İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.ş. ve Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/15702)

1. Başvuru, turizm tesisi yapılmak üzere tahsis edilen taşınmaz

Başvuru No2016/15702Tarih12 Eylül 2019Okuma59 dk · 11.705 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Eti Turistik Yatırımlar Ticaret Ve Sanayi A.Ş. Ve Ersoy Otelcilik İnşaat Ve Turizm İşletmeciliği A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/15702
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.705 kelime·59 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, turizm tesisi yapılmak üzere tahsis edilen taşınmaz

üzerindeki kesin tahsis işleminin kaldırılması ve iptaline karar verilen tahsis

işlemine devam edilmesi talebinin reddi nedenleriyle mülkiyet hakkının; davanın

süre aşımı yönünden reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamaların

uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2016/15702 numaralı bireysel başvuru 8/9/2016 tarihinde,

2017/22944 numaralı bireysel başvuru ise 15/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2017/22944 numaralı başvuru dosyasının konu yönünden hukuki

irtibat nedeniyle 2016/15702 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2016/15702 numaralı başvuru dosyası üzerinden yapılmasına ve

2017/22944 numaralı başvuru dosyasının kapatılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Taşınmazın Başvurucu Eti Turistik Yatırımlar

Ticaret ve Sanayi A.Ş.ye Tahsis Edilmesi ve Dava Süreci

9. Antalya'nın Kemer ilçesi Göynük Mahallesinde bulunan 623

parsel sayılı 71.270 m² yüz ölçümlü orman vasıflı ve turizm alanı niteliğindeki Hazine taşınmazı otel projesi

gerçekleştirilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı (İdare) tarafından başvurucu

Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.Ş.ye (Eti Şirketi) tahsis

edilmiştir. 28/7/1988 tarihli kesin tahsis belgesine göre 4/7/1988 tarihinden

itibaren geçerli olmak üzere 49 yıllığına tahsis edilen taşınmazın yıllık

tahsis bedeli 54.895.000 TL olarak belirlenmiştir.

10. İdare tarafından düzenlenen 6/5/1988 tarihli turizm yatırım belgesinde

otelin dört yıldızlı olacağı ve altı ay içinde inşaata başlanıp üç yıl içinde

işletmeye açılacağı belirlenmiş ve inşaat ruhsatı alınmıştır.

11. Başvurucu Eti Şirketi lehine 49 yıllığına üst hakkı

kurulduğu, 7/9/1989 tarihinde taşınmazın tapu kaydına işlenmiştir.

12. İdare tarafından düzenlenen 21/9/1990 tarihli turizm yatırım

belgesinde otelin inşaata başlama ve işletmeye açılma süresi kaldırılmıştır.

24/1/1991 tarihli turizm yatırım belgesinde ise otelin beş yıldızlı olacağı

açıklanmış ve inşaata başlama ile işletmeye açılma süresi belirtilmemiştir.

13. Başvurucu Eti Şirketi tarafından 28/2/1992 tarihinde yeniden

inşaat ruhsatı alınmıştır.

14. İl Turizm Müdürlüğü görevlilerince hazırlanan 14/6/1993 ve

22/6/1993 tarihli raporlarda inşaat çalışmalarının başladığı ve devam ettiği

tespit edilmiştir.

15. İdare 2/11/1993 tarihinde daha evvel başvurucu Eti Şirketine

süre verilerek tesisin %15'inin bitirilmesinin istenmesine rağmen bitirilmediği

ve 1990, 1991 ve 1992 yıllarına ilişkin kira bedelleri ile kira artış

oranlarına ilişkin farkın ödendiği konusunda bilgi ulaştırılmadığı

gerekçeleriyle yapılan tahsisin iptaline ve teminat mektubunun Hazineye irat

kaydedilmesine karar vermiştir. İptal kararı ile birlikte tesis üzerindeki ihzarat malzemelerinin kaldırılması ve arazinin teslim

edildiği gibi iade edilmesi gerektiği bildirilmiştir.

16. Başvurucu Eti Şirketi tarafından anılan işlemin iptali

istemiyle açılan dava Antalya İdare Mahkemesince 20/9/1994 tarihinde kabul

edilmiştir. Mahkeme kararında 24/1/1991 tarihli turizm yatırım belgesinde

inşaatın bitirilmesi için bir süre öngörülmediği gerekçesine yer verilmiştir.

17. İdare 8/12/1994 tarihinde, Mahkemece verilen kabul kararı

nedeniyle 6/5/1994 tarihli turizm yatırım belgesinin yürürlük kazandığını

belirtmiştir.

18. Antalya İdare Mahkemesinin 20/9/1994 tarihli kararını temyizen inceleyen Danıştay Altıncı Dairesi 26/2/1997

tarihinde Mahkeme kararını bozmuştur. Kararın gerekçesinde tesisin iki yıl

içinde bitirilerek işletmeye açılacağını açıkça taahhüt eden başvurucu Eti

Şirketinin kendisine verilen ek süreye rağmen taahhüdünü yerine getirmediğine

değinilmiş ve turizm yatırım belgesinin iptalinin hukuka uygun olduğu

belirtilmiştir.

19. Başvurucu Eti Şirketi tesisin tamamlanması için ek süre

verilmesi istemiyle 4/3/1998 tarihinde İdareye dilekçe sunmuştur. İdare

4/5/1998 tarihinde başvurucuya tesisin kaba inşaatının bitirilmesine imkân

tanınmak üzere 30/4/1999 tarihine kadar süre verilmesine ve on beş gün içinde

noter taahhütnamesi sunmasına karar vermiştir. Taahhütnamede bu süre içerisinde

kaba inşaatın bitirileceği, aksi hâlde tahsisin iptalinin kayıtsız şartsız

kabul edileceği ibaresinin bulunması gerektiği belirtilmiştir.

20. Antalya 1. İdare Mahkemesince bozma ilamı sonrası yapılan

yargılama neticesinde .../6/1998 tarihinde konusuz kalan davanın esası hakkında

karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkeme kararında İdare

tarafından tesisin kaba inşaatının bitirilmesi için 30/4/1999 tarihine kadar

süre verilmesi nedeniyle tahsis işlemi ile turizm yatırım belgesinin

geçerliliğini sürdürdüğü ve önceki iptal işleminin geri alındığı

belirtilmiştir.

21. Kültür ve Turizm Bakanlığı Arazi Tahsis Komisyonu 12/4/2000

tarihinde, 30/4/1999 tarihine kadar hiçbir inşaat faaliyetinde bulunulmadığı

gerekçesiyle tahsis işleminin yeniden iptal edilmesini ve verilen teminat

mektubunun Hazineye irat olarak kaydedilmesini kararlaştırmıştır.

22. Başvurucu Eti Şirketi tarafından 14/5/2001 tarihinde Kemer

Sulh Mahkemesinden delil tespiti talebinde bulunulmuştur. Kemer Sulh Hukuk

Mahkemesi tarafından delil tespiti sırasında yapılan gözlemde, tespite konu

yerin ormanlık alan içerisinde geniş bir sahayı kapsadığı, taşınmazın orta

kısmında otel inşaatına başlandığı, temel betonlarının atılıp üzerine demir

bağlantılarının yapıldığı, çevresinde yoğun taşlık ve çakıl alan bulunduğu, bu

alanın yoğun olması sebebiyle inşaatın altyapısı ve çıkış borularının

görülemediği belirtilmiştir.

23. Delil tespiti dosyasına sunulan 14/5/2001 tarihli bilirkişi

raporunda inşaatın proje ve hafriyat aşamasının tamamlandığı, bunun yatırımın

%15'ini oluşturduğu ve inşaatın devam ettiği belirtilmiştir.

24. Başvurucu Eti Şirketi tarafından İdarenin 12/4/2000 tarihli

tahsisin iptaline ilişkin işleminin iptal talebiyle açılan dava Antalya 1.

İdare Mahkemesinin 18/11/2003 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Mahkeme

kararında 30/4/1999 tarihine kadar başvurucuya ek süre verildiği, başvurucunun

süre verilmesine ilişkin yazı içeriğini aynen kabul ettiğine dair noter onaylı

taahhütname verdiği ve 8/6/1999 tarihli denetim raporunda inşaatın

tamamlanmasına yönelik bir faaliyet olmadığının tespit edildiği gerekçesine yer

verilmiştir.

25. Başvurucu Eti Şirketi 3/7/2003 tarihli ve 4916 sayılı

Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun

Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un geçici 2.

maddesinden faydalanarak tahsisin ihyası ve lehine yeniden irtifak hakkı tesis

edilmesi istemiyle 8/5/2003, 4/8/2003 ve 12/8/2003 tarihlerinde Maliye

Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne başvurmuştur. Maliye Bakanlığı

tarafından verilen 5/3/2004 tarihli cevapta, başvurucudan tahsil edilen tüm

bedellerin bildirilmesi ve gönderilmesi, kesin tahsisin iptali için açılan

davadan, dava sonuçlanmışsa temyiz veya karar düzeltme taleplerinden tüm

yargılama giderleri üstlenilerek feragat edilmesi ve bu belgelerin ibraz

edilmesi gerektiği bildirilmiştir.

26. Başvurucu Eti Şirketi Antalya 1. İdare Mahkemesine 31/3/2004

tarihinde sunduğu dilekçesinde 18/11/2003 tarihli karara ilişkin temyiz

isteminden tüm yargılama giderleri üzerinde bırakılmak suretiyle feragat

ettiğini belirtmiştir.

27. İdare tarafından 17/8/2004 tarihinde başvurucu Eti Şirketine

gönderilen yazıda Maliye Bakanlığı tarafından 4/7/1988 tarihli tahsisin

ihyasının uygun görüldüğü belirtilerek şartların yerine getirilmesi

istenilmiştir.

28. İdare 14/1/2005 tarihinde başvurucu Eti Şirketi tarafından

kesin ve süresiz teminat mektubunun bir ay içerisinde sunulmadığı gerekçesiyle

adına yapılan kesin tahsisin ihyasının yürürlük kazanmadığını ve iptal

edildiğini bildirmiştir.

29. İdare uyuşmazlığa konu taşınmazın yerli ve yabancı

girişimcilere tahsis edileceğine ilişkin 2006/1 sayılı şartname duyurusunu

yayımlamıştır. Şartnamenin 5. maddesinde alanın herhangi bir nedenle teslim

edilememesi hâlinde İdarenin yükümlülüğü bulunmadığı belirtilmiştir. Şartname

kapsamında taşınmaz için en yüksek sosyal ve teknik altyapıya katılım teklifini

(18.500.000 TL) diğer başvurucu Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği

A.Ş. (Ersoy Şirketi) sunmuş ve yatırım bedelinin %0,15 (binde on beş)

oranındaki 705.000 TL tutarındaki teminat mektubunu İdareye sunmuştur.

