İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Nihat Behramoğlu ve Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/11961)

1. Başvuru, bir siyasetçiye yönelik açıklamaları nedeniyle

Başvuru No2015/11961Tarih11 Haziran 2018Okuma26 dk · 5.261 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Nihat Behramoğlu Ve Güneş Basım Yayım Organizasyon Ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
11 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2015/11961
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.261 kelime·26 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir siyasetçiye yönelik açıklamaları nedeniyle

gazeteci olan başvurucu aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın

özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Birinci başvurucu Mustafa Nihat Behramoğlu (Bu karardaki

başvurucu ibaresiyle aksi belirtilmedikçe birinci başvurucu Mustafa Nihat

Behramoğlu kastedilmektedir.) Nihat Behram adıyla tanınmakta olup kamuoyu

tarafından bilinen bir şair, yazar ve gazetecidir. Başvurucu; olay tarihinde,

ikinci başvurucunun sahibi olduğu günlük Sol gazetesinde (gazete) köşe yazıları

yazmaktadır.

A. Arka Plan Bilgisi

10. Ankara'da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ormanı olarak

bilinen bölgeden Anadolu Bulvarı'nı Konya Yolu'na bağlayacak şekilde yol

geçirilmesine ilişkin tartışmalar 1990'lı yılların başında başlamıştır. Konuyla

ilgili olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi (Belediye) ve ODTÜ yönetiminin karşı

karşıya geldiği uzun yıllar süren dava süreçleri yaşanmıştır.

11. 2013 yılında bu konudaki tartışmalar yeniden alevlenmiştir.

2013 yılı yaz aylarında yaşanan ve kamuoyunda"Gezi

Parkı olayları" olarak bilinen sürecin de etkisiyle ODTÜ Ormanı olarak

bilinen bölgeden geçecek yol çalışmasına karşı çıkan bazı gruplar, siyasi parti

temsilcileri, öğrenciler ve akademisyenler tarafından Ağustos 2013 tarihinden

itibaren konuyla ilgili etkinlikler düzenlenmeye ve gösteriler yapılmaya

başlanmıştır. Bu gösteriler zaman zaman şiddet eylemlerine dönüşmüş ve güvenlik

güçleri ile protestocular arasında ciddi çatışmalar yaşanmıştır.

12. Konuyla ilgili olarak ODTÜ tarafından "Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü'nün Anadolu

Bulvarı'nın Devamı Olan Yol Hakkında Açıklaması" başlığı

altında 3/9/2013 tarihinde yapılan ve Belediye ile ODTÜ arasındaki ihtilaflı

hususların geçmişine dair bilgiler içeren açıklamada şu hususlara yer

verilmiştir:

i.Anadolu Bulvarı ve devamı olan yol,

Belediye tarafından onaylanan “Ankara Nazım Planı 1990”da yer almış ve Anadolu

Bulvarı bu plan uyarınca 1987 ile1988 yıllarında inşa edilmiştir. ODTÜ, Anadolu

Bulvarı’nın devamı olan bu yolun kısmen arazisinden geçmesini kabul etmiş ve

yolun ODTÜ arazisinin doğu sınır bölgesinden geçeceği kabul edildiğinden

1980’lerden sonra yola ayrılan bölgede ağaçlandırma yapmamıştır. Yola ayrılan

arazinin bir kısmı daha sonra ilgili makamlarca I. derece doğal sit alanı

olarak belirlenmiştir. Bu sit alanı kararı nedeniyle Anadolu Bulvarı’nın devamı

olan yolun statüsü Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Ankara Tabiat

Varlıklarını Koruma Komisyonunun görüşlerine ve Çevre ve Şehircilik

Bakanlığının onayına tabidir. Anadolu Bulvarı’nın devamı olan yolun yapımı

sırasında ODTÜ arazisi içinde yaklaşık 3.000 ağacın yol yapımından etkilenmesi

söz konusudur. Bu konu da ODTÜ mensuplarının, öğrencilerinin, mezunlarının ve

doğasever Ankaralıların tepkisine neden olmaktadır.

ii. Yukarıda bahsedilen yol planlamasından farklı olarak

Belediye tarafından 2007 tarihinde “Ankara Nazım Planı 2023” önerisine eklenen ikinci bir yol daha

vardır. Bu ikinci yol, ODTÜ Kampüsünü ikiye bölecek bir hemzemin yol olarak

tasarlanmıştır. ODTÜ, bu yol önerisine itiraz etmiş ve dava açmıştır. Dava ODTÜ

lehine sonuçlanmış ve bu ikinci yol önerisi iptal edilmiştir. ODTÜ, bu yolu

ancak tünel olarak yapılması hâlinde kabul edilebileceğini ifade etmiştir.

