İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ercan Alanur Başvurusu (B. No: 2014/6869)

1. Başvuru, asıl dava lehe sonuçlanmışken aynı neden ve konuda

Başvuru No2014/6869Tarih25 Ekim 2017Okuma20 dk · 4.077 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ercan Alanur Başvurusu

Karar tarihi
25 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/6869
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.077 kelime·20 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, asıl dava lehe sonuçlanmışken aynı neden ve konuda

açılan ek davanın aleyhe sonuçlanması ve yargılamanın makul süre içinde

tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Davalı M.E. ve P.S. San. Tic. Ltd. Şirketi (şirket)

aydınlatma, elektrik, hırdavat, bahçe, pvc vb.

alanlarda üretim yapan özel sektör kuruluşu olup dava tarihinden önce yağmur

suyunu tahliye eden boruların duvara bağlanmasına yarayan pvc

kelepçelerin tasarım tescil belgesini almıştır. Davalı şirket almış olduğu

1997/3258-1 sayılı tasarım tescil belgesine dayanarak izinsiz üretim yaptığı

iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurucu hakkında şikâyette

bulunmuştur. Bu şikâyet üzerine pvc kelepçe üretimi

yapan başvurucunun iş yerinde arama yapılarak üretimini gerçekleştirdiği

ürünler ile üretim aletlerine el konulmuş ve hakkında tasarım hakkına tecavüz

suçundan kamu davası açılmıştır.

10. Başvurucu hakkında açılan kamu davasıberaatle

sonuçlanmıştır.

A. Ankara 2. Fikri ve

Sınaî Haklar Mahkemesindeki Yargılama Süreci

11. Başvurucu, 29/12/2005 tarihli dilekçesiyle davalının haksız

ve hukuka aykırı tescile dayanarak ticari itibarını zedelediği ve üretim

araçlarına el konulması nedeniyle maddi zarara uğradığı iddiasıyla üretim

araçlarının iadesi ve tazminat isteğiyle dava açmıştır.

12. Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 25/9/2008

tarihli karar ile davanın kısmen kabulüyle 4.452,14 TL maddi ve 10.000 TL manevitazminatın 6/8/2004 tarihinden itibaren işleyecek

değişir oranlı yasal faizi ile davalı şirketten alınarak başvurucuya verilmesine

karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“... Davalının tescil tarihinden evvel bizzat kendisinin de kullandığı,

diğer bir çok firma tarafından üretilip satışı gerçekleştirilen pis su

kelepçesinin 554 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulmasından yaklaşık 2 yıl sonra

adına tescil ettirip yine öteden beri bu ürünü üreten davacıya karşı şekli

anlamda tasarım hakkı sahipliğindendoğanzahiri

haklarını ileri sürmesi ve bu bağlamda işyerinde arama ve zabıt gerçekleştirip

ürün ve üretim araçlarına el koydurması, ayrıca ilgili hakkında ceza

davalarının açılmasını sağlayıp kendisini savunmak zorunda bırakması basiretli

bir tacirin gerçekleştirdiği eylemlerden sayılamaz...

...

Sonuç olarak davalının harcı alem biçimi

taşıyan pis su kelepçesini kendisine ait olmadığını ve bir tasarım olarak

korunmasının mümkün olmadığını bilerek adına tescil ettirmesi; bu tasarım

belgesine dayanarak basiretlibir tacirden

beklenmeyecek ve haksız rekabet oluşturacak ve tasarım hakkının kötüye

kullanılması niteliğinde olacak şekilde eylemlere girişmesi sebebiyle iş bu

dava hakkında aşağıdaki şekilde karar[ verilmiştir.]

''

13. Söz konusu karar temyiz edilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

17/5/2010 tarihli karar ile bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“...Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, tasarım tescil belgesinden

kaynaklanan hakların kullanılması, bu belge ile sağlanan koruma kapsamında olup

tescilli bir tasarımın haksız kullanımından söz edilemez. Ancak, tasarım tescil

belgelerinin hükümsüzlüğü yolundaki kararlar ile sicilden terkinleri

sağlandıktan sonra korumaları kalkacak ve bu tarihten itibaren kullanımlarının

haksız olduğu ileri sürülebilecektir. Tescilli endüstriyel tasarım sahibi bu

tescil hükümsüz kılınmadıkça tasarımını kullanabilir. Somut uyuşmazlıkta da

davalı, yasal şikayet hakkını kullanmıştır. Tasarım

tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar şikayet

hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez...''

14. Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi bozma

sonrasında yargılamaya devam ederek 24/2/2011 tarihli direnme kararını

vermiştir.

15. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu, 17/10/2012 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir.

16. Başvurucu karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu 27/3/2013 tarihli ve E.2013/11-209, K.2013/399 sayılı karar

ile karar düzeltme istemini kabul ederek bozma kararını kaldırmış ve diğer

temyiz itirazlarının incelemesi amacıyla dosyanın 11. Hukuk Dairesine

gönderilmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...Tasarım tescillerinde şekli incelemenin benimsenmesi nedeniyle kötü

niyetli kişiler koruma şartlarını taşımayan 'harc-ı

alem' tasarımlara belge almakta ve belgeleri hükümsüz kılınıncaya kadar

rakiplerine karşı kullanmaktadır. 55 sayılı KHK m.45'deki düzenlemeye rağmen

belgenin geçerli olduğu dönemdeki kullanımının, tazminat ödeme yükümlülüğü

doğurmayacağının kabul edilmesi durumunda bu sistem mağdur üreten mekanizmaya

dönüşecektir...

...

Davalının basiretli bir tacir olmasının

beklenmesi nedeniyle de (TTKm.20/2), kendisinin de içinde bulunduğu ilgili

piyasada daha önce kamuya sunulmuş olan ürünler hakkında yeterli derecede

bilgiye sahip bulunduğunun kabulü gereklidir. Buna rağmen davalı, piyasada

yaygın olarak 1991 yılından beri var olan bir ürünü kendi tasarımıymış gibi

1997 yılında tescil ettirmiştir.

Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını

yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça

kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisininden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağında da şüphe yoktur.

(TMK.m.2) Bu itibarla, davalının Türkiye'deki endüstriyel tasarım tescillerinde

uygulanan incelemesiz sistemden yararlanarak tescilini sağladığı, ancak daha

sonra yeni ve ayırt edici niteliğinin bulunmaması nedeniyle koruma kapsamında

olmadığı mahkemece belirlenerek hükümsüzlüğüne karar verilen 'harc-ı alem' tasarım tescili ve bu tescile dayalı hakları,

yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 554 sayılı KHK'nın 45/1 maddesi

uyarınca hiç 'doğmamış 'sayılır ve gerçekte var olamayan bir hak iddiası ile

davacı tarafta oluşmasına neden olunan zararların tazmini gerekir.''

17. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı sonrasında Yargıtay

11. Hukuk Dairesi 3/3/2014 tarihli karar ile ilk derece mahkemesinin kararını

onamış, karar düzeltme isteği aynı daire tarafından 24/10/2014 tarihinde

reddedilmekle hüküm kesinleşmiştir.

B. Başvuruya Konu Ankara

1. Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemesindeki Yargılama Süreci

18. Başvurucu, 30/12/2008 tarihli dilekçesiyle haksız ve hukuka

aykırı tescile dayanarak üretmiş olduğu kelepçeler ile üretim kalıplarına el

konulması nedeniyle Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde ilk davanın

açıldığı 29/12/2005 tarihinden sonra uğramış olduğu zararların tazmini

istemiyle dava açmıştır.

19. Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 30/3/2010

tarihli karar ilepvc sektöründe faaliyet gösteren

davalının tescil tarihinden önce birçok firma tarafından üretilip satışı gerçekleştirilen

bir ürünühukuk düzeninin incelemesiz sistemi kabul

etmesinden yararlanarak adına tasarım olarak tescil ettirip davacı gibi üçüncü

kişilere yasaklayıcı eylemlere girişmesi hakkın kötüye kullanımı niteliğinde

bulunduğundan davanın kısmen kabulüyle başvurucunun uğramış olduğu 13.274,10 TL

maddi tazminatın 29/12/2005 tarihinden itibaren değişir oranlarda avans faizi

ile davalı şirketten tahsiline karar vermiştir.