30. Başvurucu Eti Şirketi tarafından, bir aylık sürede teminat

mektubu sunulmadığı gerekçesiyle 4916 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinden

yararlandırılmamasına ilişkin 14/1/2005 tarihli işlemin iptali istemiyle

Antalya 2. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Başvurucu Ersoy Şirketi davaya

İdare yanında müdahil olmuştur.

31. Antalya 2. İdare Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli kararı ile

dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. 4916 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinden yararlanarak kesin

tahsis işleminin tekrar yürürlük kazanabilmesi için olay tarihinde yürürlükte

bulunan 28/4/1983 tarihli ve 18031 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Kamu Arazisinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik'in

(Yönetmelik) hükümleri uyarınca başvurucu bir aylık süre içerisinde toplam

yatırım maliyetinin %10'una tekabül eden miktardaki, kesin tahsis dönemine ait

olmak üzere kesin ve süresiz bir teminat mektubunu İdareye teslim etmek ve

tahsis koşullarını da belirleyen kira veya irtifak hakkı şeklindeki tahsis

sözleşmesini İdareyle karşılıklı olarak imzalamak zorundadır.

ii. Başvurucu, Yönetmelik'in öngördüğü süre içerisinde bu

işlemleri yerine getirmemiş olduğundan kesin tahsis işlemine yürürlük

kazandırılmaması yönünde işlem tesisinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

32. Temyiz edilen karar Danıştay Altıncı Dairesince 11/3/2009

tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. Bu zamana kadar kiraları ödenip %15'i tamamlanan yatırımın

tamamlanmasında kamu yararı amacı bulunmaktadır. Devam eden davalardan Maliye

Bakanlığının yönlendirmesi sonucu feragat edildiği ve 4916 sayılı Kanun'un

geçici 2. maddesinden yararlanmak isteyen başvurucu Eti Şirketinin talebinin

uygun görülmesinden sonra iyi niyetli iradesini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

ii. İdare tarafından başka hukuki ve fiilî engel bulunmadığı,

bankada yeteri kadar mevduat bulunduğu, verilen bir aylık sürede yüksek

miktarda teminat mektubunun hazırlanmasının zaman alacağı hususu dikkate

alınmadan ve daha evvel verilmiş olan teminat mektubu yok sayılarak kesin

tahsisin ihya edilmemesi ve tahsisin iptali hukuka uygun değildir.

33. Bozma kararına uyan Antalya 2. İdare Mahkemesi 15/10/2009

tarihli kararı ile dava konusu işlemi iptal etmiştir.Kararda Danıştay Altıncı Dairesinin

11/3/2009 tarihli ilamındaki gerekçeler benimsenmiştir.

34. İdare, mahkemenin iptal kararı üzerine başvurucu Eti

Şirketine gönderdiği 16/12/2009 tarihli yazıda tahsisin ihyası işlemlerine

başlandığını belirtmiştir.

35. Temyiz edilen Antalya 2. İdare Mahkemesinin 15/10/2009

tarihli kararı Danıştay Altıncı Dairesince 22/9/2010 tarihinde onanmıştır.

36. Yapılan karar düzeltme istemi üzerine Danıştay Ondürdüncü Dairesi 15/7/2011 tarihinde kararı yeniden

bozmuştur. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. 4916 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinden yararlanmak için

gerekli görülen taahhütname ve iş programı başvurucu Eti Şirketi tarafından

süresi içinde sunulmuştur.

ii. Kesin teminat mektubunun ise, bankanın dahili işlemleri

nedeniyle gerekli blokaj işlemlerinin tamamlanmamasından ötürü zamanında

sunulamadığı ve banka işlemlerinin tamamlanmasının ardından en kısa zamanda

sunulacağı belirtilmiştir. D. Bank tarafından İdareye yazılan yazıda da

hazırlıkların sürdüğü ve firma ortaklarının hesaplarında ilgili teminat

mektubunu karşılayacak tutarda mevduat bulunduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.

Ancak banka yazılarının gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle şirket yetkilisi ve

yazıyı düzenleyen banka görevlisi hakkında dolandırıcılık ve sahtecilik

suçlarından dava açılmış, dava beraatle

sonuçlanmıştır.

iii. Kesin ve süresiz teminat mektubunun İdareye iletilmesi

şartı sağlanmamıştır. Ayrıca daha evvel sunulan teminat mektubu sözleşme

hükümlerine riayetsizlik nedeniyle irat kaydedilmiştir. Kaldı ki teminat

mektubu iddiası ile ibraz edilen yazılar Yönetmelik'te aranılan nitelikte

teminat mektubu olmayıp sadece teminat mektubunu karşılayacak tutarda mevduatın

bulunduğu yönünde ifadeler bulunan yazılardır. Bu nedenlerle 4916 sayılı

Kanun'un geçici 2. maddesindeki koşullar sağlanmamıştır.

37. Antalya 2. İdare Mahkemesi 23/12/2011 tarihli kararı ile

önceki kararında ısrar ederek dava konusu işlemi iptal etmiştir.

38. Başvurucu Eti Şirketi yetkilisi tapuda şirketleri lehine

kurulan üst hakkının talepleri veya Mahkeme kararı olmadan kaldırıldığını

belirterek yeniden tapuya işlenmesi istemiyle 12/6/2014 tarihinde Tapu ve

Kadastro Genel Müdürlüğüne başvurmuştur.

39. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Başmüfettişliğince

hazırlanan 18/7/2014 tarihli raporda, 7/9/1989 tarihinde tesis edilen üst

hakkının 24/6/1994 tarihli işlem ile terkin edilmesinin lehine üst hakkı

konulanın talebi veya mahkeme kararı olmadan yapıldığından usulsüz olduğu

görüşü belirtilmiştir. Başvurucu Eti Şirketi bu rapora istinaden 13/8/2014

tarihinde üst hakkının yeniden tescil edilmesi için Kemer Tapu Müdürlüğüne

müracaat etmiş ve 623 parsel sayılı taşınmaz üzerinde hatalı terkin edildiği

belirtilen işlem (üst hakkı tesisi) düzeltilmiştir.

40. Başvurucu Eti Şirketi 17/11/2014 tarihinde İdareden tahsise

ilişkin işlemlere devam edilmesini talep etmiş ve Mahkemenin 23/12/2011 tarihli

ısrar kararı sonrasında temyiz edilerek Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna

(İDDK) gönderilen davadan 19/11/2014 tarihinde feragat etmiştir.

41. İDDK 20/11/2014 tarihli kararı ile başvurucu Eti Tur. Yat.

Tic. ve San. A.Ş. tarafından davadan feragat edildiğinden karar veren idare

mahkemesince bir karar verilmek üzere hükmü bozmuştur.

42. Bozma sonrası Mahkeme 12/3/2015 tarihli karar ile feragat

nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına

dair hüküm kurmuştur. Bu karar başvurucuya 24/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

ve kanun yoluna başvurulmaksızın 27/4/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

43. İdare 11/6/2015 tarihli yazısında davadan feragatin kesin

hüküm gibi sonuç doğuracağını belirtmiş ve iptal edilen tahsisin başvurucu Eti

Şirketi adına devamının mevzuat kapsamında mümkün olmadığını bildirmiştir.

44. Başvurucu Eti Şirketi 11/6/2015 tarihli bu işlemin iptali

istemiyle Antalya 4. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu Ersoy Şirketi

bu davaya İdare yanında müdahil olmuştur. Antalya 4. İdare Mahkemesi 8/1/2016

tarihli kararı ile davayı kabul etmiş ve dava konusu işlemi iptal etmiştir.

Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. Maliye Bakanlığının isteği üzerine taşınmazın tapu

kayıtlarında başvurucu şirket adına tescil edilmiş olan üst hakkının terkin

edilmesi, İdarece kaba inşaatın bitirilmesi için 30/4/1999 tarihine kadar

verilen süre içerisinde inşaata başlayabilmek için gerekli belge olan inşaat

ruhsatının düzenlenmesine engel oluşturmaktadır.

ii. Hatalı terkin edilen üst hakkının 13/8/2014 tarihinde

yeniden tescil edildiği gözönünde bulundurulduğunda,

24/4/1994-13/8/2014 tarihleri arasında Maliye Bakanlığının isteği üzerine

terkin edilen üst hakkı nedeniyle zaten inşaat ruhsatı alınabilmesi mümkün

olmadığından bu hususun Yönetmelik'in 17.maddesinin (7) numaralı bendinde yer

alan "kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça

kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle yatırıma

başlanamaması veya yatırımın gerçekleştirilememesi" durumu

kapsamında değerlendirilerek davalı İdarece işlem tesis edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

45. Temyiz istemi üzerine Danıştay Ondördüncü

Dairesi 16/6/2016 tarihinde kararın bozulmasına ve davanın reddine (karar

düzeltme kanun yolu kapalı olmak üzere) karar vermiştir. Kararın gerekçesi

özetle şöyledir:

i. Başvurucu Eti Şirketinin 4916 sayılı Kanun'un geçici 2.

maddesinden yararlandırılarak kesin tahsisin ihyası yolundaki istemi 17/8/2004

tarihli Maliye Bakanlığı işlemi ile olumlu cevaplandırılmıştır. Ancak başvurucu

anılan Kanun maddesinden yararlandırılarak tekrar tahsis işleminin

gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan belgeler içerisinde yer alan banka

teminat mektubunu Yönetmelik'in 16. maddesinde öngörülen bir aylık süre

içerisinde İdareye teslim edememiş ve kesin tahsisin ihyası 14/1/2005 tarihinde

iptal edilmiştir. Başvurucu bu işlemin iptali istemiyle açtığı davadan

19/11/2014 tarihli dilekçeyle feragat etmiştir.

ii. Feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurması nedeniyle

iptal edilen tahsisin başvurucu şirket adına devamı mümkün değildir. Bu nedenle

başvurucunun 17/11/2014 tarihli dilekçeyle üst hakkının 13/8/2014 tarihinde

ihya edildiğinden bahisle yatırımların kaldığı yerden devamı için gerekli

işlemlerin başlatılması yolunda yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

46. Nihai karar başvurucu Eti Şirketine 9/8/2016 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

47. Başvurucu Eti Şirketi 8/9/2006 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Taşınmazın Başvurucu

Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği A.Ş.ye İhale Edilmesi ve Dava

Süreci

48. Başvurucu Eti Şirketi, İdare tarafından taşınmazın yerli ve

yabancı yatırımcılara tahsis edileceği yönünde alınan kararın (bkz. § 29)

iptali istemiyle Antalya 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu Ersoy

Şirketi davaya İdare yanında müdahil olmuştur.