13. Nihayet 18/10/2013 tarihinde Belediye ekipleri, ODTÜ Ormanı

olarak bilinen bölgeden geçecek yol çalışması için güvenlik güçleri eşliğinde

çalışma başlatmışlardır. Konuyla ilgili olarak Belediye tarafından 19/10/2013

tarihinde yapılanaçıklamada, yol çalışmalarıyla

ilgili gerekli izinlerin alındığı ve çalışmalara ilişkin yasal bir engel

bulunmadığı ifade edilmiştir.

14. ODTÜ tarafından 19/10/2013 tarihinde "18 Ekim 2013 Cuma Gecesi ODTÜ Yerleşkesine Yapılan

Müdahale ile İlgili Rektörlük Açıklaması" başlığı altında

yapılan açıklamada ise yol çalışmalarıyla ilgili yasal süreçler henüz

tamamlanmamasına rağmen Belediye görevlilerinin ve iş makinelerinin izinsiz

olarak ODTÜ yerleşkesine girdiği belirtilmiş, bu tutumun kabul edilemez

bulunduğu ve kınandığı ifade edilmiştir.

15. Ciddi toplumsal olaylar yaşanmasına neden olan ve

kamuoyunda, siyaset dünyasında ve medyada uzun süren tartışmalara konu olan yol

çalışmaları tamamlanarak ODTÜ yolu adıyla da bilinen 1071 Malazgirt Bulvarı

25/2/2014 tarihinde hizmete açılmıştır.

B. Başvuru Konusu Olay

16. Başvurucu tarafından gazetenin 27/10/2013 tarihli nüshasında

"Vızzzz

gelir" başlıklı bir yazı kaleme alınmıştır. Oldukça kısa olan

ve sadece bir paragraftan oluşan yazının ilgili kısımları şu şekildedir:

"...Şuna bak yolsuzluk şampiyonu

Gökçek'in yol yapma bahanesi ile ODTÜ ormanına yönelik hayat düşmanı

saldırısını Hacı Bozdağ orman kanuncusu ruhu ile savunup eklemiş, her hizmetin

çevreye dokunan bir yanı vardır..."

17. Olayların yaşandığı tarihte Ankara Büyükşehir Belediye

başkanı olan İbrahim Melih Gökçek (davacı) söz konusu yazıda geçen "yolsuzluk şampiyonu" şeklindeki

ifadelerin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle manevi tazminat davası

açmıştır.

18. Davayı gören Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi aşağıdaki

gerekçelerle temyiz yolu açık olmak üzere davanın kısmen kabulüne karar vermiş

ve başvurucuları 1.250 TL manevi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir:

"..27/10/2013 tarihli yazıda Büyükşehir

Belediye Başkanı olan davalı hakkında ... ifadelerine yer verildiği , sarf

edilen sözlerin katlanılması gayrikabil nitelikte olup, eleştiri sınırlarını

aştığı, öz ile biçim arasındaki dengenin muhafaza edilmediği, davacının kişilik

haklarını ihlal eder nitelikte olduğu ve dolayısıyla manevi tazinatın

koşullarının oluştuğu anlaşıldığından tarafların mali ve içtimai durumları ve

gazetenin tirajı da nazara alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine

karar verilmesi yönünde mahkememizde tam ve sağlam bir vicdani kanaat hasıl

olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."

19. İlk derece mahkemesinin temyiz yolu açık olmak üzere verdiği

bu karara karşı başvurucuların yaptığı başvuru, Yargıtayca

13/5/2015 tarihinde temyize konu olan tutarın Kanun'da öngörülen düzeye

ulaşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Red kararı

başvuruculara 17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucular 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesi

şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de,bu zararı gidermekle

yükümlüdür.”

