İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erol Eşrefoğlu ve Hüseyin Kayapalı Başvurusu (B. No: 2015/964)

1. Başvuru, karar sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların kararda

Başvuru No2015/964Tarih12 Haziran 2018Okuma39 dk · 7.707 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erol Eşrefoğlu Ve Hüseyin Kayapalı Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2015/964
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.707 kelime·39 dk okuma·27 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, karar sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların kararda

tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 15/1/2015 ve 16/1/2015 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2015/987 numaralı bireysel başvuru

dosyasının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/964

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2015/964

numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu Erol Eşrefoğlu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. Sırasıyla 1960 ve 1966 doğumlu olan başvurucular, değişik

sektörlerde ticari faaliyet gösteren çok sayıda firmanın işletmeciliğini yapmış

işadamlarıdır.

11. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

başvurucuların da aralarında yer aldığı 220 şüpheli hakkında çıkar amaçlı suç

örgütü kurma, yönetme, örgüte üye olma, kamu kurum ve kuruluşları aleyhine

nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini vekara parayı aklama suçlamalarıyla soruşturma

başlatılmıştır.

12. Başvurucular, söz konusu soruşturma kapsamında 28/6/2006

tarihinde gözaltına alınmış; 30/6/2006 tarihinde ise Bursa 2. Sulh Ceza

Mahkemesinin 2006/346 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmışlardır.

13. Soruşturma kapsamında başvurucularla ticari temaslarda

bulundukları tespit edilen gerçek ve tüzel kişilerden oluşan şüphelilerin mal

varlıklarında kaynağı şüpheli artışlar olup olmadığının belirlenmesi ve delil

araştırması yapılması amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)

murakıpları, Maliye Bakanlığı hesap uzmanları ve gelirler kontrolörleri

bilirkişi olarak tayin edilmiş ve bilirkişilerden başvurucularla diğer

şüpheliler arasında gerçekleştirilen ticari işlemlerin incelenmesi ve inceleme

sonuçlarının rapor edilmesi istenmiştir.

14. Soruşturma dosyasında bilirkişi olarak tayin edilen BDDK

murakıpları, şüphelilerin gönderici ve alıcı sıfatıyla taraf oldukları banka

havalelerine ve para transferlerine ilişkin beş yıllık kayıtlar üzerinde

yaptıkları inceleme sonucu elde ettikleri bulguları 16/6/2006 tarihli raporla

Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştur. Bu raporda; ortalama gelir düzeyine sahip

bir şahsın objektif koşullarda yapması beklenen düzeyden gözle görünür biçimde

yüksek tutarda, şüpheli mahiyette para hareketlerinin mevcut olduğu, söz konusu

şüpheli işlemlerde taraf olan şahısların gelir düzeyleri dikkate alındığında

gerekli yasal işlemlerin yapılmasının yerinde olacağı görüşüne yer verilmiştir.

15. BDDK murakıpları tarafından düzenlenen bir diğer raporda;

kara para aklama amacıyla çok sayıda kişiden oluşan bir organizasyon

oluşturulduğu, 1999-2006 yılları arasında özel bankalarda 316 farklı şahıs

adına mevduat ve yatırım hesapları açıldığı, bu hesaplar kullanılarak yasa dışı

fonların yasal fonlar görünümünde bankacılık sisteminde nemalandırıldığı,

paravan şirket kullanımı gibi yöntemlerle kara paranın aklandığı yönünde

görüşlere yer verilmiştir. Bu raporda ayrıca ilgili banka müdürlerinin hizmet

nedeniyle emniyeti suistimal suçunu işledikleri değerlendirmesinde

de bulunulmuştur.

16. Soruşturma dosyasında bilirkişi olarak atanan Maliye

Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulunda görevli hesap uzmanlarınca düzenlenen

23/6/2006 tarihli raporda ise soruşturma kapsamındaki kişilerin mal varlığı

unsurları ile beyan edilen kazanç tutarlarının karşılaştırılması sonucu elde

edilen bilgilere göre bazı şüphelilerin mal varlığı unsurlarının beyan

ettikleri kazançlarla açıklanamadığı tespitine yer verilmiştir. Bu raporda ayrıcabaşvuruculardan Erol Eşrefoğlu ile irtibatlı

kişilerin ortak ve yöneticisi oldukları şirketlerin 30/3/2006 tarihi itibarıyla

kesinleşmiş yüksek oranda vergi borcu bulunduğu, başvurucunun bu borçlar

nedeniyle ilgili kamu kurumlarının takibinden kaçmak için resmî olarak

şirketlere ortak olmadığı, bazı şirketleri kontrolünde tutarak yakın çevresinde

bulunan şahıslar aracılığıyla yönettiği, söz konusu şahıslar adına açılan

hesaplardan para transferlerine yönelik talimatlar verdiği, kontrolünde tuttuğu

şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamak için bu paraları kullandığı yönünde

tespitlere de yer verilmiştir.

17. Soruşturma dosyasında bilirkişi olarak görevli gelirler

kontrolörünce hazırlanan 30/9/2005 ve 14/9/2006 tarihli raporlarda,

başvuruculardan Erol Eşrefoğlu tarafından çeşitli kamu kurumlarına olan

borçların hileli yollarla ödenmediği ve bu paraların diğer başvurucu Hüseyin

Kayapalı'ya ait firmalar üzerinden gerçekleştirilen ticari işlemlerle sisteme

transfer edildiği, başvurucu Erol Eşrefoğlu'nun yakın çevresindeki şahıslar

adına yüksek miktarda hazine bonosu virman işlemlerinin bulunduğu, 2003 yılında

bu işlemlerin ciddi boyutlara ulaştığı, hazine bonosu gelirlerinin çok sayıda

kişiye dağıtılarak istisnadan faydalandırılıp "vergi kaçırmak" maksadıyla kara para aklama yöntemi

olarak kullanılmış olabileceği yönünde görüşlere yer verilmiştir.

18. Soruşturma dosyasına atanan bilirkişiler ve uzmanlar

tarafından yapılan incelemeler sonucu hazırlanan diğer raporlarda da açıkça

sistem içinde dolaşan paranın kaynağının şüpheli ve kara para olduğu, bu paranın

illegal yollardan ve suçtan elde edildiği, söz konusu para ve mal varlığının

araştırılması, ayrıca müsadereye tabi tutulması, bu amaçla acilen tedbir kararı

verilmesi yönünde görüşler bildirilmiştir.

19. Soruşturmayı yürüten Başsavcılık tarafından bilirkişi

raporlarında belirlenen tavsiyelere göre başvurucuların da aralarında yer

aldığı şüpheli şahıs ve şirketlerin mal varlığı hakkında tedbir kararı

verilmesi talep edilmiştir.