49. İdare 6/5/2006 tarihinde başvurucu Ersoy Şirketi tarafından

başlangıçta verilen 705.000 TL teminat mektubu dışında kalan 17.795.000 TL'lik

kısım için teminat mektubu verilmesini istemiştir.

50. Başvurucu Ersoy Şirketi tarafından 6/6/2006 tarihinde

İdareye başvurularak tahsisin iptali yönünde Antalya 2. İdare Mahkemesinin

E.2006/1041 sayılı dosyası ile açılan dava sonuna kadar teminat mektubu verme

süresinin durdurulması istenilmiş olup bu talebi İdare tarafından 20/6/2006

tarihinde uygun bulunmuştur.

51. Başvurucu Ersoy Şirketi 16/10/2006 tarihinde İdareye

başvurarak tahsisin iptali yönünde açılan dava sonuçlanmadığından daha evvel

verilen 705.000 TL bedelli teminat mektubunun iadesini istemiş, ancak bu talebi

İdare tarafından 15/11/2006 tarihinde reddedilmiştir.

52. Başvurucu Ersoy Şirketi 20/11/2007 tarihli dilekçesi ile

yargı kararları nedeniyle ön izin aşamasından tahsis aşamasına geçilemediğini

belirterek tahsis işlemlerine devam edilmesini istemiştir.

53. İdare tarafından verilen 23/11/2007 tarihli cevapta Danıştay

Altıncı Dairesinin 22/5/2007 tarihli kararı ile Yönetmelik hükümlerinin

yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğinden yapılabilecek bir işlem

bulunmadığı belirtilmiştir.

54. Taşınmazın yerli ve yabancı yatırımcılara tahsis edilmesi

yönünde alınan kararın iptali istemiyle açılan davada Antalya 2. İdare

Mahkemesi 14/12/2007 tarihli kararı ile işlemi iptal etmiştir. Kararın

gerekçesinde orman alanlarının turizm yatırımlarına açılmasına izin veren

12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu hükümleri yargı

kararları ile iptal edildiğinden orman vasıflı taşınmazın turizm amacıyla

yatırımlara tahsisi için ihaleye çıkarılmasının hukuka uygun olmadığı

belirtilmiştir.

55. Temyiz edilen karar Danıştay Altıncı Dairesince 30/10/2008

tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesinde orman alanlarının turizm

yatırımlarına açılmasına izin veren 2634 sayılı Kanun hükümlerinde Anayasa

Mahkemesi kararı sonrasında yapılan değişikliklerle getirilen düzenlemelerin

dikkate alınması gerektiğine değinilmiştir.

56. Yapılan karar düzeltme istemi üzerine Danıştay Altıncı

Dairesi 7/7/2009 tarihinde Antalya 2. İdare Mahkemesinin 14/12/2007 tarihli

kararını onamıştır. Onama kararının gerekçesinde Dairede bulunan Antalya 2.

İdare Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli kararının temyizine ilişkin E.2009/7379

sayılı dosyada verilen 11/3/2009 tarihli kararda, başvurucu Eti Şirketi adına

yapılan tahsisin iptaline karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığının

anlaşıldığı, bu nedenle de tahsisin iptaline karar verildiğinden bahisle

taşınmazın turizm amaçlı yatırım yapılmak üzere yerli ve yabancılara tahsis

edileceğine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı üzerinde durulmuştur.

57. Başvurucu Ersoy Şirketi 29/9/2009 tarihli dilekçe ile 2006/1

sayılı şartname ilanına karşı açılan davada yargılama sürecinin ne zaman

sonuçlanacağı öngörülemediğinden başvuru aşamasında verilmiş bulunan 2.337.734

TL tutarındaki teminat mektubu ile müzakere başlangıcında verilen 705.000 TL

tutarındaki teminat mektubunun iadesini talep etmiştir.

58. Arazi Tahsis Komisyonu tarafından verilen 16/10/2009 tarihli

kararda, Antalya 2. İdare Mahkemesinin E.2006/1041 sayılı davada iptal kararı

vermesi ve bu kararın Danıştayca onanarak

kesinleşmesi nedeniyle 623 parsel sayılı taşınmazın başvurucu Ersoy Şirketine

tahsisinin mümkün olmadığı ve şirketin teminat mektuplarının iade edileceği

belirtilmiştir.

59. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel

Müdürlüğü tarafından Merkez Saymanlık Müdürlüğüne yazılan 16/11/2009 tarihli

yazıda, İdare işleminin iptali yönünde verilen Antalya 2. İdare Mahkemesinin

E.2006/1041 sayılı dosyasındaki kararın kesinleşmesi ve bunun neticesinde

taşınmazın başvurucu Ersoy

Şirketine tahsisinin mümkün olmaması nedeniyle şirketten alınan 2.337.734 TL ve

705.000 TL tutarındaki teminat mektuplarının iadesi istenilmiştir. Evrak

üzerinde ''16/10/2009 gün ve 16 nolu ATK kararının 24'ncü maddesi tebligatıdır''

ibaresi olduğu görülmüş ve evrakın N.Ç. isimli kişi tarafından ''elden aldım'' şeklindeki bir açıklama

ile imzalandığı anlaşılmıştır.

60. Başvurucu Ersoy Şirketi tarafından 10/10/2014 tarihinde, 623

parsel sayılı taşınmaz üzerinde daimî müstakil üst hakkı kurulmasına ilişkin

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile Antalya Tapu ve Kadastro VI. Bölge Müdürlüğü

işlemlerinin iptali istemiyle Antalya 2. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

Başvurucu Eti Şirketi bu davaya davalı yanında müdahil olmuştur.

61. Mahkeme 21/10/2015 tarihinde adli yargının görevli olduğu

gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

62. Başvurucu Ersoy Şirketince temyiz edilen karar Danıştay Ondördüncü Dairesince 8/3/2017 tarihinde idari yargının

görevli olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Yapılan karar düzeltme istemi Danıştay

Ondördüncü Dairesince 9/11/2017 tarihinde

reddedilmiştir.

63. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sistemi üzerinden

yapılan incelemede bozma kararı sonrasında dosyanın yeni esası ve bulunduğu

aşama tespit edilememiştir. Başvurucuların da dosyanın akıbeti hakkında bilgi

sunmadıkları görülmüştür.

64. Başvurucu Ersoy Şirketinin 25/11/2014 tarihinde İdareye

sunduğu dilekçede, başvurucu Eti Şirketine yapılan kesin tahsisin iptaline

ilişkin işlem aleyhinde açılan davadan Eti Şirketinin feragat etmesi nedeniyle

dava öncesi duruma dönüldüğünden tahsis işlemlerinin kaldığı yerden devamı ve

ön izin verilmesi talep edilmiştir. Ayrıca 29/9/2009 tarihli yazıya istinaden

taraflarına iade edilen teminat mektuplarının dilekçe ekinde sunulduğu

belirtilmiştir.

65. İdare 15/4/2015 tarihinde 2006/1 sayılı şartnameye göre

yapılan tahsis işleminin Antalya 2. İdare Mahkemesinin 4/12/2007 tarihli kararı

ile iptal edilmesi nedeniyle başvurucu Ersoy Şirketi yönünden tahsis

işlemlerinin kaldığı yerden devamı ve ön izin verilmesi talebinin uygun

görülmediğini belirtmiştir. Cevap yazısında ayrıca dilekçe ekinde sunulan

teminat mektuplarının iade edildiği bildirilmiştir.

66.Başvurucu Ersoy Şirketi 16/10/2009 tarihli Arazi Tahsis

Komisyonu kararı ve 15/4/2015 tarihli İdare işleminin iptaline karar verilmesi

istemiyle dava açmıştır. Başvurucu Eti Şirketi davaya İdare yanında müdahil

olmuştur.

67. Antalya 1. İdare Mahkemesi 5/11/2015 tarihli kararı ile

davanın 16/10/2009 tarihli Arazi Tahsis Komisyonu kararının iptali istemine

ilişkin kısmının süre aşımı, 15/4/2015 tarihli işlemin iptali istemine ilişkin

kısmının ise esas yönünden reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi özetle şu

şekildedir:

i. 16/10/2009 tarihli Arazi Tahsis Komisyonu kararı başvurucu

şirket yetkilisince elden alınmıştır. Karardan haberdar olduğunda kuşkuya yer

bulunmayan başvurucu Ersoy Şirketi tarafından, üzerinden beş yılı aşan bir süre

geçtikten sonra 13/5/2015 tarihinde açılan dava süresinde değildir. Bu nedenle

Arazi Tahsis Komisyonu kararının iptali isteminin süre aşımı nedeniyle esasının

incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

ii. Öte yandan,ilgililerin

ileriye dönük olarak haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya

eylemin yapılması için idari makamlara başvurabileceklerini öngören 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında

başvurucu Ersoy Şirketince yapılmış bulunan 25/11/2014 tarihli başvurunun Arazi

Tahsis Komisyonu kararı bakımından dava süresini ihya etmesine hukuken imkân

yoktur.

iii. Arazi Tahsis Komisyonu kararının, İdarece geri alınmadığı

ve yargı kararı ile iptal edilmediği anlaşılmıştır. Arazi Tahsis Komisyonu

kararının yürürlükte bulunması karşısında, İdarenin 2634 sayılı Kanun ve

Yönetmelik hükümlerine uygun olarak turizm amaçlı yatırım yapmak üzere yerli ve

yabancı girişimcilere tahsis yapmasında anılan mevzuat çerçevesinde takdir

yetkisinin bulunması nedeniyle başvurucu şirket adına tahsis yapılması ve ön

izin verilmesi konusunda yargı kararı ile zorlanmasına hukuken imkân

bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı İdare yanında davaya müdahil olan başvurucu

Eti Şirketi adına tapuya tescilli bulunan daimî ve müstakil üst hakkının 1994

yılında usulsüz terkin edilip talep üzerine 13/8/2014 tarihinde tapuya yeniden

tescilinin yapıldığı iddia edildiğine göre bu husus çözüme kavuşturulmadan

başvurucu Ersoy Şirketi hakkında değerlendirme yapılmasına olanak bulunmadığını

da belirtmek gerekmektedir.

68. Temyiz edilen karar Danıştay Ondördüncü

Dairesince 16/6/2016 tarihinde onanmıştır.