B. Uluslararası Hukuk

22. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi, ifade

özgürlüğü ve itibarın korunmasını isteme hakkı arasındaki ilişki ve

siyasetçilerin itibar haklarının korunmasıyla ilgili uluslararası hukuk

kaynaklarının derli toplu verildiği bir karar için Koray Çalışkan (B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23)

kararına bakılabilir.

23. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez

çizmiştir. AİHM'e göre basının -görev ve

sorumluluklarının bilincinde olarak- kamu yararını ilgilendiren her konuyu

iletme görevi vardır. AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan

ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklendiğini

hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi olmasa basın,

vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamaz (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999,

§§ 59, 62;Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka

[BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Von

Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B.

No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 102).

24. AİHM, Radio France/Fransa (B. No: 53984/00,

30/3/2004, § 37) kararında basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın

ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir:

"Mahkeme "görev ve sorumluluklar"ın, ifade özgürlüğünün doğasından

kaynaklandığını yineler. 10. madde tarafından kamusal yararlara ilişkin

meselelerin aktarılması içingazetecilere sağlanan

güvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygun olarakonların

kesin ve güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibi olmalarıdır

(örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,

§ 65;Colombani ve diğerleri/FransaB. No:

51279/99,25/06/2002, §65). Ne var ki basın

özgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta kışkırtmaya (provocation)

izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,

§ 59)..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 11/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucular; bir siyasetçiye yönelik eleştiri mahiyetindeki

paylaşımlarından dolayı aleyhlerine tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade

özgürlüğünün, bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki taleplerinin reddi ile

davada aleyhlerine karar verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde;

i. Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in konuya ilişkin içtihatlarından hareketle, somut

başvuruda değerlendirilmesi gereken hususun başvurucunun ifade özgürlüğü ile

müştekinin şeref ve itibar hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediği olduğunu,

ii. Siyasal bir rolü olan kişilere karşı

yöneltilen eleştirinin kabul edilebilir sınırlarının sıradan bir kişiye göre

daha geniş olduğunu ancak AİHM'in bir kişinin kamu

tarafından tanınan bir kişi olması veya kamusal bir tartışma bağlamında

eleştirilmiş olması hâlinde bile özel hayatına saygı gösterilmesi ve özel

hayatının korunması konusunda meşru bir beklentisinin olduğunu kabul ettiğini,

iii. Öte yandan kişinin “belli bir olay

temelinde, somut argümanlar kullanılarak ve belli bir disiplin çerçevesinde”

eleştirilmesi ile “hiçbir somut argüman ve illiyet unsuru bulunmaksızın hakaret

içeren söz ve eylemlere muhatap olması” arasındaki ayırımı sağlıklı oluşturmak

gerektiğini, bu ayırım oluşturulurken uygulayıcıların kullanacakları temel

ölçütlerin “somut, rasyonel, ölçülebilir ve denetlenebilir” olmasına özen

göstermek gerektiğini, toplumda hâkim olan örf, gelenek, ahlak, estetik gibi

değer yargılarının da bu ölçme ve değerlendirme mekanizmasında dikkate alınması

gerektiğini,

iv. Bir söz veya davranışın “bağlamı”

önemli olmakla birlikte “toplumdaki karşılığı”nın da

hukuki yorum ve değerlendirmelerde gözönünde

bulundurulması gerektiğini; bu ayrım doğru bir şekilde yapılmaz ise sosyal ve

siyasal hayatta hiçbir karşılığı bulunmayan, kabul edilebilir eleştiri

sınırlarını aşan, hakarete varan ifadelerin hukuki koruma şemsiyesi altında

meşruiyet kazanma tehlikesi bulunduğunu,

v. Siyasal hayatta rol alan kişilere

yöneltilen eleştiri daha geniş olmakla birlikte bu durumun eleştiri sınırlarını

aşarak hakaret içeren söz ve ifadelerin kullanılabileceği şeklinde asla

yorumlanamayacağını, dolayısıyla siyasetçilerin veya kamuoyu önünde daha fazla

olan tanınmış ve meşhur kişilerin kişisel şeref ve itibar haklarını yok edecek

veya anlamsız kılacak söz veya davranışların adil denge kurulurken ifade

özgürlüğü bağlamında daha fazla korumayı hak edeceği şeklinde kesin bir

kanaatin ön yargılı bir değerlendirme olacağını,

vi. Anayasa Mahkemesinin;