20. Söz konusu karar temyiz edilmiş, Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin 15/2/2012 tarihli kararı ile bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili

kısmı şöyledir:

“...Dairemiz’in yerleşik uygulamasına göre,

tasarım tescil belgesinden kaynaklanan hakların kullanılması, bu belge ile

sağlanan koruma kapsamında olup tescilli bir tasarımın haksız kullanımından söz

edilemez. Ancak, tasarım tescil belgelerinin hükümsüzlüğü yolundaki kararlar

ile sicilden terkinleri sağlandıktan sonra korumaları kalkacak ve bu tarihten

itibaren kullanımlarının haksız olduğu ileri sürülebilecektir. Tescilli

endüstriyel tasarım sahibi, bu tescil hükümsüz kılınmadıkça tasarımını

kullanabilir. Somut uyuşmazlıkta da, davalı usulüne

uygun şekilde tescil ettirmiş bulunduğu tasarım tescil belgesine dayanarak

yasal şikayet hakkını kullanmıştır. Tasarım tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar

şikayet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez.

Mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan, davalınınkendisinin

gerçekleştirmediği bir tasarımı adına tescil ettirmesinin ve davacı gibi üçüncü

kişilere yasaklayıcı eylemlere girişmesinin tasarım hakkı sahipliğinin kötüye

kullanılması niteliğinde olduğu, davalının dürüstlük kuralına aykırı eylemleri

nedeniyle davacının mağduriyetine sebebiyet verdiği ve davacının zararının

devam ettiği gerekçesiyle davanınkabulüne karar

verilmesi doğru görülmemiş,bozmayı

gerektirmiştir.''

21. Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 11/12/2012

tarihli karar ile bozma ilamına uyarak Yargıtay ilamındaki gerekçe

doğrultusunda davanın reddine karar vermiştir.

22. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11.

Hukuk Dairesinin 19/9/2013 tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme

isteğinin reddine dair 20/3/2014 tarihlikarar ile

kesinleşmiştir.

23. Nihai karar başvurucu vekiline 21/4/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

24. 19/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu’nun 29. maddesi şöyledir:

''Yargıtay ilgili dairesi temyiz edilen kararı bozarsa, davayı, kararı

vermiş olan mahkemeye veya uygun göreceği diğer bir mahkemeye gönderir.

O mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde

uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları

duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtayın

bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.

Mahkeme eski kararında direnirse, bu kararın gerekçesi genişletilmiş

olsa bile, direnme kararının temyizi halinde temyiz incelemesi, Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunca yapılır.

Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur.”

25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Yargılamanın iadesi

sebepleri" kenar başlıklı 375. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ı) bendi şöyledir:

''Bir dava sonunda verilen hükmün

kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada,

öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.''

26. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Yargıtay Büyük Genel Kurulunun görevleri" kenar

başlıklı 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 5. bendinin ilgili kısmışöyledir:

''...Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk

dairesi... arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını gidermek ve içtihatları birleştirmek,.''

2. Yargıtay İçtihatları

27. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26/1/2009 tarihli ve

E.2007/11867, K.2009/639 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...Somut uyuşmazlıkta da davalı, usulüne

uygun şekilde tescil ettirmiş bulunduğu tasarım tescil belgesine dayanarak, yasal

şikâyet haklarını kullanmıştır. Tasarım tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar

şikâyet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez.''

28. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 6/7/2009 tarihli ve

E.2008/3509, K.2009/8363 sayılı; 17/5/2010 tarihli ve E.2008/13865, K.2010/5486

sayılı; 5/5/2015 tarihli ve E.2014/9772, K.2015/6365 sayılı; 30/5/2016 tarihli

ve E.2015/10857, K.2016/5915 sayılı kararları da benzer niteliktedir.

29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27/5/2015 tarihli ve

E.2013/11-2356, K.2015/1440 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...Ülkemizde tasarım tescilleri bakımından

yayıma dayalı itiraz sistemi benimsenmiştir. Çünkü esas incelemeyi yapmak

oldukça zaman alıcı ve masraflı bir iştir. Kaldı ki, esas inceleme sistemini

benimseyen ülkelerde bu incelemeye tabi tutulan tasarımların birçoğu daha sonra

mahkemeler tarafından özgün olmadığı gerekçesiyle iptal edilmektedir. Bu da

göstermektedir ki, pratikte esas inceleme sağlıklı bir şekilde zaten

yapılamamaktadır. Bu inceleme esasen uyuşmazlık halinde mahkemeler önünde

yapılabilmektedir.

