kullanımının bağlı

olması gerektiği sıkı denetim mekanizmasının zayıfladığı ve buna bağlı olarak

sadece gerekli olduğu hâl ve koşullarda güç kullanılmasının temininin

zorlaştığı söylenebilecektir.

55. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince gerekli olmadan

kullanılan gücünözellikle bilgi almak, cezalandırmak

veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap verme şeklinde gerçekleştirildiği

söylenememektedir. Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya

ya da yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olacak

şekilde ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin

işkence veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya

uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana

gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması

hususları birlikte dikkate alındığında eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele olarak tanımlanması mümkündür.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamale Yasağının Usul Boyutunun İhlal

Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

(1) Genel

İlkeler

57. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen

hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

58. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün

olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve

bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

59. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması kötü

muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,

resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet yapılmadığında

bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler

olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl

başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli

yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

60. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız

bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer,

olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya

da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

61. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve

tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir.

Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının

olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir.

Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edilebilmesi için öncelikle

soruşturmanın bağımsız yürütülebilir bir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Başvurucunun 2/6/2013 tarihinde katılmış olduğu toplantıda

yaralanması üzerine Hastaneye müracaat ederek tedavi olduğu ve aynı tarihte

hakkında genel adli muayene raporu tanzim edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 10).

Başvurucu hakkında düzenlenen bu adli rapor sonrası kamu otoritelerinin olaydan

haberdar olduğu ve bu kapsamda derhâl resmî bir soruşturma açılması gerektiği

söylenebilir (bkz. § 58). Ancak başvurucunun 12/7/2013 tarihinde (olaydan

yaklaşık kırk gün sonra) Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmasına kadar

herhangi bir resmî soruşturmanın başlatılmadığı görülmektedir. Bu gecikme iki

açıdan önem arz etmektedir: İlki devletin kötü muamele iddiası içeren

şikâyetler karşısında derhâl verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr

davranmadığını göstermesi, ikincisi ise belli bir zaman dâhilinde kaybolma

olasılığı olan delillerin bir an önce toplanmasının sağlanmasıdır. Nitekim

soruşturmanın başlamasındaki anılan gecikme olay anına ilişkin MOBESE

görüntüleri ile özel bir işletmeye ait görüntülerin elde edilememesine neden

olmuştur (bkz. § 15). Dolayısıyla derhâl resmî soruşturma başlatılması

zorunluluğu açısından gerekli özenin gösterildiği söylenemeyecektir.

63. Başvurucunun İl Emniyet Müdürü ve Vali hakkında da şikâyetçi

olmasına rağmen bu kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca bir karar

verilmemesi şikâyeti de derhâl resmî soruşturma başlatılması ilkesi

çerçevesinde ele alınmalıdır. Başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği

şikâyet dilekçesinde İl Emniyet Müdürü ve Yardımcısı ile Vali'nin sadece ismen

zikredildiği, bu kişiler hakkında neden ve hangi eylemleri doğrultusunda

şikâyetçi olunduğunun belirtilmediği görülmektedir (bkz. § 11). Esasen bu

kişiler hakkında sadece belli bir iddianın öne sürülmesi de yeterli olmayıp bu

iddianın makul bazı delillerle savunulabilir şekilde ileri sürülmesi de resmî

bir soruşturma başlatılması için ön şarttır (bkz. § 57). Dolayısıyla anılan

kişiler açısından başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına yeterli düzeyde açıklama

ve makul delillerle desteklenmiş savunulabilir bir iddia sunmadığından bu

hususta resmî bir soruşturma yürütülmemesi Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı bağlamında bir ihlal

sonucunu gerekli kılmamaktadır.

