İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Eyüp Karul Başvurusu (B. No: 2014/2321)

1. Başvuru, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi ve makul

Başvuru No2014/2321Tarih26 Ekim 2016Okuma24 dk · 4.821 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Eyüp Karul Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/2321
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.821 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi ve makul

süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; suçun

niteliğinin değişmesine rağmen ek savunma alınmaksızın mahkûmiyet kararı

verilmesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının ve Yargıtay onama ilamının

gerekçesiz olması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 23/6/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin bir görüş

bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Kartal 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/4/2006 tarihli

kararı ile tutuklanmıştır.

8. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 7/6/2006 tarihli ve

E.2006/3788 sayılı iddianamesiyle başvurucunun "kasten öldürme, kişiyi

hürriyetinden yoksun bırakma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet" suçlarını

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yerAğır

Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu hakkında

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 35. ve 81. maddeleri aynı

Kanun'un 109. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile 10/7/1953 tarihli ve

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 13.

maddesinin birinci fıkrasının uygulanması talep edilmiştir.

9. Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli ve

E.2006/237, K.2007/69 sayılı kararı ile başvurucunun 6136 sayılı Kanun'a

muhalefet, (iki ayrı) kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve (iki ayrı) kasten

insan öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme,

hüküm ile birlikte tutukluluğun devamına da karar vermiştir.

10. Anılan karar, başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısı

tarafından da temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihli

ve E.2010/3994, K.2010/6581 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında 6136 sayılı

Kanun'a muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün "hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728

sayılı Kanunun 562. maddesi uyarınca değiştirilen 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasında; ceza miktarının üst sınırının 2 yıla çıkarılması,

soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarla ilgili

sınırlandırmanın da kaldırılması nedeniyle yerel mahkemece yeniden değerlendirme

yapılmasında zorunluluk bulunması", diğer suçlardan kurulan

mahkûmiyet hükümlerinin ise "aynı

eylemlerden yargılanıp, mahkum olan sanıklar V. ve Eyüp [başvurucu] arasında savunma açısından çıkar çatışması bulunduğu,

bu nedenle sanıkların aynı vekillerle temsili usule aykırı olduğundan ... her

bir sanık için ayrı ayrı müdafi atanması gerektiğinin düşünülmemesi"

gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

11. Yargıtay bozma ilamı sonrasında Kartal 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2010/376 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.

Mahkemenin 14/2/2011 tarihli ve E.2010/376, K.2011/59 sayılı kararı ile

başvurucunun mağdur Ö.K.ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan

5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, aynı maddenin (3)

numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin uygulanması suretiyle 3 yıl 4 ay

hapis; mağdur O.E.ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 5237

sayılı Kanun'un 109. maddesinin (2) numaralı fıkrasının aynı maddenin (3) numaralı

fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin uygulanması suretiyle 3 yıl 4 ay hapis; 6136

sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının uygulanması suretiyle 10 ay hapis ve 375 TL adli para; mağdur sanık

E.E.ye yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 81., 35. ve 29.

maddelerinin uygulanması suretiyle 5 yıl 7 ay 15 gün hapis; maktul S.A.ya yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı

Kanun'un 81. ve 35. maddelerinin uygulanması suretiyle 7 yıl 6 ay hapis

cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, hüküm ile birlikte "verilensonuçcezamiktarına

ve tutuklama tarihine [göre]"

tutukluluğun devamına da karar vermiştir.

12. Anılan karar, başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısı ve

katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

1/3/2012 tarihli ve E.2011/8025, K.2012/1290 sayılı ilamı ile başvurucu

hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve6136 sayılı Kanun'a

muhalefet" suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına,

"kasten insan öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet

hükümlerinin ise "a- sanıklar Eyüp ve V.nin aralarında husumet bulunan E.yi

öldürmek amacıyla aradıkları, ulaşamayınca E.nin

arkadaşları olan mağdurlar O. ve Ö.yü zorla alıkoyarak

E.yi olay yerine çağırttıkları, hazırlıklı olarak

olay yerine giderek pusu kurdukları ve olaydan habersiz olan maktul S.nin kullandığı araçla gelen E.ye ateş ederek öldürmeye