Türk Hukukunda 'hükümsüzlük' ancak mahkeme

önünde ileri sürülebilir. TPE, bir tasarımın hükümsüz olup olmadığı konusunda

karar veremez. Ancak itiraz prosedürü çerçevesinde TPE YİDK, tasarımın koruma

şartlanın karşılanmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddedebilir (Karahan/Suluk/

Saraç/Nal; a.g.e., s.290)

Hangi hallerde mahkemelerce hükümsüzlük kararı

verileceği 554 s. KHK’nin 43. maddesinde sayılı olarak (numerus

clausus) belirlenmiştir. Bunlar, tasarımın yeni ve

ayırt edici nitelikte olmaması, teknik fonksiyonun tasarım şekillendirmesi,

tasarımın kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olması, tasarımın gerçek

sahibinin başkası olması, sonradan kamuya açıklanmış olmakla birlikte, aynı

veya benzer başka bir tasarımın başvuru (veya varsa rüçhan) tarihinin daha önce

olması halleridir.

Açıklanan bu madde (554 s. KHK m.43) uyarınca

verilen hükümsüzlük kararları geriye etkilidir. Bu hususun düzenlendiği 554 s.

KHK nin ‘Hükümsüzlüğün Etkisi’ başlıklı 45/1. maddesi

aynen; 'Tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, kararın sonuçları

geçmişe etkili doğar. Bu nedenle, tasarım başvurusu veya tesciline hukuki

bakımdan bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan koruma, hükümsüzlük

kapsamında doğmamış sayılır.' şeklindedir.

Bu yasa hükmü uyarınca; bir tasarımın

hükümsüzlüğüne karar verildiği takdirde KHK ile sağlanan koruma “doğmamış

sayılır”. Doğmamış sayılma hem başvuru hem de tescil ile ilgilidir. Yokluğun

sonucu; başvuru ve tescile dayalı olarak oluşan hakların hiç doğmadıklarının,

hukuki ilişkilerin hiç kurulmadıklarının belirtilmesidir.

Kötüniyetli tescilleri önlemek için 554 s. KHK kendi içerisinde koruma mekanizması

öngörmüştür. 554 s. KHK’nin 43. maddesindeki düzenleme uyarınca 'doğmamış'

sayılan endüstriyel tasarım tesciline dayalı olarak tescil sahibinin üçüncü

kişilere verdiği zararların tazmini yoluna gidilebilecektir.

Somut olayda yerel mahkeme ile Özel Daire

arasında, davayı konu 'çilek' fotoğrafının FSEK 5/4 kapsamında 'fotoğrafik bir eser' olmadığı, bu nedenle ancak aynı

yasanın 84/3 hükmü uyarınca haksız rekabet hükümleri çerçevesinde himaye

görebileceği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı gibi davacının daha önceden hak

sahibi olduğu fotoğrafın davalı adına daha sonra 29.12.1999 tarihinde tescil

edilen 7605 nolu 'Gıda Ambalaj Deseni' başlıklı çoklu

endüstriyel tasarım tescilinde kullanılmış olduğu da dosya kapsamıyla sabit

görülmüştür.

Bu itibarla, davacının eser mahiyetinde

olmayan fotoğraftan kaynaklanan haklarını FSEK 84. maddesi kapsamında davalıya

karşı ileri sürmesi önündeki somut olaya özgü engelin, yukarıda açıklanan ve

ülkemizde kabul edilmiş olan endüstriyel tasarım tescil sitemi olduğu

görülmektedir. Zira, davalı taraf, Türkiye’deki endüstriyel tasarım

tescillerinde uygulanan incelemesiz sistemden yararlanarak tescilini sağladığı

tasarımını kullanırken 554 s. KHK’nin sağladığı haklardan tasarımı hükümsüz

kılınmadıkça yararlanacaktır. Hemen belirtilmelidir ki hak sahiplerinin, tasarım

tescillerine karşı yukarıda açıklanan 554 s. KHK’nin 43. maddesi kapsamında

hükümsüzlük davası açma imkânları tanınmış durumdadır.

O halde, davaya konu fotoğrafı kendi adına

tescilli endüstriyel tasarımda kullandığı ileri sürülen davalıya karşı bu tasarımın

hükümsüzlüğü istemiyle dava açılarak sicilden terkini sağlanmadığı sürece,

davalının endüstriyel tasarım tesciline dayalı kullanımına karşı FSEK 84.

maddesi uyarınca haksız rekabet hükümlerine dayanılarak hak iddia

edilemeyecektir.''

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ...

bir yargı merciinde ... adil ... bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.

