İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

E. G. Başvurusu (B. No: 2014/12428)

(Başvuru Numarası: 2014/12428)

Başvuru No2014/12428Tarih13 Ekim 2016Okuma29 dk · 5.704 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul

Başvuru No
2014/12428
Karar tarihi
13 Ekim 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.704 kelime·29 dk okuma·17 bölüm

E. G. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/12428)

Karar Tarihi: 13/10/2016

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ahlaki durum gerekçe gösterilerek subay

sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının,

yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yürütülmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ve karar düzeltme talebinin kararı veren

Daire tarafından incelenerek karara bağlanması nedeniyle iki dereceli

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/7/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/11/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016

tarihinde yapılan toplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden

verilmiş kararlarla çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul

tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 2009 yılında sözleşmeli subay statüsünde görev

yapmak üzere dokuz yıl süreli sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri Komutanlığında

göreve başlamıştır.

9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen 13/2/2012

tarihli ve "Ahlaksız bir Hava

Kuvvetleri personeli hakkında" konu başlıklı ihbar içerikli

isimsiz ve imzasız bir e-posta ile başvurucunun karşı cinse aşırı zafiyeti

olduğu iddia edilmiş ve e-posta ekinde İnternet ortamında kamera kullanılarak

elde edilmiş başvurucuya ait olduğu ileri sürülen çıplak görüntülere yer

verilmiştir.

10. Başvurucu hakkında yapılan idari tahkikat sonucunda Türk

Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde

bulunduğu hususu gözetilerek sıralı sicil üstleri tarafından 13/8/2012

tarihinde “TSK'da kalması uygun değildir.”

sicili tanzim edilmiştir.

11. Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyon

tarafından başvurucunun durumu 15/11/2012 tarihinde

görüşülmüş ve TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde

bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasının komutan

tasvibine sunulmasına karar verilmiştir. Anılan karar 16/11/2012

tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından tasvip gördükten sonra Millî

Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13/2/2013

tarihli ve 2013/90 sayılı üçlü kararname ile subay sözleşmesinin feshedilmesi

suretiyle ayırma işlemi tamamlanmıştır.

12. Başvurucu, 2012 yılının Mart ayı içinde istihbarat

birimindeki görevliler tarafından sorguya alındığını, sorguda ev ortamında

çıplak şekilde çekilmiş fotoğrafları gösterilerek cinsel yaşamına ilişkin ayrıntılı

sorular sorulduğunu, ayrıca uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı,

başkalarının görüntülerini kaydedip kaydetmediği ve işyerinde bilgisayar ve

telefon kullanıp kullanmadığı hususlarında sorgulandığını, sorgulanmasından

sonraki bir tarihte işyerinde telefon kullandığı gerekçesiyle göz hapsi

disiplin cezasıyla cezalandırılmış ise de itiraz üzerine bu cezanın

kaldırıldığını; ancak, sonrasında davalı idarece hiçbir gerekçe

gösterilmeksizin ahlaki durumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, ilişik kesme kararında

herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özel yaşam

biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yönteminin

mevzuata aykırı olarak aldatıcı ve yorucu biçimde yapıldığını, hukuka aykırı

usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin

mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilen beyanların delil olarak

kullanılamayacağını, ilişik kesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz

ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, üç yıllık görevinde on üç takdir belgesi

ile taltif edilmesine rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen

ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç

unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmenin durdurulması,

ayırma işleminin iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle

birlikte ödenmesi istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 24/4/2013

tarihinde dava açmıştır.

13. Davalı idare tarafından sunulan

savunma dilekçesinde, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış, kamu hizmetinin

yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına

çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava

konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

14. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi

kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler

gönderilmiştir.

15. AYİM Birinci Dairesinin 7/5/2013

tarihli ara kararı ile dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde

başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi

güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının

birlikte gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi

reddedilmiştir.

16. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun dava

konusu işlem tesis edilene kadar geçen meslek yaşamında sicil notu

ortalamasının çok iyi seviyede olduğunu, herhangi bir disiplin cezası almadığı

gibi on üç kez takdire layık görüldüğünü, ödül, sicil ve disiplin durumu

itibarıyla ayırma işlemine haklı bir sebep bulunmadığını, ayrıca başvurucunun

kendi ifadesinden elde edilen ve özel hayatının gizliliği kapsamında kalması

gereken bilgilerin ve hukuka aykırı biçimde elde edilen görüntülerin hakkında

tesis edilen işleme esas alınamayacağını, disiplin ve sicil durumu gözetilmeden

ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğu ayırma işleminde ölçülülük ilkesinin

ihlal edildiğini ve dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek

ayırma işleminin iptali ile yoksun kalınan özlük haklarının yasal faiziyle

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.

17. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014

tarihli ve E.2013/538, K.2014/159 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir.

Kararda başvurucunun karşı cinse aşırı düşkün olduğu, İnternet vasıtasıyla

cinsel davranışlarda bulunduğu, birlikteliklerini çevresine anlatarak özel

hayatına dikkat etmediği, geçmiş sicil ve disiplin durumu itibarıyla başarılı

bir personel portresi çizmesine karşın 6/9/1961

tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin aradığı

anlamda "iyi ahlak sahibi olmak" vasfını taşımadığı, TSK'nın

itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı,

sözleşmenin feshedilmesi işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre

kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği

belirtilmiş; ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kararda ayrıca, herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi kamu

personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceği vurgulanmıştır. Bunun

yanında, başvurucunun 22/3/2012 tarihli ifadesinin bir

suç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında değil disiplin

hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış

olduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilen ifadesi sırasında iradesinin

fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak

yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi somut bir

bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.

18. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 17/6/2014 tarihli ve E.2014/737, K.2014/612

sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 1/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. 31/7/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

20. Anayasa Mahkemesinin 5/5/2016 tarihli yazısı ile, yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun

sözleşmesinin feshedilmesi işlemine dayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi

istenmiştir.

21. Anayasa Mahkemesine sunulan söz konusu belgelerin

incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca 22/3/2012 tarihinde istihbarata karşı koyma

hassasiyetleri çerçevesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı karargahında

başvurucunun ifadesinin alındığı anlaşılmıştır. İfade tutanağının “ifadeyi alan” kısmı ve ifadenin bir kısmı

karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu

anlaşılamamıştır. Söz konusu ifade alma işleminde

başvurucuya, nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, İnternet

ortamında sosyal paylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu,

İnternet vasıtasıyla veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının

kimler olduğu, bu kadınlardan asker olduğunu ve görevini bilenlerin olup

olmadığı, bu kadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir

girişimlerinin olup olmadığı, cinsel ilişki yaşamaları için evinin anahtarını

personele verip vermediği, mesaiye cep telefonu veya dizüstü bilgisayar getirip

getirmediği, herhangi bir ticari faaliyette bulunup bulunmadığı ve son olarak

kendisine gösterilen görüntülerdeki şahsın kim olduğu, görüntülerin nerede ve

kim tarafından kayıt altına alındığı hususlarında sorular sorulmuştur. Başvurucunun

anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkin

olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini açıkladığı ve ifade

metnini imzaladığı anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk

Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının

ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi

kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

23. 211 sayılı Kanun’un 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve

himayesi altında bulundurur…”

24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın

yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,

hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını

hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,

intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,

sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

.

25. 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı

Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar

Hakkında Kanun’un “Tanımlar”

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu Kanun’da geçen

...

e) Sözleşmeli subay : Bu Kanunda öngörülen

esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak subay nasbedilen

teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbelerini haiz subayları,

…

ifade

eder.”

26. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme

süreleri” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli subay adayları ön sözleşme yapılarak askerî eğitime

alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen

şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler teğmen rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri üç yıldan az ve dokuz

yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine

bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre

yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların

talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli subaylardan

rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun

hükümleri uygulanır.

Sözleşme süreleri; terörle mücadele sırasında veya bu görevlerden

dolayı alıkonulma ya da kaybolma hâli ve sıkıyönetim, seferberlik, savaş veya

silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları,

Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum

üzerine, durumun devamı müddetince Genelkurmay Başkanının onayı ile talebe

bakılmaksızın uzatılabilir.

Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı

ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır.”

27. 4678 sayılı Kanun’un

“Sözleşmenin idarece fesih hâlleri” kenar başlıklı 13. maddesinin

üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Sözleşmeli subay veya sözleşmeli astsubayların sözleşmeleri, aşağıdaki

nedenlerle sözleşme süresinin bitiminden önce feshedilebilir:

…

b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde

görev yapamayacağı, sıralı sicil üstlerinin düzenleyeceği sicil ve kanaat

raporu ile anlaşılmak.