kalkıştıkları anlaşılmakla, sanıkların mağdur-sanık E.yi

öldürme kararı aldıkları, aldıkları kararda sebat ve ısrar göstererek

vazgeçmedikleri, eylemi soğukkanlılıkla gerçekleştirdikleri, böylelikle eylemde

tasarlamanın şartları oluştuğu, mağdur-sanık E.yi

öldürmek amacıyla hileyle olay yerine sanıklar Eyüp ve V.nin

çağırmaları nedeniyle ilk ateşin de sanıklar V. ve Eyüp tarafından yapıldığının

kabulüyle, haklarında haksız tahrik indirimi yapılamayacağı ... c- Sanık

Eyüp’ün maktul S. ve E.nin bulunduğu aracı hedef

alarak birlikte ateş ettikleri ve maktul S.nin

öldürülmesinde sanık V. ile fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek

eylem üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla; sanık Eyüp’ün TCK.nun 37. maddesi uyarınca doğrudan kasten insan öldürme

suçundan cezalandırılması yerine kasten insan öldürmeye kalkışma suçundan hüküm

kurularak eksik ceza tayini" gerekçeleriyle bozulmasına karar

verilmiştir.

13. Yargıtay ilamı sonrasında bozulan suçlar yönünden Kartal 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/239 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam

olunmuştur. Mahkeme 7/6/2012 tarihli celsede Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

1/3/2012 tarihli ilamını okumuş ve başvurucuya bozma kararına karşı

diyeceklerini sormuştur. Başvurucunun bu celsede Yargıtay bozma ilamına karşı beyanda bulunduğu, müdafinin

ise Yargıtay bozma ilamına karşı beyanda bulunmak üzere süre talep ettiği

anlaşılmıştır. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını

sözlü olarak Mahkemeye bildirmiştir. Mütalaada başvurucunun, mağdur sanık

E.E.ye yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 37., 82. ve 35. maddeleri

gereğince, maktul S.A.ya

yönelik eylemi nedeniyle ise 5237 sayılı Kanun'un 37., 81. maddeleri gereğince

cezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

14. Mahkemenin 19/7/2012 tarihli celsede Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 1/3/2012 tarihli ilamını yeniden okuduğu, başvurucunun müdafinin

Yargıtay bozma ilamına karşı beyanlarını aldığı, Cumhuriyet savcısının ise bir

önceki celsede açıkladığı esas hakkındaki mütalaasını tekrarladığı, bunu

üzerine Mahkemenin hem başvurucunun hem de başvurucu müdafinin esas hakkındaki

savunmalarını aldığı ve Yargıtay bozma ilamına uyarak davayı sonuçlandırdığı

görülmektedir.

15. Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/7/2012 tarihli ve

E.2012/239, K.2012/316 sayılı kararı ile başvurucunun, mağdur sanık E.E.ye yönelik

öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun'un 35. maddesinin uygulanması suretiyle 10

yıl 10 ay hapis; maktul S.A.ya

yönelik öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37. ve 81. maddesinin uygulanması

suretiyle 25 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Mahkeme hüküm ile birlikte "verilensonuçcezamiktarına ve kaçma şüphesine göre"

tutukluluğun devamına da karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin

ilgili bölümü şöyledir:

"Sanıklar G., V. ve Eyüp’ün olay öncesi

aralarında husumet bulunan sanık E.nin yerini

öğrenmek amacıyla mağdurlar O. ve Ö.yü sanık V.nin işyerine götürerek elleri ve ayaklarını bağlayıp

etkili eylemde bulunarak hürriyetinden yoksun kıldıkları, tehditle O.ya mağdur-sanık E.yi telefonla

arattırıp belirlenen yere gelmesini sağladıktan sonra sanık G.nin,

diğer sanıklar V. ve Eyüp'ü arabayla olay yerine götürdüğü, araçtan inen

sanıklar V. ve Eyüp’ün silahlı olarak mağdur-sanık E.yi

beklemeye başladıkları, mağdur-sanık E.nin maktul S.nin kullandığı araçla olay yerine gelmesi üzerine

