İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erdener Demirel Başvurusu (B. No: 2013/1869)

1. Başvuru; cezaevinde slogan atma

Başvuru No2013/1869Tarih2 Aralık 2015Okuma23 dk · 4.516 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Erdener Demirel Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/1869
R.G. Tarih ve Sayı
19/1/2016-29598
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.516 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; cezaevinde slogan atma

nedeniyle tutukluya disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü, disiplin

cezasına yapılan itirazın Cumhuriyet savcısının mütalaası tebliğ edilmeden

İnfaz Hakimliğince gerekçesiz olarak reddedilmesinin

adil yargılanma hakkını, disiplin cezasına ilişkin düzenlemenin öngörülebilir

olmamasının suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen

eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/3/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 7/5/2015

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 8/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 21/7/2015 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı görüşlerini 4/8/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucunun 30/3/2012 tarihinde

arkadaşlarıyla birlikte “ölen insanları

anmak” için “Şehitlerimizin

hesabını sorduk, soracağız”, “Kahrolsun

faşizm, kahrolsun emperyalizm”, “Tecride

işkenceye son, yaşasın mücadelemiz, yaşasın önderimiz Dursun Karataş”

şeklinde slogan attığı tespit edilmiştir.

10. Başvurucu, Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 11/4/2012

tarihli ve K.2012/268 sayılı kararı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza

ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendi hükmü uyarınca “2 ay

süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile

cezalandırılmıştır.

11. Söz konusu karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz,

Tekirdağ İnfaz Hâkimliğinin 26/11/2012 tarihli ve

E.2012/1294, K.2012/3075 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

12. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçe kısmı şöyledir:

“…Disiplin Kurulunun 11/04/2012 tarihli 2012/268 sayılı kararında usul ve yasaya

aykırılık bulunmadığı, soruşturmanın süresinde açıldığı ve bitirildiği, eylemin

nitelendirilmesinde bir hatanın olmadığı, cezanın da mevcut düzenlemeler

çerçevesinde belirlendiğinden yerinde görülmeyen şikayet başvurularının

reddine…”

13. İnfaz Hakimliği kararına karşı

yapılan itiraz, Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/12/2012 tarihli ve

2012/1844 Değişik İş sayılı kararında “…kararın

usul ve yasaya uygun olduğu, her hangi bir usul ve yasa hükmüne aykırılık

bulunmadığı...” gerekçesiyle reddedilmiş, karar başvurucuya

cezaevinde 31/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 4/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliğince

şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın

dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar

vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma

yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu

ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına

karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını

aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra

kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.)

Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz

etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli

görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da

alabilir.”

16. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir

yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,

tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı

davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile

ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.

(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılan

kamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasını

engellemez”

17. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendi şöyledir:

“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından

yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup,

faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten,

telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya

kısmen yoksun bırakılmasıdır.

(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:

…

e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan

atmak,

…”

18. 5275 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ve (2) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“(1) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma

cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmamasıdır.

(2) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma

cezasını gerektiren eylemler şunlardır:

...

d)

Kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya

davranışta bulunmak.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 4/3/2013 tarihli ve 2013/1869 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F

Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012

tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade

özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek

suretiyle “2 ay süre ile ziyaretçi

kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile cezalandırıldığını,

bu şekilde dış dünya ile bağlantısının tamamen koparıldığını ve tecrit içinde

tecrit uygulandığını, “gereksiz” ibaresinin soyut ve muğlak olması nedeniyle

Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğunu, İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesiz

olduğunu, bu karara itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı

savunma hakkı tanınmadığı için silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilerek

adil yargılanma hakkının elinden alındığını, şiddete dayanmayan bir protesto

yöntemi olan slogan atma eylemi nedeniyle hem kendisinin hem de ailesinin cezalandırılmasının

demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürerek ifade

özgürlüğünün, suç ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu

bakımdan başvurucunun, slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin

cezasının ifade özgürlüğünün, disiplin cezasına konu 5275 sayılı Kanun'un 42.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin muğlak ve belirsiz olması

nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının

Anayasa’nın 26. maddesi; Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edildiği iddiasının ise Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

