İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Akkuş Başvurusu (B. No: 2013/5321)

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından köy sakinlerinin

Başvuru No2013/5321Tarih23 Şubat 2016Okuma27 dk · 5.324 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Akkuş Başvurusu

Karar tarihi
23 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/5321
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.324 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından köy sakinlerinin

öldürülmesi, hayvanların telef edilmesi, hısmının

konutuna zarar verilmesi dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun

kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun

yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 5/6/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından 14/7/1993

tarihinde Batman ili Sason ilçesi Sarıyayla köyü Yıldızkaya mezrasına yapılan baskında hayvanlarının telef

olduğunu, hısmının konutuna silahla ateş açılması

sonucu hısmının konutunun hasar gördüğünü, köy

sakinlerinden E.B.nin öldürüldüğünü ve M.B.nin yaralandığını beyan etmiş ve bu özel durumundan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını

iddia etmiştir.

8. Başvurucu 6/9/2007 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyon 7/1/2011 tarihli ve 2011/1-207 sayılı kararında;

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yer

alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Sarıyayla

köyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisle

talebin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

11. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/88,

K.2011/1250 sayılı kararı ile Sarıyayla köyünün Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarından oluştuğu; Batman İl Jandarma

Komutanlığının boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarının 1993 ile 2000 yılları arasında kısmen

boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Sarıyayla köyünde geçici köy korucusu ile gönüllü köy

korucusunun görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu, köy korucularının

ailelerinin dışında köyde yaşayan 25 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990

yılında 1.178 kişi, 1997 yılında 605 kişi, 2000 yılında 777 kişi olduğu; 1990

ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Sarıyayla Köyü İlköğretim Okulunun eğitim ve öğretime açık

olduğu, Sarıyayla köyü halkının bir kısmının güvenlik

kaygısıyla da olsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen

boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması

nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/3249, K.2013/628 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı, başvurucuya 19/6/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 16/7/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

15. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde

(7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan

miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma

derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları

tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları

tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş

katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları

tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz

katından yetmişiki katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî

ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca köye yapılan baskın sonucunda hayvanlarının telef olmasına,

eşinin yeğeni A.A.nın konutunun hasara uğramasına,

köy sakinlerinden E.B.nin öldürülmesine ve M.B.nin yaralanmasına dair özel durumu dikkate alınmadan

köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör

tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak, sunduğu belgeler

değerlendirilmeden idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu

belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan

karar verildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.

18. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı

olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine

karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen

şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,

125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve

maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini,

terör örgütü üyeleri tarafından yerleşim yerine yapılan baskında hayvanlarının

telef edildiğini, eşinin yeğeni A.A.nın konutuna ağır

silahlarla saldırıda bulunulması nedeniyle A.A.nın

konutunun hasar gördüğünü, mağduriyeti hakkında bir giderim sağlanması

imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal

iddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu

verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden

ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki

başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak, başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

22. Somut başvuru açısından, yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

23. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, başvurulara konu yargılamalarda, hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel bir

kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

26. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç ilk derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

30. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usuli bir imkandan mahrum bırakılmadığı ve başvurucu açısından farklı

karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

35. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (6/9/2007) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen 5 yıl 4

aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden,

başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyelerince hısımları E.B.nin

öldürülmesi ve M.B.nin yaralanması noktasındaki özel

durumu nazara alınmaksızın, Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış

olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

38. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

39. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

40. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

41. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek, açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber, derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

42. Başvurucunun, hısımları olduğunu iddia ettiği kişilerin

terör örgütü mensuplarınca yaralanmasından ve öldürülmesinden kaynaklanan

güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen

vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece Mahkemelerine ibraz

ederek yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni

ile terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği

anlaşılmaktadır.

43. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21).

44. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda, başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

45. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için -yaşanan olay

sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde- yakınının başına gelen hadise sebebiyle

başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özel

bağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulması

gerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,

B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

46. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan, hısımları olduğu belirtilen ve mağdur olduğu beyan edilen kişiler

ile başvurucu arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair, başvuru formunda

ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelik elverişli delilleri Mahkemeye

sunması istenmiştir.

47. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesinde, bu kişiler ile

aralarındaki şahsi ve özel bağı belirtmeksizin ve hısım olduklarını iddia

etmeden anılan kişilerin öldürüldüğünü ve yaralandığını beyan etmiş, ölüm ve

yaralanma olayına ilişkin tutanak sunmuştur.

48. Bu çerçevede başvurucunun nüfus kayıt örneğinden hısım

oldukları tespit edilemeyen ve köy sakinlerinden olduğu anlaşılan kişilerin

yaralanması ve öldürülmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından

başvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun bu kişiler ile

aralarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi

veya belge sunmadığı, anılan kişilerin isimlerini zikrederek yaralandığı ve

öldürüldüğünü belirtmekle ile yetindiği, mağdur olduğu beyan edilen kişilerin

başına geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı, bu

algının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu

hakkında başvurucunun yeterince açıklıkta bir beyanının bulunmadığı tespit

edilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği

noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini

gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Başvurucunun Eşinin Yeğeni A.A.nın Konutunun Terör Nedeniyle Hasara Uğramasından

Kaynaklı Güvenlik Kaygısıyla Yerleşim Yerinin Terk Edildiği Şikâyeti Kapsamında

Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

50. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları

tarafından köye yapılan baskında eşinin yeğeni A.A.nın konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulduğunu,

A.A.nın konutunun hasar gördüğünü, anılan olaydan

kaynaklı güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerini terk ettiğini, bu iddiaları

hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia

etmiştir.

51. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biri olup Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkına Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

52. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

53. Somut olayda başvurucu, yerleşim yerleri olan Sarıyayla köyü Yıldızkaya

mezrasına terör örgütü üyeleri tarafından 14/7/1993 tarihinde baskın

düzenlendiğini, eşinin yeğeninin konutuna ağır silahlarla ateş açılması

nedeniyle eşinin yeğeninin konutunun zarar gördüğünü, anılan olaydan kaynaklı

güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerini terk ettiğini, bu şikâyetini dava ve

temyiz dilekçelerinde ileri sürmesine rağmen iddiaları hakkında bir

değerlendirme yapılmasızın yargılama mercilerincekarar verildiğini iddia etmiştir.

54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 9), İdare

Mahkemesi kararında (bkz. § 11), kanun yolu denetimi sonrasında hükmedilen

ilamda (bkz. § 12) başvurucunun iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirmede

bulunulmadığı tespit edilmiştir.

55. Başvurucu, eşinin yeğeni A.A.nın konutuna zarar verildiği konusunda delil olarak

olay yeri tespit tutanağı sunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman

jandarma I. kademeli çavuş, jandarma binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er

rütbelerini haiz sekiz görevli tarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay

yeri tespit tutanağının ve iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde

tutanakta olayların meydana geliş şeklinin izah edildiği, olay yeri krokisine

çizilen ev figürleri üzerine ev sahipleri oldukları belirtilen kişilerin

adlarının yazıldığı, terör örgütü üyelerince saldırılan evlerdeki kurşun

izlerine ve roketatar izlerine krokiye işlenmek suretiyle yer verildiği tespit

edilmiştir.

56. Olay yeri tespit tutanağının ve krokisinin incelenmesi

neticesinde başvurucunun eşinin yeğeni A.A.nın

evinin krokide belirtildiği, kurşun ya da roketatar isabet eden evlerin bu

izlerine işaret edilmesine rağmen başvurucunun eşinin yeğeninin evi hakkında

böyle bir belirlemede bulunulmadığı tespit edilmiştir. Tüm kroki kapsamı

incelendiğinde A.A.nın

evinin hasar gördüğü konusunda herhangi bir tespit yer almamakla birlikte

anılan evin terör örgütü üyelerinin atış açısı mevzisinde

kalabileceği anlaşılmaktadır.