20. Bu talep üzerine Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesince 27/6/2006

tarihli kararla başvurucuların da aralarında yer aldığı bazı şüphelilerin tüm

mal varlıklarının dondurulmasına, başvurucularla bağlantılı olduğu tespit

edilen tüzel kişilerin yönetim kurulu yetkilerinin soruşturma süresince kayyıma

devredilmesine ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyım olarak

atanmasına karar verilmiştir. Bu karar kapsamında başvurucu Erol Eşrefoğlu'na

ait olduğu düşünülen ve kara para olarak adlandırılan, hukuk dışı sermaye

olduğu değerlendirilen ve bazı şüphelilere ait hesaplarda tutulduğu anlaşılanparaya el konulmuştur.

21. Soruşturma kapsamında banka hesaplarında şüpheli para

hareketleri olduğu iddia edilen bazı şüphelilerin başvurucularla bağlantılı

olduğu anlaşılan şirketlerde çalışmakta oldukları veya başvurucuların yakın

akraba ve arkadaş çevrelerinde yer aldıkları anlaşılmış ve bu şüpheliler, söz

konusu banka hesaplarındaki mevduat hakkında bilgi sahibi olmadıklarını, kendi

adlarına kayıtlı bu hesapların başvurucular tarafından veya başvurucuların talimatlarına

göre kullanıldığını beyan etmişlerdir. Söz konusu beyanlar soruşturma

dosyasında delil olarak değerlendirilmiştir.

22. Diğer yandan soruşturmanın başlatıldığı tarihten önceki

dönemde başvurucularla bağlantılı şirketler hakkında yapılmış denetimler ve

incelemeler sonucu düzenlenen uzman raporları da soruşturma dosyasına

alınmıştır. Bu raporlarda, kara para aklama suçunun oluştuğu şüphesi uyandıran

birtakım ticari işlemlerin tespit edildiği, 13/11/1996 ve 4208 sayılıKaraparanın Aklanmasının Önlenmesine,2313 Sayılı

Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının

Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun kapsamında soruşturma yapılmasının gerekli olduğu

yönünde görüşler mevcuttur. Örneğin Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma

Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan 17/10/2001 tarihli raporun sonuç

bölümünde, başvuruculardan Erol Eşrefoğlu tarafından Türkiye İş Bankasından 1994

yılından itibaren kullanılan kredilerin dolandırıcılık kastıyla alındığı,

mütemadi fiilin fabrika ve zeytin alımlarıyla 1997 yılı içinde tamamlandığı, bu

işlemler sonucu usulsüz olarak aktarılan krediler nedeniyle banka ve faktoring kurumu zararı oluştuğu, bu zararın 1/3/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 503. maddesi ve 504.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen banka veya diğer kredi kurumlarınca

tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak suretiyle meydana

geldiği, banka yöneticilerinin bu suçlara iştirak ettikleri, bahsi geçen (İş

Bankasından elde edilen) meblağın 4208 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre kara

parayı ve bu paranın banka hesapları arasında aktarılmak ve çeşitli

gayrimenkuller alınmak suretiyle değerlendirilmesinin de aynı Kanun’un anılan

maddesine göre kara para aklama suçunu oluşturduğu tespitine yer verilmiştir.

23. Soruşturmanın tamamlanmasından sonra dosya kapsamına alınan

evrakın incelenmesi neticesinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca konunun kara

para veya suçtan kaynaklanan mal varlığı olarak nitelendirilebilecek servetin

aklanmasına yönelik eylemlerden oluştuğu değerlendirilerek 4208 sayılı Kanun

hükümleri ile 29/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama

kenar başlıklı 282. madde

hükümlerinin uygulanabileceği ancak 4208 sayılı Kanun uygulandığında işlemlerin

ve prosedürlerin çok uzun zaman alacağı, sonuç alma ihtimalinin zayıf

bulunduğu, 5237 sayılı Kanun'un 282. maddesinin ise birebir eylemlerin

karşılığı olduğu, daha pratik hükümler içerdiği, eylemlerin devamlılık

göstermesi nedeniyle de suç tarihi açısından problem olmayacağı kanaatiyle 4208

sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasından vazgeçilerek 25/9/2006 tarihli

iddianame ile başvurucuların silahlı çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve yönetme,

örgütlü şekilde kamu kurumları aleyhine nitelikli dolandırıcılık, örgütlü

şekilde suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlendirini

aklama suçlarından 5237 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca ayrı ayrı

cezalandırılmaları talebiyle dava açılmıştır.

24. Söz konusu iddianamede yer verilen hukuki değerlendirmeler

şu şekildedir:

i. Başvuruculardan Erol Eşrefoğlu'nun dolandırıcılık ve kara

para aklama suçlarına ilişkin haksız çıkar sağlamak amacıyla örgüt kurduğu,

örgüt üyelerinin genellikle silahlı gezdiği, bu hâliyle eyleminin silahlı çıkar

amaçlı suç örgütü oluşturma suçunu oluşturduğu, diğer başvurucu Hüseyin

Kayapalı'nın da örgütün kurucu kadrosunda yer aldığı, bu nedenle her iki

başvurucunun da 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları uyarınca cezalandırılmaları talep edilmiştir.

ii. Başvurucu Erol Eşrefoğlu'nun yıllardan beri pek çok şirket

kurduğu, şirketlerin vergi borçlarını ödemediği, vergi borçlarının gerçekçi bir

şekilde tespit edilmesini önlemek amacıyla her türlü muhasebe hilesine

başvurduğu, sigorta primlerini ödemediği, paravan şirketler kurarak bu

şirketler üzerinden karmaşık alışveriş işlemleri gerçekleştirdiği, bankaları

dolandırmak maksadıyla sahte çekler verdiği, banka görevlileri ile iş birliği

yaparak yanıltıcı raporlar düzenlettirip kendisine yüksek oranlarda kredi

verilmesini sağladığı, şirket hisselerini devamlı olarak yakınları ve

çalışanları üzerinde tuttuğu, bu eylemlerin nitelikli dolandırıcılık suçunu

oluşturduğu, başvurucuların eylem birliği içinde oldukları, bu nedenle

başvurucularının örgütlü şekilde kamu kurumları aleyhine nitelikli

dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca cezalandırılmaları talep edilmiştir.

iii. Başvurucu Erol Eşrefoğlu'nun kaynağı şüpheli olan, ticari

faaliyetle elde edilmesi imkânı bulunmayan ve suçtan elde edildiği konusunda

kesin kanaat hasıl olan yüksek miktarda kara para olarak adlandırılacak hukuk

dışı sermayeyi bankacılık sektörünü kullanarak, iş dünyasında yatırımlar

yaparak, gayrimenkuller alarak aklamaya çalıştığı, bu hâliyle suçun kara parayı

aklamak olarak nitelendirilebileceği, bu nedenle başvurucuların örgütlü şekilde

suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan 5237 sayılı Kanun'un

282 maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları uyarınca cezalandırılmaları talep

edilmiştir.

iv. Başvurucu Hüseyin Kayapalı'nın ayrıca iş yerindeki kasasında

az sayıda tabanca mermisi bulundurduğu tespit edildiğinden 10/7/1953 tarihli ve

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a

muhalefet suçundan da cezalandırılması talep edilmiştir.