64. Başvurucu jandarma yerine polisin adli kolluk olarak

soruşturmada yer almasının soruşturmanın bağımsız ve tarafsızlığını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun yaralanmasına neden olduğu ileri sürülen

kolluk görevlisinin Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü

biriminde görevli olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Nitekim başvurucu da suç

duyurusunda bu birimden bahsetmiş ve bu birimde görevli olan kolluk görevlilerinden

şikâyetçi olmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğun ilgili birimi

tarafından kayda alınan görüntüler ile toplantıya yapılan müdahaleye ilişkin

kolluk evrakı zorunlu olarak şikâyet edilen kolluk birimlerinden istenmiştir.

Zira ilgili kayıtların tutulduğu birim Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüdür. Kamera

kaydının incelenmesini ise kolluktan bağımsız bir bilirkişi yapmıştır (bkz. §

14). Olaya ilişkin kamera kaydı araştırmasını yapan görevliler ise şikâyet

edilen Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü görevlileri değil Çankaya İlçe

Emniyet Müdürlüğü görevlileridir. Dolayısıyla olaya karışan kolluk

görevlilerinin soruşturmada delil toplama faaliyetinde bulunan adli kolluk

görevlileri ile aynı kişiler olmadığı anlaşıldığından soruşturmanın bağımsız ve

tarafsız olmadığı yönünde bir izlenim yaratıldığı söylenemez.

65. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun yaralanmasına neden

olan ilgili kolluk görevlisi ya da görevlilerinin tespiti yönünde yaptığı tek

girişimin kolluğa yazdığı müzekkere ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Kolluğun

bu konuda net bir yanıt vermemesi ve birçok kolluk görevlisinin kimlik

bilgilerini içeren uzun bir listeyi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi

sonrası şüpheli kimlik tespiti yapılması yönünde daha ileri bir araştırma

yapılmadığı, soruşturmanın, şüpheli bilgisi "Ankara Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelleri"

şeklinde gösterilerek sonlandırıldığı görülmektedir. Oysa kolluğa yeni bir

müzekkere yazılarak olağan şüpheli isim listesinin daraltılması ya da

müştekiden olaya ilişkin tanıklarının bulunup bulunmadığının sorulması yoluna

da gidilebilir. Bu açıdan da delillerin toplanmasında gerekli özenle hareket

edildiği söylenemeyecektir.

66. Son olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararında başvurucunun

da katıldığı eylemde bazı göstericilerin barışçıl olmayan tutum ve

davranışlarda bulunmaları nedeniyle toplantıya yapılan müdahalenin gerekli

olduğu ve bu kapsamda kullanılan gücün de orantılı olup herhangi bir suça vücut

vermediği belirtilmiştir. Ancak kararda başvurucu hakkında herhangi bir adli

işlem yapılmadığı da belirtilmesine karşın başvurucuya karşı güç kullanımının

neden gerekli ve orantılı olduğu hususunda bir kişiselleştirme yapılmamıştır.

Oysa genel olarak olayın anlatılmasının yanı sıra başvurucu açısından da kendisine

karşı kullanılan gücün gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağı kapsamındaki usul yükümlülüğünün bir gereğidir. Bu açıdan da

soruşturmanın etkili olması için gerekli olan özenin gösterildiği

söylenemeyecektir.

67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul

boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu, barışçıl bir biçimde katılmış olduğu protesto

eyleminin kolluk görevlilerinin kullandığı orantısız güçle dağıtıldığını iddia

ederek Sözleşme'nin 11. maddesi ile Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına

alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

69. Anayasa’nın "Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin

almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına

sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

70. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

71. Başvurucunun katılmış olduğu bir protesto eylemi sırasında

kolluk görevlileri tarafından güç kullanılması ile yaralandığı, bunun da

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul

edilmelidir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

72. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik

toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

73. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

74. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (bkz. § 24).

(2) Meşru

Amaç

75. Başvurucuya toplantı sırasında müdahale edilmesinin

Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik

önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

76. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik

toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak

fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme

imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve

düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle

düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde

zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını

güvence altına almaktadır (Ferhat Üstündağ,

B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017,

§ 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No: 2014/920,

25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B.