sanıklar V. ve Eyüp’ün araçta bulunan mağdur-sanık E.ye ve maktule doğru ateş

ettikleri, maktul S.nin isabet eden bir mermiyle

yaşamını yitirdiği, sanık E.nin karşı ateşiyle sanık V.nin sol omzundan hayati tehlikeye neden olmayacak ve

basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde bir mermi isabetiyle

yaralandığı, maktul S.nin vurulması üzerine

kontrolden çıkan aracın mağdur M.nin sahibi olduğu

araba galerisindeki arabalara çarparak durması üzerine maktul H. ve mağdur M.nin işyerinden dışarı çıkarak arabadan inip kaçan

mağdur-sanık E.nin peşinden koşmaları üzerine,

mağdur-sanık E.nin maktul ve mağdura ateşi neticesi

maktul H.nin öldüğü, mağdur M.nin

penis bölgesinden bir isabetle hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi

müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaralandığı, sanık G.nin

sanıklar V. ve Eyüp’ü olay yerinden arabayla götürdüğü ve işyerinde bağlı

vaziyette kalan mağdurlar Ö. ve O.yu serbest bıraktıkları anlaşılmıştır.

Bu şekilde gerçekleşen olayda sanıklar Eyüp ve

V.nin aralarında husumet bulunan E.yi

öldürmek amacıyla aradıkları, ulaşamayınca E.nin

arkadaşları olan mağdurlar O. ve Ö.yü zorla

alıkoyarak E.yi olay yerine çağırttıkları, hazırlıklı

olarak olay yerine giderek pusu kurdukları ve olaydan habersiz olan maktul S.nin kullandığı araçla gelen E.ye ateş ederek öldürmeye

kalkıştıkları anlaşılmakla, sanıkların mağdur-sanık E.yi

öldürme kararı aldıkları, aldıkları kararda sebat ve ısrar göstererek

vazgeçmedikleri, eylemi soğukkanlılıkla gerçekleştirdikleri, böylelikle eylemde

tasarlamanın şartları oluştuğu, mağdur-sanık E.yi

öldürmek amacıyla hileyle olay yerine sanıklar Eyüp ve V.nin

çağırmaları nedeniyle ilk ateşin de sanıklar V. ve Eyüp tarafından yapıldığının

kabulüyle, haklarında haksız tahrik indirimi yapılamayacağı ...

...

Sanık Eyüp’ün maktul S. ve E.nin

bulunduğu aracı hedef alarak birlikte ateş ettikleri ve maktul S.nin öldürülmesinde sanık V. ile fikir ve irade birliği

içerisinde hareket ederek eylem üzerinde ortak hakimiyet kurdukları

anlaşılmakla ..."

16. Anılan karar, başvurucunun yanısıra

Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmiştir. Başvurucunun temyiz

dilekçesinde suçun niteliğinin değişmesine rağmen ek savunması alınmaksızın

hakkında mahkûmiyet kararı tesis edildiği yönünde bir iddiada bulunmadığı,

Cumhuriyet savcısının ise başvurucuya ek savunma hakkı tanınmamasını temyiz

konusu yaptığı anlaşılmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ve

E.2013/4940, K.2014/269 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet

hükümlerinin onanmasına karar verilmiştir.

17. Başvurucu Yargıtay ilamını 30/1/2014 tarihinde öğrenmiştir.

18. Başvurucu 21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 5237 sayılı Kanun'un

"Haksız tahrik" kenar başlıklı 29. maddesi şöyledir:

"Haksız bir fiilin meydana getirdiği

hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar

hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte

üçüne kadarı indirilir."

20. 5237 sayılı Kanun'un

"Suça teşebbüs" kenar başlıklı 35. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Suça teşebbüs halinde fail, meydana

gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet

hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte

birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. "

21. 5237 sayılı Kanun'un

"Faillik" kenar başlıklı 37.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suçun kanuni tanımında yer alan fiili

birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur."