25. Anılan iddianamede (s. 252) suçtan kaynaklanan mal varlığı

değerlerini aklama suçu bakımından ise aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

"Toplanan deliller ışığında, şüpheli Erol

Eşrefoğlu'nun kaynağı şüpheli olan, ticarifaaliyetleri

ile elde edilmesi imkanı bulunmayan ve suçtan elde

edildiği konusunda kesin kanaat hasıl olan çok yüksek miktarda kara para olarak

adlandırılacak hukuk dışı sermayeyi bankacılık sektörünü kullanarak, iş

dünyasına girip yatınmlar yaparak, gayrimenkuller

alarak aklamaya çalıştığı, bu hali ile suçun kara parayı aklamak olarak

nitelendirilebileceği (...) "

26. İddianamede (s. 136) mağdur konumunda bulunan kurumlardan

söz edilmekte ve bunlar arasında Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı

yönünden vergi borçlarından, TMSF yönünden şirketlerin vergi borçlarından,

Türkiye Elektrik A.Ş. bakımından elektrik borcundan, Sosyal Sigortalar Kurumu

(SSK) yönünden Erol Eşrefoğlu'na ait şirket borçlarından ve nihayet İş Bankası

yönünden bankaya olan borçlardan söz edilmiştir.

27. Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2006/318 sırasına kayıtlı

dosya üzerinden görülen yargılamada 2/10/2006 tarihli kararla görevsizlik

kararı verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(...) Silahlı çıkar amaçlı örgüt üyesi

olmak, örgütlü şekilde kamuı kurumları aleyhine

nitelikli dolandırıcılık ve bu suça iştirak, örgütlü şekilde suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklamak ve bu suça iştirak, silahlı çıkar amaçlı suç örügütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek, 676 sayılı

Kanuna aykırı davranmak suçlarından 5237 sayılı Kanun'un 220/1-2-3, 158/1-e, 282/1-3,

6138 sayılı Kanunun 13/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için sanıklar

hakkında kamu davası açıldığı,

Suç işlemek amacıyla kurulan örgütün araç,

gereç ve üye sayısı bakımından amaç suçları işlemeye elverişli, hiyerarşik yapı

içerisinde devamlı ve disiplinli bir işbirliğini öngörmesi ve yasalarda suç

sayılan fiilleri işlemek amacıyla oluşturulmuş olmasının gerektiği, suç işlemek

amacıyla örgüt kurulmasının tehlike suçu olduğu, dosyanın konusu olan örgütün

2000 yılından bu yana işlediği suçlardan cebir ve tehdit uygulanmış olanların

münferit nitelikte olup olmadıklarını, sanıkların kurduğu örgütün devamlılığını

sağlamak amacıyla silah kullanmalarının cebir ve tehditi

kapsayıp kapsamadığını, [A.Ç.]

ile birlikte olunduğu imajı verilmesinin cebir ve tehdit unsuru olup olmadığını

değerlendirmenin özel görevli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılması

gerektiği, bu durumda mahkemenin görevli olmadığı sonucuna varıldığı,

görevsizlik kararı verilmesinin uygun görül[müştür.]"

28. Görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği (kapatılan)

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ile görevli) 12/10/2006

tarihli kararıyla örgütün silahlı olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı,

sanıklara isnat olunan eylemlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde

düzenlenen haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün

çevresinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar kapsamında

değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

29. Ortaya çıkan görev uyuşmazlığı nedeniyle dosya merci tayini

için Yargıtaya gönderilmiş, Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 13/11/2006 tarihli kararıyla (kapatılan) İstanbul12. Ağır Ceza

Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) yargılamada görevli olduğunu

değerlendirerek (kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde

ile görevli) tarafından verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına ve

dosyanın yargılama yapılmak üzere adı geçen Mahkemeye gönderilmesine karar

vermiştir.

30. Söz konusu karara göre yargılamaya (kapatılan) İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) E.2006/313 sırasına kayıtlı

dosya üzerinden devam edilmiştir.

31. Mahkeme 20/6/2012 tarihli kararıyla başvurucuların suç işlemek

amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme, mal varlığı değerlerini, bunların gayrımeşru kaynağını gizleyerek meşru bir yolla elde

edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli bankalarda bir kısım

sanıklar tarafından işlemlere tabi tutulmak suretiyle suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklama ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından hapis

cezasıyla cezalandırılmalarına, başvurucu Hüseyin Kayapalı hakkında ayrıca 6136

sayılı Kanun'a muhalefet suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına, bu suç

yönünden kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, başvurucuların

üzerlerine kayıtlı görülen tüm malvarlıklarının suçtan kaynaklanan mal varlığı

değerlerinden kaynaklı kara para niteliğinde sermaye ile ele geçirildiğinden

müsaderelerine hükmedilmiştir.

32. Mahkeme kararının gerekçesinde başvurucular hakkında

aşağıdaki tespitlere yer verilmiştir:

A. Erol

Eşrefoğlu Hakkında

33. Başvuruculardan Erol Eşrefoğlu'nun örgütün bizzat kurucusu

ve yöneticisi olduğu, başvurucunun güvendiği bir kısım çalışan adına banka

hesabı açtırarak bu hesaplara kara para niteliğindeki paranın yatırılarak

aklanması işlemlerini gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mahkeme, söz konusu

kara paranın;

i. 1995 yılında öldürülen N.M. isimli şahsa ait kaynağı belirsiz

para ve kıymetli evrakın ölüm olayından sonra başvurucu tarafından ele

geçirilmesi ve başvurucunun anılan şahıstan almış olduğu borçlar ve oluşturduğu

fonları kayıt dışı ticarette ve gayrimenkul alımında kullanarak yüksek gelir

elde etmesi,

ii. Türkiye İş Bankası ve Türk Ticaret Bankası'nın başvurucuya

ait şirketlerle kurduğu kredi ilişkilerinin normal bankacılık teamülleri

dışında gerçekleşmesi, özellikle Türkiye İş Bankasının finansmanı sayesinde

1995 yılı rakamlarına göre 1 trilyon TL tutarında oluşturulan sermaye ve

Türkiye genelinde faaliyet gösteren bir kısım özel bankadan sahte belgeler

kullanarak usulsüz bir şekilde krediler temin etmesi,

iii. Başvurucunun 1992 yılından itibaren işlettiği firmalar

nedeniyle çeşitli kamu kurum ve kuruşlarına olan borçlarını ödememesi, müşterek

ticari faaliyetler yürüttüğü şahısların hesaplarından tanımı yapılamayan yüksek

meblağlı para çıkışlarının bulunması, özellikle yurt dışına yönelik para

hareketlerinin bazılarının vergi cenneti olarak bilinen yerlere yapılması,

dolayısıyla vergi kaçırılması suretiyle elde edildiği kabul edilmiştir.