57. Olay tarihinde elli dört yaşında olan başvurucunun nüfus

kaydının incelenmesi neticesinde başvurucunun 1964 yılında evlendiği; 1965,

1967, 1969, 1971 ve 1978 doğumlu çocuklarının bulunduğu tespit edilmiştir.

14/7/1993 tarihli olayın yaşandığı tarihte başvurucunun, eş ve çocuklarından

oluşan aile hayatı içinde olduğu sonucuna varılmıştır. Aile birlikteliği içinde

olan başvurucunun, eşinin yeğeni A.A.nın

evinde yaşadıkları yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi başvurucu buna yönelik

bilgi ve belgeleri ne Derece Mahkemeleri aşamasında ne de bireysel başvuru

incelemesi aşamasında sunmuştur. Olay yeri tespit tutanağında ve krokisinde

başvurucunun ya da eşinin adının geçmediği dikkate alındığında eşinin yeğeni

A.A. ile birlikte yaşadıkları iddiası da bulunmayan başvurucunun, eşinin yeğeni

A.A.nın konutunun zarar

görmesi nedeniyle mağdur olduğu sonucuna varılamayacaktır. Yukarıda belirtilen

nedenlerle başvurucunun eşinin yeğeni A.A.nın

konutunun hasar gördüğü iddiası hakkında Derece Mahkemelerince herhangi bir

değerlendirme yapılmaması nedeniyle kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği

sonucuna varılamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Başvurucunun Hayvanlarının Telef Olduğu

Şikâyeti Kapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

59. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

60. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları

tarafından yerleşim yerine yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının

telef olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, bu iddiası

hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia

etmiştir.

61. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 38).

62. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

63. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının

unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her

türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26).

64. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri

tarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın

uygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,

4/11/2014, § 37).

65. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri, verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın şartlar ışığında değerlendirilir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952,19/2/1998, §

42).

66. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B.No:

2013/7970, 10/6/2015, § 56).

67. Somut olayda başvurucu, yerleşim yerine 14/7/1993 tarihinde

terör örgütü mensuplarınca baskın düzenlendiğini, bu baskında büyükbaş ve

küçükbaş hayvanlarının telef olduğunu, anılan iddiaları hakkında bir

değerlendirme yapılmasızın yargılama mercilerincekarar verildiğini iddia etmiştir.

68. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 9) başvurucunun

iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir.

69. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 11) başvurucunun

hayvanlarının telef olduğu yönündeki iddiası hakkında herhangi bir

değerlendirme yapılmayarak davanın reddine karar verilmiş, kanun yolu merciince

de İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır (bkz. § 12).

70. Başvurucu, hayvan zararlarının varlığı konusunda delil

olarak olay yeri tespit tutanağı sunmuştur (bkz. § 55). 14/7/1993 tarihli olay

yeri tespit tutanağında “... Sason ilçesi, Sarıyayla köyü, Yıldızkaya

mezrasının sayıları tespit edilemeyen bir grup PKK terör örgütü militanlarınca

basıldığı...mezrada bulunan evlerin çevresindeki ağaç çitlerden yapılan hayvan

barınaklarının içerisinde bulunan 8 (sekiz) inek ile 97 (doksan yedi) koyun ve

keçinin telef olduğu...”nun belirtildiği,

olay yeri tespit tutanağının iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde

telef olan hayvanlara ilişkin kayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.

71. AİHM,Şükrü Boğuş ve diğerleri ((k.k.),

B. No: 54788/09, 28/6/2011) kararında başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu

nedeniyle Ağrı Zarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında

incelemede bulunmuş ve başvurucuların iddiaları hakkında tek delilin

Cumhuriyet'in ilanından 1993 yılına kadar başvurucuların olağanüstü hâl ilan

edilen bölgede yaşadıklarının muhtar tarafından onaylandığı belge olduğunu

tespit etmiş ve sonuç olarak başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu

kanaatine varmıştır.