22. 5237 sayılı Kanun'un

"Kasten öldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:

"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet

hapis cezası ile cezalandırılır. "

23. 5237 sayılı Kanun'un

"Nitelikli hâller" kenar başlıklı 82. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "

24. 5237 sayılı Kanun'un

"Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" kenar başlıklı 109.

maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir

yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir

yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği

sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis

cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

...

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre

verilecek ceza bir kat artırılır."

25. 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak

ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya

bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne

kadar adlî para cezasına hükmolunur."

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar

başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

27. 5271 sayılı Kanun'un

"Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı

geçemez."

28. 5271 sayılı Kanun'un

"Suçun niteliğinin değişmesi" kenar başlıklı 226. maddesi

şöyledir:

"(1) Sanık, suçun

hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek

bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun

değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek

olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa

duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde

istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler,

varsa müdafie yapılır. Müdafii

sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 26/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30.Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi ve

ayrıca makul süreyi aştığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılama aşamasında ek

savunmasının alınmaması ve bu durumun Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz

konusu yapılmasına rağmen mahkûmiyet hükmünün onanması dolayısıyla savunma

hakkının kısıtlandığını, İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının ve

Yargıtay onama ilamının gerekçesiz olduğunu, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve hak ihlali

tespiti ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, tutukluluğun Kanun'da öngörülen azami süreyi ve

makul süreyi aştığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına

alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

33. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki

kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

34. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla

tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu "bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bu açıdan

mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini

tutukluluk olarak nitelendirmemektedir (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 33).

35. Somut olayda başvurucu, 28/4/2006 tarihinde tutuklanmıştır.

Tutuklu olarak devam eden yargılamada Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

22/2/2007 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş, anılan

karar temyiz incelemesi sonucunda bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası devam olunan

yargılamada Mahkemenin 14/2/2011 tarihli kararı ile başvurucunun kişiyi

hürriyetinden yoksun bırakma, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve kasten insan

öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûmiyetine karar verilmiş; Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 1/3/2012 tarihli ilamı ile başvurucu hakkında kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan mahkûmiyet

hükümleri onanırken kasten insan öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan

mahkûmiyet hükümleri ise bozulmuştur. Bozma kararı verilen suçlar yönünden

devam olunan yargılamada Mahkemece 19/7/2012 tarihinde başvurucunun kasten

insan öldürmeye teşebbüs suçundan 10 yıl 10 ay hapis; kasten insan öldürme

suçundan 25 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiş; anılan

mahkûmiyet hükümleri, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ile

onanarak kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak

özgürlüğünden yoksun bırakılması, İlk Derece Mahkemesinin son mahkûmiyet

kararının verildiği 19/7/2012 tarihinde sona ermiştir.

36. Açıklanan nedenlerle tutukluluğa ilişkin sürecin Anayasa

Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce sona erdiği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. İsnadın Sebebinden ve

Niteliğinden Haberdar Edilme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, yargılama aşamasında ek savunmasının alınmaması

ve bu durumun Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz konusu yapılmasına rağmen

mahkûmiyet hükmünün onanması dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığını ileri

sürmüştür.

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği öncelikle

olağan başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip

etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Olağan kanun yollarında ve

genel mahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar, bireysel başvuruya konu

edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de

Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 18-20).

41. Somut olayda başvurucu hakkında Kartal Cumhuriyet

Başsavcılığınca düzenlenen 7/6/2006 tarihli iddianamede mağdur sanık E.E.ye ve

maktul S.A.ya yönelik öldürmeye teşebbüs eylemleri

nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 81. ve 35. maddelerinin uygulanması talep

edilmiş, davaya bakan Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2011 tarihli

mahkûmiyet kararında her iki eyleme ilişkin temel cezayı 5237 sayılı Kanun'un

81. maddesine göre belirlemiş ve yine teşebbüse ilişkin aynı Kanun'un 35.

maddesi uyarınca ceza indirimi uygulamıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