B. Hüseyin Kayapalı

Hakkında

34. Diğer başvurucu Hüseyin Kayapalı hakkında ise örgütün

hiyerarşik yapılanması içinde ana yöneticilerden biri olduğu, karşılıklı

menfaat sağladığı ve güvendiği bir kısım çalışan adına banka hesapları

açtırarak bu hesaplara kara para niteliğindeki paranın işlettirerek aklanması

işlemlerini gerçekleştirdiği kabul edilmiştir.

35. İlk derece mahkemesi lehe kanun tespitinin bir usul meselesi

olduğunu, bu çerçevede somut olayda 4208 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanabilirliğininbulunmadığını kabul etmiştir. Gerekçeli

kararın ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:

“4208

sayılı Yasanın 2. maddesi, 5549 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemelerin

bilahare yasa koyucu tarafından kaldırılarak 5237 sayılı Yasanın 282. maddesi

ile getirilen düzenlemeler bir nevi usule ilişkin düzenleme gibi sonuç doğuran

bir işlemdir. Zira, sanığın lehine olan yasa hükmü olarak değerlendirilebilmesi

için bunun temel ceza içeren bir düzenleme olması zaruri olacaktır. Oysa bunun usuli nitelik oluşturan bir durum olup, bir nevi usule

ilişkin düzenleme olarak kabul edilmesi gerektiği, bu haliyle bu durumun

doğrudan cezai bir sonuca ilişkin olmaması nedeniyle usul hükmü olarak

değerlendirildiği, örgüt yöneticisi olan sanık Erol EŞREFOĞLU(EVCİL)’nun geçmişte aldığı 1 yıl ve üzeri suçlar yönünden öncül

suç için aranan koşulun da gerçekleştiği, diğer sanıkların da örgüt faaliyeti

çerçevesinde bu suça iştirak ettikleri dolayısı ile usul hükümlerinin de derhal

uygulanacağına ilişkin temel kural da gözetilerek sanıkların işledikleri öncül

suçlar yönünden bir suç kategorisi gözetilmeyerek sanıkların örgüt faaliyetleri

çerçevesinde elde ettikleri ve dosyanın mahiyeti gereği karapara

özelliği oluşturduğu anlaşılan suçlardan kaynaklı gelirlerin öncül suç

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır" (Gerekçeli karar s. 364.)

36. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17/12/2014 tarihli kararı ile

başvurucular hakkında suç işlemek amacıyla ögüt kurma

ve yönetme ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından

verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına ve müsadereye ilişkin hükmün bozulmasına

karar verilmiştir. Nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan davanın ise

zamanaşımı gerekçesiyle düşmesine hükmedilmiştir.

37. Konuyla ilgili olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17/12/2014

tarihli kararında aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

"Bursa 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin 3.7.2007 tarih ve 2007/190-722 E-K sayılı kararıyla sabık Erol

Eşrefoğlu (evcil) hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama

suçundan zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararının sanığın 28.3.1997

tarihinden önceki eylemlere ilişkin olduğu, inceleme konusu davanın ise 1999

yılı ve sonrası yapılan işlemler hakkında açıldığı ve hükmün kurulduğu

anlaşılmakla, CMK nın 223/7 maddesinde belirtilen

mükerrer davaya ilişkin koşullar bulunmadığından sanık müdafilerinin aynı

konuda kesinleşmiş hüküm bulunduğuna dair temyiz itirazları yerinde

görülmemiştir.

Karapara aklama (suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama) suçu

kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç olup, öncül suç

dışında tamamen ayrı hukuki yararları koruduğu nazara alındığında, öncül suçun

işlendiği tarihte 4208 sayılı Kanunun veya 5237 sayılı TCK nın

282. maddesinin yürürlükte olup olmamasının hukuken bir önem taşımayacağı, bir

malvarlığı değerinin kaynağının “yasa maddesinde belirlenen suç” olması, o

parayı “karapara ya da suç geliri” saymak için

gerekli ve yeterli olacağı, bunun ekonomiye sokulmaya çalışılması, çeşitli

işlemlere tabi tutulması (öncül suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun) karapara aklama suçunu oluşturacağı, karapara

aklama veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun maddi

unsurunu oluşturan “dönüştürme” hareketinin gerçekleştirildiği tarihin suç

tarihi olacağı, somut olayda da dönüştürme hareketlerinin iddianame ile dava

açılıncaya kadar teselsül ederek devam ettiği gözetildiğinde mahkemenin

kabulünde bir isabetsizlik bulunmamış[tır.]"

38. Nihai karar 17/12/2014 tarihinde tefhim edilmiştir.

39. Başvurucular 15/1/2015 ve 16/1/2015 tarihlerinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

40. 4208 sayılı Kanun'un

"Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda geçen;

a) Karapara;

1. 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine

Dair Kanundaki,

2. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar

Hakkında Kanundaki,

3. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması,

Saklanması ve Nakli Hakkında Kanundaki,

4. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının

Korunması Hakkında Kanundaki,

5. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 259 uncu

maddesinin (b) fıkrasındaki,

6. (Ek alt bent: 12/12/2003

- 5020 S.K./15. md.) 4389 sayılı Bankalar

Kanununun 22 nci maddesinin (4) numaralı

fıkrasındaki,

7. (Ek alt bent: 12/12/2003

- 5020 S.K./15. md.) 2499 sayılı Sermaye

Piyasası Kanununun 47 nci maddesinin birinci

fıkrasının (A) bendinin (1) ila (7) numaralı alt bentlerindeki,

8. (Ek alt bent: 12/12/2003

- 5020 S.K./15. md.) Tasarruf Mevduatı Sigorta

Fonuna devredilen veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tasfiyeye tabi

tutulan bankalara dair iflas ve konkordatoya ilişkin olarak 2004 sayılı İcra ve

İflas Kanununun 333 üncü maddesindeki,

9. 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin

Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ve aynı Kanunun 179, 192, 211 ila 220, 264,

316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404,

406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 506 ncı maddelerindeki,

Fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para

veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirleri veya bir

para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para,

evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü

maddi menfaat ve değeri,

b) Karapara Aklama

Suçu: Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde

belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin

işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde

edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde

edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap

edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından

kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin

değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu

hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin

kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya

transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini

engellemeye yönelik fiilleri,

(...)

ifade eder."

41. 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin

Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'un 26. maddesi ile 4208 sayılı Kanun'un

2. maddesinin(a), (b), (d) ve (e) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.