72. AİHM, Elif Akbayır ve diğerleri/Türkiye kararında 5233

sayılı Kanun’un kabul edilmesiyle uygulamaya konulan yeni giderim usulünün

incelenmesi neticesinde olay ve olguların meydana geldiği dönemde başvurucunun

çok genç yaşta olduğu veya başvurucunun doğum tarihinin bu dönemden sonraki bir

zamana denk gelmesi dikkate alındığında komisyonlarca ilgilinin tek başına

yaşamasının veya mülklere sahip olmasının mümkün olamayacağı yönünde bir sonuca

varılarak aynı aile fertleri tarafından çok sayıda talepte bulunulması

nedeniyle tazminat taleplerinin reddedildiği durumların mevcut olduğu

tespitinde bulunmuştur.

73. Başvurucu, telef olan hayvanların sahibi olduğu konusunda

delil olarakSarıyayla köyü muhtarı ile köy halkından

altı kişi tarafından imzalanan 24/6/2015 tarihli tutanağı ibraz etmiştir. Bu

tutanakta 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyeleri tarafından köye baskın

yapıldığı, bu baskında sekiz inek ile doksan yedi koyun ve keçinin telef

olduğu, telef olan bu hayvanların tutanakta isimleri belirtilen ve başvurucunun

da aralarında bulunduğu on iki kişiye ait olduğu beyanı yer almaktadır.

Başvurucu tarafından, terör örgütü mensuplarınca hayvanlarının telef edildiği

iddiası hakkında olay yeri tespit tutanağı sunulduğu (bkz. § 70), başvurucunun

telef edilen hayvanların sahibi olduğu iddialarını destekleyici tek belgenin

24/6/2015 tarihli tutanak olduğu, anılan tutanak dışında ilçe Gıda Tarım ve

Hayvancılık Müdürlüğünde herhangi bir kayıt bulunduğuna dair belge sunulmadığı

ya da bir beyanda da bulunulmadığı anlaşılmakla birlikte olay tarihinde elli

dört yaşında olan başvurucunun nüfus kaydının incelenmesi neticesinde aile

birlikteliği içinde olduğu (bkz. § 57) tespit edilmiştir. Bölgenin ekonomik

koşulları dikkate alındığında başvurucunun; ailesinin geçimini temin için

hayvancılıkla uğraşıyor olmasının kuvvetle muhtemel olması karşısında terör

örgütü mensupları tarafından yerleşim yerine yapılan baskında hayvanlarının

telef olduğu, anılan olay sonucu yerleşim yerini terk ettiği iddiaları hakkında

inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle kararların yeterli gerekçe

ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.

74. Başvurucunun yerleşim yerine terör örgütü üyeleri tarafından

yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef edildiği, bu olaydan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk ettiği konusunda,

başvurucunun olay tarihindeki yaşı ve durumu dikkate alındığında beyan edilen

hayvanlara sahip olup olmadığı, başvurucunun geçimini temin etmek için

hayvancılıkla uğraşıp uğraşmadığı, olay tarihindeki geçim kaynağı imkânları,

aynı mülk iddiaları için başvurucunun aile fertleri tarafından yapılan başka

başvuruların bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate alınarak başvurucunun

iddiaları hakkında değerlendirmelerde bulunulması gerekirken iddialar hakkında

hiçbir inceleme yapılmaksızın davasının reddine karar verilmesi, adil

yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi sonucunu

ortaya çıkarmaktadır.

75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

76. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

77. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat miktarlarının

ödenmesi talebinde bulunmuştur.

78. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

79. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal

kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

80. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

81. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Başvurucunun eşinin yeğeni A.A.nın konutunun hasar gördüğü şikâyeti kapsamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Başvurucunun hayvanlarının telef olduğu şikâyeti kapsamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman

İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

23/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Basvurucu

:

Emine AKKUŞ

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5321, 23 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  14. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. H. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  16. Gökcan
  17. Oduncu
  18. Bozkurt
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5321
Tarih
23 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Nafiye Salihoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4301)
  • Hamza Buğdaci Başvurusu (B. No: 2013/1858)
  • Dağlı Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6181)
  • Abdurrahman Dil ve Mehmet Sait Dil Başvurusu (B. No: 2013/5163)
  • Fuat Tanrıkulu Başvurusu (B. No: 2013/7916)
  • Haluk Pek Başvurusu (B. No: 2013/9094)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.