İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Elif Aydın Dost Başvurusu (B. No: 2014/19954)

1. Başvuru, üniversite harçlarına yapılan zamları

Başvuru No2014/19954Tarih12 Haziran 2018Okuma26 dk · 5.157 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Elif Aydın Dost Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/19954
R.G. Tarih ve Sayı
1/8/2018-30496
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.157 kelime·26 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, üniversite harçlarına yapılan zamları

protesto etmek amacıyla düzenlenen toplantının dağıtılması sırasında kolluk

görevlisinin müdahalesiyle yaralanma meydana gelmesi sonucunda yapılan şikâyet

üzerine açılan kamu davasında fiilin sabit görülerek hapis cezasına

hükmedilmesine rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle

eylemin yaptırımsız kaldığı belirtilerek insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 17/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Biyoloji

Bölümünde eğitimini sürdürmekte iken 21/9/2006 tarihinde üniversite harçlarına

yapılan zammı protesto etmek ve bu konuda Üniversite rektörü ile görüşmek için

Rektörlük binası önünde diğer öğrencilerle birlikte toplanmıştır.

10. Özel güvenlik görevlilerinin topluluğun dağıtılması konusundaki

girişimlerinin başarılı olmaması üzerine jandarmaya bilgi verilmiştir.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Jandarma Karakolu Komutanı olarak görev yapan

A.Y. emrindeki erlerle birlikte olay yerine gelmiş ve duruma müdahale etmiştir.

Başvurucunun anlatımına göre Karakol Komutanı gruba karşı güç kullanılması

emrini vermiş, bu arada kendisine de copla vurmuş ve aldığı darbenin etkisiyle

parmağı kırılmıştır.

11. Başvurucunun Trabzon Numune Hastanesinden aldığı

21/9/2006 tarihli rapora dayanarak düzenlenen Adli Tıp Kurumunun 27/9/2006

tarihli raporunda şu hususlara yer verilmiştir.

"Elif aydın'a ait Trabzon Numune

Hastanesi'nin[.....]raporunun tektikinde;

Sağ el 4. parmak orta falanksta şişlik

ve fraktür mevcut olduğu bildirildiğine göre;

SONUÇ

1. Fiilin kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, tarif

edilen kırığın hayat fonksiyonlarına etkisinin hafif (1) derecede olduğu,

2. Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma

yol açmadığı..."

12. Başvurucu 22/9/2006 tarihli dilekçeyle Trabzon

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) başvurarak A.Y. ve diğer görevliler

hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvurucu; dilekçesinde, Üniversite rektörü ile

görüşmek üzere diğer arkadaşları ile beklemekte iken A.Y.nin hukuka aykırı bir

şekilde güç kullanma emri verdiğini, emir üzerine yapılan müdahaleler sırasında

aldığı darbeler sonucu parmağının kırıldığını belirterek ilgililer hakkında

işkence ve kötü muamelede bulunmaktan dolayı kamu davası açılmasını talep

etmiştir.

13. Konu ile ilgili olarak Savcılıkça başlatılan

soruşturma sonucunda 31/1/2007 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede;

başvurucunun eğitimini sürdürdüğü Üniversitenin harçlarının fazla belirlendiği

kanaatiyle, bu hususu görüşmek üzere Rektörlük önünde diğer öğrencilerle

birlikte toplandıkları, bu sırada taşkınlık yapılması üzerine olay yerine

Jandarma Karakol Komutanı ile birlikte diğer jandarma görevlilerinin geldiği,

slogan atan öğrencilerin dağılmaları konusunda uyarılmalarına rağmen bunun

yerine getirilmemesi üzerine mevzuattan kaynaklanan yetkilerin kullanıldığı, bu

sırada başvurucunun görevin ve şartların gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet

kullanılarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif olmayacak

ve sağ el parmağında kırık meydana gelecek şekilde yaralanmasına yol açıldığı

iddiasına yer verilerek şüpheli A.Y.nin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu'nun 256. maddesinin yaptığı gönderme ile aynı Kanun'un 86.

maddesinin (1) numaralı fıkrası,87. maddesinin (3) numaralı fıkrası ve 53.

maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir.

14. Aynı tarihli Ek Kovuşturmama Kararı ile

Savcılık, olay günü Jandarma Karakolu Komutanı olan şüpheli A.Y.nin öğrencileri

dağılmaları konusunda ikaz etmesine rağmen öğrencilerin bu uyarıya uymayarak

slogan atmaları nedeniyle mevzuattan kaynaklanan zor kullanma yetkisini

orantılı olarak kullandığı ve olayda kasten müessir fiil suçunun unsurlarının

oluşmadığı gerekçesiyle atılı suçtan dolayı kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına karar vermiştir.

15. Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme)

10/3/2007 tarihli kararıyla,sanık A.Y.nin zor kullanma yetkisinin sınırını

aşmak suretiyle başvurucunun parmağında kırık meydana getirerek yaralanmasına

sebep olduğu hususunun sabit görüldüğü gerekçesiyle 5237 sayılı Kanun'un 256.

maddesi delaleti ve 86. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 1 yıl hapsine,

kırığın hayati fonksiyonlara etkisi gözetilerek takdiren cezanın 1/6 oranında

artırılarak 1 yıl 2 ay hapsine, ilk defa suç işlediği ve duruşmalardaki iyi

hâli gözönüne alınarak aynı Kanun'un 62. maddesi uyarınca cezanın takdiren 1/6

oranında indirilerek 11 ay 20 gün hapsine, Kanun'un 51. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca cezanın ertelenmesine, suçtan pişman olduğuna ilişkin herhangi

bir söz ve davranışının bulunmaması, katılan başvurucunun maddi ve manevi

zararlarının giderilmemiş olması ve cezanın ertelenmesi nedenleriyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun hükmün açıklanmasının geri

bırakılması (HAGB) ile ilgili 231. maddesinin (5) numaralı fıkrası hükmünün

uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

16. Temyiz incelemesi sonucunda karar, Yargıtay 4. Ceza

Dairesinin 6/3/2013 tarihli ilamıyla;

i. Sanığın ilgili mevzuat uyarınca, izinsiz gösteri yapan

ve tüm uyarılara rağmen Rektörlük binasına girmeye çalışan grubu dağıtmak

istediği sırada grupta yer alan başvurucunun yaralanmasına sebep olduğunun

anlaşılması nedeniyle kasten hareket edip etmediğinin ve 5237 sayılı Kanun'un

Birinci Kitap'ının İkinci Kısım'ının "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya

Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölüm'ünde yer alan "Sınırın

aşılması" kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükmünün

uygulanabilirliği hususunun kararda değerlendirilmediği,

ii. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı

fıkrasının (c) bendinde belirtilen zarar kavramının manevi zararı kapsamadığı,

sanığa atılı suçun ne tür bir zarara yol açtığının kararda belirtilmediği,

iii. Buna göre HAGB koşullarının değerlendirilmesi

gerektiği gerekçeleriyle bozulmuştur.

17. Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkeme

19/11/2013 tarihli kararıyla sanık kolluk görevlisinin eyleminin sabit

görüldüğü gerekçesiyle kasten yaralama suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin(1) numaralı fıkrasında

sayılan haklardan yoksun bırakılmasına, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm

olmaması ve yeniden suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması sebebiyle 5271 sayılı

Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca HAGB'ye karar vermiştir.

18. Başvurucunun karara karşı yaptığı itiraz, Trabzon 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin 20/2/2014 tarihli kararıyla, Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 3/2/3009 tarihli ve E.2008/11-250, K.2009/13, E.2009/04-13, K.2009/12

sayılı kararlarına atfen itiraz incelemesinin yalnızca HAGB'nin şartlarının

oluşup oluşmadığı hususuyla sınırlı olduğu, HAGB kapsamında kalacak şekilde

cezanın yanlış hesaplanması, HAGB dışına çıkmayacak bir biçimde takdir

yetkisinin yanlış kullanılması gibi hususların itiraz aşamasında yapılan

incelemenin konusunu oluşturamayacağı, bu tür hukuka aykırılıkların ancak

denetim süresi içinde veya sonunda, açıklanan veya verilen hükümle birlikte

temyiz kanun yolunda incelenebileceği belirtilerek olayda HAGB şartlarının

oluştuğu, bu yönüyle kararda hukuki isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle

reddedilmiştir.

19. Karar 18/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş ve 17/12/2014 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı256. maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

21. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten yaralama"

kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif

olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya

adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

22. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması"kenar

başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza sorumluluklarını kaldıran

nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde

de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden

üçte birine kadar indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması

mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile

ceza verilemez."

23. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine 6/12/2006 tarihli

ve 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen (5) ve (6) numaralı fıkralar

şöyledir:

“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı

yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, bir yıl veya daha az süreli hapis

veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının

geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını

ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan

mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya

kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin

suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir.”