- Nilgün Halloran

(B. No: 2012/1184, 16/7/2014) başvurusunda, başvurucunun “aşağılık duygularının yansısı” şeklinde

hakaret içeren elektronik ileti göndermesi nedeniyle derece mahkemesince

tazminata mahkûm edilmesini,

- Emin Aydın (B. No: 2013/2602, 23/1/2014)

başvurusunda ise gazeteci olan başvurucuya bir ilin ilçe emniyet müdürünü

kastederek “ucuz olmak” şeklinde

kaleme aldığı köşe yazısı nedeniyle verilen adli para cezasını ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararını ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale

olarak değerlendirmediğini,

vii. AİHM'in de;

- Pakdemirli/Türkiye (B. No: 35839/97,

22/2/2005) başvurusunda başvurucu tarafından kullanılan bazı kelimelerin

(yalancı, iftiracı, Çankaya'nın şişmanı, dar kafalı, lastikleri patlasın, öbür

dünyaya gidince Allah affetmez), siyasi bir eleştiri olmaktan çok bir hakaret

ve beddua tufanı olduğunu belirttiğini; polemik gibi görünen ve belli ölçüde

asılsız bir kişisel saldırı içeren bu sözlerin siyasi bir tartışma içindeki bir

görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğunu ifade ettiğini,

- Jalbă/Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014)

kararında bir kamu görevlisinin itibarının yeterince korunmamış olması

nedeniyle ihlal kararı verdiğini,

- Janowski/Polonya ([BD], B. No: 25716/94, 21/01/1999) kararında bir

gazetecinin hakaret nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal

etmediğine karar verdiğini,

viii. başvuruya konu ifadelerin o dönemde

kamuoyunun ciddi manada ilgisini çeken ve üzerinde birçok tartışma yaşanan bir

olay kapsamında kullanıldığını; bu kapsamda bu ifadelerin kullanılış biçiminin,

hedeflenen gayenin, olayın gelişiminin ve tarafların tutumunun da dikkate

alınmasının yerinde olacağını;

ix. yazıdaki ifadelerin o tarihte gündemde

olan toplumsal tartışmaya ve bu tartışmaya katkı sağlamak amacıyla kaleme

alındığı belirtilen yazıya katkı sağlayıp sağlamadığının, görüşün açıklanması

için kullanılmasının gerekli olup olmadığının ve siyasi dahi olsa üçüncü

şahısların kişilik haklarının tecavüzü niteliğinde bulunup bulunmadığı

hususlarının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun olacağını,

x. ayrıca mevcut başvuruda şikâyete konu

yaptırım kararının orantılılık açısından da incelenmesi gerektiğini ifade

etmiştir.

28. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında esas

olarak başvuru formunda ileri sürdükleri iddiaları tekrar etmişlerdir.

Başvurucular ayrıca, bazı AİHM kararlarından örnekler sunarak Bakanlığın

yarışan haklar arasında önceliğin şeref ve itibarın korunmasına verilmesi gerektiği

ve kendi aleyhlerine hükmedilen tazminatın orantılı görülebileceği yönündeki

değerlendirmelerine katılmadıklarını ifade etmişlerdir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının Anayasa'nın 26.

maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

30. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

31. Somut başvuruda, ilk derece mahkemesince verilen kararda

başvurulabilecek kanun yolunun hatalı gösterilmesi nedeniyle başvurucunun

temyiz başvurusu reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında;

ilk derece mahkemelerinin bir davanın taraflarını kanun yoluna ilişkin

meselelerde hatalı yönlendirmesi hâlinde oluşan hukuki belirsizliğin onların

aleyhine yorumlanamayacağına karar vermiştir (Temyiz sürelerinin hatalı

gösterilmesine ilişkin başvurular yönünden bkz. Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:

2012/855, 26/6/2014, §§ 28-50; Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.

ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20/1/2016, §§ 30-57). Bu nedenle somut

başvuru bakımından etkili olmayan temyiz yoluna başvuru konusunda başvurucu ilk

derece mahkemesi kararı nedeniyle yanılgıya düşmüş olduğundan başvurunun

süresinde yapıldığının kabulü gerekir.