69. Yapılan karar düzeltme istemi Danıştay Ondördüncü

Dairesi tarafından 8/3/2017 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu

Ersoy Şirketine 19/4/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

70. Başvurucu Ersoy Şirketi tarafından 8/6/2015 tarihinde,

müdahil olduğu Antalya 2. İdare Mahkemesinin 4/12/2007 tarihli kararının

yargılamanın yenilenmesi yoluyla incelenmesi ve bu kararın kaldırılarak davanın

reddedilmesi istemiyle de dava açılmıştır.

71. Mahkemenin 28/10/2015 tarihli kararı ile yargılamanın

yenilenmesi istemi kabul edilmiş ve isteme konu 4/12/2007 tarihli kararın

ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesi

özetle şu şekildedir:

i. Antalya 2. İdare Mahkemesinin 14/12/2007 tarihli kararına

esas alınan E.2006/1356 sayılı davanın, yapılan yargılama süreçleri sonucunda

12/3/2015 tarihinde"feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar

verilmesine yer olmadığına" ilişkin karar ile sonuçlanarak

ortadan kalkması nedeniyle, yargılamanın yenilenmesi istemi 2577 sayılı

Kanun'un 53. maddesi kapsamında kabul edilmiştir.

ii. Başvurucu Eti Şirketinin 4916 sayılı Kanun'un geçici 2.

maddesinden yararlandırılması istemi 17/8/2004 tarihli İdare işlemi ile olumlu

cevaplandırılmıştır. Eti Şirketinin tekrar tahsis işlemi gerçekleştirilebilmesi

için gerekli olan belgeler içerisinde yer alan banka teminat mektubunu

öngörülen bir aylık süre içerisinde İdareye teslim edememesi nedeniyle kesin

tahsisin ihyası için tesis edilen işlem 14/1/2005 tarihinde iptal edilmiştir.

Anılan işlem ile bu işlemin düzeltilmesi istemi ile yapılan başvurunun reddine

ilişkin 8/4/2005 tarihli işlemin iptali istemiyle E.2006/1356 sayılı dosyasında

açılan davanın, yapılan yargılama süreçleri sonucunda 12/3/2015 tarihinde"feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar

verilmesine yer olmadığına" ilişkin karar ile sonuçlanarak

ortadan kalktığı anlaşılmıştır. Bu kararın da Antalya 2. İdare Mahkemesinin

14/12/2007 tarihli kararına esas alındığı ve dayanağının ortadan kalktığı

görülmektedir.

72. Temyiz edilen karar Danıştay Ondördüncü

Dairesince 31/5/2016 tarihinde karar düzeltme kanun yolu kapalı olarak

onanmıştır.

73. Başvurucu Ersoy Şirketi tarafından tahsis işlemlerine

kaldığı yerden devam edilmesi ve taraflarına ön izin verilmesi istemiyle

24/11/2015 tarihinde İdareye başvuru yapılmış ve başvurunun zımnen reddine

ilişkin işlemin iptali istemiyle 19/2/2016 tarihinde İdare aleyhinde dava

açılmıştır. İdarenin 25/2/2016 tarihli işlemi ile başvuruyu reddettiği

anlaşılmıştır. Başvurucu Eti Şirketi davaya İdare yanında müdahil olmuştur.

74. Antalya 2. İdare Mahkemesinin 20/10/2016 tarihli kararı ile

dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesi özetle şu şekildedir:

i. Antalya 2. İdare Mahkemesinin E.2015/868 ve K.2015/1327 sayılı

kararı ile taşınmazın en yüksek teklifi veren Ersoy Şirketine tahsis edilmesine

ilişkin işlemin iptaline dair karar ortadan kalkmıştır. Ancak şirket adına

tahsis işlemlerinin kaldığı yerden devamı ve ön izin verilmesi istemiyle daha

evvel 25/11/2014 tarihinde yapılan başvuru üzerine talebin uygun görülmediği

yolundaki 15/4/2015 tarihli işlem ve dayanağı 16/10/2009 tarihli ve 16 No.lu

Arazi Tahsis Komisyonu kararının iptali istemiyle açılan dava Antalya 1. İdare

Mahkemesince 5/11/2015 tarihli karar ile reddedilmiş ve bu karar

kesinleşmiştir.

ii. Bu durumda; başvurucu Ersoy Şirketi hakkında alınan

16/10/2009 tarihli ve 16 No.lu Arazi Tahsis Komisyonu kararının, idarece geri

alınmadığı ve yargı kararı ile iptal edilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle

İdarenin 2634 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine uygun olarak turizm amaçlı

yatırım yapmak üzere yerli ve yabancı girişimcilere tahsis yapmasında takdir

yetkisinin bulunması nedeniyle başvurucu şirket adına tahsis işlemlerine

kaldığı yerden devam edilmesi ve ön izin verilmesi konusunda yargı kararı ile

zorlanmasına hukuken imkân bulunmamaktadır.

75. Temyiz edilen karar Danıştay Ondördüncü

Dairesince 8/3/2017 tarihinde karar düzeltme kanun yolu kapalı olarak

onanmıştır. Nihai karar başvurucu Ersoy Şirketine 24/4/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

76. Başvurucu Ersoy Şirketi 15/5/2017 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

77. Üst hakkının tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan

17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenîsi'nin''İnşaat hakkı" kenar başlıklı 751.

maddesi şöyledir:

"Malik, üçüncü şahıs lehine arsasının

üstünde veya altında inşaatta bulunmak veya mevcut inşaatı ipka etmek

salahiyetini veren bir irtifak hakkı tesis edebilir. Hilafına mukavele

olmadıkça bu hak başkasına temlik olunabilir ve mirasçıya intikal eder. İşbu

irtifak hakkı müstakil ve daimi bir mahiyeti haiz ise

tapu siciline gayrimenkul olarak kaydedilebilir."

78. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun ''Üst hakkı'' ana başlıklı ve ''Konu ve tapu kütüğüne kayıt'' kenar

başlıklı 826. maddesi şöyledir:

"Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine

arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza

etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir.

Aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu hak,

devredilebilir ve mirasçılara geçer.

Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise

üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne taşınmaz olarak

kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir.''

79. 4721 sayılı Kanun'un ''İçerik

ve kapsam'' kenar başlıklı 827. maddesi şöyledir:

"Üst hakkının içerik ve kapsamıyla ilgili

olarak resmî senette yer alan, özellikle yapının konumuna, şekline, niteliğine,

boyutlarına, özgülenme amacına ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya

ilişkin sözleşme kayıtları herkes için bağlayıcıdır.''

80. 4721 sayılı Kanun'un ''Süresinden

önce devir istemi'' kenar başlıklı 831. maddesi şöyledir:

"Üst hakkı sahibi, bu haktan doğan

yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerine

önemli ölçüde aykırı davranırsa; malik, üst hakkının ona bağlı bütün hak ve

yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce kendisine devrini isteyebilir.''

81. İlk tahsis tarihinde yürürlükte bulunan 2634 sayılı Kanun’un

''Taşınmaz malların turizm amaçlı

kullanımı'' kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"A. Turizm alanlarında ve turizm

merkezlerinde Bakanlığın talebi üzerine, imar planları yapılmış ve turizme

ayrılmış yerlerdeki taşınmaz mallardan:

(1)

Hazineye ait olan yerlerle ormanlar, ilgili kuruluşlarca Bakanlığa tahsis

edilir.

Bu tahsisler:

(a)

Hazine adına tescili yapılmamış Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle

kapanan yollar ve yol fazlalarının resen tescili,

(b)

Ormanların, turizme ayrılması ve amenejman

planlarının tadili,

İşlemleri tamamlandıktan sonra yapılır ve

talep tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde tamamlanır.

(2)

Kamu kuruluşlarına alt olanlar, talep tarihinden başlayarak en geç 2 ay içinde

Hazine adına tapuya tescil ve Bakanlığa tahsis edilir. Devre ilişkin şartlar ve

bedel, ilgili kuruluşlar ile Hazine arasında 6830 sayılı istimlak Kanununun 30 ncu maddesine göre çözümlenir.

(3)

Diğer gerçek ve tüzel kişiler ile vakıflara ait olup, turizm işletmesi belgesine

sahip olmayanlar. Bakanlıkça kamulaştırılarak, Hazine adına tapuya tescil ve

tescil tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde Bakanlığa tahsis edilir.

Uyuşmazlıklarda dava ve takipler kamulaştırma kararına değil, bedeline ilişkin

olarak yürütülür ve sonuçlandırılır. Uyuşmazlıkların çözümlenmemiş olması,

arazinin turizm amaçlı kullanıma tahsisine engel sayılmaz.

...

C. Bu taşınmaz malların yatırımcılara tahsisi,

kiralanması ve bunlar üzerine irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile

süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar Bakanlık, Maliye

Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2490 sayılı Artırma ve

Eksiltme ve İhale Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı

olmaksızın müştereken tespit edilir.

D. Bakanlık, bu taşınmaz malları (C) fıkrası

uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu, gerçek ve

tüzelkişilere kiralamaya, tahsis etmeye, bu taşınmaz mallar üzerinde müstakil

ve daimi haklar dahil irtifak hakkı tesisine ve

bunlardan altyapı için gerekli olanlar üzerinde, altyapıyı gerçekleştirecek

kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisine yetkilidir.

E. Turizm bölgelerinde ve turizm

merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabı, 442 sayılı Köy Kanunu ile, 2644

sayılı Tapu Kanununda yer alan yabancı uyruklularla

ilgili tahditlerden Bakanlar Kurulu kararı ile istisna edilebilir.

F. Turizm bölgelerinde, turizm alan ve turizm

merkezleri dışında kalan ve imar planları ile turizme ayrılan yerlerdeki

taşınmaz mallara da, Bakanlığa bu bölgelerde yatırım

yapmak maksadıyla müracaat vaki olduğunda, Bakanlığın talebi üzerine bu madde

hükümleri uygulanır.

G. Kamu kuruluşlarına ait turizm, eğitim ve

dinlenme maksatlı tesisler, turizm bölgeleri ve turizm merkezleri içinde

kalsalar dahi, kurumlarına bağlı olarak faaliyetlerine devam ederler ve bu

madde hükümleri dışındadırlar.''