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya

da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin

3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik

toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize

suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin

15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde

dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa,

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

26. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

27. AİHM, işkence veya kötü muamele suçu işlendiğinin

iddia edildiği durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde cezai

işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, genel af veya

affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM,

soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm

alması durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet

Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B.

No: 8354/04, 5/6/2012, § 34).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu;

i. Öğrenim harçlarına yapılan zamları protesto etmek ve

bu konudaki taleplerini Üniversite yönetimine iletmek isterken, diğer bir

deyişle barışçıl bir şekilde toplantı ve gösteri yapma hakkını kullanırken

kolluğun müdahalesi ile karşılaştığını, hiçbir şekilde kolluğa mukavemet

göstermediklerini, kolluk görevlilerinin amiri A.Y.nin "Şunların

kafalarını kırın, dağıtın." şeklindeki talimatı üzerine kendisine copla

vurulması sonucunda sağ el dördüncü parmağının kırıldığını,

ii. Kırılan parmağını kullanamadığını, parmağının

işlevini yitirdiğini, dışarıdan bakıldığında bile eğriliğinin tespit

edilebildiğini, dolayısıyla parmağında sabit eser ve iz meydana geldiğini,

iii. Bu hususun tespiti için Adli Tıp Kurumuna sevkini

talep etmişse de bu talebinin yerine getirilmediğini,

iv. Savcılığın eylemi yanlış nitelendirerek 5237 sayılı

Kanun'un "İşkence ve Eziyet" ile ilgili Üçüncü Bölüm'de yer alan 95.

maddesi ile bağlantılandırarak iddianame düzenlemek yerine "Zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. madde ile

bağlantılandırarak düzenlediği iddianame ile kamu davası açtığını,

v. Bunun sonucunda fiil için öngörülen cezanın 5237

sayılı Kanun'un 95. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında

ağırlaştırılarak uygulanması yerine HAGB kararı verilmek suretiyle eylemin

cezasız kalmasına yol açıldığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında öngörülen kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

30. Bakanlık görüş yazısında;

i. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında incelenmesi gerektiği,

ii. Derece mahkemelerinin yapılan yargılama sonucunda

kolluk görevlisinin 5237 sayılı Kanun'un 256. maddesi kapsamında zor kullanma

yetkisinin sınırını aşmak suretiyle başvurucunun parmağında hafif derecede

kırık oluşacak şekilde yaralanmasına sebep olduğunu tespit ederek anılan madde

hükmünün yaptığı gönderme ile aynı Kanun'un 86. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca kasten yaralama suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,

daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmadığı ve yeniden suç işlemeyeceği

kanaatiyle HAGB'ye karar verdiği,

iii. Anayasa'nın 17. maddesinin usul açısından öngördüğü

yükümlülükler yönünden değerlendirildiğinde kolluk görevlisi hakkında açılan

davada, adli makamların gerekli incelemeleri yaptıkları, eylem ile ilgili

delilleri topladıkları, başvurucunun sürece katılımının da sağlandığı, işkence

iddialarına ilişkin olarak Mahkemenin ayrı bir değerlendirme yapmayıp hükmünü

zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama

suçundan kurduğu,

iv. Modern ve demokratik ceza adaleti anlayışının cezayla

suçluların uslandırılması fonksiyonu yönünden kişinin özgürlüğünden yoksun

bırakılması esasına dayanan yaptırımların her zaman arzulanan sonuçları

vermediği yönünde olduğu, bu nedenlehapis cezalarının en son çare olarak

uygulanması gerektiği,

v. HAGB kurumunun bu anlayış doğrultusunda güncel ceza

muhakemesi mevzuatında yer aldığı,

vi. İlgili düzenlemenin hâkime tam bir takdir yetkisi verdiği,

bu bağlamda kurumun bir af ya da bağışlama öngörmediği yönünde değerlendirme

yapılmıştır.

B. Değerlendirme

31. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

32. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

34. Başvurucu, barışçıl bir şekilde yapılan toplantının

dağıtılması sırasında kendisini darbeden kolluk görevlisinin etkin bir şekilde

cezalandırılmaması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

35. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına

ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri

dikkate alınarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık

dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu

içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı

(önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti

ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İnsan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici

yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün iki unsurundan biri olan

soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

a. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

36. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

-mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun- kötü muamele

yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Saikin önemi ne kadar

yüksek olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci

fıkrası savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu

yasağın askıya alınmasına izin vermemektedir. Anılan maddelerdeki hakkın

mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve

suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre

veya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).

37. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

38. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen bu

kavramlar arasında nitelik değil yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir

muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma

bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden

olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

40. Buna göre anayasal düzenleme kapsamında kişinin maddi

ve manevi varlığına en fazla zarar veren muamele işkencedir. Muamelenin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde

işkencenin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya

da ayrımcı bir nedenle yapıldığı belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

41. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya

manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak

tanımlanabilir. Bu hâllerde duyulan acı, meşru bir muamele ya da cezada

kaçınılmaz olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap vermenin belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz (Cezmi Demir

ve diğerleri,§ 88).

42. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi

iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler

ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

tanımlanabilir. Eziyetten farklı olarak, uygulanan bu muamele kişide

bedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

43. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

44. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla

yasaklanmış bir eylem tehdidinde bulunmak da yeterince yakın ve gerçek olması

koşuluyla bu maddenin ihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıyla

bir kimseyi işkence ile tehdit etmek, en azından insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele oluşturabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 91).

45. Öte yandan Anayasa'nın 17. maddesi, toplantı ve

gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı gerektiren durumlarda ve gösteriye

katılanların kendi tutumundan dolayı güç kullanımını yasaklamamaktadır.

Sınırları belli bazı durumlarda, mevzuata uygun olarak ve sadece kaçınılmaz

hâllerde aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce

başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir. Ayrıca kişinin kendi

davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu

hâle gelmedikçe bu neviden fiiller prensip olarak Anayasa'nın 17. maddesinde

belirtilen yasağı ihlal edecektir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B.

No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

46. Olay tarihinde Karadeniz Teknik Üniversitesinde

öğrenci olan başvurucu, üniversite harçlarına yapılan zamları protesto etmek ve

bu hususta Üniversite rektörü ile görüşmek üzere Rektörlük binası önünde diğer

öğrencilerle bir araya gelmiş; olay yerine emrindeki görevlilerle birlikte

gelen Jandarma Karakolu Komutanı A.Y., dağılmaları yönünde yaptığı uyarıların

sonuç vermemesi üzerine grup hâlindeki öğrencilerin güç kullanılarak dağıtılması hususunda

emrindeki görevlilere emir vermiş; bu arada kendisi de copla öğrencileri

dağıtmaya çalışırken başvurucunun parmağının kırılmasına yol açmıştır.

47. Anayasa Mahkemesi, soruşturma ve kovuşturma makamları

tarafından verilen kararları maddi vakıa ve hukuki yönden inceleyen bir merci

değildir (Sebahat Tuncel (2), B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 53).

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rolün ikincil nitelikte olması, delilleri

değerlendirmenin kural olarak kovuşturma makamlarının görevi kapsamında

bulunması nedenleriyle aksi yönde bir veri bulunmadığı sürece derece

mahkemelerinin olayın oluşu ile ilgili tespitlerinden ayrılmak için bir neden

bulunmamaktadır. Bu itibarla başvurucunun demokratik bir hakkını kullanması

sırasında kolluk görevlisi tarafından hafif olmayacak şekilde yaralandığı,

dolayısıyla olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği

Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir. Öte yandan derece mahkemelerinin

yaptığı tespite göre olayda başvurucunun kendisine karşı zor kullanılmasını

gerektirecek herhangi bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

48. Devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylem nedeniyle

yapılan yargılama sonucunda sanık A.Y. hakkında kasten yaralama suçundan 11 ay

20 gün hapis cezası verilerek HAGB'ye karar verilmiştir. Mahkeme tarafından

verilen bu cezanın maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle başvurucu açısından

giderim sağlayabilecek nitelikte olup olmadığının belirlenmesi amacıyla eylemin

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan kötü muamele türlerinden

işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasaklarından hangisi

kapsamında kaldığının, başka bir ifadeyle eylemin vasfının tespit edilmesi

gerekir.

49. Olayda kendi eylemi bunu gerekli kılmadığı hâlde

kolluk görevlisinin uyguladığı aşırı güç sonucunda başvurucunun parmağı

kırılmıştır. Her ne kadar başvurucu vekili tarafından başvurucunun parmağını

kullanamadığı iddia edilmişse de başvuru dosyasına sunulmuş bu yönde bir sağlık

raporu bulunmadığından bu iddiaya itibar edilmesi mümkün olmamıştır.

