İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Sanverdi Başvurusu (B. No: 2013/7947)

1. Başvuru; tahliye talepleri ve tutukluluğa yönelik itirazların

Başvuru No2013/7947Tarih1 Aralık 2015Okuma19 dk · 3.799 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Sanverdi Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/7947
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.799 kelime·19 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tahliye talepleri ve tutukluluğa yönelik itirazların

matbu gerekçelerle reddedilmesi, tutukluluğun makul süreyi aşması, mahkemece

Yargıtay bozma ilamı tebliğ edilmeden ve duruşma yapılmadan görevsizlik kararı

verilerek kanuni hakların kullanılmasının engellenmesi nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/10/2013 tarihinde Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi

aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

5.

Başvurucu 25/8/2010 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı mülga Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

250. maddesi ile görevli) 27/8/2010 tarihli ve 2010/88 sorgu sayılı kararı ile

tutuklanmıştır.

6.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. madde ile görevli) 18/10/2010

tarihli ve E.2010/496 sayılı iddianamesi ile başvurucunun “suç işlemek amacıyla

örgüt kurma ve örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde

ticareti yapma” suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı

yer ağır ceza mahkemesine kamu davası açılmıştır.

7.

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) başvurucu hakkında “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti

yapma” suçu yönünden açılan davayı tefrik ederek ayrı bir esasa (E.2011/76)

kayıt etmiş ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçu yönünden E.2010/234

sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada başvurucunun beraatine

karar vermiştir.

8.

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/3/2011 tarihli ve E.2011/76, K.2011/89

sayılı kararında başvurucu hakkında “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma”

suçu yönünden Gaziantep ağır ceza mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğundan

bahisle görevsizlik kararı verilmiştir. Mahkeme, aynı kararda başvurucunun

tutukluluğunun devamına da karar vermiştir.

9.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2012 tarihli ve E.2011/167, K.2012/173

sayılı kararı ile başvurucunun “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma”

suçundan 15 yıl hapis ve 225.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve

“verilen hapis cezasının süresi ve kaçma şüphesi nazara alınarak” tutukluluğun

devamına karar verilmiştir.

10.

Kararın temyizi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 28/3/2013 tarihli ve

E.2012/20823, K.2013/2899 sayılı ilamında “...

delillerin değerlendirilmesi ve sanıkların hukukî durumunun belirlenmesi

görevinin özel yetkili Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait olması nedeniyle

görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılama sürdürülerek hüküm kurul(duğu)” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar

verilmiştir.

11.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay bozma ilamı sonrasında

gerçekleştirdiği tensip incelemesi sonucunda verdiği 22/4/2013 tarihli ve

E.2013/241, K.2013/274 sayılı kararı ile davaya bakma görevinin Adana 8. Ağır

Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Mahkeme,

aynı kararda başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

12.

Davaya bakan Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, E.2013/99 sayılı dosya üzerinden

devam olunan yargılamada 25/7/2013 tarihli celsede, başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar vermiştir.

13.

Başvurucu karara itiraz etmiş, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı mülga Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile

görevli) 11/9/2013 tarihli ve 2013/23 Değişik İş sayılı kararında “üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcut delil

durumu gözetilerek, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararında bir

isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

14.

Başvurucu, anılan kararı 2/10/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

15.

Başvurucu 11/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16.

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 1.

maddesi ile 5271 sayılı mülga Kanun’un 250. maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesi ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine

verdiği 10/3/2014 tarihli ve E.2013/99, K.2014/19 sayılı kararında görevsizlik

kararı vererek dosyayı Gaziantep Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

17.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/167 sayılı dosyası üzerinden devam

olunan yargılamada 11/4/2014 tarihli celsede başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir.

18.

Başvurucu 18/4/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, itirazı inceleyen Gaziantep

4. Ağır Ceza Mahkemesi 22/4/2014 tarihli ve 2014/317 Değişik iş sayılı kararı

ile başvurucunun adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliyesine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Sanıkların

27/08/2010 tarihinden itibaren atılı suçtan tutuklu bulunmaları, CMK’nun 102/2 fıkrası uyarınca tutuklamanın azami süresinin

5 yıl oluşu bu itibarla yaklaşık 4 yıldır tutuklu olan sanıklara yönelik

uyuşturucu madde ticareti suçlaması dışındaki suç örgütü suçlarının vasıf

değiştirmesi ihtimali ile AİHS’nin 5 md ile bir arada değerlendirildiğinde,

adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasının daha uygun olacağı

anlaşılmakla, mağduriyetine sebebiyet vermemek için...”

