İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/2061Tarih: 16 Aralık 2015

Hasan Basri Özbey Başvurusu (B. No: 2013/2061)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HASAN BASRİ ÖZBEY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/2061)

Karar Tarihi: 16/12/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uydu yayını yapan TRT-2 televizyon kanalının “Büyüteç” isimli programında, program

konuğu tarafından kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını

zedelediği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/3/2013 tarihinde Ankara

19. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, TRT-2 televizyon kanalında 14/1/2009

tarihinde yayımlanan “Büyüteç”

isimli tartışma programına, kamuoyunda bir zamanlar “Ergenekon” adıyla bilinen davada tutuklu bulunan İşçi

Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı sıfatıyla telefon bağlantısı ile

katılmış ve siyasi parti lideri konumunda bulunan müvekkili hakkındaki

suçlamalara cevap vermiştir.

6. Telefon kapandıktan sonra aynı programda konuşmacı olarak

bulunan Ş.T., başvurucuya hitaben şu ifadeleri

kullanmıştır:

"Şimdi az önce yayına İşçi Partisi Genel

Başkanı sayın Doğu Perinçek'in avukatı sıfatıyla Hasan

Basri Bey bağlandı. Ben tanımıyorum ama avukatı dediniz. Ben biraz şaşırdım,

acaba diplomayı kasaptan mı aldı, yoksa hukuk fakültesinden mi?

... Eğer bunları diyorsa ve bunu da bir hukuk

adamı sıfatıyla söylüyorsa ben de o zaman derim ki, siz bu diplomayı kasaptan

mı aldınız?"

7. Başvurucu, söz konusu ifadelerle kişilik haklarına saldırıda

bulunulduğu iddiasıyla TRT Genel Müdürlüğü ve Ş.T. aleyhine tazminat davası

açmıştır.

8. Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 23/12/2010

tarihli ve E.2010/16, K.2010/480 sayılı kararı ile davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Davaya konu

edilen programla ilgili CD kaydının çözümüne ilişkin bilirkişi raporuna göre:

14 Ocak 2009 tarihinde yayınlanan “Büyüteç” isimli canlı programa davalı Ş.T.’ın konuşmacı olarak katıldığı, İşçi Partisi Genel Başkan

Yardımcısı ve Genel Başkan’ın avukatı olan davacının canlı olarak yayınlanan

aynı programa telefon ile bağlanıp, İşçi Partisi ve bu partinin Genel Başkanı

hakkındaki suçlamalara cevap verdiği, telefonu kapattıktan sonra, aynı

programın devamında davalı Ş.T.'ın davacıya hitaben

yukarıda dava dilekçesinin özet bölümünde belirtilen sözleri söylediği

anlaşılmış ise de, davacının canlı yayına telefon ile bağlanıp kamuoyunda "Ergenekon"

adı ile bilinen dava ile ilgili hukuki görüşlerini beğenmediğini, bu görüşlerin

yanlış olduğunu belirterek "avukat olduğunu söylüyorsunuz, diplomasını

kasaptan mı aldı, bu şekilde görüş bildirdiğine göre ben de ona diplomanı

kasaptan mı aldın derim" şeklinde beyanda bulunduğu, bu şekildeki ifadeyi

davacının görüşlerini eleştirmek amacı ile söylediği, sert eleştiri niteliğinde

olup kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı, bir siyasi partinin

genel başkan yardımcısı olan davacının, siyasi kişiliği nedeniyle sert

eleştirilere katlanmak zorunda olduğu anlaşıldığından davanın reddine ilişkin

…”

9. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 18/4/2012 tarihli ve E.2011/4270,

K.2012/6653 sayılı kararı ile onanmıştır.

10. Onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusu, Yargıtayın aynı Dairesince 13/12/2012

tarihli ve E.2012/11935, K.2012/19279 sayılı kararla reddedilmiş ve ret kararı

başvurucu vekiline 12/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmuş olup başvuruda süre aşımı olmadığı tespit edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

11. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi şöyledir:

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,

uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para

ödenmesini isteyebilir.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/3/2013 tarihli ve 2013/2061 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

13. Başvurucu, canlı telefon bağlantısı ile katıldığı programda

konuşmacılardan birinin hakkında söylediği sözlerin yürütmekte olduğu avukatlık

mesleğinin şeref ve haysiyetine yönelik haksız saldırı niteliğinde olduğunu,

söz konusu ifadeler nedeniyle kişilik haklarının ve manevi bütünlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürerek bu ihlalin giderilmesi istemiyle açtığı davada

Mahkemece, somut olguya aykırı olan bir gerekçe ile davanın reddi yönünde karar

verildiğini ve Yerel Mahkeme kararına karşı yaptığı temyiz başvurusu ve karar

düzeltme isteminin gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek Anayasanın 17., 36., 138. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesi veya 15.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

14. Başvurucu, mesleği ile ilgili olarak tahkir içeren sözler

nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkını, derece mahkemeleri kararlarının

korumadığını belirterek Anayasa’nın 17., 36., 138. ve

141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet

ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu

şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.

