İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nafiye Salihoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4301)

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarının

Başvuru No2014/4301Tarih3 Şubat 2016Okuma18 dk · 3.572 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nafiye Salihoğlu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
3 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2014/4301
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.572 kelime·18 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarının

öldürülmüş olması dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet

haklarının, ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin

adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 16/4/1994

tarihinde Batman-Sason kara yolu kesilerek birinci başvurucunun eşi, diğer

başvurucuların babaları olan muris M.S.nin yeğenleri H.A. ve S.A.nın öldürüldüğünü beyan etmiş ve bu özel durumundan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle murisleri M.S.nin köyünü terk etmek

zorunda kaldığını iddia etmişlerdir.

8. Başvurucuların murisi olan M.S., 21/7/2005 tarihinde 5233

sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği

Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Başvurucular murisi M.S., 3/7/2007 tarihinde vefat etmiştir.

10. Komisyon 4/12/2008 tarihli ve 2008/1-2082 sayılı kararında,

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde Sason ilçesi Çayırlı

köyü boşalmadığından, başvuru sahibine yönelik doğrudan bir tehdit ve saldırı

bulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.

11. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 10/11/2010 tarihli ve

E.2009/309, K.2010/2168 sayılı kararı ile Batman İl Jandarma Komutanlığınca

yapılan araştırma sonucunda düzenlenen listede Çayırlı köyünün ve mezralarının

terör olaylarından etkilenmediğinin belirtildiği, köy nüfusunun 1997 yılında

480 kişi, 2000 yılında 583 kişi olduğu, köyde koruculuk sisteminin bulunduğu,

köyde korucu aileleri dışında başka ailelerin de bulunduğu, köyde muhtarlık

seçimlerinin düzenli olarak yapıldığı, köy okulunun açık olduğu, Batman ilinde

meydana gelen terör olaylarına ilişkin listede Çayırlı köyü ve mezralarında

terör olayı yaşandığı yönünde kayıt bulunmadığı, Çayırlı köyü ve mezralarının

tamamen boşalan ya da boşaltılan köyler arasında yer almadığı nedenleri ile

anılan dönemlerde köyde güvenli ortamın bulunduğu dikkate alındığında nesnel

güvenlik sorunu bulunmadığı hâlde Çayırlı köyü halkının bir kısmının güvenlik

kaygısıyla da olsa köyden göç etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın 5233

sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin

25/6/2012 tarihli ve E.2011/11449, K.2012/4898 sayılı ilamı ile kararın usul ve

hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın

bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar

verilmiştir.

14. Başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme istemi,

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 3/12/2013 tarihli ve E.2012/10641, K.2013/9774

sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı

başvurucular vekiline 17/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucular 28/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına

kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci

derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına

kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 3/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

19. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında murisleri

tarafından yapılan talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini,

dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köylerinin

boşaltılmış olduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve terör örgütü

mensuplarınca hısımları H.A. ve S.A.nın öldürülmesine dair özel durumları

dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve

şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması ileri

sürülerek sundukları belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan

belgelerin dikkate alındığını ve bu belgeler tebliğ edilmediği için kendilerine

savunma yapma imkânı tanınmadığını, verilen kararın adil olmadığını

belirtmişlerdir.

20. Başvurucular; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sundukları belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgelere

dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde

çelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı

hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı

Kanun’da yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca taleplerinin

reddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 35., 36., 87., 125.

ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler ve

maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

21. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucuların

5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki

başlıklar altında incelenmiştir.

a. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia

etmişlerdir.

24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).

25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemede

yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucular sundukları bilgi, belge, deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddine

karar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış

olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari

birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin

Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili

belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların

vakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep

dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve

savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz

edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce, idare ve

başvurucular tarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava

malzemesine ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu

çerçevede başvuru dosyaları kapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunu

etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından

başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

29. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.