No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45).

77. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,

18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§

103-105; Tansel Çölaşan, B. No:

2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Dilan Ögüz Canan

§ 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48) olması gerekir.

78. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade

ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,

şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi

fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilme

imkânı sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya

düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla

toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde

ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No:

2013/3936, 17/2/2016, §§ 67, 68; Ömer Faruk

Akyüz, B. No:2015/9247, 4/4/2018, § 54). Barışçıl amaçlarla bir

araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından

tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve

hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan, § 36; Osman Erbil, § 54).

79. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun,

müdahalenin kamu düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması

sebebiyle yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken

sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya

derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan,

§ 53).

80. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya

gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, §

119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut olayın

özellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak olan

toplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisin

müdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 145).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

81. Başvurucunun da katıldığı bir protesto gösterisinin kolluk

görevlilerinin yaptığı müdahale ile dağıtılması sırasında başvurucu baş

bölgesinden yaralanmıştır. Söz konusu protesto gösterisinde bir kısım gösterici

tarafından kolluk görevlilerine taş, soda şişesi vb. cisimler atıldığı, kamu ve

özel şahıs mallarına zarar verildiği kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara

ve bilirkişi raporuna yansımıştır (bkz. §§ 13, 14). Başka bir ifadeyle göstericiler

arasında barışçıl olmayan birtakım kişilerin bulunduğu anlaşılmaktadır.

82. Öte yandan başvurucu hakkında söz konusu gösteriye katılması

ve/veya burada bir suç işlemesi nedeniyle herhangi bir adli/idari işlemin

yapılmadığı görülmektedir. Olay anına ilişkin görüntüler üzerinde yapılan

inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda da aynı yönde bir tespitin

bulunduğu görülmektedir. Ayrıca kovuşturmaya yer olmadığı kararında da aksi bir

iddia ileri sürülmemektedir. Şu hâlde başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına kolluk görevlilerince yapılan müdahalenin zorunlu sosyal bir

ihtiyaca karşılık geldiği kamu otoritesince gösterilememiştir. Buna göre

başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahale demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun değildir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi

Yönünden

83. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

84. Başvurucu kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve 20.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

85. Anayasa Mahkemesi Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair

vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda

ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan

içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu

olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

86. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın

yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması

hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira

ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği

hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden

Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken

işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

87. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve

usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda

ihlalin bir kısım delilin toplanmayarak gerekli olan kamu davasının

açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

88. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına

ilişkin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli

soruşturma yapılmasında ve sorumlu kolluk görevlisi ya da görevlileri hakkında

kamu davası açılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden

soruşturma ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun eksikliği belirtilen birtakım delillerin toplanmasının ardından

sorumlu kolluk görevlisi ya da görevlileri hakkında kamu davası açmaktan

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2013/91922) gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

89. Başvuruda, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi ve usul boyutları ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

90. Anılan hakların ihlal edilmesi sonucu yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

-talebi de gözetilerek- net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

91. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 2.475 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

C. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağına ilişkin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

F. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Duran Eren

ŞAHİN

Vekili : Av. Doğukan Tonguç CANKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/11928, 20 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. İnsan Haysiyetiyle
  12. C. Toplantı ve Gösteri
  13. D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi
  14. B. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  15. C. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  16. D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
  17. F. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  18. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  19. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Kömürcü
  21. Yıldırım
  22. Akıncı
  23. Şahin
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/11928
Tarih
20 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Mustafa Sağlık Başvurusu (B. No: 2016/11973)
  • Ayşe Ekici ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/15120)
  • Telpa Telekomünikasyon Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/8880)
  • Gülsün Karaman ve Şerif Karaman Başvurusu (B. No: 2016/16239)
  • Hatice Turhan Başvurusu (B. No: 2016/4642)
  • Cemile Günaydın Başvurusu (B. No: 2015/5074)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.