1/3/2012 tarihli ilamı ile söz konusu suçlar yönünden verilen mahkûmiyet

hükümlerinin bozulması üzerine Mahkeme bozma ilamına karşı başvurucunun ve müdafiinin beyanlarını almıştır. Cumhuriyet savcısı esas

hakkındaki mütalasında başvurucunun, mağdur sanık

E.E.ye yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 37., 82. ve 35. maddeleri

gereğince; maktul S.A.ya

yönelik eylemi nedeniyle ise 5237 sayılı Kanun'un 37., 81. maddeleri gereğince

cezalandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun ve müdafiinin Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki

mütalaasını sözlü olarak açıkladığı duruşmada hazır bulundukları ve mütalaaya

karşı esas hakkındaki savunmalarını Mahkemeye bildirdikleri görülmektedir.

Mahkeme 19/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında mağdur sanık E.E.ye

yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan temel cezayı 5237 sayılı Kanun'un 82.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca belirlemiş, maktul S.A.ya yönelik öldürme suçu

yönünden ise 5237 sayılı Kanun'un 35. maddesini teşebbüse ilişkin olarak

uygulamamıştır.

42. Bununla birlikte başvurucunun yargılama aşamasında suçun

hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle ek savunmasının alınmadığına ya da

kendisine bu hususta savunmasını bildirme imkânı tanınmadığına ilişkin

şikâyetlerini temyiz aşamasında dile getirdiğine dair dosya içinde herhangi bir

bilgi veya belge bulunmamaktadır. UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucu müdafii tarafından sunulan 23/7/2012 tarihli temyiz

dilekçesinde bu hususta bir açıklamanın bulunmadığı görülmektedir (bkz. § 16).

43. Bu itibarla iddia edilen hak ihlallerinin temyiz aşamasında

düzeltilmesi imkânını yargılama makamlarına tanımaksızın başvuruda bulunulduğu

anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle bireysel başvuruya konu edilen şikâyetler

derece mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin ilk defa bireysel başvuru

aşamasında dile getirilmiştir (Metin Polat,

B. No: 2013/1145, 10/6/2015, § 25). İddia edilen hak ihlalinin Cumhuriyet

savcısı tarafından temyiz konusu yapılmasının ya dahükmedilen

ceza miktarı dolayısıyla kararın resen temyiz incelemesine tabi olmasının,

başvurucunun temyiz Mahkemesi önünde ihlal iddialarını en azından öz olarak

ileri sürme yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı söylenemez (Sönmez Kaşıkçı, B. No: 2014/466, 8/6/2016

§ 40).

44. Açıklanan nedenlerle temyiz mercileri önünde usulüne uygun

olarak ileri sürülmeyen şikâyetlere ilişkin olarak temel hak ve özgürlüklerin

ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucu, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının ve

Yargıtay onama ilamının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

46. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği

ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(Güher Ergun ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

47. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

48. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için

davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre tarafların

dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi

vardır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). Mahkemeler

"kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak

belirtme" yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını

kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra tarafların muhakeme sırasında

ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini

bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı

kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri, § 34).

49. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle

haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığını ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur (Sencer Başat ve diğerleri, § 38).

50. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her

türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi

gerektiği şeklinde anlaşılamaz (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56). Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de davanın esas

sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Boldea/Romanya,

B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30).

51. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit

bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

52. Somut olayda davaya bakan Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi

14/2/2011 tarihli kararında, başvurucunun mağdur sanık E.E.ye yönelik sübut

bulan eyleminin 5271 sayılı Kanun'un 81. 35. ve 29. maddeleri kapsamında haksız

tahrik altında kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunu, maktul S.A.ya yönelik sübut bulan eyleminin ise 5271 sayılı