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

33. Köşe yazısında kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucuların

1.250 TL tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu Mahkeme kararı ile

başvurucuların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

34. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik

toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

35. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma,demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

36. 6098 sayılı Kanun’un “Sorumluluk”

kenar başlıklı 49. maddesinin “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

37. Başvurucuların tazminat ödemeye mahkûm edilmesine ilişkin

kararın "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"na

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii.Demokratik Toplum Düzeninin

Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

(a) Demokratik Toplum

Düzeninin Gerekleri Kavramı

38. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez

açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, toplumsal

bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır.

Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,

4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan,

B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacın

bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır.

Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.

(b) Ölçülülük

39. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir

sınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-

temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde

olup olmadığının da incelenmesi gerekir(AYM, E.2007/4,

K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK],

B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir

Coşkun §§ 53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar için ayrıca

bkz. Tansel Çölaşan, §§ 54, 55;Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72). Bu sebeple

mevcut başvuruda hükmedilen tazminatın davacının maruz kaldığı düşünülen

zararıyla makul bir ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.

(c) Basın Özgürlüğü

40. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28.

maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu

temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunudaha

önce pek çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali

Aydın, § 69; Bekir Coşkun,

§§ 34-36). Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli

ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna

çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat

oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2),

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).

(d)İfade Özgürlüğünün

Kapsamı

41.Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade

özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü;

siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her

türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 40). Bu itibarla bir gazetede yer alan köşe yazısında yer alan

bilgiler başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile kişilerin subjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade

özgürlüğünün korumasındadır.

(e) Basının Ödev ve

Sorumlulukları

42. Demokratik bir toplumda basına, siyasetçileri ve kamu

görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla

birlikte Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen sınırsız bir ifade

özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine

ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder."

biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri

kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin

ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına basın için de geçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar"

getirmektedir (Basının görev ve sorumluluklarına ilişkin bkz. Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, §

46; Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y.

A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43).

43. Bu görev ve sorumluluklar "başkalarının şöhret ve hakları"nın zarar görme ihtimalinin bulunduğu ve

özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu olduğu durumlarda özel

önem arz eder (Orhan Pala, § 47).

Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek ahlakına saygı göstermelerini, doğru ve

güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini

zorunlu kılmaktadır. Kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması kabul edilebilir

eleştiri sınırlarını aşabilir. Dolayısıyla haber verme görevi zorunlu olarak

ödev ve sorumluluklar ile basın kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken

sınırlar içermektedir (Orhan Pala,

§ 48; Medya Gündem Dijital Yayıncılık

Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 42, 43; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015,

§§ 53, 54; İlhan Cihaner

(2), §§ 60, 61).

44. Söz konusu sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına

ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi

basın özgürlüğüne yapılan müdahalelerin "demokratik bir toplumda gerekli"

olup olmadığını incelerken meselenin bu yönünü görmezden gelmeyecektir.

(f) Bireyin Şeref ve İtibarının Korunması

45. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda basının uyması

gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının

korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44). Devlet, bireyin şeref ve

itibarına keyfî olarak müdahale etmemekle ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44). Buna ilave olarak

Anayasa Mahkemesi siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki

kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye

katlanmak durumunda olduğunu ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok

daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki

kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün

Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet

başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete

hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

46. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda,

aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade

özgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle

davacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir

dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), §

49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.

(g) Çatışan Haklar

Arasında Dengeleme

47. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

1- Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin

bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

2- Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

3- Haber veya makalenin yayımlanma şartları

4- Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin

türü, yayının içeriği, şekli ve sonuçları

5- Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı

6- Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği

7- Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili

kişinin önceki davranışları

8- Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığı

48. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları

yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 41; Ergün

Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç,

§§ 58-66; İlhan Cihaner

(2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından yazılan yazının

-yayımlandığı bağlamdan kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde

değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder

Balıkçı, § 45).