"

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin Sözleşme'nin bütün maddelerine içkin

olduğunu belirtmektedir. (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). AİHM'e göre hukuk

devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik

ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin

mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme

kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine itimadı azaltarak, yargısal bir

belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması

ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

AİHM içtihat farklılıklarının, farklı coğrafi bölgelerde yetkili birden fazla

yargısal otoritenin var olduğu yargısal sistemlerde doğal olduğunu

vurgulamaktadır (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47; Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Hatta içtihat farklılığı aynı mahkeme

içinde de söz konusu olabilir. Bu durum kendi başına Sözleşme'ye

aykırılık teşkil etmez (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

Fakat AİHM yüksek mahkemelerin, bu yargısal otoriteler arasındaki içtihat

farklılıklarını giderme rolünün bulunduğunu ifade etmektedir (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

§ 47).

32. AİHM -açık keyfiliğin bulunması hâli hariç- ulusal

mahkemelerin iç hukuk kurallarına ilişkin yorumlarını sorgulama rolünün

bulunmadığını belirtmektedir. AİHM aynı şekilde açıkça ulusal mahkemelerce

verilen farklı kararları -açıkça benzer olan davalara ilişkin olsa bile-

kıyaslama gibi bir işlevinin bulunmadığını, ulusal mahkemelerin, hukuk

kurallarının yorumlama hususundaki bağımsızlığına saygı gösterilmesi

gerektiğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

33. AİHM, dinamik ve evrimsel bir yaklaşımın sürdürülememesinin

hukukun gelişimini ve hukukta reformu engelleyeceğini ve bu nedenle içtihat

değişikliğinin tek başına etkin adalet yönetimine aykırı olmadığının altını

çizmektedir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). AİHM'e göre mahkeme

içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta

olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması

anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme

Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No:

3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de

içtihat değişikliğinin gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, §

38). Bu bağlamda, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm

kurulması hâlinde, mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama

getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

37. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

39. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 5 yıl 2 aylık

yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

40. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu, Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin

E.2011/15, K.2011/51 sayısı ile yapmış olduğu yargılama sonucunda haklı olduğu

saptanmasına rağmen Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin ilk davanın

temyiz incelemesinin sonucunu beklemeden karar vermesi ve Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin 554 sayılı KHK'nın 45 ve 48/A maddelerini göz ardı edip bu kararı

onaması nedeniyle hakkının usule feda edildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar

Mahkemesinde görülen yargılamada hüküm kesinleşmiş ise de Ankara 2. Sınai ve

Fikri Haklar Mahkemesinde görülen yargılamada verilen kararın temyiz aşamasında

olup henüz kesinleşmediğini ve bu hükmün kesinleşmesi halinde konusu ve tarafları

aynı kesinleşen iki ayrı hüküm oluşacağından başvurucunun 6100 sayılı Kanun'un

375. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi gereğince yargılamanın

yenilenmesini isteme hakkı bulunduğunun gözönünde

tutulmasını istemiştir.

43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında her iki mahkeme

kararının kesinleşmesi sonucunda ortada konusu ve tarafları aynı birbirinden

farklı iki karar bulunduğunu belirterek Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar

Mahkemesinin kesinleşme şerhini içerir kararını ibraz etmiştir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ileri sürdüğü şikâyetlerinin

ileri sürülüş tarzı ve mahiyeti gözetilerek, belirtilen ihlal iddiaları adil

yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

46. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren

tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

47. Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,

devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem

kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer

vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu

otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade

etmektedir (AYM, E.2012/116, K.2013/32, 28/2/2013).

48. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyetteki

davalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken bir

hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip edilecek

usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir ve bunun

doğal sonucu olarak farklı bir içtihat geliştirebilirler.

49. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı

çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında davaların

içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket

noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin

doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır (Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02,

2/11/2010, § 34). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan

değişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından

öngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932,

6/1/2015, § 58).

50. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde, bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, § 64).

51. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

52. Somut başvurunun konusu, tarafları, konusu ve hukuki sebebi

aynı olan iki dava hakkında yargısal anlamda aralarında hiyerarşi ilişkisi

bulunan aynı yargı koluna dâhil mahkemelerin kararları arasında çelişki

bulunduğu iddiasıdır.