42. 5237 sayılı Kanun'un

"Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" kenar

başlıklı 282. maddesinin ilk hâli şöyledir:

(1) Alt

sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını

gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak

maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis

ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile

cezalandırılır.

(2) Bu

suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından

bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi hâlinde, verilecek hapis cezası yarı

oranında artırılır.

(3) Bu

suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde

işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bu

suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik

tedbirlerine hükmolunur.

(5) Bu

suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele

geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele

geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle

cezaya hükmolunmaz.

43. 5237 sayılı Kanun'un 282. maddesinin 26/6/2009 tarihli ve

5918 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile değiştirilmiş şekli şöyledir:

"(1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını

gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran

veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği

konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç

yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar

adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak

etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini

bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (1)

(3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya

belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi

halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır.

(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş

bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat

artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel

kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan

önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya

bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran

kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz."

44. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun1/11/2011 tarihli ve

E.2011/7-31, K.2011/219 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıklarca işlendiği iddia olunan öncü

suçların gerçekleşme tarihi [K.]

Danışmanlık Ltd. Şirketince gübre alım ihalesinin kazanılarak sözleşmenin

imzalandığı 30.10.1995 günüdür. Diğer taraftan, karapara

aklama suçunun konusunu oluşturan 37.620.000 ABD Doları, sanıkların yöneticisi

olduğu şirketin ve hemen akabinde sanıkların şahsi banka hesaplarına 29.11.1995

(sehven 2005 yazılmış) ve 30.11.1995 (sehven 2005 yazılmış) tarihlerinde

aktarılmış olup, hem işlendiği iddia olunan öncü suçların gerçekleşme tarihi,

hem de öncü suçlar sonucu sanıklarca elde edilerek aklandığı iddia olunan

paranın elde edildiği tarih 4208 sayılı Yasanın yürürlük tarihi olan 19.11.1996

(sehven 2006 yazılmış) tarihinden öncedir. Karapara

aklama suçunun varlığı için, karapara olarak

nitelendirilen değerlerin elde edilmesine araç oluşturan öncü suçların 4208

sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 19.11.1996 (sehven 2006 yazılmış) tarihinden

sonra gerçekleşmiş olması gerekir, çünkü ancak bu durumda Yasanın 2-a

maddesinde sayılan suçların işlenmesi ile elde edilen değerler karapara olarak adlandırılabilir. Başka bir anlatımla karapara

aklama suçunun işlenebilmesi için öncelikle karapara

olarak adlandırabileceğimiz bir değerin varlığı gerekmekte olup, bu da Yasada

sayılan öncü suçların Yasanın yürürlük tarihinden sonra işlenmesi halinde

olanaklı olacaktır. Dolayısıyla sanıklarca aklandığı iddia olunan paranın elde

edildiği tarihin 4208 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce olması

nedeniyle karapara olarak nitelendirilmeyeceğinden,

karapara olarak nitelendirilmeyen suça konu paranın

da sanıklarca banka hesaplarından başka hesaplara aktarılması eylemlerinin karapara aklama suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı

değildir."

45. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 29/9/2011 tarihli ve

E.2009/10025, K.2011/16724 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Kara paranın, "kaynağının meşru

olduğu ispat edilemeyen gelir" olarak kabulü yasada yapılan tanımın

genişletilmesi anlamına gelir ki bunu ceza hukukunun temel ilkelerinden suç ve

cezada kanunilik kuralı ile bağdaştırma olanağı bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasının 141, 5271 sayılı CMK.nun 34, 230

maddeleri uyarınca Yargıtay denetimine olanak sağlayacak biçimde kararın

gerekçesinde suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin gösterilmesi, savunmada

ileri sürülen hususlar ile hükme esas alınan ve reddedilen delillerin

tartışılıp değerlendirilmesi, yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret

olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması ve sonuca hangi gerekçelerle ulaşıldığının

belirtilmesi gerekirken, sanıkta yakalanan paranın karapara

olduğuna ve bu paranın ne şekilde aklandığına ilişkin delillerin neler olduğu

karar yerinde gösterilip tartışılmadan, gerekçeden yoksun olarak ve denetime

olanak vermeyecek şekilde yazılı biçimdehüküm tesisi [bozmayı

gerektirmiştir.]"

46. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 8/10/2012 tarihli ve

E.2011/12206, K.2012/19784 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"TCK'nın 282. maddesininde öngörülen öncül suç niteliğindeki "parada

sahtecilik" suçundan sanık hakkında Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

verdiği 2006/133 esas sayılı mahkumiyet kararının

kesinleşmesi beklenerek, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin

gözetilmemesi [bozmayı gerektirmiştir.]"

47. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31/10/2014 tarihli ve

E.2013/277, K.2014/10780 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"31. 03.2010 tarihli Mali Suçları

Araştırma Kurulu raporu ile 13.12.2011 tarihli bilirkişi kurulu raporunda

sanığın uyuşturucu ticareti suçundan kazandığı para ile malvarlığı hareketleri

arasında somut ilişki kurulamadığının bildirilmiş olması, tüm dosya kapsamından

da; sanığın, öncül suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, gayrimeşru

kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat

uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutmak suretiyle aklama suçunu

işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve

inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati

yerine mahkumiyetine hükmolunması [bozmayı gerektirmiştir.]"

48. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/11/2015 tarihli ve

E.2015/4821, K.2015/4212 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için failin, alt sınırı altı

ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı

değerlerini, yurt dışına çıkarması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek

veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla

çeşitli işlemlere tabi tutması gerektiği; ayrıca sanık tarafından aklandığı

iddia olunan malvarlığı değerinin elde edilme tarihinin 4208 sayılı Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten sonra olması zorunluluğu da dikkate alınarak somut olayda öncül suç niteliğindeki

"uyuşturucu madde ticareti" suçlarından sanık hakkında işlem

yapıldığı ve yargılandığı belirtilen dava dosyalarının tespit edilerek

mahkemelerinden getirtilip suç tarihlerinin 4208 sayılı Kanunun yürürlüğünden

sonra olup olmadığı ve malvarlığı değerinin

bu suçlar nedeniyle elde edilip edilmediği yönünden incelenmesi ve

sonucuna göre sanığınhukuki durumunun takdir ve

tayini gerektiğinin gözetilmemesi [bozmayı gerektirmiştir.]"

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucular; gerekçeli kararda belirtilen hangi eylemlerin

öncü suç olarak nitelendirildiğinin belirtilmediğini, öncü suçların ne zaman ve

şeklide işlendiğinin belirtilmediğini, atıf yapılan bazı eylemlerin ise 4208

sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce olduğunu ve varsayıma dayalı olarak

cezalandırıldıklarını belirterek suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51. Bakanlık görüş yazısında, başvurunun bu kısmı hakkında görüş

bildirilmemiştir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının adil yargılanma

hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZ

bu görüşe katılmamışlardır.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

55. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı

güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

56. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

57. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun

bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 34).

58. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında

ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§§ 35, 39). Gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalı (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 18/6/2013, § 24) ve davada ileri sürülen

esas iddiaların diğerlendirilmiş olduğu karardan

anlaşılmalıdır.

59. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle

haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli

karar hakkı yönünden zorunludur. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın

sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız

bırakmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, §§ 38, 39).

60. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Bir yargılamada geçerli olan delil sunma ve

inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini denetlemek

Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin görevi

başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak temel hak ve özgürlükler

bağlamında adil olup olmadığını değerlendirmektir (Billur Güzide Balyemez ve Recai Alper Tunga, B. No:

2014/5909, 25/3/2015, § 45).

61. Anayasa Mahkemesinin buradaki rolü derece mahkemelerinin

hangi delile dayanarak karar vermeleri gerektiğini tespit değildir. Bununla

birlikte başvurucuların ileri sürdükleri kararın sonuca etkili iddia, savunma

ve delillerinin kararın gerekçesinde karşılanıp karşılanmadığı adil yargılanma

hakkı çerçevesinde yapılacak incelemenin haricinde bırakılamaz.

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

62. Kara paranın aklanması fiili ilk kez 1996 yılında 4208

sayılı Kanun ile hukuk sistemimizde suç olarak düzenlenmiştir. 5549 sayılı

Kanun'un 26. maddesiyle 4208 sayılı Kanun'un birçok maddesi yürürlükten

kaldırılmış, karapara terimi yerinesuçtan

kaynaklanan malvarlığı değerini ifade eden suç

geliri terimi kullanılmıştır. Aynı Kanun'da suçtan kaynaklanan mal

varlığı değerlerinin aklanması anlamına gelen "aklama suçunun" 5237 sayılı Kanun'un 282. maddesinde

düzenlenmiş olan suçun; diğer mevzuatta yer alan "kara para" ibaresinden "suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri",

"karapara aklama suçu" ibaresinden de "aklama suçunun" anlaşılacağı

ifade edilmiştir.

63. 5549 sayılı Kanun'un yollamada bulunduğu 5237 sayılı

Kanun'un 282. maddesiyle düzenlenen "suçtan

kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçunun

oluşabilmesi için alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren

bir suçun işlenmesi suretiyle elde edilen mal varlığı değerlerinin yurt dışına

transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir

yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere

tabi tutulması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde, suçtan kaynaklanan

mal varlığı değerlerini aklama suçunun konusunu suçtan kaynaklanan mal varlığı

değerleri oluşturmaktadır. Bu mal varlığı değerlerinin elde edildiği suçun türü

veya mahiyeti önemli değildir. Önemli olan, bu suçun konusunu oluşturan

ekonomik değerlerin başka bir (öncü) işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde

edilmiş olmasıdır.

64. Başvurucular mahkûmiyet gerekçesinde; akladıkları iddia

edilen gelirle ilgili olarak kaynağı ispat edilemeyen kayıt dışı malvarlığına

atıf yapıldığını, birtakım eylemlerden bahsedildiğini ancak öncü suç kapsamında

hangi somut fiilleri işlediklerinin ve bu suçların ne şekilde sübuta erdiğinin

gerekçeli karardan anlaşılmadığını ileri sürmektedir.

65. Somut olayda suçtan kaynaklanan mal varlığı değerleri olarak

başvurucu Erol Eşrefoğlu'na ait vergi borçları ve SSK gibi kurumlara olan

borçları, elektrik borçları, N. M.nin öldürülmesi

dolayısıyla elde edildiği iddia edilen paralar ve bankalardan alınan usulsüz

krediler sayılmaktadır. Diğer başvurucunun ise güvendiği bir kısım çalışan

adına banka hesapları açtırarak bu hesaplara kara para niteliğindeki gelirin

işlettirildiği belirtilmiştir. Ancak başvurucu Erol Eşrefoğlu'nun vergi

borçları bakımından da dayanak olarak alınan bilirkişi raporlarında Vergi Usul

Kanunu'na aykırılıktan verilmiş bir mahkeme kararına atıf yapılmamış; gerekçeli

kararda da bu konuda bir açıklık bulunmamaktadır. Kredi kullandırılması

sürecinde evrakta sahtecilik, dolandırıcılık gibi öncü suçların işlenip

işlenmediği, öncü suçların işlendiği iddiasıyla soruşturma/kovuşturma işlemi

yapılıp yapılmadığı gerekçeli karardan anlaşılamamaktadır. N.M.nin

öldürülmesi dolayısıyla nasıl bir mal varlığı elde edildiği de somutlaştırılmış

değildir. Bu konuda hazırlanan raporda anılan paranın 2 trilyon olduğu belirtilmişse de bu

kanaate hangi verilerden hareket edilerek ulaşıldığı ve para miktarının neyi

ifade ettiği belli değildir.

66. Bu durumda başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesini

gerektiren suçtan kaynaklanan mal varlığı

değerlerini aklama suçunun konusunu oluşturan ekonomik değerlerin hangi öncü

suçların işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edildiğine dair

iddiaları ayrı ve açıkça tartışılmamış ve karşılanmamıştır. Gerekçede birtakım

soyut değerlendirmeler bulunmaktaysa da başvurucuların mal varlığı değerlerinin

hangi suçlar nedeniyle elde edildiği yönünden bir tartışma yapılmamıştır. Kayıt

dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin birbirine karıştırıldığı kuşkusuna

sebep olacak şekilde bir değerlendirme yapılmıştır. Bu nedenle yargılama süreci

bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZ

bu görüşe katılmamışlardır.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucu Erol Eşrefoğlu, makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

69. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

70. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi

birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak ise

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

71. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

72. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 8 yıl 5 ayı aşan yargılamanın

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

74. Başvurucuların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine

karar verildiğinden adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetleri

hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına

gerek görülmemiştir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvurucular ihlal tespiti ve yargılamanın yenilenmesi

taleplerinde bulunmuştur.

77. Mevcut başvuruda, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

78. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) yerine bakan Bursa 5. Ağır

Ceza Mahkemesine (E.2006/16) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu Erol Eşrefoğlu hakkında Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

80. Başvurucu tazminat talep etmemiştir. Bu nedenle bu hususta

karar verilmemiştir.

81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZ'un

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Her iki başvurucu yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZ'un karşıoyları ve

OYÇOKLUĞUYLA,

2. Başvurucu Erol Eşrefoğlu yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa

5. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2006/16) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru konusu, “kara para aklama” suçu olarak da

adlandırılan “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçundan

verilen ceza mahkumiyetinin yeterli gerekçeyi ihtiva etmemesi iddiasına

ilişkindir.

