İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ekrem Dilek Başvurusu (B. No: 2014/19418)

1. Başvuru; tutukluluğun kanunda öngürülen

Başvuru No2014/19418Tarih17 Temmuz 2018Okuma17 dk · 3.317 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ekrem Dilek Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2014/19418
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.317 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun kanunda öngürülen

azami süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

yargılamanın hakkaniyete uygun bir şekilde yürütülmemesi ve gözaltında müdafi

olmadan ifade verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının, gözaltında

işkence yapılması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında 28/2/2009 tarihinde gözaltına alınmıştır. Gözaltı

sırasında baro tarafından görevlendirilen müdafi huzurunda kolluk tarafından

ifadesi alınmıştır.

7. Savcılık aşamasında da başvurucu baro tarafından

görevlendirilen müdafi huzurunda benzer şekilde ifade vermiştir.

8. Başvurucu 2/3/2009 tarihinde tasarlayarak canavarca hisle ve

eziyet çektirerek adam öldürme suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu sorgusunda

baro tarafından görevlendirilen müdafi huzurunda ifade vermiş, ifadesinde

kollukta ve savcılıktaki ifadelerini tekrarladığını belirtmiştir.

9. Yapılan soruşturma sonucunda Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca

fezleke düzenlenerek dosya Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

10. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 1/4/2009 tarihli

iddianamesiyle başvurucu hakkında tasarlayarak canavarca hisle ve eziyet

çektirerek öldürme suçundan kamu davası açılmıştır.

11. Başvurucuya yargılama esnasında kollukta alınan ifadesi ile

kovuşturma aşamasında verdiği ifadenin çeliştiği hatırlatılmış, başvurucu

ifadesinin polis tarafından hazırlandığını, okutturulmadan imzalatıldığını,

barodan avukat geldiğini, kendi avukatını getiremeyeceğinin söylendiğini, baskı

gördüğünü ve darp edildiğini belirterek bu ifadesini kabul etmediğini ifade

etmiştir.

12. Cumhuriyet savcısı huzurundaki alınan ifadesi okunup

sorulduğunda ise polis tarafından aynı şekilde ifade vermeye zorlandığını,

korktuğu için aynı ifadeyi verdiğini belirtmiştir.

13. Yapılan yargılama sonucunda Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi

12/10/2010 tarihli kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçtan müebbet hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

14. Gerekçeli kararda yazılı belgeler, tutanaklar, Adli Tıp Kurumu

ihtisas dairelerinin raporları, olayla ilgili emniyet görevlilerinin yapmış

oldukları istihbari çalışmalar, bu çalışmaların

sonuçlandırılmasına yönelik kayıtlar ve diğer ikame olunan deliller karşısında

inkâr yollu savunmaların samimi görülmediği belirtilerek savunmalara itibar

edilmediği ifade edilmiştir. Mahkeme, ayrıca sanıkların soruşturma evresinde

alınan ifadeleri ile kovuşturma evresinde Mahkeme huzurunda alınan ifadelerinin

farklı olduğunu, karşılıklı olarak suçları birbirlerinin üzerlerine attıklarını,

sanıkların soruşturma evresinde ve Mahkemede alınan ifade ve savunmalarının

açıklanan deliller, yan deliller incelenerek değerlendirildiğini belirtmiştir.

15. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 14/2/2012 tarihli ilamıyla ilk

derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

16. Bozma kararı sonrası dava Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

2012/143 sayılı esasına kaydedilmiştir.

17. Öte yandan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 19/4/2012

tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında nitelikli yağma suçundan kamu davası

açılmıştır. Bu dava, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/191 sayılı esasına

kaydedilmiştir.

18. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 25/4/2012 tarihli kararıyla

E.2012/191 sayılı dosya ile E.2012/143 sayılı dosyanın birleştirilmesine,

yargılamanın E.2012/143 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

19. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 9/9/2013 tarihli kararıyla

başvurucunun tasarlayarak kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezası ile

cezalandırılmasına nitelikli yağma suçundan beraatine

karar vermiştir.

20. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında ilk

kararında belirttiği gerekçelerle başvurucunun savunmalarına itibar etmediğini

belirtmiştir.

21. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 1/7/2014 tarihli ilamıyla ilk

derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

22. Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada Bakırköy 7. Ağır

Ceza Mahkemesi, 2/12/2014 tarihinde başvurucunun tasarlayarak kasten adam

öldürme suçundan müebbet hapis, nitelikli yağma suçundan 10 yıl hapis cezası

ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

23. Gerekçeli kararda sanıkların birbirlerini suçlar mahiyetteki

savunmalarının suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilerek

savunmalarına itibar edilmediği belirtilmiş diğer delillere dayanılarak

mahkûmiyet kararı verilmiştir.