32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

33. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucuların

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında

Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,

14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların -hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hususu

dışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun;

birinci başvurucunun eşi, diğer başvurucuların babası olan M.S.nin yeğenleri

H.A. ve S.A.nın 16/4/1994 tarihinde terör örgütü

üyelerince öldürülmesi noktasındaki özel durum dikkatealınmaksızın Mahkemece

mukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu nesnel ölçütünden hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

36. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

37. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde,terör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

38. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

39. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu ölçüt uyarınca

değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olup

5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan

değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara ilişkin iddiaların, maddi

olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması kapsamında kanun yolu

mahkemelerince değerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu belirtilerek

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu

konudaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir

temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı

bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

40. Başvurucuların murisinin, yeğenlerinin terör örgütü

mensuplarınca öldürülmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk

ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve başvurucuların murisinin vefat

etmesi üzerine başvurucuların belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile

soruşturma evrakını derece mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerinin terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk edildiği noktasındaki

özel durumlarının dikkate alınmasını talep ettikleri anlaşılmaktadır.

41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda

bulunacakların; başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali

nedeniyle ya kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile

doğrudan mağdur arasında şahsi ve özel bir bağının bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B.

No: 2012/95, 25/12/2012, § 21).

42. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda, başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

43. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için, yaşanan olay sonucunda

duyulan üzüntünün ötesinde, yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucuda

oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel bağ ve

algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulması gerekmektedir

(Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B.

No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

44. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 tarihli yazısı ile başvuruculardan,

başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelik mağdur

oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucular murisi M.S. arasında şahsi ve

özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.

45. Başvurucular 8/7/2015 tarihli dilekçeleri ile murislerinin,

H.A. ve S.A.nın amcası olduğunu belirtmiş; bu kişiler

ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfus kayıtlarını

sunmanın dışında başkaca bir husus beyan etmemişlerdir.

46. Bu çerçevede başvurucunun murisleri olan M.S.nin

yeğenlerinin öldürülmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından

başvuruculara yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucuların murislerinin bu

kişiler ile aralarındaki akrabalık ilişkisine değinmekle yetinildiği, aralarındaki

ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge

sunulmadığı,mağdur olduğu beyan edilen kişilerin başına geldiği iddia edilen

olay neticesinde başvurucuların murisinde oluşan algı, bu algının oluşmasında

temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda başvurucuların

yeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit

karşısında başvurucuların murisi M.S.nin talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yeriniterk edip etmediği noktasında

nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek

boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

48. Başvurucular, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet haklarını ihlal ettiğini

iddia etmektedir.

49. Başvuru dilekçesinin incelenmesi neticesinde başvurucuların,

Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümde 5233

sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde murislerinin maddi zararının

mevcut olduğunun belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin

davada idari yargı makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe

yorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürdükleri tespit edilmiştir.

50. Başvurucular tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 34–44)

başvurucuların delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadıklarına ve yargılamaya

etkin olarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

e. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka

bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

52. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

53. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,

6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha

uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir

kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

54. Somut başvuru bakımından başvurucuların murisi M.S.

tarafından 21/7/2005 tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında 5233

sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemin yapılması akabinde

4/12/2008 tarihinde talebin reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 13/2/2009

tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucuların karar düzeltme

talebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 3/12/2013 tarihli kararı

ile tamamlandığı, bu bakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamında

dikkate alınması gereken toplam sürenin 8 yıl 4 ay olduğu anlaşılmaktadır.

55. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucular

açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu

8 yıl 4 aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

58. Başvurucular, başvuru formunda belirtikleri maddi tazminat

miktarının taraflarına ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

59. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla

birlikte başvurucular tarafından manevi tazminat talebinde bulunulmadığı,

tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı da

olmadığı anlaşıldığından başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

D. Yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerinde

BIRAKILMASINA,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemelerde

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA

3/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucular

:

1. Nafiye

SALİHOĞLU

2. Abdullah

SALİHOĞLU

3. Cüneyt

SALİHOĞLU

4. Elvan

SALİHOĞLU

5. Saide

AVCU

6. Şükran

SENEM

Vekilleri

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4301, 3 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
  12. A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  13. D. Yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerinde
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Oduncu
  20. Salihoğlu
  21. Salihoğlu
  22. Salihoğlu
  23. Salihoğlu
  24. Avcu
  25. Senem
  26. Bozkurt
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4301
Tarih
3 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Hamza Buğdaci Başvurusu (B. No: 2013/1858)
  • Dağlı Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6181)
  • Abdurrahman Dil ve Mehmet Sait Dil Başvurusu (B. No: 2013/5163)
  • Fuat Tanrıkulu Başvurusu (B. No: 2013/7916)
  • Haluk Pek Başvurusu (B. No: 2013/9094)
  • Hasan Kulakcı Başvurusu (B. No: 2013/9572)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.