(h) İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin

Gerekçesi

49. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri”ne ve “ölçülülük”

ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı

olacaktır (Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213,

1/2/2017, § 36). İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince

ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler

Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Başvuruya konu yazıda ele alınan konu, ODTÜ Ormanı'nda

bulunan arazi içinden çok sayıda yetişmiş ağacın kesilmesi suretiyle

gerçekleştirilecek olan bir yol çalışmasına ilişkin olup bu konunun kamusal

çıkarları ilgilendiren meseleler arasında olduğu ve yazının çerçevesinin baskın

bir şekilde kamusal meseleler alanında kaldığı açıktır.

51. Diğer taraftan başvuruya konu yazının konusu oluşturan olay,

tarafların yaşamının diğer bireylere kapalı ve mahrem alanına ilişkin olmayıp

siyasi alanda yer almaktadır. Gerçekten de ODTÜ Ormanı olarak bilinen bölgeden

yol geçirilmesine ilişkin çalışmalar basında ve kamuoyunda geniş yankı bulmuş,

bu mesele üzerine haftalar süren bir tartışma süreci yaşanmıştır. Anılan

çalışmalar siyasi aktörler, köşe yazarları, akademisyenler gibi çok farklı

toplum kesimlerince farklı açılardan değerlendirilmiş; lehte ve aleyhte

değerlendirmelere konu olmuştur.

52. Bu çerçevede kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmakta olan

bir konuya ilişkin olarak yazılan yazının kamusal faydası yüksek bir tartışmaya

katkı sunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle başvurucunun dava

konusu yazıda kendi bakış açısından Türkiye'de gündemde olan ve bu yönüyle

kamunun bu konudaki fikir ve bilgileri alma hakkının da önemli olduğu bir

icraatı eleştirmesinin genel olarak kamu yararını ilgilendiren bir meseleyle

ilgili olduğu konusunda şüphe yoktur. Öte yandan başvuru konusu yazı, yol

çalışmasına ilişkin tartışmaların devam ettiği ve konunun güncelliğini koruduğu

bir tarihte yazılmıştır.

53. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde

tutulması gereken bir diğer husus hem başvurucu hem de davacının toplumsal

konumlarıdır. Bir yanda gazeteci kimliğine sahip ve görüşleri yaygın kitleler

tarafından takip edilen başvurucu, diğer yanda ise tanınmış bir siyasetçi olan

ve olay tarihinde Ankara Büyükşehir Belediye başkanı sıfatına sahip davacı

bulunmaktadır. Bu çerçevede kamuoyunca bilinen bir siyasetçi olarak davacının

icraatlarının gazeteci kimliğiyle siyasi meseleler üzerinde yazılar yazan

başvurucunun sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir.

54. Bu sebeple eldeki başvuruya konu olayda davacıya yönelik

olarak kullanılan sözlerin onu incittiği söylense bile Ankara Büyükşehir

Belediye başkanı ve tanınmış bir siyasetçi olan davacının üstelik çokça

tartışılan bir icraatla ilgili olarak kendisine yönelik eleştirilere sıradan

insanlara göre daha fazla hoşgörü göstermesi gerekir.

55. Başvurucunun, tazminat ödemesine neden olan yazısında

kullandığı "yolsuzluk şampiyonu" ifadesiyle

davacıyı sert bir şekilde eleştirdiği kabul edilebilir. Bununla birlikte ilk

olarak bu tür başvurularda basının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak

haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemek yargı mercilerinin görevi

değildir. İkinci olarak ise basın özgürlüğünün -demokrasi ile yakın ilişkisinin

doğal sonucu olarak- bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek

şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Benzer değerlendirmeler

için bkz. Ali Kıdık,B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 77).

56. Öte yandan ilk derece mahkemesi kararında başvuruya konu

yazının yayımlanmasının davacının hayatına kayda değer bir etkisinin olduğu

gösterilmemiştir. Yazının davacının özel hayatı ile ilgisinin olmadığı, kaba

hakaret içermediği ve keyfî kişisel saldırı boyutuna da ulaşmadığı

gözetildiğinde geriye başvurucunun yazıyı yazarken kullandığı polemik içeren

agresif usulü kalmaktadır. Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve

fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de

koruduğu gözetilmelidir (Benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Kıdık, §

78).