15. Başvurucu, kişilik haklarına yönelik sözleri kullanan kişi

ile birlikte programı yayımlayan televizyon kuruluşu aleyhine de dava açmış ve

her iki davalı yönünden talebi reddedilmiştir. Bu durumda başvurucunun

şikâyetleri hakkında, davalıların farklı konumları dikkate alınarak incelenmesi

daha doğru bir yaklaşımdır. Fakat İlk Derece Mahkemesi, program konuğunun

sözlerinin “davacı tarafın kişilik haklarına

herhangi bir saldırı oluşturmadığını” kabul ederek davayı

reddettiğinden sorumluluğu, program konuğunun konuşmalarına ve konuşma sürecinde

program konuğunu yönlendirmesine bağlı olan televizyon kuruluşu (Benzer yönde

AİHM kararı için bkz. Jersild/Danimarka, B. No:15890/89, 23/9/1994, § 35) yönünden basın özgürlüğü kapsamında ayrıca

inceleme yapılmasına ihtiyaç olmayacağı değerlendirilmiştir.

16. Başvuru konusu programda, program konuğu tarafından sarf

edilen sözler nedeniyle meydana gelen olaylarda uygulanacak ilkeler ilk olarak İlhan Cihaner (2) (B.

No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) kararında ortaya

konulmuştur. Daha sonra aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından

benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 35-66; Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997,

8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelen şikâyetlerde sözü geçen ilkeleri

uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun,

B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali

Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).

17. Başvuruya konu sözler ve iddialar nedeniyle başvurucunun

kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği, kabul edilebilirlikten

uzak değildir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun,

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel

itibarın korunmasını isteme hakkı ile siyasi tartışma programı düzenleyen televizyon

kanalının ve bu tartışma programına katılan program konuğu gazetecinin

Anayasa’nın 28. maddesinde güvece altına alınan basın özgürlüğü ve bu

özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.

18. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde

yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatif

yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,

B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı

etkileyen sözlü saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı

bireyin korunmaması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal

edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, §

36; İlhan Cihaner

(2), § 42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının

kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişisel

olarak yararlanmasına zarar verecek şekilde yapılmış olup olmadığını olayın

şartlarına göre değerlendirir (Kadir Sağdıç,

§ 39; İlhan Cihaner

(2), § 45).

19. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini

oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum

tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve

fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve

düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu

hâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyen

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara

tabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının

ikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç,

§ 48; İlhan Cihaner

(2), § 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

20. Mevcut olaydaki gibi başvuruların, Anayasa’nın 26. maddesine

dayanılarak ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından yapılmış olması ile

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak bu sözlere konu olan

kişi tarafından yapılmış olmasının değerlendirme bakımından önemi

bulunmamaktadır. Anayasa’nın bu maddelerinde korunan hak ve özgürlüklerle

ilgili benzer olaylarda çelişkili sonuçların ortaya çıkmaması için yargı

mercilerinin anılan hak ve özgürlükler arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında

ortaya konulan kriterlere uygun bir denge kurmaları

gerekir.

21. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir

denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu şekilde sayılabilir: Genel yarara ilişkin bir

tartışmaya katkı sağlanıp sağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi,

kamu görevlisi veya sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi);

haber, köşe yazısı veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları;

yayının içeriği, şekli ve sonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin

yayımlanma şartları (İlhan Cihaner (2), §§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).

22. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin,

başvurucuyu eleştiri sınırlarını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaf büyük ölçüde, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç,

§ 57; İlhan Cihaner

(2), § 64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip

olması beklenmekle birlikte yargılamaya konu bir ifadenin bir bütün olarak ele

alındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş

yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir

nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu

yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri

bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§ 39-43).

23. Başvurucu, tartışma programındaki sözlerde kendisinin,

avukatlık mesleğinden anlamayan bir kişi olarak gösterildiğini iddia

etmektedir. Başvurucu; gerçeklik unsurunu taşımayan bu ifadelerle program

konuğu gazeteci tarafından kendisinin hedef alındığını, itibarsızlaştırılmaya

çalışıldığını ve kendisine hakaret edildiğini iddia etmektedir. Buna karşın İlk

Derece Mahkemesi, davalının kullandığı şikâyet konusu sözlerin, davacı tarafın

kişilik haklarına herhangi bir saldırı oluşturmadığını

kabul ederek davayı reddetmiştir. Somut

davada İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı sert sözlere onun verdiği

anlamın ötesinde anlam yüklemeyi reddetmiş; ifade ve basın özgürlüğünün

sınırlarını aşmayan eleştirel nitelikte söylemler olduğunu kabul etmiştir.