Kanun'un 81. ve 35. maddeleri kapsamında kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunu

oluşturduğu sonucuna vararak başvurucu hakkında anılan Kanun hükümlerinin

tatbiki suretiyle mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

1/3/2012 tarihli ilamı ile mağdur sanık E.E.ye yönelik eylem bakımından

tasarlamanın şartlarının oluştuğu ve haksız tahrik indirimi yapılmayacağı,

maktul S.A.ya yönelik eylem

bakımından ise eylemin doğrudan kasten insan öldürme suçunu oluşturduğu

gerekçeleriyle anılan hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkeme, 19/7/2012

tarihli kararıyla otopsi raporları, Adli Tıp Kurumu raporları, ekspertiz

raporları, sanık savunmaları, mağdur beyanları, tanık anlatımlarına dayanarak

Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda başvurucunun mağdur sanık E.E.ye yönelik

eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

ve 35. maddesi kapsamında tasarlayarak kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunu

oluşturduğu; maktul S.A.ya yönelik eylemin ise 5237

sayılı Kanun'un 81. maddesi kapsamında (tamamlanmış) kasten insan öldürme

suçunu oluşturduğu sonucuna vararak anılan Kanun maddeleri uyarınca mahkûmiyet

hükmü tesis etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ile

İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli bulunarak onandığı görülmektedir.

53. Buna göre yapılan açık yargılama sonunda tarafların davanın

sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışıldığı ve verilen

kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu anlaşılmaktadır. Kanun

yolu incelemesi sonucunda verilen kararın da gösterilen gerekçe ve karar

sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında, gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğinden bahsedilemez.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucu, hakkındaki yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de

bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

56. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, § 39).

57. Anayasa'nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddeleri uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

58. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

59. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucunun tutuklandığı)

28/4/2006 tarihi ile başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği

27/1/2014 tarihi arasında geçen süre yaklaşık 7 yıl 9 aydır.

60. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkin

olarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanın

özelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41-45).

61. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hem

hukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; davanın konusunun

karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilen

suçların veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası unsurları, bilirkişi

deliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur incelenmelidir.

Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu

açısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş birliği

yapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarını

kullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari ve

yargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014,

§§ 52, 53).

62. Somut olayda, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca 7/6/2006

tarihli iddianameyle başvurucunun da aralarında olduğubeş

sanık hakkında cezalandırma istemiyle açılan davada iki maktulün ve üç mağdurun

bulunduğu; kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakma ve ruhsatsız silah taşıma eylemeleri temelinde görülen davada

Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli kararının Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ilamı ile usul yönünden bozulduğu, bozma ilamı

sonrasında İlk Derece Mahkemesince verilen 14/2/2011 tarihli mahkûmiyet

kararının temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 1/3/2012

tarihli ilamı ile bir kısım suç yönünden onanırken bir kısım suç yönünden (esas

bakımından) bozulduğu, bozulan suçlar yönünden Mahkemece verilen 19/7/2012

tarihli kararın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ile

onanarak kesinleştiği, davanın görülmesindeki yaklaşık 5 yıl 9 aylık sürenin

temyiz incelemesi sırasında geçtiği tespit edilmiştir.

63. Davada yer alan kişi sayısı, dava konusu edilen eylemlerin

niteliği ve başvurucuya yöneltilen birden fazla suçlamanın bulunması olguları,

başvuruya konu yargılamanın kısmen karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte başvurucu hakkındaki yargılamada 5 yıl 9 aylık sürenin temyiz

incelemesinde geçtiği dikkate alındığında ve davaya bütün olarak bakıldığında 7

yıl 9 ay devam eden yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

65. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

66. Başvurucu 100.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

67. Başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

68. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A. 1. Kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı

kapsamında isnadın sebebinden ve niteliğinden haberdar edilme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı

kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkı

kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 7.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Eyüp KARUL

Vekili

:

Av. Oya

AYDIN GÖKTAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2321, 26 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. A. 1. Kişi hürriyeti ve
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Necipoğlu
  16. Hakyemez
  17. Aydın Göktaş

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2321
Tarih
26 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Yasemin Akgül Başvurusu (B. No: 2014/2630)
  • Sinanlar Hafriyat İnşaat Nakliye Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/1993)
  • Necmi Karakuş Başvurusu (B. No: 2014/3240)
  • Ömer Baytar Başvurusu (B. No: 2014/324)
  • Ali Sakarya Başvurusu (B. No: 2014/1346)
  • Sevgi Cantemür Başvurusu (B. No: 2014/2871)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.