57. İlk derece mahkemesi, başvurucunun yazısındaki sözlerin

davacının şeref ve itibarına karşı hangi surette saldırı oluşturduğu ve

tazminat ödemeyi gerektiği hususunda yeterli bir değerlendirme yapmaksızın

yazının bir bütün olarak katlanılamaz nitelikte olduğu, yazıda eleştiri

sınırlarının aşıldığı, öz ile biçim arasındaki dengenin muhafaza edilmediği ve

yazının davacının kişilik haklarını ihlal eder nitelikte olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

58. İlk derece mahkemesi; başvurucunun yazısının yazıldığı

koşulları, davacının siyasi kimliğini, yazıya konu olan meselenin kamusal

niteliğini, kamuoyunda bu konuda süregelen bir tartışma olduğunu ve halkın

kamusal meselelere ilişkin bilgi alma hakkını dikkate almadan başvurucuları

tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.

59. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında ilk derece mahkemesinin

davacının şeref ve itibar hakkını koruma amacının demokratik bir toplumda

basının oynadığı temel rol de gözetildiğinde başvurucuların Anayasa'nın 26. ve

28. maddeleri kapsamındaki ifade ve basın özgürlüğü haklarına uygulanan

sınırlamaların haklı çıkarılması için yeterli olmadığı ve daha ağır basan bir

toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği kanaatine ulaşılmıştır. İlk derece

mahkemesince ifade ve basın özgürlüğünün korunması ile özel hayatın bir unsuru

olan şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir denge kurulmamıştır.

Bu kapsamda ilk derece mahkemesince, başvurucular aleyhine hükmedilen tazminat

kararı için gösterilen gerekçeler ilgili ve yeterli kabul edilemez.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 26. ve 28.

maddelerinin birinci fıkralarında güvence altına alınan ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

1. Genel İlkeler

62. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre esas inceleme kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 79.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde,

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında “ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının

belirlenmesi”, diğer bir ifadeyle “ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedil[mesi]” de gerekir.

63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir.

64. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Bkz. Şahin Alpay (2)

[GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).

65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.

66. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir.

67. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle işaret edilen yeniden yargılama kavramı, ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın

yenilenmesi kurumundan belli yönlerden farklılık taşımaktadır.

Kuşkusuz ki Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılamaya hükmettiği durumlarda da

derece mahkemesi kesin hükme bağlanmış bir uyuşmazlığı yeniden ele almaktadır.

Bu yönüyle ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi

müessesesi ile Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilmesi arasında

bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen

ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hallerde,

ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür.

68. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usuli bir

eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek

şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap

etmektedir. Buna karşılık ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da

(derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de)

derece mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi

tarafından tespit edildiği hallerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi

bir işlem yapmadan doğrudan mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının

aksi yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir.

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

69. Başvurucular; ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama

yapılmasını ve her biri için ayrı ayrı 10.000 TL maddi 5.000 TL manevi olmak

üzere toplam 30.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

70. Başvurucuların, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

71. Anayasa Mahkemesi köşe yazısında kullanılan ifadeler

nedeniyle başvurucuların 1.250 TL tazminat ödemesine karar verilmesinin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediği ve bu nedenle

başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

72. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan

başvurucuların bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Üstelik

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına

karar verilmekle birlikte başvurucunun muhatap olduğu yargısal süreç devam

etmektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve

yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

74. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında

güvence altına alınan basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/461, K.2014/307)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 226,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucular

:

1. Mustafa

Nihat BEHRAMOĞLU

2. Güneş

Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret LTD. ŞTİ.

Vekilleri

:

Av. Özlem

ŞEN ABAY

Av. Özgür Murat BÜYÜK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/11961, 11 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Arka Plan Bilgisi
  7. B. Başvuru Konusu Olay
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  17. C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
  18. D. Başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Gökcan
  22. Hakyemez
  23. Şen Abay
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/11961
Tarih
11 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Sinan Baran Başvurusu (B. No: 2015/11494)
  • Hasan Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17126)
  • E-Ba İnşaat Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/13921)
  • Ali Ünlü Başvurusu (B. No: 2015/7626)
  • Nihat Akbulak Başvurusu (B. No: 2015/10131)
  • Ömer Şahin Başvurusu (B. No: 2017/27238)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.