Somut olay bakımından temel sorun, başvurucunun slogan atması nedeniyle

hakkında disiplin cezasının uygulanması olduğundan başvurucunun diğer

şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik

22. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu

Ceza İnfaz Kurumunda demokratik hakkını kullanarak attığı sloganın “gereksiz”

olarak nitelendirilmek suretiyle “2 ay süre

ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile

cezalandırıldığını belirterek ifade özgürlüğünün, İnfaz Hâkimliği kararına

yaptığı itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı savunma hakkı

verilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

23. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliğine

ilişkin olarak herhangi bir husus belirtilmemiştir.

24. Başvurucunun, cezaevinde slogan atması nedeniyle hakkında

verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ve

Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği

ilkesinin ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu

kısımlarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. İfade

Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucu; hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F

Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012

tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade

özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek suretiyle

“2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun

bırakma” disiplin cezası ile cezalandırıldığını, bu ibarenin soyut

ve muğlak olduğunu ileri sürmüştür.

26. Bakanlık; ifade özgürlüğüne yönelik

bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş

olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiğini

belirterek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarına atıfta

bulunarak cezaevlerinde düzenin ve disiplinin sağlanmasının çok önemli

olduğundan kuralların daha sıkı uygulanabileceğini ve bu tür uygulamaların

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesine uygun olacağını

ifade etmiştir. Bakanlık, başvuru konusu olayda başvurucunun gereksiz

olarak slogan atması nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırıldığını

belirtmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda yasada

açıkça belirtilmeyen bir nedenle cezalandırma yoluna gidildiğini ve hakka

getirilen kısıtlamaların dar yorumlanması gerektiğini belirtmiştir.

28. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

29. Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu

makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat

özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde,

Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi

tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin

kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin,

toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması

ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve

haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı

erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı

formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

30. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün

kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,

yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade

aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

31. İfade özgürlüğü insanın haber ve bilgilere, başkalarının

fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi; edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin

Aydın [GK], § 40).

32. AİHM’e göre veciz ve çarpıcı niteliği öne

çıkarılarak özellikle güncel bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek üzere

reklam ve siyasi propaganda amaçlı kullanılan bir slogan da Sözleşme’nin 10.

maddesi kapsamına girer. Dolayısıyla slogan atma nedeniyle cezai bir müeyyideye

tabi tutulma hâlinde bu durumun ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir

müdahale oluşturduğu açıktır (Savgın/Türkiye

Krallık, B. No: 13304/03, 2/2/2010, § 32).

33. Somut olayda başvurucunun, arkadaşlarıyla birlikte “Şehitlerimizin hesabını sorduk, soracağız”,

“Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm”,

“Tecride işkenceye son, yaşasın mücadelemiz,

yaşasın önderimiz Dursun Karataş” şeklinde, ölen insanları anmak

için slogan attıkları ve bunun bir çeşit ifade yöntemi olduğu hususunda

herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

34. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak

alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak

sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri,

B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de (Yankov/Bulgaristan, B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik

Krallık, B. No: 8231/78, 12/10/1983) Anayasa ve Sözleşme kapsamında

koruma altındadır.

35. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

istisnalar gereğince ifade özgürlüğü, mutlak bir hak niteliğinde değildir.

Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik

toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir

sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler

dikkate alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen

sınırlamaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde ve 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 70).

36. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak

suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda,

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda

dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlandırma makul

ve ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72; 6205/73,… 23/3/1983, §§ 99-105).

37. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda, ifade

özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle

müdahalenin mevcut olup olmadığının; sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere

dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

i. Müdahalenin

Varlığı

38. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan başvurucu “ölen

insanları anmak için” diğer dokuz tutuklu ve hükümlü ile birlikte “gereksiz”

slogan atmaları nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmıştır. Dolayısıyla

verilen disiplin cezasının, başvurucunun kendini ifade etmek için söylediği

ifadeler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

40. Başvurucu, disiplin cezasına neden olan 5275 sayılı

Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde geçen “gereksiz yere” ifadesinin tanımının

yapılmamış olması ve “Gereksiz olarak marş

söylemek veya slogan atmak”

kuralının

soyut olması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık bulunduğunu ileri

sürmüştür.