24. Başvurucunun, davalının sözlerinin

şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine

karşı davalı kanal; program öncesi konukların uyarılmasına rağmen programının

canlı yayımlanması nedeniyle tartışmada kullanılan sözlerin kontrolünün zor

olduğunu, tartışmada söylenen sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı

niteliği taşımadığını; diğer davalı ise ülke gündeminde yer alan davalarla

ilgili tartışma yapıldığını, tartışma konusu dava ile ilgili sözlere karşılık

olarak dava konusu ifadeleri kullandığını ve ifadelerin sert eleştiri

niteliğinde olduğunu, davacının siyasi kişiliği nedeniyle sert eleştirilere

katlanmak zorunda olduğunu, şikâyet konusu sözlerin kişilik haklarına saldırı

amacıyla söylenmediğini ifade etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, tartışmanın

kamuoyunu ilgilendiren bir konuda ve programın yapıldığı tarih itibarıyla

toplumsal ilginin yoğunlaştığı hususlarda eleştirel nitelikli söylemler

olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun konumunu da gözönüne

alarak yazıların basın özgürlüğü kapsamında yer aldığına, kişilik haklarına

saldırı niteliği taşımadığına, güncel ve görünürdeki gerçekliğe uygun olduğuna

karar vermiştir.

25. Başvurucu, davalı

televizyon kanalı tarafından hazırlanan ve diğer davalının programda söylediği

ifadelerinde şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğunu ileri sürmektedir.

İlk Derece Mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu konuşmaların bir

bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengenin

bozulmadığı, tartışma sürecinde söylenen sözler olduğu yönünde değerlendirme

yaparak reddetmiştir.

26. İlk olarak davalının başvuruya konu televizyon programında

dile getirdiği düşüncelerin, olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı

sunup sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda bir program, haber, köşe

yazısı veya makalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin

söz konusu program, haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar

çok katlanması gerekir. Aksine yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse

kişinin korunan çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner (2),

§ 74). Basının genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve

fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği

hatırlanmalıdır.

27. Şikâyet konusu tartışma programının yayımlandığı dönem, üst

düzey bürokrat ve askerî yetkililerin yargılandığı, kamuoyunda “Ergenekon davası” olarak bilinen ve uzun

süre ülke gündeminde kalan bir davanın derdest olduğu bir dönemdir. Programın yayımlandığı

tarihte basın ve yayın organlarında, bahsi geçen yargılama ve olaylara ilişkin

pek çok haber ya da tartışma programı yapılmış ve yayımlanmıştır.

28. Başvuruya konu tartışma programındaki ifadeler, başvurucunun

canlı telefon bağlantısında yaptığı açıklamalar üzerine kullanılan, ifade

sahibinin başvurucunun konuşmasına tepkisini ortaya koyan ve kişisel saldırı

boyutuna ulaşmayan niteliktedir. Nitekim başvuruya dayanak Derece Mahkemesi

dosyasındaki CD çözümüne ilişkin bilirkişi raporu da bunu doğrulamaktadır.

Başvuruya konu tartışma programında, tartışma konusu olan dava kapsamında

aranan T.G. isimli kişinin Toronto’dan görüntülü bağlantı kurması ve dava ile

ilgili açıklamalar yapmasının ardından başvurucunun canlı yayına bağlandığı ve

“… T.G. hakkında gıyabi tutuklama kararı

bulunmaktadır. Ve bırakın saatlerce, bir dakika dahi ekranda bulunmaması

gerekmektedir.” dedikten sonra tartışma konusu davadaki sanıklar ve kendi

müvekkili hakkında övücü sözler söylerken Mahkeme heyeti hakkında “CIA tertibatı” ibaresini kullandığı, buna

karşılık olarak program konuğu Ş.T.nin “… Ergenekoncuları pırlanta

olarak ilan etti. Kimse bağımsız yargı heyetine (CIA’nın tertibatı) diyemez.

Hasan Basri suç işlemiştir. Bir hukuk adamı böyle konuşamaz. Bu konuşmadan

sonra bende ona (Diplomayı kasaptan mı aldın?) diye sorarım. …”

şeklinde devam eden konuşmaların geçtiği görülmüştür. Tartışma içeriği ve

diyaloğun tamamı dikkate alındığında başvurucunun tartışma konusuna yaklaşma

biçimi ve görüşleri, program konuğu tarafından incitici ve eleştirel cümlelerle

karşılanmaktadır. Şikâyet konusu tartışma programında dile getirilen iddialar

ve eleştiriler, programın yayımlandığı dönemdeki olaylarla birlikte

değerlendirildiğinde bir ölçüde genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı

sundukları kabul edilebilir.

29. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri olan hâkimler, savcılar ve avukatlar da diğer kamu görevlileri gibi

kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, § 33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan

hâkimler, savcılar ve avukatlarla birlikte diğer yargı çalışanlarını asılsız

suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir. Demokratik bir toplumda

bireylere, yargı sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve

onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin

kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta

ulaşmaması gerekir (İlhan Cihaner (2), § 85).

30. Buna karşılık başvurucu, tartışma konusu davanın

sanıklarından birinin müvekkili sıfatıyla şikâyet konusu tartışma programına

canlı yayın konuğu olarak telefonla bağlanmış ve görüşlerini açıklamıştır.

Başvurucunun, olayların geçtiği zaman diliminde müvekkilinin genel başkanı

olduğu siyasi partinin genel başkan yardımcısı olarak siyasi kimliğinin

bulunduğu ve tanınmışlık derecesi dikkate alındığında tartışma sürecindeki

eleştirilere sıradan kişilere göre daha fazla katlanmalıdır.

31. Diğer yandan bir kışkırtmaya ve ortaya atılmış bir iddiaya

tepki veya cevap olarak kullanılan saldırgan dilin, diğer ifade türlerine göre

daha fazla koruma altına alınması akla ve ifade özgürlüğünün doğasına daha

uygun kabul edilmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Oberschlick/Avusturya (2), B.

No: 20834/92, 1/7/1997, § 33; Lopes Gomes da Silva/Portekiz, B. No: 37698/97, 28/9/2000, §§

34, 35).

32. Somut olayda başvurucu canlı telefon bağlantısında tartışma

konusu ile ilgili olarak “… yani Susurluk’un, Amerika’nın Türkiye’de kurduğu Amerikan

derin devletinin, yani kontrgerillanın, yani gladyonun,

o zamanki adıyla –Çiller özel örgütü- olarak ortaya çıkmış hali olduğunu

Türkiye’ye anlatan, bunun kitabını yazan İşçi Partisi Genel Başkanı sayın Doğu

Perinçek’ti. Yine bunun kitabını yazanlar, Hikmet Çiçekler, Nusret Senemler,

Ferit İlseverler, Adnan Akfıratlar şimdi nerdeler? Ergenekon tertibi, sonucunda

bir Amerikan planı. Amerika’nın Türkiye’yi bölme, Türkiye Cumhuriyetini,

Atatürk Cumhuriyetini yıkma planının bir parçası olarak yürütülen Ergenekon

tertibi nedeniyle Silivri Cezaevinde tutuklular. … Amerika’nın Türkiye’yi

–küçük Amerika- yapma süreci içinde Türkiye Devleti içine yerleştirdiği

Amerika’nın derin devletinin, Gladio’nun,

kontrgerillanın, -Uğur Mumcu cinayetlerinin, Maraş katliamlarının, Türkiye’de

ne kadar karanlık, kirli kötü iş hepsini yapan- bu Gladio’nun,

süper NATO örgütünün bütün suçları, şimdi Türkiye’de yurtsever, vatansever,

ulusalcı güçler üstüne yıkılmak istenmektedir.” sözlerini

kullanmıştır. Başvurucunun konuşması sonlandıktan ve telefon bağlantısı

kesildikten sonra ikinci sırada söz alan Ş.T.nin

başvurucuya yönelik olarak kullandığı ifadeler, bağlamından kopartılmadan ve

bir bütün olarak dikkate alındığında eleştirdiği başvurucunun konuşmasına karşı

izleyicilerde tepki uyandırmayı ve dikkat çekmeyi amaçlar nitelikte olduğu

değerlendirilebilir.

33. Son olarak başvuruya konu tartışma sürecinde abartıya

kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi

ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004,

§ 37).

34. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğü

ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması

hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece

Mahkemesi, değer yargılarına dayanan söz konusu sözlerin genel çıkarı ilgilendiren

bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorununa değinmiş; ayrıca sert eleştiri

niteliğine vurgu yaptıktan sonra dava konusu tartışmanın yeterli bir olgusal

temele sahip olduğunu kabul ederek başvurucunun konumu ve siyasi kişiliği

nedeniyle eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda olduğu yönünde

değerlendirme yapmıştır.

35. Bu şartlarda, yukarıdaki

değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken

sahip oldukları takdir payları da dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, Derece

Mahkemelerince tarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik

saptanmadığı ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

16/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Abuzer YAZICIOĞLU

Başvurucu

:

Hasan Basri ÖZBEY

Vekili

:

Av. Asuman Esin ÖZBEY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2061, 16 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/2061
  • Tarih: 16 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Ata Türkeri Başvurusu (B. No: 2013/6057)
  • Tahsin Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4580)
  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3246)
  • Orhan Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/604)
  • Yavuz Durmuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6574)
  • Şariye Aslan Başvurusu (B. No: 2014/1024)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.