İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emrullah Tayıpoğlu Başvurusu (B. No: 2017/21511)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/21511Tarih4 Nisan 2018Okuma42 dk · 8.312 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Emrullah Tayıpoğlu Başvurusu

Bölüm
Birinci Bölüm
Karar tarihi
4 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2017/21511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.312 kelime·42 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza

hâkimliklerince verilmesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde itiraz edilememesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı delillerin kullanılması

nedeniyle adil yargılanma hakkının; gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. Bu kapsamda Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bolu İl

Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun da

aralarında bulunduğu bazı şüpheliler hakkında FETÖ/PDY'nin

Bolu emniyet yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

9. Öte yandan başvurucu 22/11/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 31/10/2016 tarihli

ve 677 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.

10. Başvurucu 16/1/2017 tarihinde konutunda yapılan arama

sonrasında gözaltına alınmıştır.17/1/2017 tarihinde ise ilgili kolluk birimi

tarafından ifade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY üyesi olmak ve 15

Temmuz darbe girişimi ile ilgili isnatlar yöneltilmiştir. Bu işlem esnasında

bir müdafihazır bulundurulmuştur.

11. Başvurucu 19/1/2017 tarihinde Bolu Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Hazır bulunan müdafii

huzurunda başvurucu aynı suçlamalara ilişkin olarak alınan ifadesinde "... Benim Fetullah

Gülen, örgütü ve irtibatlı kişileri ile herhangi bir bağlantım yoktur. Bu örgüt

ile adımın anılabileceği herhangi bir eğitim kurumu, yurt, sivil toplum

kuruluşu, finans kuruluşu ve yayın kuruluşları ile bağlantım bulunmamaktadır.

Aynı şekilde aile fertlerimin de bağlantısı olmamaktadır. Bolu iline geldiğim

2009 yılı ve sonrasında da sorduğunuz şekilde dini sohbet adı altında da olsa

meslektaşlarımın veya başka insanların davetiyle toplantılara katılmadım. Suç

teşkil edecek herhangi bir eylemin içerisinde yer almadım ... numaralı hat

benim adıma kayıtlı olan ve tarafımdan kullanılan bir hattır. Bu hat üzerinde Bylock tespitinin ne şekilde yapıldığını bilmiyorum zira

böyle bir programı kurmadım. Kimse de yüklemem konusunda tavsiyede bulunmadı ve

çalışma yapmadı. Sorduğunuz şekliyle şu an kullandığım ve arama sırasında ele

geçen telefonumu 7-8 ay öncesinde almıştım, öncesi tarihlerde değişik cihazlar

kullandım. Hiçbiri ile Bylock veya benzeri bir

program kullanmam söz konusu olmadı ..." şeklinde beyanda

bulunarak isnat edilen suçlamaları kabul etmemiştir.

12. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte "[başvurucunun

da aralarında bulunduğu] şüphelilerin

üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, şüphelilerin örgüt

ile bağlantısı olan BYLOCK isimli programı kullandıklarına ilişkin emniyetçe

yapılan tespitler dikkate alınarak, suçun işlendiğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu"

gerekçesiyle silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olma suçundantutuklanması

istemiyle başvurucuyu Bolu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. Başvurucu sorgu sırasında, Savcılıkta verdiği ifadesini

tekrar ettiğini belirtmiş ve ek olarak

"... nolu gsm numarası

bana aittir ben kesinlikle bu telefonla bylock

indirip yüklemedim, belki bilgi işlemde çalışırken yüzlerce program indirmem

nedeniyle indirmiş kurmuş olabilirim, fakat ben 2014'de böyle bir program

indirmedim, yapılan tespitlerde teknik bir hata olduğunu düşünüyorum, öncelikle

hakkımdaki soruşturmanın tutuksuz olarak devam ettirilmesi mümkün olmadığı

takdirde hakkımda adli kontrol tedbirlerinden bir yada birkaçına hükmedilerek

serbest bırakılmak istiyorum ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.

14. Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 19/1/2017 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

"... [başvurucunun da

aralarında olduğu] şüphelilere yüklenen

suçların silahlı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak olduğu, örgütün

amacının anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmak olduğu, yine 15-16 Temmuz 2016

tarihinde yaşanan olaylarda birçok can kaybı ile beraber Türkiye

Cumhuriyeti'nin anayasal düzenine ve seçilmiş hükümeti ilgaya yönelik

hareketlerin olduğu kamuoyunun gözü önünde gerçekleşmiştir.