19.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2014 tarihli ve E.2014/167,

K.2014/480 sayılı kararında başvurucunun “uyuşturucu madde ticareti yapma”

suçundan 15 yıl hapis ve 225.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

20.

Dava, inceleme tarihi itibarıyla temyiz aşamasındadır.

B. İlgili Hukuk

21.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” kenar

başlıklı 188. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Uyuşturucu veya

uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan,

satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan,

kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)(2)

(Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu

veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren

veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz.

(4) (Değişik:

27/3/2015-6638/11 md.) a) Yukarıdaki fıkralarda

belirtilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin

olması,

...

hâlinde

verilecek ceza yarı oranında artırılır”

22.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”

kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa.

b) Şüpheli veya

sanığın davranışları;

1. Delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde

188),

...”

23.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe

gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve

fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

24.

5271 sayılı Kanun’un “Şüpheli veya sanığın

salıverilme istemleri” kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.”

25.

5271 sayılı Kanun’un “Tutukluluğun incelenmesi”

kenar başlıklı 108. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre

içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza

hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde

bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek

suretiyle karar verilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26.

Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 11/10/2013

tarihli ve 2013/7947 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27.

Başvurucu; tahliye taleplerinin ve tutukluluğa yönelik itirazlarının matbu

gerekçelerle reddedildiğini, dava kapsamındaki deliller toplanmış olmasına

rağmen delillerin karartılma olasılığı bulunduğundan bahisle tutukluluğun devam

ettirildiğini, kaçma şüphesinin somut olgulara dayanılarak açıklanmadığını,

yeterli ve doyurucu gerekçe yazılmadan devam ettirilen tutukluluğun makul

süreyi aştığını, Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesince Yargıtay bozma ilamından

sonra duruşma yapılmadan ve bozma ilamı tebliğ edilmeden görevsizlik kararı

verilerek kanuni haklarını kullanmasının engellendiğini belirterek Anayasa’nın

19. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

hak ihlali tespiti ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

28.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu itibarla başvurucunun;

i. Tahliye taleplerinin ve tutukluluğa yönelik itirazlarının

matbu gerekçelerle reddedildiği, dava kapsamındaki deliller toplanmış olmasına

rağmen delillerin karartılma olasılığı bulunduğundan bahisle tutukluluğun devam

ettirildiği, kaçma şüphesinin somut olgulara dayanılarak açıklanmadığı, yeterli

ve doyurucu gerekçe yazılmadan devam ettirilen tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddialarının Anayasa’nın 19. maddesi ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı,

ii. Gaziantep

3. Ağır Ceza Mahkemesince Yargıtay bozma ilamından sonra duruşma yapılmadan ve

bozma ilamı tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilerek kanuni haklarını

kullanmasının engellendiği yönündeki iddiasının Anayasa’nın 36. maddesi ile

koruma altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi

gerekir.

1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

29.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

30.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde, hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri

hükme bağlanmıştır (Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

31.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

32.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında

tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

güvence altına alınmıştır (Murat Narman, §

60).

33.

Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu

sürenin makul olup olmadığının, her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmesi gerekir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine

rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması

durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

34.

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya

konulması gerekir (Murat Narman, §

62).

35.

Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin

devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ”ilgili” ve ”yeterli” görüldüğü takdirde

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Murat

Narman, § 63).

36.

Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından

yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde

kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı gözönüne

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman, §§

64, 65).

37.

Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve

tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan

gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunu

söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir

yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam

ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir. Ayrıca itiraz veya temyiz merciinin,

itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki

gerekçelere katıldığı durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak

gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil

etmez (İbrahim Ayhan, B. No:

2013/9895, 2/1/2014, §§ 45, 46).

38.

Somut olayda, başvurucunun yargılandığı Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2011/76 sayılı dosyasında 2/11/2010 tarihinde yapılan tensip incelemesinde “mevcut delil durumu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

tutuklu kalınan süre dikkate alınarak” başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir. Mahkemenin 24/3/2011 tarihli yetkisizlik kararında

ise “tutuklu sanıkların üzerlerine atılı

suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma ve delilleri karartma olasılıkları

gözetilerek” başvurucunun tahliye talebi reddedilmiş ve tutukluluk

hâlinin devamına karar verilmiştir.