41. Bakanlık görüşünde, başvurucunun gerçekleştirmiş olduğu

eyleme ilişkin verilen cezanın kanuni dayanağının bulunduğu, suç ve cezaların

kanuniliği prensibi ilkesi gereğince bir eylemin tüm ayrıntılarının kanunda

düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bazı muhtemel belirsizliklerin yargısal

yorumla açıklanacağı ve aydınlatılacağı, kanun koyucunun “gereksiz” ibaresinin yorumlanmasını

uygulamacıya bıraktığı belirtilmiştir.

42. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” eyleminin

bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağı

hüküm altına alınmıştır. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275

sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak

disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma

koşulları Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Bu çerçevede

Kanun’da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde

belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, ceza infaz kurumunda “düzenli bir

yaşamın sürdürülmesi”ni veya “güvenliğin” ya da

“disiplinin” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi

gerekmektedir.

43. Buna göre Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında

ceza infaz kurumunda tek başına slogan atma eylemi yapılmasının disiplin

suçunun oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki

güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek

şekilde gerçekleştirilmesi de gerekmektedir. Dolayısıyla bu niteliği taşımayan

slogan atma eyleminin cezalandırılması kanun tarafından öngörülmediğinden

disiplin cezasına konu düzenlemede “suçun yasallığı ve “belirlilik” ilkelerine

aykırılık bulunmamaktadır (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013)

44. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 sayılı Kanun’un

42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin, öngörülebilir ve

ulaşılabilir bir şekilde “gereksiz olarak

marş söylemek veya slogan atmak” eylemine karşılık disiplin

yaptırımını kabul ettiğinden başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin

kanuni dayanağı olduğu açıktır.

Meşru Amaç

45. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri,

devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş

bilgilerin açıklanmaması; başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile

hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama

görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması

gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).

46. Başvuru konusu olayda, başvurucunun hükümlü olması

nedeniyle yukarıdaki paragrafta belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi

koşulları açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede gereksiz slogan

atmak nedeniyle disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlü ve tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasındaki

temel meşru amaç, kamu düzeni ve suçların önlenmesi genel amacı temelinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasıdır. Slogan atmak nedeniyle

başvurucuya disiplin cezası verilmesinin; cezaevi düzeninin, güvenliğinin

sağlanması ve suçun önlemesi amacıyla yapıldığı, bunun da Anayasa’nın ifade

özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

47. İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir.

İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan

demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp

bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirmenin yapılması gerekmektedir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 64).

48. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü;

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın [GK], § 65).

49. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde

sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,

temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren

sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla

sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her

temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla

getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların

kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve

etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 66).

50. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaksızın yapılan

sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine

aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar

“demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi”ne

aykırı olacağından Anayasa koyucu temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan

sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük

ilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 67).

51. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden

gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı;

öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Mehmet Ali Aydın

[GK], § 68).

52. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun

temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya

zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil; devletin veya

toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden

ifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum

düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin

gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, § 49).

53. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275

sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak

disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma

koşulları 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur.

Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde

uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının

uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel

hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki

şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine

göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda; düzenli bir yaşamın sürdürülmesi,

güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile

idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları,

kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre

kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111,

10/10/2013).

54. Somut olayda başvurucu, “ölen insanları anmak” için diğer

dokuz tutuklu ve hükümlü ile birlikte slogan atmıştır (bkz. § 9). Bunun dışında

disiplin soruşturması esnasında ve sonrasında farklı bir amacı olduğuna dair

herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her

türlü sloganın değil, sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği

veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın

sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinin disiplin cezasına

bağlandığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla somut olay açısından esas olan

başvurucunun attığı sloganın ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini

bozacak nitelikte olup olmadığının incelenmesidir. Bu bağlamda ceza infaz

kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin

müeyyidesine bağlanması, tek başına ifade özgürlüğü ihlali sonucunu

doğurmayacaktır.