53. Tasarım tescil belgesinin hükümsüz kılınana kadar sahibine

554 sayılı KHK ile sağlanan korumayı sağlayacağı ve şikâyet hakkının kötüye

kullanımından söz edilemeyeceği hususu anılan uyuşmazlık hakkında ilk derece

mahkemelerince verilen kararların temyiz mercii olan Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin kökleşmiş içtihatlarındandır (bkz. §§ 27-28).

54. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin içtihatları bu yönde iken

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu başvuruya konu somut olayın yargılaması devam

ederken 27/3/2013 tarihli ve E.2013/11-209, K.2013/399 sayılı karar ile Özel

Dairenin uygulamasından ayrılarak farklı bir sonuca varmış ve bu kararın kanuni

olarak bağlayıcı olması nedeniyle Özel Daire ilk derece mahkemesinin direnme

kararını onamıştır. Ne var ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu daha sonra önüne

gelen aynı konudaki başka bir uyuşmazlıkta Özel Dairenin uygulamasını esas

alarak 27/3/2013 tarihli kararından dönmüştür (bkz. § 29).

55. Başvuruya konu içtihat farklılığı yargı sistemimizin

teşkilat yapısı ile doğrudan bağlantılı olup 2797 sayılı Kanun'un16. maddesi

uyarınca içtihat farklılığının içtihadı birleştirme kararı yoluyla giderilmesi

mümkün olduğundan sistem içinde içtihat farklılığını giderecek yeterli

mekanizmalar mevcuttur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu noktadaki görevi,

bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sisteminin yerindeliğini tartışmak değil

bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan içtihat farklılığının, yine

Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında değerlendirmektir.

56. Somut olayda başvurucu hakkında aynı konuda Yargıtay Hukuk

Genel Kurulu ve Özel Daire tarafından verilen farklı karar bulunmakla birlikte,

bu durum Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun özel dairenin kökleşmiş içtihadından

ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesinden kaynaklanmıştır. Kaldı ki Yargıtay

Hukuk Genel Kurulusonradan önüne gelen

uyuşmazlıklarda başvurucu lehine olan bu yaklaşımı terk ederek önceki

içtihatlarla uyumlu kararlar vermiştir (bkz. § 29). Bu itibarla somut başvuruya

konu kararın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairenin süre gelen

içtihatlarına uygun olduğu vebaşvurucu lehine olup

bireysel başvuru konusu olmayan kararın ise içtihattan sapma olarak kabulü

gerekir. Zira bu yönde başkaca bir kararın varlığı tespit edilememiştir. Gerek

başvurucu lehine sonuçlanan ilk davanın yargılaması neticesinde verilen kararın

gerekse de başvurucu aleyhine sonuçlanan somut başvuruya ilişkin kararın da

tatmin edici gerekçe içerdiği ve kararlar arasındaki farklılık hukuki güvenliği

sarsacak nitelikte yaygınlık kazanmadığı gibibu

farklılığı giderecek yeterli mekanizmaların bulunduğu hususları birlikte

değerlendirildiğinde hukuki belirsizliğin bulunduğundan söz edilemez.

57. Öte yandan davanın açıldığı tarihteki içtihatlara uygun olan

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin başvurucunun aleyhine olarak vermiş olduğu nihai

kararın başvurucu için öngörülemez nitelikte olduğu da söylenmez.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Başvurucu maddi tazminat ve yargılama giderlerinin ödenmesi

talebinde bulunmuştur.

61. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

62. Başvurucu manevi tazminat talebi bulunmadığından uzun

yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlalinin tespiti sonucunda

tazminata hükmedilmesi mümkün değildir.

63. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Makul sürede yargılanma hakkı ile hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucunun maddi tazminat talebinin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar

Mahkemesine (E.2008/377, K.2010/84) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Ercan ALANUR

Vekili

:

Av. Sonay

KARAOSMANOĞLU ALANUR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/6869, 25 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ankara 2. Fikri ve
  7. B. Başvuruya Konu Ankara
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Makul Sürede
  13. B. Hakkaniyete Uygun
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. Makul sürede yargılanma hakkı ile hakkaniyete uygun
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Karaosmanoğlu Alanur
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/6869
Tarih
25 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Muhammed Tanaşi Başvurusu (B. No: 2014/17534)
  • İ.y.ö. Başvurusu (B. No: 2015/18407)
  • Ali Hıdır Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17510)
  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2014/12925)
  • G. D. Başvurusu (B. No: 2014/1811)
  • Ahmet Çevik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7545)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.