... Tutuklama nedeninin suçun ağırlığı ve

toplumda yarattığı huzursuzluk da olabileceği 15-16 Temmuz 2016 tarihli

olayların toplumda yarattığı huzursuzluk kamuoyu önünde gerçekleştiğinden

ayrıca açıklamaya gerek yoktur, söz konusu terör örgütü üyelerinin tamamının

ele geçirilemediği ortadadır ... Terör örgütü üyelerinin halen önemli bir

kısmının kaçmış olduğu, saklandıkları, gözaltında bulunan üyelerin de kaçıp

saklanacağına karine teşkil etmektedir, şüpheliler serbest bırakıldığı takdirde

yeni bir isyan hareketinin başlaması ya da toplum içinde huzursuzlukların

oluşmasına neden olacağı açıktır ... 15-16 Temmuz isyan girişimi sonucu

şüphelilerin serbest bırakılması durumunda başka suç veya suçların

işlenebileceği yönünde somut tehlike bulunmaktadır.

... FETÖ/PDY örgütünün 15-16 Temmuz 2016

tarihindeki olaylarda silah kullandığı, meşru Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet

komutanlarına karşı silahlı eylem gerçekleştirdiği yine meşru ve seçilmiş

Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Türkiye Cumhuriyetinin diğer kurumlarına

karşı silahlı eylemde bulunduğu, şüphelilerin serbest bırakılması durumunda

soruşturmanın güvenli yürütülmesinin mümkün olmayacağı, delillerin tam olarak

toplanamayacağı veya karartılacağı şüphesi yine 15-16 Temmuz 2016 tarihinde

yaşanan olaylarda ortaya çıkmıştır ... Yukarıda da anlatıldığı gibi FETÖ/PDY

örgütü silahlı bir örgüttür ve adaletin işleyişine engel olacak eylemleri yapma

ihtimali vardır, 15-16 Temmuz 2016'da yaşanan olaylar da bunun açık bir

kanıtıdır.

Şüpheliye atılı suçun FETÖ/PDY örgütüne üye

olmak, bu örgütle birlikte 15-16 Temmuz 2016 tarihindeki olaylar sırasında

kurulu anayasal düzeni ve anayasal kurumları ortadan kaldırılması konusunda

örgütle fikri iştirak halinde oldukları, bu suç için verilecek cezanın alt ve

üst sınırı ile ... tutuklamanın verilen ceza ile ölçülü ve orantılı olacağı,

adli kontrol uygulanmasının adaletin yerine gelmesi ve toplumdaki

huzursuzlukların önlenmesi açısından yetersiz kalacağı, şüphelinin serbest

bırakılması halinde toplumsal barışın sürdürülmesinin olanaksızlaşacağı

anlaşıldığından ... tutuklanmasına karar verilmiştir."

15. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğince 21/3/2017 tarihinde "şüpheli hakkında verilen Bolu Sulh Ceza

Hâkimliğinin ... kararındaki gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu ..."

gerekçesiyle itirazın kesin olarak

reddine karar verilmiştir.

16. Başvurucu, anılan kararı 28/3/2017 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

17. Başvurucu 18/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının 9/6/2017 tarihli iddianamesi

ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır. İddianamede başvurucu dışında yetmiş iki şüpheli hakkında da benzer

suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur.

19. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve

hangi tür hukuka aykırı nitelikli eylemlerde bulunduklarına değinilmiştir.

Devamında ise örgütün Bolu ilindeki emniyet yapılanmasına ilişkin unsurlara yer

verilmiştir.

20. İddianamede, başvurucunun kullandığı cep telefonunda "ByLock" tespitinin yapıldığı, dinî sohbet adı verilen

toplantılara katılımının olduğu, buna ilişkin tanık N.A.nın beyanlarında "toplantılara son döneme

kadar devam edildiği"nin ifade edildiği, böylece

FETÖ/PDY terör örgütünün üyesi olduğunun kabulünün gerektiği ifade edilmiştir.

21. Bolu Ağır Ceza Mahkemesi 22/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/150

sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı gün yapılan tensip

incelemesi ilebaşvurucunun tutukluluğunun devamına

karar verilmiştir.

22. Başvurucu yargılama aşamasındaki savunmasında özetle bazı

kişilerle ilgili telefon görüşmelerine ilişkin HTS kayıtlarının bulunduğunu, bu

kişileri görevi gereği aramış ve görüşmüş olduğunu, çoğunluğunun ise

meslektaşının olduğunu, hiçbir zaman "ByLock"

programını bilerek ve isteyerek indirmediğini, bu delilin "hackerlik"

yöntemi ile ele geçirildiğini ve bir mahkeme kararı olmaksızın elde edilen

delilin hükme esas alınamayacağını, tanık N.A.nın

beyanlarını ise kabul etmediğini ifade etmiştir.

23. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

28. 5271 sayılı Kanun'un

"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"

kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin

yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin

ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır

bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,

ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından

kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış

delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak

alabilir."

29. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı

Terörle Mücadele Kanunu'nun "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

31. 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı KHK'nın "Soruşturma ve kovuşturma işlemleri"

kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Tutuklu olanların avukatları ile

görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye

düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara

emir ve tâlimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açık

ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı halinde, Cumhuriyet

savcısının kararıyla, görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak

kaydedilebilir, tutuklu ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla

görevli hazır bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluya

verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara

ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya

görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. Tutuklunun yaptığı

görüşmenin, belirtilen amaçla yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeye

derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme

başlamadan önce, taraflar bu hususta uyarılır. Tutuklu hakkında, tutanak

tutulması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle tutuklunun avukatlarıyla

görüşmesi sulh ceza hâkimliğince yasaklanabilir. Yasaklama kararı, tutuklu ile

yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığına

bildirilir ..."

32. 29/10/2016 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı KHK'nın "Yargı ile ilgili düzenlemeler"

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"MADDE 6- 13/12/2004 tarihli ve 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 59 uncu

maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddeye bu

fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkra buna

göre teselsül ettirilmiştir.

(4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına

veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve

aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar

incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda

alınamaz.

(5) Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü,

Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm

olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun

güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin

yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat

verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine

ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet

başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler

teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın

yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir,

hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge

örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri

sınırlandırılabilir.

(6) İnfaz hakimliği hükümlünün; kurallara

uyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi ve

rehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiği

süreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibi

kısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir.

(7) Beşinci fıkra kapsamına giren hükümlünün

yaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığının

anlaşılması hâlinde,görüşmeye

derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme

başlamadan önce taraflar bu hususta uyarılır.

(8) Hükümlü hakkında, yedinci fıkra uyarınca

tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlünün

avukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir.

Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal

ilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafından

bildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkra

hükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesine göre ücret ödenir.

(9) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarınca

verilen kararlara karşı 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edilebilir.

(10) Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncü

fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile

beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya

sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanır.

(11) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerine

göre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma

aşamasında mahkeme yetkilidir.”

33. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla

ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz

hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."

34. 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz

hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili

bölümleri şöyledir:

" (1) İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1.

Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,

...

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır."

35. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili

faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı

olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren

on beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet

yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.

Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz

hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu

ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında

yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir.

Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

...

Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem

veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi

güç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka

aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya

faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

36. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar"

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"...

Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi,

duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek

gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında

resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca

ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu,

savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla

birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi

durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz

hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse,

yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine

karar verir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 4/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

38. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi

itibarıyla tutuklu bulunan ve kamu görevinden de çıkarılmış olan başvurucunun

açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

39. Başvurucu, somut ve inandırıcı bir delil olmadığı hâlde

hukuka aykırı olarak gözaltına alındığını, olağanüstü hâl döneminde getirilen

otuz günlük gözaltı süresinindurumun gerektirdiği

ölçüde uygulanması gerektiğini; oysa, hakkında uygulanan beş günlük gözaltı

tedbirinin ölçüsüzve keyfî olduğunu belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

43. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanların yine kanuna uygun

olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan

ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyenlerin maddi ve manevi her türlü

zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir

başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı Kanun'un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden

itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B.

No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

44. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davanın

sonuçlanmadığı durumlarda dâhi -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 92-100).

45. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu veya gözaltında tutulma

süresinin uzun olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel başvuruda ihlal sonucuna

varılmış olmasının -özgürlükten mahrûm kalmanın sona

ermesi bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisi bulunmamaktadır.

Zira bireysel başvuru sonucunda gözaltına alma kararının hukuka aykırı olduğu

veya gözaltında tutulma süresinin makul olmadığı tespit edildiğinde dahi -kişi

hâkim tarafından tutuklandığından- bu yöndeki tespitler ve sonucunda verilecek

ihlal kararı "tutuklu" kişinin serbest kalmasına tek başına imkân

vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir

ihlal kararı ancak -talep etmesi hâlinde- başvurucu lehine tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay

Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

46. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı ve gözaltı süresinin makullüğü 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay

uygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752,

K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve

diğerleri, § 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak

dava yoluyla gözaltına ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğinde

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir (aynı yöndeki değerlendirme

için bkz. Mehmet Hasan Altan (2),

§ 90).

47. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği"

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

49. Başvurucu, suç işlediğine dair herhangi bir delil olmamasına

rağmen tutuklanmasına karar verilerek keyfî bir şekilde özgürlüğünden mahrum

bırakıldığını, isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını, ceza

kanunlarındaki silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin hükümlerin keyfî ve

öngörülemez biçimde yorumlandığını, tutuklama kararındaki gerekçelerin hukuka

aykırı olduğunu ve kararda tutuklama nedenlerine yer verilmediğini, tutukluluğa

yönelik itirazının da gerekçesiz olarak reddedildiğini ve tutuklama tedbiri

yerine neden adli kontrol tedbirlerinin uygulanmadığının kararda

gösterilmediğini, böylelikle -süresi ne kadar kısa olursa olsun- tutukluluğun makul

süreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

50. Başvurucu ayrıca tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin

dışında siyasi saiklerle uygulandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 18. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

51. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

53. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B.No: 2012/969, 17/9/2013, §

16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

55. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

56. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel İlkeler

57. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

58. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).

59. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak "suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler"

bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

60. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli

veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma

hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı

verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer

verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

61. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri

tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın

ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas

Aslan, § 72).

62. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan

tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem

Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

63. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan "suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti" bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında, tutuklama

kararında ve iddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki

iletişimi sağladığı ifade edilen "ByLock"

uygulamasının kullanıcısı ve son döneme kadar devam eden dini sohbet adı

verilen toplantılara katılımının olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 12, 14, 20).

66. Anayasa Mahkemesi, "ByLock"

uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında

kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil

cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi

bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun "ByLock" uygulamasını kullanmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair "kuvvetli belirti" olarak

kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir

tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk

Özdemir, § 74).

67. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

68. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

69. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 29, 30) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2), § 148).

70. Somut olayda Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın

ağırlığına ve suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 14).

71. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bolu Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

72. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

73. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)

de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

74. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 14) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

75. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında, başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durumda söz konusu

değildir.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

77. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin, bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Sulh Ceza Hâkimliklerinin

Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini sağlamadığını, bu

mahkemelerin yürütme organının bir aracı hâline geldiğini, doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak özel bir amaçla ve olaya özgü olarak kurulduklarını ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

79. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam

etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına

karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığının

incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme

sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercinin

başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

80. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden

veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

81. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça

ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü

müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine

aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).

82. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde

bulunamaz." Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken

yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına

karşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir

(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

83. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

84. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

85. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı

izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin

bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık

ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek

bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

86. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız olması,

hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde vicdani

kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise hukuk

düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi kılınmıştır

(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

87. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSK tarafından

yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin -soruşturma aşamasında tutuklama

tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak üzere- kanun ile verilen

görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır.Bağımsız

ve tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet

Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§

64-78).

88. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi Hâkim ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından atandıkları ve

Anayasa'nın 139. maddesinde öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları,

diğer tüm mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin

bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak

teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması ve işleyişinde tarafsız

davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangi bir unsur

bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle hâkimin

tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh ceza

hâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

89. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkin

karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

90. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğince

tutuklanmasının bu hakka dair -başta 19., 37., 138., 139. ve 140. maddeler

olmak üzere- Anayasa'da yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı

görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

91. Başvurucu, soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı

nedeniyle hakkındaki iddiaların tamamına vâkıf olamadığını ve suçlama hakkında

yeterince bilgilendirilmediğini, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili bir

şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

92. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

93. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

94. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel İlkeler

95. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

96. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

97. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde "silahların eşitliği" ve

"çelişmeli yargılama" ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usul hakları bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama

ilkesi ise taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma

hakkının tanınmasını, bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak

katılmasını gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

98. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

99. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya, erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa

temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

100. Başvuru formunda soruşturma dosyası hakkında gizlilik

kararı bulunduğu ileri sürülmüş; ancak, bu kararın savcılık ya da hangi mahkeme

tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.

101. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte en geç Bolu Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği/tensip zabtının hazırlandığı 22/6/2017 tarihi (bkz. § 21)

itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

102. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamaların

FETÖ/PDY örgütünün üyeleri arasında özel olarak kullanıldığı belirtilen "ByLock" isimli programın başvurucunun kullandığı

telefon hattında bulunması veörgüt mensupları

arasındaki yapılan toplantılara katılması olduğu anlaşılmaktadır. Bu

suçlamaların içeriğinin Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma

işlemi sırasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun

ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu

görülmektedir (bkz. §§ 10, 11).

103. Öte yandan Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/1/2017

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği görülmektedir.

Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş,

bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde

bulunulmuştur (bkz. § 12). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Bolu Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir.

Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda

bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 13). Ayrıca başvurucunun

tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde

beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafinin isnat edilen

suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde

gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

104. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı

etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

105. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

106. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrasında) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Tutukluluğun

Hukukiliğine Etkili İtiraz Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia

a. Başvurucunun İddiası

107. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla kayda

alınması ve bu sırada üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesine ilişkin KHK ile

getirilen düzenlemenin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

108. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun,

kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü

hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini,

dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların

neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde

kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014,

§§ 18, 19).

109. Somut olayda başvurucu avukatıyla görüşmelerinin teknik

araçlarla kayda alınmasına ve bu görüşmelere üçüncü bir kişinin refakat

etmesine ilişkin KHK hükümleri dolayısıyla (bkz. §§ 31, 32) tutukluluğa etkili

bir şekilde itiraz etme hakkının kısıtlandığını ileri sürmektedir. Oysa

başvurucu başvuru formu ve eklerinde, kendisi hakkında anılan tedbirin

uygulandığını ve bunun tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz etmesini

kısıtladığını ortaya koymuş değildir. Nitekim başvurucu 667 sayılı KHK'nın 6.

maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından avukatıyla olan görüşmelerinin

teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesine veya avukatıyla

yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli hazır bulundurulmasına dair bir karar

alındığını belirtmediği gibi aynı doğrultuda 676 sayılı KHK uyarınca Sulh Ceza

Hâkimliğince verilmiş bir karar bulunduğunu ve bu karara yönelik itirazının da

reddedildiğini de ileri sürmemiştir. Başvurucunun anılan iddialarının herhangi

bir bilgi veya belgeye dayandırılmaksızın soyut olarak dile getirildiği

görülmektedir.

110. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasına ilişkin

olarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin

hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki

yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

111. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun tutukluluğa itiraz

bağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasının

temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

112. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların

delil olarak kabul edilemeyeceğini oysa "ByLock"

isimli programın kurulduğuna ilişkin delilin hukuka aykırı olarak elde

edildiğini ve bunun suçlamaya konu edildiğini, kanunsuz suç ve ceza olmaz

ilkesi gereği temel haklar kapsamında olan faaliyetlerin suç olarak kabul

edildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

113. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. § 42).

114. Somut olayda, başvurucu hakkındaki yargılamanın

sonuçlanmadığı, adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen bu tür

iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi imkânının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

115. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

116. Başvurucu, beş günlük gözaltı süresi boyunca yakınlarından

biriyle görüşmesine izin verilmediğini, polisteki ifadesi sırasında ise kendi

seçtiği avukat yardımından yararlandırılmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; tutuklu kaldığı koğuşta dörtten fazla kişi ile kalması,

dört kişilik yatağın eksik olması nedeniyle sırayla her ay bir hafta bir

kişinin zemine serilen sünger üzerinde yatması nedeniyle ise adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

117. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı sırasında ve tutuklama sonrasında

hakkında uygulanan muamelelere ve tutulma koşullarına ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.

118. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. § 42).

119. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun, yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının, başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (aynı mahiyette bir karar için bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).

120. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ise ilgili mevzuat (bkz. §§ 33-36) gereğince başvurucunun

iddialarını iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son

verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu

görülmektedir. Başvuru formu ve eklerinde başvurucunun bu uygulamalarla ilgili

olarak infaz hâkimliğine şikâyette bulunulduğuna ve/veya burada verilecek

karara karşı da ağır ceza mahkemesi nezdinde itiraz yolunun tüketildiğine

ilişkin bir bilgi veya belgeye yer verilmemiştir. İlgili hükümler kapsamında

başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili yargısal mercilere iletip tutulma

yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri

sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini

isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır (Benzer yöndeki bir değerlendirme

için bkz. Mehmet Baransu,

B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30). Başvurucunun şikâyetleri dikkate

alındığında iddiasının aksine mevcut başvuru yollarının ulaşılabilir,

şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep bulunmadığından

başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren bir

durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için Didem Tütenk, B.

No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

121. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

122. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde itiraz

edilememesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 6100 sayılı Kanun’un 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

4/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Emrullah TAYIPOĞLU Vekili : Av. Süheyla ÖZEL ÖZVER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/21511, 4 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Adli Yardım Talebi
  9. B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  10. C. Adil Yargılanma
  11. D. Kötü Muamele Yasağının
  12. M. Emin KUZ
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/21511
Tarih
4 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Dağaz Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17225)
  • Fatma Kılıçarslan Başvurusu (B. No: 2015/4991)
  • Mehmet Bayraktar Başvurusu (B. No: 2014/717)
  • Kemal Gözler Başvurusu (B. No: 2014/5232)
  • F.a.a. Başvurusu (B. No: 2015/15764)
  • S.k. Başvurusu (B. No: 2015/2438)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.