55. Başvurucu ve diğer dokuz hükümlü/tutuklu birlikte hareket

ederek DHKP-C terör örgütünün lideri D.K.yı ve diğer

ölenleri anmak, siyasi tutsaklara uygulanan

tecridi protesto etmek amacıyla slogan atmıştır. Eyleme konu olayın ölen terör

örgütü liderine ve üyelerine ilişkin olması ve toplu hareket edilmesi; ceza

infaz kurumu tarafından kurumun düzeni ve güvenliği için bir tehdit olarak

değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok

ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (bkz. §10) düzenin ve

güvenliğin bozulmasını engellemeyi hedeflemiştir.

56. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması

için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiğinde herhangi bir

tereddüt bulunmamaktadır. Eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olması bu

durumu değiştirmemektedir. Özellikle terör örgütü için hareket edilmesi bu

durumun açıkça görülmesine de sebep olmaktadır. Başvuru konusu olayda da ölen

terör örgütü liderinin ve üyelerinin slogan atarak anılmasının toplu olarak yapılması,

ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği açısından idarenin daha hassas

davranmasını gerektirdiği açıktır. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin

cezasının; ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin, dolayısıyla kamu

düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması

gereken tedbirler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda

demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında

başvurucunun ifade özgürlüğü sınırlandırılırken ceza infaz kurumunda düzeninin

sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul

dengenin kurulamadığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

57. Başvuru konusu olayda başvurucu “2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”

ile cezalandırılmıştır. 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları ile

karşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun belirtilen

süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmasını öngörmektedir. Bu bağlamda

başvurucunun kurum tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının

engellenmesi ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin

yasaklanması söz konusu olmadığından tecrit şartları oluşmamıştır. Dolayısıyla

verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması amacını

gerçekleştirmek için yapılan ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez (Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.)).

58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun slogan atması nedeniyle

hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği şikâyeti

yönünden Anayasanın 26. maddesinin ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

59. Başvurucu, Tekirdağ İnfaz Hâkimliği tarafından verilen

karara yaptığı itiraz incelemesinde Cumhuriyet savcısının mütalaasının

kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

60. Bakanlık görüşünde; AİHM

içtihatlarına göre silahlarda eşitlik ilkesinin adil yargılanma hakkı içinde

yer alan usul güvencelerinden en önemlisi olduğu, bu ilke gereği bir davada tüm

taraflara, ortaya konulan kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi

olma ve görüş bildirebilme imkânının verilmesinin gerekli olduğu, başvuru

konusu olayda itiraz incelemesinde Mahkemece Cumhuriyet savcısının yazılı

mütalaasının alınarak duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verildiği

belirtilmiştir.

61. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

62. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes davasının, … cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete

uygun ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

63. Adil yargılanma hakkının en önemli usule ilişkin

güvencelerinden biri de silahların eşitliği ilkesidir. Hem cezai hem de cezai

olmayan davalarda uygulanan bu ilke, bir davada tüm taraflara talep ve

açıklamalarını diğer tarafa göre dezavantajlı olmayacak şekilde ileri

sürebilmeleri için makul bir fırsat verilmesini gerektirir (Kress/Fransa, B. No: 39594/98, 7/6/2001,

§ 72).

64. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında mahkeme önünde

cereyan eden yargılama sürecinde, davanın tarafları arasında sahip olunan hak

ve yükümlülükler bakımından tam bir eşitlik sağlanmış olmalı ve bu eşitlik,

yargılama süresince de devam etmelidir. Yargılama sürecinde yapılan her türlü

usule ilişkin işlem, delil ve karşı delil sunma, iddia ve karşı iddiada bulunma

gibi hususlar da silahların eşitliği ilkesine uygun olarak

gerçekleştirilmelidir (Yankı Bağcıoğlu ve

diğerleri, B. No: 2014/253, 9/1/2015, § 64)