2. Suçun gerek 4208 sayılı Kanunun 2. maddesinde, gerek 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde düzenlendiği şekliyle, işlenmesi

için, bir veya daha fazla “öncül suç”un varlığı

gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, herhangi bir öncül suçun mevcut olmadığı bir

durumda, “kara para aklama” suçunun da işlendiğinden söz edilemeyecektir.

3. Öte yandan yargı içtihatlarında ve doktrinde kara para

suçundan mahkumiyet kararı verilebilmesi için gelir

elde edildiği iddia olunan bütün öncül suçların kovuşturulmasının yapılması ve

yargılamaların kesin hükümle sonuçlanmış olması gibi bir koşul aranamayacağı

kabul edilmektedir.

4. Kara paranın aklanması suçunda sanık hakkında mahkumiyete

karar verilebilmesinin, iddia olunan öncül suçların ayrı ayrı sübutuna ve kesin

hükümle sonuçlandırılmasına talik edilmesi, uygulamada bu suçtan (aklama) ceza

verilmesini pratikte neredeyse imkansız hale

getirebileceği gibi, öncül suçların varlığına temas etmeden sadece suçtan

kaynaklanan malvarlığını aklama suçundan mahkumiyet hükmü kurulması da

masumiyet karinesine aykırı bir durum doğuracaktır. Bilindiği gibi, masumiyet

karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda

suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini

ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM,

E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No:2012/665, 13/6/2013, §

26).

5. Bu nedenle, kara para suçunda öncül suçların her birinin

sübutu ve her bir suçtan ne kadar gelir elde edildiğinin ispatı değil, sadece “suç işlemek için örgüt kurma” suçunun

işlenmiş olduğunun tespiti yeterli olabilecektir. Kuşkusuz, derece mahkemeleri,

bu görüşten farklı bir içtihat da tesis edebilirler. Ancak bu durumda, yukarıda

4. paragrafta belirtilen sorunların da yargı içtihatlarıyla hukuk devleti

gereklerine uygun çözümlere kavuşturulması icap eder. Bireysel başvurularda

Anayasa Mahkemesinin görevi, bu hususlarda en üst temyiz mercii ve içtihat

belirleyici gibi davranmak değildir.

6. Somut olayda, derece mahkemelerinin gerekçeleri her ne kadar

karmaşık ve kolayca anlaşılamayacak bir şekilde yazılmış ve bir kısmı da suç

teşkil etmeyen vergi borcu, banka kredisini ödememek gibi eylemlere dayanmış

olsa da esas itibariyle başvurucuların suç işlemek amacıyla (çıkar amaçlı) örgüt

kurmaları suretiyle öncül suçu işledikleri yolunda bir kabule dayandıkları

anlaşılmaktadır.

7. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikayetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren yorum, uygulama ve

sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

8. Bu yönüyle bakıldığında derece mahkemelerinin kararlarının

hukuk kurallarının yorumlanmasına ve delillerin değerlendirilmesine ilişkin

hususlar kapsamında kaldığı düşüncesiyle, Bölüm çoğunluğunun, “gerekçeli karar hakkının ihlali” yönünde

vardığı sonuca katılmamaktayım.

9. Öte yandan başvurucuların, gerekçeli karar hakkı yönünden

ihlal sonucuna varılması nedeniyle ayrıca incelenmeyen, tabii hakim ilkesine aykırı olarak, adil ve tarafsız olmayan

mahkemelerde yargılandıkları iddiası da bulunmaktadır. Kuşkusuz, başvurucuların

ciddi bir iddiayı içeren bu konuda delilleri ve tanıkları varsa, 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 ve devamı maddeleri gereğince yargılamanın

yenilenmesini, hükmü veren mahkemeden isteyebileceklerdir. Yargılamanın

yenilenmesi talebi kabul edilmezse, bu durumda Anayasa Mahkemesi bireysel

başvuru yoluyla konuyu tekrar inceleyebilecektir.

10. Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesinin ikincil bir yargı

yolu olması ve temyiz mahkemesi gibi hareket etmemesi ilkelerine uymadığı

kanısında olduğum ihlal sonucuna, gerekçeli karar hakkı yönünden

katılmamaktayım. Başvurucunun uzun yargılanma şikayeti

yönünden ise Bölüm çoğunluğuna katılıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Raportör Yrd.

:

Zehra

GAYRETLİ

Başvurucular

:

1. Hüseyin

KAYAPALI

Vekili

:

Av. Yavuz

ABBASOĞLU

2. Erol

EŞREFOĞLU

Vekili

:

Av. Murat

BALCI, Av. Mehmet ER

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucular hakkında yapılan ceza yargılamasında kararı

etkileyecek esaslı iddiaların kararda tartışılmaması sebebiyle gerekçeli karar hakkının;

yargılamanın çok uzun sürmesi sebebiyle de bu iddiada bulunan başvurucunun

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin karara

katılmakla birlikte gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul

edilebilir olduğuna ve bu hakkın ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne

katılmıyorum.

Başvurucular, sundukları delillerin araştırılmadığını ve

savunmalarının gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, gerekçeli kararda hangi

eylemlerin öncül suç olarak nitelendirildiğinin belirtilmediğini, öncül

suçların ne zaman ve ne şekilde işlendiğinin de açıklanmadığını, belirtilen

bazı eylemlerin ise karaparanın aklanmasının

önlenmesi hakkındaki 4208 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden öncesine ilişkin

olduğunu ifade ederek, haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Bölümümüz çoğunluğu, başvuru konusu mahkûmiyet kararının

gerekçesinde bazı soyut değerlendirmeler bulunmakta ise de “başvurucuların ayrı

ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren” iddialarının açıkça tartışılıp

karşılanmadığını ve “kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin birbirine

karıştırıldığı kuşkusuna sebep olacak şekilde bir değerlendirme yapıl[dığını]” belirterek başvurucuların adil yargılanma hakkı

kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (§ 66).

Bilindiği gibi, Anayasada ve Sözleşmede güvence altına alınan

hakların etkili bir şekilde korunması için, derece mahkemelerinin tarafların

iddialarını ve delillerini etkili bir şekilde incelemeleri gerekmekte, ancak

başvurucunun bazı iddialarına kararda cevap verilmemiş olması her zaman

gerekçeli karar hakkının ihlali sonucunu doğurmamaktadır. Başka bir anlatımla,

mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından

biri olmakla birlikte, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve

savunmaya kararda ayrıntılı olarak cevap verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılmamakta; bir kararda tam olarak hangi hususların bulunması gerektiği ve

gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, davanın ve kararın niteliğine ve

şartlarına göre değişebilmektedir.

Diğer kararlarımızda olduğu gibi bu kararda da gerekçeli karar

hakkına ilişkin söz konusu genel ilkeler tekrarlanmaktadır. Ancak ilkelerin

olaya uygulanmasıyla ilgili paragraflarda yapılan değerlendirmelerin, derece

mahkemelerine ait olan “delillerin değerlendirilmesi ile hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması yetkisine” ilişkin olarak önceki kararlarımızda

belirlenen ilkelerimizle bağdaşmadığı düşünülmektedir.