82. Yönetmelik’in kimi maddelerinin iptali ve yürütülmesinin

durdurulması istemiyle açılan davada, Yönetmelik'in dayanağını oluşturan 2634

sayılı Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendi ile (b) alt

bendinin, (C) ve (D) fıkralarının Anayasa aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay

Altıncı Dairesi tarafından Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa

Mahkemesinin 7/5/2007 tarihli ve E.2006/169, K.2007/55 sayılı kararı ile 2634

sayılı Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “ormanlar” sözcüğünün ve (1) numaralı

bendinin (b) alt bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, (C) ve (D)

fıkralarının ormanlar yönünden

Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Karar sonrası 2634

sayılı Kanun’un 8. maddesinde yapılan düzenlemenin ilgili kısımları şu

şekildedir:

''A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim

bölgelerinde ve turizm merkezlerinde Bakanlığın talebi üzerine, imar planları

yapılmış ve turizme ayrılmış yerlerdeki taşınmaz mallardan;

(1)

(Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Hazineye ait olan

yerler Maliye Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir. Hazine adına tescili

yapılmamış Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle, kapanan yollar ve

yol fazlalarının resen tescili, talep tarihinden başlayarak en geç bir ay

içinde tamamlanır. Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda,

6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan

yerlerden;

a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi

tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler

yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan,

b) Termal turizmine yönelik jeotermal

kaynakları bulunan,

c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve

tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan,

d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla

turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer

alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan,

e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim

yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak

uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan,

f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı

nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik

çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda

kolaylık sağlayan,

g) Kruvaziyer ve yat

gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi

mümkün olmayan,

h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği

turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi

özellikler sağlayan,

yerler talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içerisinde Çevre ve Orman

Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir.

Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan

yerlerde;

a) Turizme tahsis edilecek alan, il

genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez.

b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E)

0.30’u geçemez.

c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman

alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın

üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına,

doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir

olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen

bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya

işletmesi belgesi verilmez.

(2)

Kamu kuruluşlarına ait olanlar, talep tarihinden başlayarak en geç 2 ay içinde

Hazine adına tapuya tescil ve Bakanlığa tahsis edilir. Devre ilişkin şartlar ve

bedel, ilgili kuruluşlar ile Hazine arasında 6830 sayılı İstimlak Kanununun 30

uncu maddesine göre çözümlenir.

(3)

Diğer gerçek ve tüzelkişiler ile vakıflara ait olup turizm işletmesi belgesine

sahip olmayanlar, Bakanlıkça kamulaştırılarak, Hazine adına tapuya tescil ve

tescil tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde Bakanlığa tahsis edilir. (İptal

ikinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/1/2014 tarihli ve E.: 2013/108, K.:

2014/15 sayılı Kararı ile.) (…) Uyuşmazlıkların çözümlenmemiş olması, arazinin

turizm amaçlı kullanıma tahsisine engel sayılmaz.

...

C. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların

yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine

ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar,

saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli

kullanımı ilkeleri doğrultusunda Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman

Bakanlığı tarafından 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile

31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın

müştereken tespit edilir.

D. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları (C) fıkrası

uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel

kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve

sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve

bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek

kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü

üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından

yapılır."

83. İlk tahsis tarihinde yürürlükte bulunan Yönetmelik'in ''Turizme ayrılan taşınmaz malların bakanlık

tasarrufuna alınması işlemleri'' kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"Turizm alan ve merkezlerinde imar

planları ile turizme ayrılan taşınmaz malların mülkiyet alt yapı v. b.

özelliklerini tespit eden bir rapor düzenlenerek Bakanlığın tasarrufuna

alınması işlemlerine başlanır. Bu uygulamada 5. madde uyarınca belirlenen

taşınmaz mallara öncelik verilir.

Kamuya ait taşınmaz mallardan Bakanlık

tasarrufuna alınması kararlaştırılanların, kanunun 8 nci maddesinin A bölümünde belirtilen şekil ve

süreler içinde, Bakanlığa tahsisleri sağlanır. Bu amaçla planlama,

kamulaştırma, parselasyon, tapuya tescil, devir, tahsis v.b.

işlemler Bakanlıkça ilgili mevzuata uygun olarak takip edilir ve

sonuçlandırılır."

84. Yönetmelik'in ''Başvuru

şekli" kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Turizm alan ve merkezleri içinde, imar

planları ile turizme ayrılmış yerlerde bulunan ve Bakanlık tasarrufuna alınmış

olan kamu arazilerinden yatırımcılara tahsisi uygun görülenlerin, yeri, imar

durumu, özellikleri, altyapı durumu ve krokileri, tahsis için son başvuru

tarihi de belirtilerek, Bakanlıkça yapılacak ilan ile müteşebbislere duyurulur.

Turizm alan ve merkezleri içinde, imar

planları ile turizme ayrılmış yerlerde bulunan kamu arazisi sadece bu

yönetmelik uyarınca Bakanlık aracılığı ile yatırımcı gerçek ve tüzel kişilere

ve kamu kuruluşlarına tahsis edilir.

Kamu arazisi talepleri yerli ve yabancı

müteşebbisler için ayrı olarak aşağıda belirlenen bilgi ve belgelerle birlikte

Bakanlığa yapılır.

I. Yerli Müteşebbisler

a - Dilekçe,

b - Talep edilen arazinin yeri işlenmiş uygun ölçekli harita,

c - Kurulacak tesisin türü, sınıfı, kapasitesi ve yan üniteleri,

d - Tesisin yaklaşık maliyeti,

e - Tesisin yatırım zamanlama tablosu,

f - Yatırım için planlanan finansman kaynağı (öz kaynak miktarı ve kredi)

g - Müteşebbisin isim, ünvan ve faaliyet

alanları, (Ticaret sicili Gazetesi eklenir)

h - Kurulacak tesisin tür, sınıf ve kapasitesine göre tesbit

edilecek olan toplam yatırım maliyetinin % 5'i miktarında geçici teminat.

Yukarıda belirlenen bilgi ve belgelere ek

olarak,

Tüzel Kişi Müteşebbisler:

– Şirketin bahse değer sanayi ve ticari

ilişkileri,

– Şirketin varsa turizmle ilgili diğer

faaliyetleri,

– Şirketin son 3 yıllık onaylı bilanço ve kar - zarar cetvelleri,

konularında da bilgi ve belgeleri Bakanlığa vermekle yükümlüdürler.

..."

85. Yönetmelik'in

''Taleplerin değerlendirilmesi'' kenar başlıklı 11. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Bakanlığa yapılan kamu arazisi tahsis

talepleri, 10 uncu maddede belirlenen tüm bilgilerin ve belgelerin tamam olarak

Bakanlığa teslim tarihinden itibaren en geç 2 ay içinde 14

üncü madde hükümleri de dikkate alınarak, Arazi Tahsis Komisyonunca

değerlendirilir. Komisyon kararları ve varsa farklı görüşler Bakanlık Makamının

Kararı ile sonuçlanır. Sonuçlanan karara göre, uygun görülen talep

sahiplerinden 1. sırayı alan müteşebbise ön izin verilir. Diğerlerinin geçici

teminatı derhal iade edilir.

..."

86.Yönetmelik'in ''Ön izin'' kenar

başlıklı 15. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Ön izinde tahsisin yürürlüğe girebilmesi için:

yerli müteşebbislerce, geçici teminatın, kesin ve süresiz teminata

dönüştürülmesi ve imzalı ve noterce tasdik edilmiş ön izin mukavelesinin,

...

Bakanlığa teslimi şarttır.

Ön izin mukavelesi ve teminatı, ön izinin

verileceğine dair Bakanlıkça müteşebbise yapılacak taahhütlü bildirinin alınış

tarihini takip eden bir ay içinde Bakanlığa verilir. Bu süre içinde, bu

yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde ön izin talebi geçersiz sayılır ve

geçici teminat Hazineye irad kaydedilir.

Bu durumda boşalacak olan kamu arazisi için,

aynı araziye talip olan ve Arazi Tahsis Komisyonunca yapılmış olan

değerlendirmede talebi uygun görülenler içinde değerlendirmede bir alt sırayı

almış olan müteşebbise ön izin verilebileceği gibi, 10 uncu maddenin 1 inci

fıkra hükmü de uygulanabilir.

Ön izin, teminat ve mukavelenin Bakanlığa

teslimi tarihinde başlar ve yerli müteşebbislerce, başvuru sırasında Bakanlığa

verilen geçici teminatlar iade edilir.

Ön izin süresi içinde müteşebbis:

a - Yabancı müteşebbisler 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ve

Türk Ticaret Kanunu, yerli müteşebbisler Bakanlıkça gerekli görüldüğü hallerde

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, bir turizm şirketi kurarlar.

b - 1 - 1/1000 ölçekli imar uygulama planı olmayan yerlerde yatırım

alanının harita ve imar uygulama planını hazırlar ve onaylatır,

c - Arazi üzerinde çalışma yaparak gereken ölçekteki yerleşme planlarını

(yapılar, yollar, giriş, otopark, yan üniteler v.s.) hazırlayarak

Bakanlığa verir,

d - Yerleşme planlarının Bakanlıkça onaylanmasını takiben Turizm Yatırım

ve İşletmeleri Nitelikleri Yönetmeliği Hükümlerine göre projelerini

hazırlayarak Bakanlığa verir,

e - Bu projelerin Bakanlıkça onaylanmasını takiben "Turizm Yatırım

Belgesi" ni alır.

f - Bu faaliyetleri Bakanlıkça onaylayan proje termin

programına uygun olarak aylık raporlar halinde Bakanlığa bildirir."

87. Yönetmelik'in ''Kesin

tahsis'' kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Ön izinle verilen süre içinde

yükümlülüklerini yerine getirerek Turizm Yatırımı Belgesi almış müteşebbise,

arazi Tahsis Komisyonunca kesin tahsis yapılır.

Kesin tahsis kararlarının kendilerine

taahhütlü olarak tebliği tarihini takiben 1 ay içinde:

Yerli müteşebbisler, toplam yatırım

maliyetinin % 10'na tekabül eden miktardaki, kesin

tahsis dönemine ait olmak üzere, kesin ve süresiz bir teminat mektubunu

Bakanlığa teslim eder ve tahsis koşullarını da belirleyen kira veya irtifak

hakkı şeklindeki tahsis sözleşmesini Bakanlıkla karşılıklı olarak imzalar.

İmzayı müteakip ön izin teminatı kendisine iade edilir.

...

Toplam yatırımlarının % 15'ini

tamamlayan yerli yatırımcıların kesin tahsise ilişkin, yabancı yatırımcıların

ise ön izin mukavelesi sırasında alınan teminatları iade edilir.

Bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen tüm

müteşebbislerin, kesin tahsisleri iptal edilir ve teminatları Hazineye irad kaydedilir.