39.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/167 sayılı dosyası üzerinden

yürütülen yargılamada 17/6/2011 tarihli celsede “CMK 100-108 maddeleri gereğince atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

suçluluğu konusunda kuvvetli şüphe bulunması, suça öngörülen ceza miktarı,

mevcut delil durumu ve kaçma şüphesi göz önüne alınarak...”;

21/9/2011 tarihli celsede “sanıkların

üzerlerine atılı suçun CMK.100 ve 108.madde nazara alınarak vasıf ve mahiyeti,

üzerlerine atılı suç için öngörülen ceza miktarı, mevcut delil durumu ve

suçlulukları konusunda kuvvetli şüphe sebepleri nazara alınarak...”; 25/11/2011

tarihli celsede “üzerlerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, suçu işlediklerine dair kuvvetli somut olguların varlığı ve

bu durumda delilleri karartmaları ihtimaline ilişkin kuvvetli şüphe sebepleri

ve tutuklama sebeplerinde bir değişiklik olmadığı nazara alınarak...” gerekçeleriyle

tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Mahkeme, Yargıtay bozma ilamı

sonrasında E.2013/241 sayılı dosyada tensip incelemesi sonucunda verdiği

22/4/2013 tarihli yetkisizlik kararı ile birlikte “üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, yüklenen suçları işlediklerine

dair kuvvetli somut olguların varlığı, kaçma delilleri karartma ihtimali

ilişkin kuvvetli sebepleri ve tutuklama koşullarında her

hangi bir değişiklik bulunmadığı...” gerekçeleriyle

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

40.

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi E.2013/99 sayılı dosya üzerinden devam olunan

yargılamada 25/7/2013 tarihli celsede “üzerlerine

atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma ve delilleri karartma

olasılıkları, atılı suçlar için kanunda öngörülen ceza miktarları(nı) gözeterek” başvurucunun tahliye talebini

reddederek tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Mahkeme 18/2/2014

tarihli celsede ise “üzerlerine atılı

suçların niteliği, kanıt durumu, iletişim tespit tutanakları, yakalanan

uyuşturucunun niteliği ve miktarı, sanıklar hakkındaki fiziki ve teknik takip

tutanakları dikkate alındığında sanıkların atılı suçu işlediğine dair kuvvetli

suç şüphesinin bulunması, atılı suçlar için kanunda öngörülen ceza miktarı

gözetilerek ...” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına

karar vermiştir.

41.

Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/167 sayılı dosyası üzerinden

yürütülen yargılamada ise 11/4/2014 tarihli celsede “üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, suçu işlediklerine dair

kuvvetli somut olguların varlığı, sanıkların kaçma ihtimallerine ilişkin

kuvvetli şüphe sebepleri, atılı suçun CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince

katalog suçlardan olduğu gözetilerek ve tutuklama sebeplerinde bir değişiklik

olmadığı nazara alınarak...” gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

42.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını,

delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar

gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin

gösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,

B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).

43.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

44. Tutukluluk

süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin

dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece

mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak

nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin

hesabında dikkate almamaktadır (Solmaz/Türkiye,

B. No: 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap Doğan / Türkiye, B. No: 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da

benimsenmiş ve temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine

hükmedilmiştir (Hamit Kaya, B.

No: 2012/338, 2/7/2013, § 41). Bu bakımdan

temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde gözönünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303,

21/11/2013, § 42).

45. Somut

olayda başvurucu 25/8/2010 tarihinde gözaltına alınmış ve 27/8/2010 tarihinde

tutuklanmıştır. Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2012 tarihinde vermiş

olduğu başvurucunun mahkûmiyetine dair karar, Yargıtay tarafından 28/3/2013

tarihli ilam ile bozulmuştur. Başvurucu, yargılamanın devamında Gaziantep 4.

Ağır Ceza Mahkemesinin itiraz üzerine verdiği 22/4/2014 tarihli kararı ile

tahliye olmuştur.

46. Bu

belirlemelere göre başvurucu 25/8/2010-2/4/2012 ve 28/3/2013-22/4/2014

tarihleri arasında “bir suç isnadına bağlı olarak” hürriyetinden yoksun kalmış

iken 2/4/2012-28/3/2013 tarihleri arasında “ilk

derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak”

tutulmuştur. Başvurucu,

bir suç isnadına bağlı olarak 25/8/2010-2/4/2012 tarihleri arasında 1

yıl 7 ay 7 gün, 28/3/2013-22/4/2014 tarihleri arasında 1 yıl 24 gün olmak üzere

toplam 2 yıl 7 ay 31 gün süreyle hürriyetinden yoksun bırakılmıştır.

47.