24. Başvurucu 11/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

25. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 28/1/2016 tarihli ilamıyla ilk

derece mahkemesinin kararını onamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Tutuklulukta

geçecek süre” kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı

geçemez."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, tutukluluğunun kanunda öngörülen azami süreyi

aşması nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Başvuru Yollarının

Tüketilmesi Hakkında

30. Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucuların -devam eden

tutukluluk hâlinden farklı olarak- tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

ya da makul süreyi aştığı şikâyetleri yönünden iddia edilen ihlalin tespitini

ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu

yolunu tüketmeleri gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile öngörülen tazminat yolu; bir yandan başvurucuların maruz kaldığı

tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti diğer yandan da uğranılan

zararın tazmini imkânı sağladığından anılan şikâyetler açısından erişilebilir

ve elverişli bir çözüm olanağı, makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§

46-48).

31. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının her

şeyden önce ulaşılabilir olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun

makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için kanunda

öngörülen sürenin geçtiği durumlarda, bu tazminat yolunun ulaşılabilir

olmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015, §§ 45-50).

32. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 28/1/2016 tarihinde

kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde

öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır (bkz. § 20). Bu nedenle söz

konusu tazminat yolunun başvurucu yönünden ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla

başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir

başvuru yolunun bulunmadığı açıktır (Benzer yöndeki bir karar için bkz. Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017,

§ 49).

b. Şikâyetin

Değerlendirilmesi

33. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasındaki herkesin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin hürriyetlerinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

34. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan

Anayasa'nın 19. maddesinin (Galip Öğüt [GK],

B. No: 2014/5863, 1/3/2017, § 35) kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığı

durumlardan biri de üçüncü fıkrada düzenlenen tutuklama tedbiridir (Halas Aslan, § 65).

35. Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin ancak

kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19.

maddesinde, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralına yer verilmiştir. Anayasa'nın

13. maddeyle tüm temel ve hak özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin getirdiği kanunilik şartını kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı yönünden 19. maddede ayrıca belirttiği görülmektedir. Bu

bağlamda birbiriyle uyumlu olan Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi

hürriyetine ilişkin müdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının

bulunması zorunludur (Murat Narman,

§ 43; Halas Aslan, § 55).

36. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin

en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Hamit

Kaya, § 40).

37. Tutukluluk süresinin belirlenmesinde ilk derece mahkemesi

önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu bir suç isnadına bağlı

olarak tutuklu olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk

derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir (Hamit Kaya, § 41). Bu bakımdan temyiz

aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde dikkate

alınmaz. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı

tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede

dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 42).

38. Somut olayda başvurucu 28/2/2009 tarihinde gözaltına

alınmıştır. Tutuklu olarak sürdürülen yargılamada ilk derece mahkemesince

başvurucu hakkında verilen 12/10/2010 tarihli mahkûmiyet kararı, Yargıtay 1.

Ceza Dairesinin 16/2/2012 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Tutuklu olarak devam

olunan yargılamada Mahkeme 9/9/2013 tarihinde yeniden başvurucunun

mahkûmiyetine karar vermiş; anılan karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 1/7/2014

tarihli ilamı ile tekrar bozulmuştur. Tutuklu olarak devam olunan yargılamada

Mahkeme 2/12/2014 tarihinde yeniden başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiş;

anılan karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28/1/2016 tarihli ilamı ile

onanmıştır.

39. Bu belirlemelere göre başvurucu 28/2/2009 ile 12/10/2010,

16/2/2012 ile 9/9/2013 ve 1/7/2014 ile 2/12/2014 tarihleri arasında bir suç

isnadına bağlı olarak hürriyetinden

yoksun kalmış iken 12/10/2010 ile 16/2/2012, 9/9/2013 ile 1/7/2014 ve 2/12/2014

ile 28/1/2016 tarihleri arasında ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı

olarak hürriyetinden yoksun kalmıştır.

40. Başvurucu; bir suç isnadına bağlı olarak 28/2/2009 ile

12/10/2010 tarihleri arasında 1 yıl 7 ay 14 gün, 16/2/2012 ile 9/9/2013

tarihleri arasında 1 yıl 6 ay 23 gün, 1/7/2014 ile 2/12/2014 tarihleri arasında

5 ay 1 gün olmak üzere toplam 2 yıl 18 ay 38 gün süreyle hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutulduğu

süre 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır cezalık

işler için öngörülen beş yıllık azami tutukluluk süresini aşmamıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; gözaltında işkenceyle ifadesinin alındığını,

işkence zoruyla ifade tutanağını imzalamak zorunda kaldığını, ayrıca gözaltı

sürecinde müdafiiyle görüştürülmediğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkının güvencelerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

44. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini

sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma hakkı tanınmadığı sürece silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi

gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69; Yavuz Arslan, B. No: 2014/16433,

9/11/2017, § 47).

45. Savunma hakkının sağladığı güvenceler

esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk

devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli

güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade

edilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin

cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet

karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir

yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 70; Yavuz

Arslan, § 48).

46. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve

sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en

önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi

yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollar kavramının

kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma

hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya

çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında

kendisini bizzat savunma veya

seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72; Yavuz Arslan, § 49).

47. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (c) bendinde; bir suç ile itham edilen herkesin kendini bizzat savunma veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanma, eğer avukat tutmak için gerekli maddi

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilme hakkı

düzenlenmiştir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 73; Yavuz Arslan, § 50).

48. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Kolluk tarafından ilk kez

sorgulanmasından itibaren şüpheliye avukata erişim hakkı sağlanması, kendini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının

etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli ancak bir müdafinin hukuki

yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

49. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup

bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından

Mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir

baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza

davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç

isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen

delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi

sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması

durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş olacaktır.

Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında

verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda Mahkemece bu husus

irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen

eksikliğidir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 79; Yavuz Arslan, § 52).

50. Müdafi yardımından yararlanma hakkı bakımından önemli olan,

yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından

etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden

getirilen kısıtlama yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise

savunma hakkı ihlal edilmiş sayılmaz (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 78; Yavuz

Arslan, § 53).

51. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır. Bu

durumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı

olarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun

olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü

içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa

Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev

alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının

mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)

ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal

kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§

56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58).

52. Müdafi yardımından yararlanma hakkı mutlak değildir. Bu

hakkın istisnai hâllerde sınırlandırılması mümkündür. Zorunlu sebeplerin ortaya

çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir. Avukat erişiminin sağlanmamasına

istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi

bir kısıtlama şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına

alınan haklarına zarar vermemelidir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 118, 137). Müdafi yardımından

yararlanma hakkı bakımından önemli olan yargılamaya bir bütün olarak

bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde

yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden getirilen kısıtlama

yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise savunma hakkı ihlal edilmiş

sayılmaz(Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 78).

53. Somut olayda başvurucu 28/2/2009 tarihinde gözaltına

alınmış, 2/3/2009 tarihinde tutuklanmıştır. Gözaltı süresince başvurucu

kollukta, savcılıkta ve sorguda baro tarafından atanan müdafi huzurunda aynı doğrultuda

ifade vermiş ve ifade tutanaklarını imzalamıştır. Kovuşturma aşamasında ise

ifadesini değiştirmiştir. İlk derece mahkemesi başvurucuya isnat edilen suçlar

kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmede, diğer ikame olunan deliller

karşısında başvurucunun inkâr yollu savunmalarının samimi görülmediğini

belirtilerek savunmalara itibar etmemiştir. Başvurucu kovuşturma aşamasında bu

beyanlarını kabul etmemiş olsa da kolllukta,

savcılıkta ve sorguda müdafi huzurunda ifade vermiş olduğundan yargılamada başvurucu

aleyhine hakkaniyetsizlik sonucu ortaya çıkmamıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

55. Başvurucu; toplanmasını istediği delillere ilişkin bir

araştırma yapılmadan, sunduğu deliller dikkate alınmadan ve suç işlediğine dair

somut bir delil olmaksızın hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini, iddianamenin

sanıkların ifadelerine dayanılarak düzenlendiğini, suçsuz olmasına rağmen

cezalandırıldığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren

tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

57. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, derece mahkemesince

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

Mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında, ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; gözaltında işkence gördüğünü ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

60. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

62. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

63. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel başvuru

yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması gerekir.

Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkili

değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak başvurunun

incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,

B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 33).

64. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan kötü

muamele yasağına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında etkili

bir hukuk mekanizmasının olması ve bu mekanizmanın sadece teorik değil pratik

olarak da işlemesi gereklidir. Mevcut hukuk sisteminde teorik olarak etkili bir

hukuk mekanizması olmadığı söylenemez. Bununla birlikte bu mekanizmanın pratik

olarak etkili işlemesi her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir

(Onur Cingil, B. No: 2013/7836,

16/4/2015, § 48).

65. Somut olayda başvurucu gözaltında işkence gördüğü iddiasıyla

ilgili olarak sadece savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesini başvuru formu

ekinde sunmuştur. Ancak başvurucu, bu suç duyurusuna ilişkin başvurusunun

savcılıkça etkin bir şekilde soruşturulmadığına ya da sonuçsuz kaldığına

yönelik bir bilgi veya belge sunmamış, başvuru yollarını usulüne uygun bir

şekilde tüketmemiştir. Başvurucunun, anılan şikayetine ilişkin başvuru

yollarını tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması,

bireysel başvurunun "ikincil niteliği" ile bağdaşmamaktadır.

Başvurucunun şikâyetine konu iddialar dikkate alındığında başvuru yollarının

tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren bir durumun olmadığı

görülmektedir.

66. Açıklanan nedenlerle işkence ve kötü muamele iddiaları ile

ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel

başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamında müdafi yardımından yararlanma

hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamında yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu : Ekrem DİLEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/19418, 17 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  10. C. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının İhlal
  11. A. 1. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığına
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Özgüldür
  14. Gökcan
  15. Hakyemez
  16. Kaya
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/19418
Tarih
17 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • İbrahim Türkmen Başvurusu (B. No: 2014/19546)
  • Hidayet Asarkaya Başvurusu (B. No: 2015/11844)
  • Mustafa İbiş Başvurusu (B. No: 2015/13089)
  • Salih Öz Başvurusu (B. No: 2015/13327)
  • Halil Güler Başvurusu (B. No: 2015/11002)
  • G. B. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15273)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.