Bu durumda, boşalacak olan kamu arazisinin

yeni yatırımcılara tahsisi için, 10 uncu maddenin birinci fıkrası hükmü

uygulanır. Ancak, arazi üzerinde bir yapılaşma mevcutsa, yapılacak tesbit neticesi devamı uygun görülen projelerin, yapılaşma

değer tesbiti ve gereği Bakanlıkça yapılır.

Yatırımcı, kesin tahsis tarihini takiben

alacağı inşaat ruhsatı ile Bakanlıkça mutabakata varılarak onaylanmış yatırım

zamanlama tablosu çerçevesinde inşaatını tamamlar. "

88. Yönetmelik'in ''İrtifak

hakkı yolu ile tahsis'' kenar başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"İmar planlarında turizme ayrılan

taşınmaz mallar, müteşebbise irtifak hakkı tesisi yolu ile tahsis edilebilir.

Taşınmaz malların irtifak hakkı yoluyla

tahsislerinde, süreler, bedeller diğer koşullar, 18. 19. ve 20. maddelerde

belirlenen esaslara göre tayin ve tespit edilir."

89. Yönetmelik'in ''Sözleşmelerin

feshi'' kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

"Bakanlıkla yapmış oldukları sözleşme

hükümlerine uymayan yatırımcıların, sözleşmeleri Bakanlıkça fesh

edilir. Bu durumda, yatırımcıların o ana kadar yatırımlarıyla ilgili tüm

hakları sona erer ve yapılan tesisler arsanın cüzü olarak hazineye intikal

eder. Bakanlık, arazisinin eski hale dönüştürülmesini isteyebilir.

Yatırımcı, bu işlem ve intikale ilişkin olarak

Bakanlıktan herhangi bir tazminat ve bedel talebinde bulunamaz."

90. Yönetmelik'in ''Tahsisin

sona ermesi'' kenar başlıklı 23. maddesi şöyledir:

"Tahsisin son bulması ile yatırımcı ve

işletmecilerin tüm hakları sona erer. Bakanlık amaca uygun kullanımın devamı

şartıyla tahsis sözleşmesinin süresini uzatabilir. Aksi halde tesisler herhangi

bir bedel ödenmeden Hazineye intikal eder.

Tahsisi sona eren taşınmaz mallar ile

Mülkiyeti Hazineye intikal eden tesisler, günün koşullarına göre tespit

edilecek yeni şartlarla yatırımcı ve/veya işletmecilere Bakanlıkça tahsis

edilebilir."

91. Yönetmelik'in ''Şerh ve

tescillerin terkini'' kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"Tahsisin sonra ermesi halinde tapu

sicilleri üzerine konulmuş şerh ve tesciller Bakanlığın talebi üzerine terkin

edilir."

92. 4916 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:

"Kanunları uyarınca turizm yatırımı

yapılmak amacıyla adlarına kamu arazisi tahsis edilen ve bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihten önce, ilgili bakanlıkların iznine tâbi işlemleri izinsiz

olarak gerçekleştiren veya sözleşmelerine aykırı davranan yatırımcılar ve

işletmeciler hakkında açılan davalardan; cari yıl proje maliyet bedelinin % 3’ü

ile dava masraflarını defaten ödemeleri, sözleşmeden doğan mali

yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve ilgili bakanlıklar ile yeniden sözleşme

yapmaları kaydıyla vazgeçilir, bu şartların yerine getirilmesi kaydıyla, dava

açılması gerekenler için ise dava açılmaz ve tahsisleri devam eder.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve

esaslar, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü

alınmak kaydıyla Maliye Bakanlığınca belirlenir."

93.2577 sayılı Kanun'un ''Dava

açma süresi'' kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

''1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı

süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin

yapıldığı,

b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali

yükümler ve bunların zam ve cezalarından do-ğan

uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ

yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla

alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde

tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci

veya komisyon kararının idareye geldiği;

Tarihi izleyen günden başlar.

3. Adresleri belli olmayanlara özel

kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel

kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden

itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.

4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava

süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin

uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her

ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş

olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.''

94. 2577 sayılı Kanun'un ''İdari

makamların sükutu'' kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

''1. İlgililer, haklarında idari davaya konu

olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara

başvurabilirler.

2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek

redde-dilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava

açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve

vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen

cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin

reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde

dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren

altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış

günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse,

cevabın tebli-ğinden itibaren altmış gün içinde dava

açabilirler.

3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.)''

95. 2577 sayılı Kanun'un ''Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller''

kenar başlıklı 31. maddesi şöyledir:

''1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet,

üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekil-leri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi,

keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve

duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve

inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik

işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır.

(Ek cümle: 5/4/1990-3622/11 md.;

Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı

(…)(2) Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/22 md.) Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından

hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri

uygulanır.

2. Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi

uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.''

96. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun ''Davadan feragat''

kenar başlıklı 307. maddesi şöyledir:

"Feragat, davacının, talep sonucundan

kısmen veya tamamen vazgeçmesidir."

97. 6100 sayılı Kanun'un ''Feragat

ve kabulün sonuçları'' kenar başlıklı 311. maddesi şöyledir:

"(1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi

hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali

istenebilir."

98.6100 sayılı Kanun'un ''Kesin

hüküm'' kenar başlıklı 303. maddesi şöyledir:

"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda

kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm

oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk

davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

(2) Bir

hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme

bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder.

(3)

Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.

(4) Bir

dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava

konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey

üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik

kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.

(5)

Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut

müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin

hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

99. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Eti Tur.

Yat. Tic. ve San. A.Ş.nin İhlal İddiaları Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

100. Başvurucu, 4916 sayılı Kanun kapsamında yapılan kesin

tahsisin ihyasına ilişkin yargılamadan feragat edilmiş olmasının 2634 sayılı

Kanun'a göre başvuru ve değerlendirme yapılmasına engel olmayacağını

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin temyiz üzerine vermiş olduğu kararda İdarenin gerekçesinin üstün

tutulma ve İdare Mahkemesi gerekçesinin kabul edilmeme nedenlerinin

açıklanmadığını iddia etmiştir. Başvurucu 4/7/1988 tarihinde tapuya tescil

edilen üst hakkının Maliye Bakanlığının yazısına istinaden usulsüz olarak

24/6/1994 tarihinde tapudan terkin edildiğini, 12/6/2014 tarihli dilekçesine

istinaden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Başmüfettişliğince yapılan inceleme

sonunda yeniden 13/8/2014 tarihinde tapuya tescilinin sağlandığını ifade

etmiştir. Usulsüz terkin nedeniyle 1994-2014 yılları arasında haklarının ihlal

edildiğini belirten başvurucu, kesin tahsis belgesinin ihya edilmesi ve turizm

yatırım belgesinin işlerlik kazanması doğrultusunda yaptığı başvurunun da

haksız olarak reddedildiğinden yakınmıştır. Sonuç olarak başvurucu bu

gerekçelerle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

101. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

102. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun şikâyetlerinin özü, kendisine

yapılan tahsis işlemi sonrasında üzerinde üst hakkı tesis edilen taşınmazdaki

tahsisin iptal edilmesi, tekrar ihya edilmemesi ve üst hakkının haksız olarak

kaldırılmasına ilişkin olduğundan başvurucunun belirtilen şikâyetlerinin

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

103. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

104. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda İdare tarafından Maliye Hazinesi adına kayıtlı 623 parsel sayılı

71.270 m² yüz ölçümlü orman vasıflı ve "turizm

alanı" niteliğindeki taşınmaz otel projesi gerçekleştirmek

üzere başvurucuya 49 yıllığına tahsis edilmiş ve taşınmaz üzerinde üst hakkı

kurulmuş olduğundan yapılan kesin tahsisin ve üst hakkının mülk teşkil ettiği

hususunda kuşku bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

105. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

106. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

107. Somut olayda başvurucunun tahsisinin iptal edilerek tekrar

ihya edilmemesi ve üst hakkının kaldırılmasının mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği açıktır. Müdahalenin turizm alanı tahsislerinin kontrolü ve

düzenlenmesi yönündeki amacı gözetildiğinde başvurucunun şikâyetinin mülkiyetin

kamu yararına kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin kural çerçevesinde

incelenmesi uygun görülmüştür.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

108. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

109. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

110. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

111. Somut olayda başvurucuya tahsis edilen taşınmaz üzerindeki

tahsisin 2634 sayılı Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan Yönetmelik

hükümleri ile 4916 sayılı Kanun hükmü dikkate alınarak iptal edildiği ve

tahsisin ihyası talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu Kanun ve Yönetmelik

hükümlerinin belirli, öngörülebilir ve ulaşılabilir olduğunda bir tereddüt

bulunmadığından müdahalenin kanuni bir dayanağı mevcuttur.

(2) Meşru

Amaç

112. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet

hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda

bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

113. Somut olayda ülke ekonomisi açısından büyük bir önem

taşıyan turizm alanlarında tahsislerin yapılması, kontrolü ve gerekli şartların

gerçekleşmemesi hâlinde iptalinin kamu yararına dayalı meşru bir amacının

olduğu açıktır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

114. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

115. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

116. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde

bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav,

B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

117. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın 13. ve

35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken ilgili kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması

durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması

mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın

isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu

müdahalenin ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763,

24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

118. İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü

bulunmaktadır. İyi yönetim

ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu

otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak

hareket etmelerini gerektirir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu

bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere

yüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaret

ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).

119. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

120. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından

söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk

tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte

mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia

ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek

karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

121. Somut olayda tahsisin iptal edilmesi ve ihyası talebinin

reddedilmesi suretiyle yapılan müdahalenin taşınmaz üzerinde bir an evvel

turizm tesisi kurulması yönündeki amacı gerçekleştirmek için elverişli bir araç olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır.

122. Müdahalenin gerekliliği

bakımından ise öncelikle yukarıda da değinildiği üzere kamuya ait taşınmazların

ne şekilde kullanılacağına ilişkin kamu makamlarının geniş bir takdir

yetkisinin olduğunu belirtmek gerekir. Bunun yanında turizm tesisi için yapılan

tahsisin, tesisin uzun süredir bitirilememesi sebebiyle iptal edilmesine ve

ihyası talebinin reddedilmesine ilişkin gerekçeler ve kamu makamlarının bu

alandaki takdir yetkileri dikkate alındığında somut olayın koşulları altında

müdahalenin gerekliliği hususunda

yapılan değerlendirmenin aksi bir sonuca ulaşmayı gerektirecek bir neden de

bulunmamaktadır.

123. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır.

Öngörülen tedbirin maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu

itibarla, uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Alişen Bağcaçi, B. No:

2015/18986, 25/12/2018, § 55).

124. Uyuşmazlık konusu somut olayda, taşınmaz üzerinde otel

projesi yapılması için 1988 yılında başvurucu lehine üst hakkı tesis edilmiş ve

taşınmaz 49 yıllığına başvurucuya tahsis edilmiştir. Projenin süresinde

gerçekleştirilemediği ve yükümlülüklerin yerine getirilmediği gerekçesiyle

İdare tarafından tahsis işleminin iptali yönünde verilen kararlara karşı

başvurucu tarafından birçok defa yargı yoluna başvurulmuştur. Başvurucunun

tahsisin sonlandırılması işleminin iptali talebiyle açtığı davadan 2014 yılında

feragat etmesi neticesinde mahkemece feragat beyanı doğrultusunda konusuz kalan

davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmuştur.

Bu karar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucunun

kanun yoluna başvurmadığı ve bireysel başvuru konusu yapmadığı Antalya 2. İdare

Mahkemesinin 12/3/2015 tarihli kararı kapsamındaki tahsisin iptaline yönelik iş

ve işlemler yönünden inceleme ve değerlendirme yapılabileceğini söylemek mümkün

değildir.

125. Başvurucu tahsisin sonlandırılması işleminin iptali

talebiyle açtığı davadan feragat etmesinden sonra yeniden, tahsise ilişkin

işlemlere devam edilmesi talebinde bulunmuştur. Talebi İdare tarafından yerinde

görülmeyen başvurucu yeniden tahsis talebinin reddi işleminin iptali istemiyle

dava açmıştır. Mahkeme, feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurması

nedeniyle iptal edilen tahsisin başvurucu şirket adına devamının mümkün

olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

126. Söz konusu süreçte başvurucunun tahsis işlemlerinin

devamını sağlamaya yönelik davadan feragat ettiği görülmektedir. Başvurucunun

feragat talebini İdarenin yeniden tahsis işlemi tesis edeceğine dair

yönlendirmesi kapsamında yaptığına ilişkin bilgi ve belge de sunulmadığı

anlaşılmaktadır. Davadan feragat ve feragate bağlanan hukuki sonuçların

değerlendirilmesi derece mahkemelerinin takdir yetkisindedir. Derece mahkemesi

başvurucu tarafından davadan feragat edildikten sonra tahsis işleminin devamına

yönelik talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada,

feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurması nedeniyle iptal edilen

tahsisin başvurucu şirket adına devamının mümkün olmadığı değerlendirmesini

yapmıştır. Derece mahkemesinin bu yorumunun başvurucuya öngörülemez ve ağır bir

külfet yüklediğinden bahsedilemez. Dolayısıyla başvurucu davadan feragat etmesi

sonrasında tahsisin devamına yönelik yeni talebinin İdare tarafından

reddedebileceğini öngörebilecek durumdadır.

127. Başvurucu ayrıca temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin vermiş olduğu kararda İdarenin gerekçesinin

üstün tutulma ve İdare Mahkemesi gerekçesinin kabul edilmeme nedenlerinin

açıklanmadığını iddia etmektedir. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkının

usule ilişkin güvenceleri kapsamında değerlendirilmiştir. Somut olayda Danıştay

Ondördüncü Dairesi davanın reddi gerekçesini

başvurucunun tahsisin devamına ilişkin işlemin iptali nedeniyle açılan önceki

davadan feragat etmesine dayandırmıştır. Anılan gerekçenin davanın reddi

açısından ilgili ve yeterli olduğu görüldüğünden mülkiyet hakkının usule ilişkin

güvencelerinin ihlal edildiğinden de söz edilemez.

128. Başvurucu son olarak 4/7/1988 tarihinde tapuya tescil

edilen üst hakkının Maliye Bakanlığının yazısına istinaden usulsüz olarak

24/6/1994 tarihinde tapudan terkin edildiğini ve dilekçesi üzerine Tapu ve

Kadastro Genel Müdürlüğü Başmüfettişliğince yapılan inceleme sonunda yeniden

tapuya tescilinin sağlandığını ifade etmiştir. Başvurucu usulsüz terkin

nedeniyle 1994-2014 yılları arasında haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

129.Somut olayda başvurucu lehine 1988 yılında tapuya tescil

edilen üst hakkının Maliye Bakanlığının yazısına istinaden 1994 yılında tapudan

terkin edildiği ve başvurucunun talebi üzerine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

Başmüfettişliğince yapılan inceleme sonunda yeniden 13/8/2014 tarihinde tapuya

tescil edildiği anlaşılmaktadır. Tapuya tescil edilen üst hakkının taşınmazın

49 yıllığına başvurucuya tahsis edilmesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun'un 8.

maddesi kapsamında verilen yetkiye istinaden İdare tarafından tesis edildiği

anlaşılmaktadır. Ayrıca üst hakkının tapudan terkin edildiği 1994 yılından

sonra da başvurucu lehine tahsis işlemlerine devam edildiği görülmektedir. Bu

nedenle tapudan terkin edilen üst hakkının tahsis işleminin devam etmesine

engel teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca üst hakkının hatalı olarak

tapudan terkin edildiğine yönelik tespit sonrası tapuya yeniden tescil edilen

üst hakkının ilgili mevzuat kapsamında tek başına tahsisin devamını

sağlamayacağı da açıktır. Diğer başvurucu Ersoy Şirketi tarafından üst hakkı

kurulmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle 10/10/2014 tarihinde dava açılmış,

ancak başvurucularca bu dava süreci hakkında belge sunulmamış ve UYAP

sisteminden de davanın neticesi hakkında bilgi temin edilemediği görülmüştür.

130. Bu durumda başvurucunun tahsisin devamına yönelik

işlemlerin iptaline ilişkin işlem hakkında açtığı davadan feragat etmesi ve

sonrasında tahsisin devamını yeniden isteyip bu talebin reddi üzerine açtığı

davanın reddedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyet

hakkının öngördüğü güvenceler somut olayda sağlandığından dolayı başvurucuya

şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.

Buna göre başvuruya konu müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu

sonucuna varılmıştır.

131. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Ersoy

Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeleri A.Ş.nin İhlal

İddiaları Yönünden

1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

132. Başvurucu bireysel başvuruya konu ettiği Antalya 1. İdare

Mahkemesinin 5/11/2015 tarihli ve Antalya 2. İdare Mahkemesinin 20/10/2016

tarihli kararlarına konu yargılamaların uzun sürdüğünü belirterek makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

133. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine dair şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

134. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

135. Somut olayda Antalya 1. İdare Mahkemesinin 5/11/2015

tarihli kararına konu olan ve 13/5/2015 tarihinde açılan dava ile başlayan

yargılama sürecinin Danıştay tarafından

hükmün karar düzeltme isteminin reddedildiği 8/3/2017 tarihinde sona erdiği anlaşılmıştır.Antalya 2. İdare

Mahkemesinin 20/10/2016 tarihli kararına konu olan ve 19/2/2016 tarihinde

açılan dava ile başlayan yargılama sürecinin ise Danıştay tarafından hükmün onandığı 8/3/2017

tarihinde sona erdiği anlaşılmıştır.

136. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar ve yargılama süreçlerinin bütünü dikkate alındığında iki

dereceli bir yargılama sisteminde Antalya 1. İdare Mahkemesinin 5/11/2015

tarihli kararı yönünden yaklaşık 1 yıl 10 ay ve Antalya 2. İdare Mahkemesinin 20/10/2016

tarihli kararı yönünden yaklaşık 1 yıl 1 ay devam eden yargılama sürelerinin

makul olduğu sonucuna varmak gerekir. Bu durumda makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açıktır.

137. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

138. Antalya 1. İdare Mahkemesinin 5/11/2015 tarihli kararının

16/10/2009 tarihli Arazi Tahsis Komisyonu kararının iptaline yönelik kısmı süre

aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Başvurucu, yazılı bildirimin idari dava açma

süresinin başlangıcına esas olabilmesi için yetkili idari makamlar tarafından

yapılması, açık ve anlaşılır olması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre

kanuni temsilcisine tebliğ edilmediği mahkemece de kabul edilen Arazi Tahsis

Komisyonu kararının şirket çalışanı tarafından imzalanan 26/11/2009 tarihli

yazı ile tebliğ edildiğinin kabul edilmesi ve bunun neticesinde süresinde dava

açılmadığına dair sonuca varılması hatalı olmuştur. Başvurucu 26/11/2009

tarihli yazının kurumlar arası iç yazışma olduğunu ve ekinde karar

bulunmadığını ileri sürmüştür. Tebliği yapan makamın yetkili olan İdare

olmadığını Merkez Saymanlık Müdürlüğünce yapılan işlemde yazılılık ilkesinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir. Yargı kararlarına göre karar metni

gönderilmeden sadece "karar alınmıştır" yazısı bulunmasının yazılı

bildirimin tam olarak yapılmış olmadığını gösterdiğini belirtmiştir. Sonuç

olarak başvurucu mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

139. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

(1) Genel

İlkeler

140. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

141. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız

hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren

sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

142. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

143.Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama

nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması

mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu

kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir (AYM,

E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 10).

144. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defalar incelenmiştir.Anayasa Mahkemesi bu

incelemelerinde, süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle Anayasa'nın 2.

maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan hukuk alanında

istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayşe

Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B.

No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

145. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde,mahkemeye erişim hakkının kural olarak

mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabileceği, bu hususta devletlerin takdir

hakları gereği bazı düzenlemeler yapabileceği, bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecek nitelikte olmaması, meşru bir amaç

izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerektiği belirtilmiştir (Mesut

Güzel, B. No: 2014/5876, 22/9/2016, § 31). Bu kapsamda dava açmayı

imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvuru

için belli sürelerin öngörülmesinin hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği

olduğu ve tek başına bu durumun mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmayacağı, ancak öngörülen koşulların açıkça hukuka aykırı olarak yanlış

uygulanması ya da yorumlanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun

yollarına başvuru hakkını kullanamadığı durumlarda mahkemeye erişim hakkının

ihlal edileceği ifade edilmiştir (Remzi

Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

146. Somut olayda başvurucunun tahsise ilişkin talebi Arazi

Tahsis Komisyonu tarafından 16/10/2009 tarihinde reddedilmiştir. Kültür ve

Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü tarafından Merkez Saymanlık

Müdürlüğüne yazılan 16/11/2009 tarihli yazı ile başvurucudan alınan 2.337.734

TL ve 705.000 TL tutarındaki teminat mektuplarının başvurucu şirkete iadesi

istenilmiştir. Evrak üzerinde ''16/10/2009

gün ve 16 nolu ATK kararının 24'ncü maddesi tebligatıdır''

ibaresi olduğu görülmüş ve evrakın N.Ç. isimli kişi tarafından ''elden aldım'' yazılarak imzalandığı

anlaşılmıştır.