Dava dosyasının incelenmesinde derece mahkemelerince başvurucunun

tutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde mevcut delil

durumuna, iletişim tespit tutanaklarına, fiziki ve teknik takip tutanaklarına,

kuvvetli suç şüphesinin varlığına, suçun niteliğine ve suça ilişkin olarak

Kanun’da öngörülen yaptırımın ağırlığına, yakalanan uyuşturucunun özelliğine ve

miktarına, başvurucunun kaçma ve delilleri karartma şüphesinin bulunduğuna ve

suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen

tutuklama nedeni bulunduğu varsayılan “katalog”

suçlardan olmasına değinildiği görülmektedir. Mahkemelerce kuvvetli

suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen ve yargılama neticesinde 15 yıl

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen başvurucu hakkında verilen

tutukluğun devamına ilişkin kararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının

hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve

içeriktedir. Öte yandan başvurucunun yargılandığı dava, sekiz sanık hakkında

açılmış olup örgütlü işlendiği iddia edilen uyuşturucu madde ticaretine

ilişkindir. Davaya bakan Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi “suç işlemek amacıyla

örgüt kurma” suçu yönünden beraat kararı verirken tefrik ederek ayırdığı

“uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan 24/3/2011 tarihinde görevsizlik

kararı vererek dosyayı Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Anılan

Mahkeme, 17/6/2011-2/4/2012 tarihleri arasında sekiz celse yapmış ve 2/4/2012

tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu sekiz sanık hakkında isnat edilen

suçtan mahkûmiyet kararı vermiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay

10. Ceza Dairesince hükmün görev yönünden bozulması sonrasında dosya, Adana 8.

Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş; anılan Mahkemece üç celse yapıldıktan sonra

6526 sayılı Kanun gereği dosya tekrar Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesine geri

gönderilmiştir. Dava, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iki kez Gaziantep

3. Ağır Ceza Mahkemesine, Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da bir

kez Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu göndermelerden biri

Yargıtay bozma ilamı, diğeri Kanun değişikliği nedeniyle yaşanmıştır. Ancak

derece mahkemelerinin davanın kendi uhdelerinde bulunduğu süre içinde yürütülen

işlemlerde bir özensizlik içinde bulundukları tespit edilmemiştir. Somut

olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin olarak derece mahkemelerince

açıklanan gerekçeler, yargılama süreci gözönüne

alındığında yaklaşık 2 yıl 8 aylık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterlidir.

İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum

bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul olduğu

görülmektedir.

48.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

49.

Başvurucu, Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesince Yargıtay bozma ilamından sonra

duruşma yapılmadan ve bozma ilamı tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilerek

kanuni haklarının kullanılmasının engellendiğini ileri sürmüştür.

50.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

51.

30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru

hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

52.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

53.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

54.

Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması yanında telafi

kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde de başvurucuya, şikâyetlerini gidermede

makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer

verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının

gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması

gerekir (Ramazan Aras, B. No:

2012/239, 2/7/2013, § 29)

55.

Somut olayda Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2012 tarihli kararı ile

başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ve karar, Yargıtay 10. Ceza

Dairesinin 28/3/2013 tarihli bozma ilamı ile görev yönünden bozulmuştur.

Mahkeme, bunun üzerine tensip incelemesi sonucunda 22/4/2013 tarihinde

görevsizlik kararı vererek dosyayı Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş;

kanun değişikliği nedeniyle tekrar iade edilen davada 25/12/2014 tarihinde

nihai kararını vermiştir. Dava, başvuru tarihi itibarıyla ilk derece mahkemesi

olarak Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinde derdest olup Anayasa Mahkemesince

inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da temyiz aşamasındadır. Başvurucu,

yargılama süreci içinde Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay bozma

ilamına dayanarak verdiği 22/4/2013 tarihli görevsizlik kararının duruşma

açılmaksızın ve Yargıtay bozma ilamı kendisine tebliğ edilmeksizin

verildiğinden ve bu şekilde kanuni haklarının kısıtlandığından bahisle ilk

derece mahkemelerinde hakkındaki yargılama devam ederken Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun, hakkındaki yargılama sürecinde

yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkin şikâyetlerini ilk derece mahkemelerinde devam eden yargılama

süreçlerinde ve sonrasında temyiz aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürmüş

ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede

başvurucu tarafından derece mahkemelerinin, hakkındaki yargılama ve temyiz

süreçleri beklenmeden yargılama sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali

şikâyetlerinin bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

56.

Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemeleri ve temyiz mercileri önünde usulüne

uygun olarak devam eden başvuru yollarının tüketilmeden temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Mehmet SANVERDİ Vekili : Av. Nazan AKÇAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7947, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. M. Emin KUZ
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7947
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • İsmail Çevik Başvurusu (B. No: 2013/5727)
  • Hasan Basri Özbey Başvurusu (B. No: 2013/2061)
  • Ata Türkeri Başvurusu (B. No: 2013/6057)
  • Tahsin Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4580)
  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3246)
  • Orhan Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/604)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.