65. Dava dosyasına sunulan belgelerin

incelenmesi ve bu belgelerden suret alınması, mahkemenin kararına dayanak

oluşturduğu bilirkişi raporlarına ulaşılması ve bunları edinme fırsatının

tanınmış olması, yargılamanın taraflarından birinin ileri sürdüğü delillere ve

belgelere karşı diğer tarafa itiraz etme, görüş açıklama ve bu delilleri

çürütme, ayrıca karşı delil gösterme hakkının tanınması silahların eşitliği

ilkesinin bir gereğidir (Yankı Bağcıoğlu ve

diğerleri, § 65)

66. Ancak silahların eşitliğinin denetlenmesinde esas olan,

eşitlik denetimine konu olan işlemin yargılamadaki önemidir. AİHM, silahların

eşitliği ilkesine uyulup uyulmadığını denetlerken somut olayda şikâyet konusu

eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına

bakmaktadır (Kremzov/Avusturya B. No: 12350/86, 21/9/1993, § 75). Davanın taraflarından birinin iddiası

karşısında diğer tarafa bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal

doğabilmektedir (De Haes

ve Gijsels/Belçika B. No: 19983/92, 24/2/1997, § 58).

67. Silahların eşitliği, başvurucunun dava dosyasına

ulaşabilmesine imkân verilmesini gerektiren bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının

görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkânı, kural olarak

başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması hâlinde mümkün olabilir. Bu

gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini belirlemek, kanun koyucuya ait

olmakla beraber tarafların beyanlarının birbirlerine bildirilmesi ve tarafların

da bu beyanlara cevap verebilme imkânına sahip olması gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 77).

68. Başvurucu, hükümlü bulunduğu cezaevinde arkadaşlarıyla

birlikte slogan atması nedeniyle cezaevi disiplin kurulunca “2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”

disiplin cezası ile cezalandırılmış; idarenin bu kararına itiraz edilmesi

üzerine Tekirdağ İnfaz Hâkimliği tarafından başvurucunun savunması da alınarak

itirazın reddine karar verilmiştir. İnfaz Hâkimliğinin bu kararına itiraz

üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak kesin

olarak itirazın reddine karar vermiştir. Dolayısıyla söz konusu başvuruda

Cumhuriyet savcısının, başvurucunun itirazının kabul veya reddedilmesi yönünde

dosyaya görüş bildirmesinden sonra Mahkeme heyetinin kararı üzerinde etki

yapmasına imkân sağlayan bir konuma geçeceği ve Mahkemenin vereceği karar

üzerinde bir etki yapacağı açıktır (Meral/Türkiye

B. No: 33446/02, 27/11/2007, § 23). Nitekim

Mahkeme, açık bir şekilde kararını Cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olarak

verdiğini belirtmiştir.

69. Açıklanan nedenlerle disiplin cezasına itiraz

incelemesinde Cumhuriyet Savcılığından alınan görüşün başvurucuya

bildirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde teminat altına alınan

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanunun 50. Maddesi Yönünden

70. Başvurucu, ifade özgürlüğü

ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılama giderlerine

hükmedilmesini talep etmiştir.

71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

72. İhlal iddiasına konu olan

itiraz incelemesinde Savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi işlemine karşı

disiplin cezasının yerine getirilmiş olması nedeniyle yeniden yargılama kararı

verilmesinde hukuki yarar görülmemiş, başvurucunun tazminat talebinin

bulunmaması nedeniyle de ihlalin tespiti ile yetinilerek bu hususta herhangi

bir karar verilmemiştir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekâlet ücretinin ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

74. Başvuruya konu uygulamada

ihlal kararı verilmiş olduğundan kararın bir örneğinin Bakanlığa gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların

eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekâlet ücretinden ibaret

yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir suretinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına gönderilmesine

2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Erdener DEMİREL Vekili : Av. Metin FİLORİNALI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1869, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu
  14. B. No: 33446/02, 27/11/2007, § 23). Nitekim
  15. A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasının KABUL
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1869
Tarih
2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Günay Dağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1631)
  • Mehmet Sanverdi Başvurusu (B. No: 2013/7947)
  • İsmail Çevik Başvurusu (B. No: 2013/5727)
  • Hasan Basri Özbey Başvurusu (B. No: 2013/2061)
  • Ata Türkeri Başvurusu (B. No: 2013/6057)
  • Tahsin Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4580)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.