147. Arazi Tahsis Komisyonunun ret işlemine karşı başvurucu tarafından

açılan dava derece mahkemesince süre aşımından reddedilmiştir.

148. Dava açmanın bir süreye tabi tutulduğu durumlarda sürelerin

hesaplanması ve davanın belirlenen süre içinde açılıp açılmadığının

değerlendirilmesi yetkisi derece mahkemelerine aittir. Ayrıca sürenin

başlangıcına esas alınan tebligatın niteliğini ve geçerlilik koşullarını

sağlayıp sağlamadığını belirleme takdir ve yetkisi de derece mahkemelerinindir.

Derece mahkemelerinin tebligatın geçerliliğine ilişkin hukuk kurallarını yorumlama

ve davanın süresinde olmadığına ilişkin tespitinde açık keyfilik ve bariz

takdir hatası da bulunmamaktadır. Başvurucu karardan haberdar olamadığını ileri

sürmemekte; sadece tebligat evrakının niteliğine, tebliğin yapılış şekline ve

tebligat yapılan kişiye yönelik şikâyetlerini belirtmektedir. Başvurucunun,

yalnızca tebligatın yapılış şekline ilişkin kanunlarda yer alan şartların

sağlanmadığına yönelik şikâyetleri anayasal güvence kapsamında görülemez.

Anayasal bakımdan önemli olan ilgili sürelerin başlatılması yönünden mahkemeye

erişim hakkını engelleyen bir hâlin mevcut olup olmadığını belirlemektir. Somut

olayda 16/10/2009 tarihli "Arazi Tahsis Komisyonu kararının

tebliğidir" yazılı 16/11/2009 tarihli yazı ile başvurucuya ait teminat

mektuplarının iade edildiği ve bu teminat mektuplarının başvurucunun çalışanı

tarafından teslim alındığı da dikkate alındığında böyle bir zorlaştırıcı

durumun mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.

149. Bu durumda derece mahkemesinin gerek uyuşmazlık konusu

olguyu gerekse bu olgudan hareketle dava açma süresinin hesaplanma usulünü ve

sürenin başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun ve mevzuata dair

değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı ve başvurucunun dava açmasını

aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım

içermediği sonucuna varılmıştır.

150. Buna göre başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçülü olduğu, dolayısıyla belirtilen şikâyet bağlamında mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

151. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

152. Başvurucu, davaların temelini oluşturan hukuki gerekçeler

ve idari işlemler birbirinden farklı olduğu hâlde Antalya 2. İdare Mahkemesi

tarafından Antalya 1. İdare Mahkemesinin 5/11/2015 tarihli kararının gerekçe

gösterilerek davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.Başvurucu,

Eti Şirketi tarafından davadan feragat edilmesi ve yargılamanın yenilenmesi

kararı sonrası Eti Şirketi tarafından açılan davanın reddedilmesiyle dava

öncesi duruma dönüldüğünü, bu nedenle tahsis işlemlerine devam edilmesi

hususunda yasal engel kalmadığını iddia etmiştir. Mahkeme kararlarının

gerekçelerinin iddialarını karşılar nitelikte olmadığını ve yasa yolu

incelemesinde herhangi bir gerekçeye yer verilmediğini belirten başvurucu,

mahkeme kararları nedeniyle 2006 yılından beri tahsis işlemleri tamamlanıp

taşınmazda üst hakkı tescil ettiremediğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak

başvurucu bahsedilen nedenlerle adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli

karar hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

153. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

154. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16).Başvurucunun şikâyetlerinin özü, kendisine yapılan ihale işleminin iptali

kararının yargılamanın yenilenmesi kararı sonucunda ortadan kalktığı ve dava

öncesi duruma dönüldüğü hâlde kendisine tahsis yapılması yönündeki talebinin

haksız olarak reddedilmesine ilişkin olduğundan başvurucunun belirtilen

şikâyetlerinin mülkiyet hakkı ve usuli güvenceleri

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

155. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir.

156. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ile başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

157. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte

olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması

gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

158. Somut olayda, başvuru konusu taşınmaz hakkında başvurucu

Eti Şirketine yapılan tahsis işlemi 14/1/2005 tarihinde İdare tarafından iptal

edilmiştir. Bunun üzerine uyuşmazlığa konu taşınmazın yerli ve yabancı

girişimcilere tahsis edileceğine ilişkin 2006/1 sayılı şartname duyurusu

yayınlanmış ve en yüksek teklifi veren başvurucu gerekli teminat mektubunu

İdareye sunmuştur.

159. Yönetmelik'in 11. maddesinde arazisi tahsis taleplerinin,

10. maddede belirlenen tüm bilgilerin ve belgelerin tesliminden itibaren iki ay

içinde Arazi Tahsis Komisyonunca değerlendirileceği ve sonuçlanan karara göre

uygun görülen talep sahiplerinden birinci sırayı alan müteşebbise ön izin

verileceği belirtilmiştir. Aynı Yönetmenlik'in 15.

maddesinde ön izin verilmesi, 16. maddesinde de kesin tahsis yapılması için

gerekli şartların sayıldığı görülmektedir. Başvurucunun ihaleye katılıp en

yüksek bedeli vererek teminat mektubunu sunduğu anlaşılmakta ise de Eti Şirketi

tarafından ihalenin iptali istemiyle dava açılması sonucunda başvurucuya ön

izin ve kesin tahsis işlemlerinin yapılmadığı görülmektedir.

160. Başvurucu Eti Şirketinin ihale işleminin iptali istemiyle

açtığı dava kabul edilmiş ve ihale iptal edilmiştir. Arazi Tahsis Komisyonu 16/10/2009

tarihli kararında iptal kararının kesinleşmesi nedeniyle taşınmazın başvurucuya

tahsisinin mümkün olmadığını belirterek başvurucu şirketin teminat mektuplarını

iade etmiştir.

161. Başvurucu Eti Şirketine yapılan kesin tahsisin iptaline

ilişkin işleme karşı açılan davadan başvurucu Eti Şirketinin feragat etmesi

sonrasında başvurucu tarafından kendisine yapılan ihalenin iptaline ilişkin

dava yönünden yargılamanın yenilenmesi talep edilmiştir. Bu talep yerinde

görülmüş ve başvurucuya yapılan ihalenin iptali istemiyle başvurucu Eti Şirketi

tarafından açılan dava reddedilmiştir.

162. Başvurucu yargılamanın yenilenmesi kararı öncesinde ve

sonrasında ihale işlemlerine devam edilmesi hususunda İdareye başvurmuş ve

verilen ret kararlarına yönelik olarak Antalya 1. İdare Mahkemesinin 5/11/2015

tarihli ve Antalya 2. İdare Mahkemesinin 20/10/2016 tarihli kararlarına konu

davaları açmıştır. Derece mahkemeleri bu davaları reddetmiştir. Ret

gerekçelerinde 16/10/2009 tarihli Arazi Tahsis Komisyonu kararının iptal

edilmemesi ve yürürlükte bulunması karşısında İdarenin 2634 sayılı Kanun ve

Yönetmelik hükümlerine uygun olarak turizm amaçlı yatırım yapmak üzere yerli ve

yabancı girişimcilere tahsis yapmasında anılan mevzuat çerçevesinde takdir

yetkisinin bulunması nedeniyle başvurucu adına tahsis yapılması ve ön izin

verilmesi için yargı kararı ile zorlanmasının hukuken mümkün olmadığı

belirtilmiştir.

163. Derece mahkemelerinin taşınmazın başvurucuya tahsisi için

ön izin verilmesi ve kesin tahsisin yapılması hususunda İdarenin 2634 sayılı

Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre zorlanamayacağına ilişkin tespitlerinde

bariz takdir hatası ve açık keyfilik bulunmamaktadır. Anılan gerekçelerin davanın

reddi açısından ilgili ve yeterli olduğu görüldüğünden mülkiyet hakkının usuli güvencelerinin ihlal edildiğinden de söz edilemez.

164. Sonuç olarak kesin tahsis işlemi yapılmayan taşınmaz

üzerinde başvurucunun tahsis işlemlerinin devamı yönünde elde edilmiş bir

hakkının bulunduğundan bahsedilemez. Başvurucu, kendisine yapılan ihalenin

haksız olarak iptal edildiğini ileri sürerek meydana gelen zararlarının

giderilmesi için yargı mercilerine başvurabilecektir. Ancak somut olayda

başvurucunun zararlarının giderilmesi hususunda dava açmadan bireysel başvuruda

bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında görülen şikâyetler yönünden başvuru yolları usulünce

tüketilmemiştir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan anılan hukuk

yoluna başvurmaksızın yapılan başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru

yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir.

165. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin gizlilik talebinin REDDİNE,

B. Başvurucu Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin ihlal iddiaları yönünden;

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği A.Ş.nin ihlal iddiaları yönünden;

1. Mahkemeye erişim ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucular : 1. Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.Ş. 2. Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği A.Ş. Vekili : Av. Mehmet Fuat AKSOY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/15702, 12 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Taşınmazın Başvurucu Eti Turistik Yatırımlar
  7. B. Taşınmazın Başvurucu
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. D. Bakanlık, bu taşınmaz malları (C) fıkrası
  10. E. Turizm bölgelerinde ve turizm
  11. F. Turizm bölgelerinde, turizm alan ve turizm
  12. G. Kamu kuruluşlarına ait turizm, eğitim ve
  13. I. Yerli Müteşebbisler
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. B. Başvurucu Ersoy
  17. D. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Kömürcü
  19. M. Emin KUZ
  20. Seferinoğlu
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/15702
Tarih
12 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Nursen Gül Başvurusu (B. No: 2016/9104)
  • Ercan Toğrul Başvurusu (B. No: 2016/71110)
  • Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin Başvurusu (B. No: 2015/4787)
  • Zana Güneş Başvurusu (B. No: 2016/73184)
  • İzzettin Üşümez Başvurusu (B. No: 2016/32996)
  • Erol Kesgin Başvurusu (B. No: 2016/1550)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.