Somut olayda ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, 4208

ve 5549 sayılı Kanunlar ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

ilgili hükümlerinin yorumlanarak, örgüt yöneticisi olduğu belirtilen sanık ile

diğer sanıkların fiillerinin öncül suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği

sonuç ve kanaatine varıldığı ve mahkûmiyet hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır

(§ 35).

Yargıtayca verilen onama kararında ise, karapara aklama (suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini

aklama) suçunun, kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç

olduğu ifade edilerek ayrıntılı bir gerekçeyle, anılan kanun hükümlerinin

yorumlandığı ve somut olaydaki fiillerin karapara

aklama suçunu oluşturmasından dolayı ilk derece mahkemesinin kararında bir

isabetsizlik bulunmadığının belirtildiği görülmektedir (§ 37).

AİHM kararlarında olduğu gibi Anayasa Mahkemesinin kararlarında da, derece mahkemelerinin kararların yapısı ve içeriği ile

ilgili olarak geniş bir takdir yetkisine sahip bulundukları kabul edilmektedir.

Diğer taraftan her iki Mahkeme de adil yargılanma hakkıyla ilgili şikâyetleri

incelerken temyiz mercii gibi davranmaktan kaçınmakta ve hak ihlali olup

olmadığını yargılamanın bütününü dikkate alarak incelemektedir. Derece

mahkemelerinin değerlendirmeleri ile ulaştıkları sonuçlar ve bu çerçevede kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular ise açık keyfilik veya bariz takdir

hatası içermedikçe Mahkememizce incelenmemektedir.

Diğer taraftan, adil yargılanma hakkının bir uzantısı olan gerekçeli

karar hakkına ilişkin önceki kararlarımızda da belirtildiği üzere,

mahkemelerin, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını açık olarak

belirtmekle yükümlü oldukları, ancak bu yükümlülüğün, her iddiaya karar

gerekçesinde ayrıntılı olarak cevap verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılamayacağı ve yargılama sırasında ileri sürülen temel argümanların

karşılanmasının yeterli olduğu kabul edilmektedir.

Çoğunluğun ihlal sonucuna ulaşırken, somut olayda suçtan

kaynaklanan mal varlığı değerleri olarak bazı kaynakların sayıldığının ve bazı

kişiler adına açılan banka hesaplarında karapara

niteliğindeki gelirin işlettirildiğinin belirtildiği, ancak bu değerlerin öncül

suçların işlenmesi suretiyle elde edilip edilmediğinin mahkemenin gerekçeli

kararından anlaşılamadığı, başvurucuların açık bir şekilde cevap verilmesini

gerektiren “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun konusunu

oluşturan ekonomik değerlerin hangi öncü suçların işlenmesi suretiyle veya

dolayısıyla elde edildiğine dair iddiaları[nın]

ayrıca ve açıkça tartışılma[dığı] ve karşılanma[dığı]” ve gerekçedeki değerlendirmelerin soyut olduğu

gerekçesine dayandığı anlaşılmaktadır.

Ancak, başvuru formunda ve ihlal kararının gerekçesinde derece

mahkemelerinin gerekçelerinde tartışılmadığı ve karşılanmadığı belirtilen

hususların, esasen delillerin değerlendirilmesi ile hukuk kurallarının

yorumlanmasına ve uygulanmasına ilişkin olduğu ve anılan suçla ilgili olarak bu

konularda doktrinde ve yargı kararlarında farklı görüşlerin savunulduğu görülmektedir.

Nitekim suçtan elde edilen malvarlığını (karaparayı)

aklama yasağının zaman bakımından uygulanması bakımından da, maddî konu olarak

suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleri ve öncül suçlar bakımından da farklı

görüşler savunulmakta (Osman Yaşar/ Hasan Tahsin Gökcan/

Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu,

C.6, Genişletilmiş 2.bs., Ankara 2014, s. 8356 vd.); örneğin bu suçun

oluşabilmesi için maddî konuyu oluşturan malvarlığı değerlerinin önceki suçtan

kaynaklandığının kabulü bakımından bir mahkûmiyet kararının bulunmasının

gerekmediği ve önemli olanın bu değerlerin bir suçtan elde edildiğinin

kanıtlanması olduğu belirtilmektedir (Yaşar/Gökcan/Artuç, age., s. 8359).

Bu itibarla, çoğunluğun kararında gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna götüren tespit ve değerlendirmelerin delillerin

değerlendirilmesi ile hukuk kurallarının yorumlanmasına ve uygulanmasına

ilişkin olduğu; derece mahkemelerinin kararlarında bariz takdir hatası veya

açık keyfilik olduğunun belirtilmediği de dikkate alındığında, söz konusu

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olmasından dolayı açıkça dayanaktan

yoksun olduğuna karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Diğer taraftan, incelenen başvuruya konu derece mahkemelerinin

gerekçeli kararlarında, davanın sonucuna etkili olabilecek iddia ve

savunmaların aktarılarak tartışıldığı, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve

temel argümanların açıklanarak bunlarla hüküm arasındaki bağlantının

gösterildiği ve kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukukî düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak nitelikte gerekçelerin bulunduğu görülmektedir.

Böylece başvuruya konu yargı kararlarında, kararların hangi

temele dayandırıldığının belirtildiği, başvurucuların mahkûmiyet kararının

sebeplerini öğrenmesini sağlayacak, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme

varılırken nelerin dikkate alındığını gösteren bir gerekçe bölümünün bulunduğu

ve anılan kararlarda yer verilen gerekçelerin davanın şartları dikkate

alındığında makul ve yeterli olduğu düşünülmektedir.

Bu sebeplerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilemez olduğu ve söz konusu hakkın ihlal edilmediği

düşüncesiyle, çoğunluğun kabul edilebilirlik ve ihlal kararına katılmıyorum.

Üye

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/964, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Erol
  7. B. Hüseyin Kayapalı
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Gerekçeli Karar
  11. B. Makul Sürede
  12. C. Diğer İhlal İddiaları
  13. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  15. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Yıldırım
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Yıldırım
  23. Gayretli
  24. Kayapalı
  25. Abbasoğlu
  26. Eşrefoğlu
  27. Karşıoy Gerekçesi
  28. Paksüt
  29. M. Emin KUZ
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/964
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Hüsnü Başaran Başvurusu (B. No: 2015/381)
  • Yaşar Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/971)
  • Murat Dinç ve Rıza Dinç Başvurusu (B. No: 2015/65)
  • K.k. Başvurusu (B. No: 2014/16575)
  • Galip Şahin Başvurusu (B. No: 2015/6075)
  • Cemal Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/8722)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.