…”

28. 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile

sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları,

alınacakları sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli

ve zamanı, müracaatların kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme

süreleri, sözleşmenin feshedilmesi, görevde başarısız olma ve kendilerinden

istifade edilmeme halleri ve bunlara yapılacak işlemler, sözleşmenin

uzatılmasında uygulanacak esaslar, sınav, öğretim ve eğitimin esas, şekil ve

süreleri, kıt’a, karargâh, kurum ve idarî işlerde

görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar, yer değiştirmeler, astlık-üstlük

münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul ve esaslar, muvazzaf subay veya

astsubay statüsüne geçirilecekler için uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme

yapmaya yetkili makamlar, meslek içi eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve

şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine

yapılan eğitim, öğrenim ve yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile

diğer hususlar, bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde

Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir

yönetmelikte gösterilir.”

29. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için

yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

...

(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve

lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan

ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,

hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker.

...''

30. 27/4/2002 tarihli ve 24738 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan Sözleşmeli Subay ve

Astsubay Yönetmeliği’nin "Sözleşmenin

Feshi" kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...

Sözleşmeli subay veya sözleşmeli astsubayların sözleşmeleri, aşağıdaki

nedenlerle sözleşme süresinin bitiminden önce feshedilebilir:

...

b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde

görev yapamayacağı, sıralı sicil üstlerinin düzenleyeceği sicil ve kanaat

raporu ile anlaşılmak.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu;

i. Hava Kuvvetleri Komutanlığı

İstihbarat Başkanlığı tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi

olmayacağına dair güvence verilerek manevi baskı altında ve yanıltıcı

beyanlarla sahip olduğu yasal hakları hatırlatılmadan ifadesinin alındığını, bu

ifadenin okutulmadan imzalatıldığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına ilişkin

bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve bu

bilgilerin ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini, herhangi bir disiplin

cezası bulunmadığı gibi sicil not ortalamasının çok iyi seviyede olduğunu ve on

üç kez takdire layık görüldüğünü, tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesinin

gözetilmediğini, yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan

özel hayat alanına ilişkin detaylar üzerinden tesis edilen haksız ayırma işlemi

nedeniyle mali haklardan yoksun kaldığını, ayırma işlemine gerekçe olarak

gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususu

değerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle elde

edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul

edildiğini,

ii. AYİM'de hâkim sınıfından olmayan

subay üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma

şartının gerçekleşmediğini,

iii. Karar düzeltme talebinin kararı veren Dairece incelenmesi

nedeniyle iki dereceli olarak yargılanmadığını ileri sürmüş; tesis edilen idari

işlem ve AYİM kararı nedeniyle Anayasa’nın 2., 20.,

22., 35., 36., 38., 40. ve 138. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini belirterek ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve

lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

33. Başvurucu mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuru

hakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğinin

gizli tutulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun,

özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği

ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetinin

Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı;

kuruluşu ve yapısal sorunları nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

olmayan AYİM'de yargılandığı şikâyetinin Anayasa’nın

36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı; AYİM Birinci

Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar düzeltme talebinin aynı daire

tarafından karara bağlanması şikâyetinin ise iki dereceli yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. AYİM'in Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

35. Başvurucu, AYİM'de hâkim

sınıfından olmayan subay üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir

mahkemede yargılanma şartının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.

36. AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme olmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir

(Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 29; Ş.Ç., B. No: 2012/1061,

21/11/2013, § 26; Salih Karakoç,

2013/2954, 19/12/2013, § 49). Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İki

Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karar

hakkındaki düzeltme talebinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyle

iki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

39. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün

2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı tanınmış ise de

başvuru konusu edilen sürecin ceza yargılamasına ilişkin olmadığı açıktır.

40. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde

iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu

protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014, §§ 42-45).

41. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddiasının Anayasa

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Özel

Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına

bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere

bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış

merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası

aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

44. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün

müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna

işaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını

istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına

indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir

sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

45. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

46. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

47. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

48. Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının

içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının

özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı

anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına

indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle

uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Ancak

özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel içerikli eylem ve

davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, § 35). AİHM, mesleki

hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun

doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları

gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış

bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010,

§§ 47, 48).

49. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;

E.1986/24, K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin

Varlığı

50. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabi

tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan ayırma

kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte

özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en

önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel yaşamına ait unsurlar

gerekçe gösterilerek verilen ayırma (sözleşmenin feshedilmesi) kararının

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

51. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel

hayatın gizliliği hakkı açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı

anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

52. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

53. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

54. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

55. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

56. Başvurucunun subay sözleşmesinin feshedilmesi işleminin 4678

sayılı Kanun'un 13. maddesi ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin

15. maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanun

hükümlerine dayandığı anlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterli

bir hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.

57. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

58. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların

hiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211

sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası

ve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

59. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

41).

60. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

61. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).

62. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokulmamalı, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile

sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla

ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

63. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

64. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup

koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §

45).

65. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

66. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu olduğunda

takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara yönelik

müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

67. Tesis edilen disiplin işlemlerinde

ve bu işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında,

bireylerin özel hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları

üzerindeki etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların

işleyişi üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu

hususlardaki değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle

desteklenmesi, ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki

sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi

gerekir.

68. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve

K.M./Birleşik Krallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).

69. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, başvurucu hakkında bir kısım iddialar içeren

isimsiz bir e-posta alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür.

Bu kapsamda Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesinin alındığı ve

başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak 22/3/2012

tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade

metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediği gibi

hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemiş

olduğu; ancak, başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve

öğrencilik döneminden başlayarak cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade

metnini imzaladığı anlaşılmıştır.

70. Başvurucu, Hava Kuvvetleri

Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı tarafından herhangi bir disiplin cezası

tehdidi olmayacağına güvence verilerek manevi baskı altında ve yanıltıcı

beyanlarla, sahip olduğu yasal hakları hatırlatılmadan ifadesinin alındığını,

bu ifadenin okunmadan imzalatıldığını, aldatma yöntemiyle özel hayatıyla ilgili

bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve hakkında

ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.

71. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014

tarihli ve E.2013/538, K.2014/159 sayılı kararında başvurucunun söz konusu

iddiaları değerlendirilmiş ve ifade alma işlemi sırasında başvurucunun

iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı

şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair somut bir bilgi, belge

ve kanıt bulunmadığı gerekçesiyle anılan iddialar reddedilmiştir. Ayrıca, bahse

konu 22/3/2012 tarihli ifadenin disiplin hukuku

çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu

ifade edilmiştir.

72. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin, belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değil,

özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla

değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı

mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda, idarenin

ve yargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya

da sosyal ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki

yönden özenli bir yaşam sürmediği ve karşı cinse düşkünlüğünün bulunduğu

tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı,

sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen

davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına

dâhil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

73. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya

da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

74. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul ve

içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan

ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren

tüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı

görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen

hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı

açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme

kararında başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki

hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya

konulmadığı gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin

de detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen

delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar

hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.

75. Bu durumda muhakeme sırasında açık

ve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte

olduğu anlaşılan başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir

gerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların

mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına

gerekli saygının gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin

etkili güvencelerden başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM

kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve

yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma

işleminin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak

ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel

yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil

bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu

hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

76. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin “Kararlar” kenar

başlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

78. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılması ile lehine 35.194 TL maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

79. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

80. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

81. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yapısından kaynaklandığı

ileri sürülen nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : E. G. Vekili : Av. Gültekin ÖZKURT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/12428, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. E. G. Başvurusu
  4. Genel Kurul
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  15. B. 1. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yapısından kaynaklandığı
  16. D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  17. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Paksüt
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/12428
Tarih
13 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • İsmail Budakbeyoğlu Başvurusu (B. No: 2014/18834)
  • Ö. A. Başvurusu (B. No: 2014/4868)
  • Yıldırım Ataş Başvurusu (B. No: 2014/4459)
  • Fahri Aşkın Başvurusu (B. No: 2014/19289)
  • Haluk Öktem Başvurusu (B. No: 2014/13433)
  • Fatma Neyire Özmen Başvurusu (B. No: 2014/1347)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.