Başvurucunun katıldığı toplantının dağıtılması sırasında güç kullanımını

zorunlu kılan bir durum olmaksızın uygulanan güç nedeniyle yaralanmasına yol

açılmışsa dabelli bir amaçla, bir plan dâhilinde meydana gelmeyen, anlık bir

şekilde oluşan eylemin işkence seviyesine varan çok ağır ve zalimane mahiyet

taşımadığı sonucuna varılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin konu ile ilgili

içtihadı kapsamında başvurucunun olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muameleye maruz kaldığının kabul edilebileceği değerlendirilmiştir.

50. Maruz kalınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

nedeniyle kamu görevlisi olan sanık hakkında verilen HAGB kararının başvurucu

açısından yeterli giderim sağlamadığı, ayrıca A.Y.nin eyleminden dolayı

hakkında disiplin yönünden işlem yapıldığına ilişkin başvuru dosyasına herhangi

bir verinin yansımadığı dikkate alındığında olayda başvurucunun mağdur

sıfatının ortadan kalktığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır. Bu nedenle her ne kadar derece mahkemelerinin kararlarıyla

devletin negatif yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde başvurucunun parmağının

kırıldığı tespit edilmiş ise de sonuç olarak sanığın bu eylemi nedeniyle

herhangi bir yaptırımla karşılaşmadığı anlaşıldığından başvurucunun mağdur

statüsünün devam ettiğinin kabul edilmesi gerekir.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

52. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

53. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu,

olanaklı olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle

gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

54. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı, kişinin

maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı veya tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza

kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 77).

55. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikâyet

olmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtiler

olduğunda soruşturma açmalıdır(Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

56. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek

başına soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış

olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa

olsun yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir

Canan, § 25).

57. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemli olmakla

birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebeplerin ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi,

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

119).

58. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin

etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu

bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak usul

yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı

cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol

Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucunun maruz kaldığı muamele nedeniyle kolluk görevlisi hakkında

yapmış olduğu şikâyetle ilgili olarak Savcılığın olayın gerektirdiği süratle

davranarak soruşturma başlattığı anlaşılmaktadır. Soruşturmanın tamamlanmasının

ardından 31/1/2007 tarihli iddianame ile kolluk görevlisi A.Y. hakkındazor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle yaralama suçundan kamu davası

açılmış, kasten yaralama suçundan ise ek kovuşturmama kararı verilmiştir.

60. Yapılan yargılama sonucunda Trabzon 2. Asliye Ceza

Mahkemesi 10/3/2009 tarihli kararı ile A.Y.nin fiilini sabit görmüş ve cezanın

alt sınırından uygulanmasını uygun görerek neticeden 11 ay 20 gün hapis cezası

ile cezalandırılmasına, cezanınertelenmesine, HAGB'ye ilişkin hükümlerin

uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bu kararın temyiz incelemesi

sonucunda bozulması üzerine ilk derece mahkemesi Yargıtay bozma kararına uyarak

sonucu itibarıyla eylem için daha hafif bir düzenlemeyi öngören HAGB ile ilgili

hükümler çerçevesinde olayı değerlendirmiştir. Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına atfen mahkûmiyet hükmüne yönelik herhangi

bir değerlendirmeyi içermeksizin yalnızca hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasının koşullarının olayda oluşup oluşmadığı yönünden inceleme yapmış

ve yapılan itirazın reddine karar vermiştir. Karar, bu şekilde 10/1/2014

tarihinde kesinleşmiştir.

61. Bu itibarla başvurucunun şikâyeti ile ilgili

kovuşturmanın yaklaşık yedi yıl sürdüğü tespit edilmiştir. Karışık olmayan

hukuki ve maddi unsurlar içeren uyuşmazlığın insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele iddialarıyla da ilgili olduğu gözönünde bulundurulduğunda iki dereceli

yargılama süresinin bu türdeki şikâyetlerin hızlı ve etkili bir biçimde

sonuçlandırılması gerektiği yönünde yukarıda yer verilen ilkelere uygun

olmadığı değerlendirilmiştir.

62. Öte yandan yürütülen yargılama sonucunda insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele boyutunda bir yaralama eyleminin

gerçekleştiğinin tespit edildiği görülmekle birlikte soruşturmanın

etkililiğinin ölçütlerinden biri olan failin suç nedeniyle hesap vermesinin

sağlanması ve fiiliyle orantılı bir ceza alması koşulunun yerine getirilmesinden

uzak bir şekilde olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verildiği anlaşılmaktadır.

63. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir. Cezasızlık; işkence ve kötü muamele fiillerine

yönelik olarak sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, işledikleri suçla

orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya mahkûm edildikleri cezanın

infazının sağlanmaması şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Cezasızlığın önlenmesi

durumunda bir yandan mağdurlar açısından gerekli giderim sağlanırken bir yandan

yeni ihlallerin gerçekleşmesini engelleyecek caydırıcı bir etki ortaya çıkması

mümkün olacaktır (S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015).

64. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık

olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini

sağlayabilecek caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınmakta,

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün yerine getirilememesi

sonucu doğmaktadır (S.D., § 102).

65. İlk derece mahkemesinin -eylemin nitelik ve ağırlığı

dikkate alındığında- sanık A.Y. hakkında verdiği 11 ay 20 gün hapis cezasına

ilişkin HAGB kararı sonucunda sanığın deneme süresi içinde suç işlememesi

hâlinde bu ceza hiç olmamış sayılarak adli ve memuriyet siciline

yansımayacaktır. Verilen bu karar cezanın infazının ertelenmesinden daha güçlü

bir etkiye sahiptir ve sanığın cezadan muaf tutulması ile sonuçlanmaktadır.

Ulaşılan bu sonucun bu tür olaylara karışan kamu görevlilerine hoşgörü ile

yaklaşıldığı izlenimini uyandırdığı ve bu tür fillere eğilimi olan görevlileri

cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet

mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyebileceği açıktır.

66. Öte yandan ceza yargılamasının HAGB kararı ile

sonuçlanmış olması, kolluk görevlisinin sabit görülen eyleminden dolayı

disiplin yönünden de hiçbir soruşturmaya tabi kılınmadığı ve hiçbir disiplin

yaptırımı ile karşılaşmadığı tespiti ile birlikte ele alındığında cezasızlığın

etkisini ağırlaştırmaktadır. Hizmet cetveli incelendiğinde başvurucunun

yaralanmasına yol açan kolluk görevlisinin yapılan ceza soruşturması ve

kovuşturma sürecinde göreviyle ilişiğinin kesilmediği gibi başvurucuya yönelik

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kapsamında değerlendirilen eyleminin

sabit görülmesine rağmen kariyerini kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü

anlaşılmaktadır. Disiplin yönünden de kolluk görevlisinin eylemi için herhangi

bir yaptırımla karşılaşmamış olması HAGB kararının bu tür eylemlerin

hoşgörülemeyeceğine yönelik algının zayıflaması yönündeki etkisini

pekiştirmektedir.

67. Sonuç olarak ceza yargılamasının makul sürede

tamamlanmaması, sanık A.Y. hakkında HAGB'ye karar verilmesiyle bu tür

eylemlerin hoşgörülmeyeceği yönündeki algının zayıflamasına yol açacak şekilde

A.Y.nin disiplin yönünden de hiçbir yaptırımla karşılaşmamış olması

nedenleriyle olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla ilgili

olarak etkili bir soruşturma yapılmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

70. Başvurucu; insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiğinin tespitini, yargılamanın yenilenmesini, parmağında

oluşan ve kalıcı olduğunu ileri sürdüğü hasar nedeniyle 30.000 TL tazminat

talep etmektedir.

71. Yapılan inceleme sonucunda olayda, Anayasa'nın 17.

maddesinde yer verilen insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

72. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

73. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi ve usul boyutununihlali nedeniyle, yalnızca ihlalin tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve

1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin

başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde yer verilen insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinininsan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E. 2013/165, K.

2013/550) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için İçişleri Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Melek KARALİ SAUNDERS Başvurucu : Elif AYDIN DOST Vekili : Av. Alp Tekin OCAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19954, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. Sonuç
  10. IV. İlgili
  11. Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  18. B. Anayasa'nın 17. maddesinde yer verilen insan
  19. C. Kararın bir örneğinininsan haysiyetiyle bağdaşmayan
  20. E. Kararın bir örneğinin bilgi için İçişleri Bakanlığına
  21. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. M. Emin KUZ
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/19954
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Doğan Başvurusu (B. No: 2014/8875)
  • Reis Rs Enerji Elektrik Üretimi Motorlu Araçlar Tütün Ürünleri Dağıtım Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/17259)
  • Abdulkadir Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11868)
  • Mustafa Nihat Behramoğlu ve Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/11961)
  • Sinan Baran Başvurusu (B. No: 2015/11494)
  • Hasan Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17126)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.