İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatih Özgüner Başvurusu (B. No: 2013/6358)

1. Başvuru, hâkim kararı

Başvuru No2013/6358Tarih4 Kasım 2015Okuma19 dk · 3.714 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatih Özgüner Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/6358
R.G. Tarih ve Sayı
29/12/2015-29577
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.714 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hâkim kararı

olmaksızın telefon görüşmelerinin kayda alınması nedeniyle özel hayata saygı

hakkının, bu kayıtların aleyhte delil olarak kullanılması ve makul sürede

yargılanmama nedenleriyle adil yargılanma hakkının, aynı durumda bulunan diğer

sanıklar hakkında beraat kararı veya daha az ceza verilmesi nedeniyle de

ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/8/2013 tarihinde

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 21/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 14/11/2014 tarihinde bildirilmiş,

başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve UYAP

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Uyuşturucu ticareti

yapıldığına yönelik ihbarlar üzerine Siirt 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 4/8/2009

tarihli ve 2009/624 Değişik İş, 17/8/2009 tarihli ve 2009/667 Değişik İş ve

2/9/2009 tarihli ve 2009/714 Değişik İş sayılı kararlarıyla şüphelilerin

iletişiminin tespit edilmesine karar verilmiştir. Başvurucuya yönelik bir

dinleme kararı bulunmamaktadır.

8. Uyuşturucu madde ticareti

suçu dolayısıyla yapılan soruşturmada, hâkim kararıyla şüpheli Z.D.nin de telekomünikasyon yoluyla iletişimi (telefon

görüşmeleri) dinlenmiştir. Şüpheli Z.D.nin dinlenmesi

esnasında başvurucu ile şüpheli arasında 6/9/2009 tarihinde kısa zaman

aralıklarında gerçekleşen iki ayrı görüşme kayda alınmıştır. Böylelikle

başvurucu da dolaylı şekilde dinlenmiştir.

9. Başvurucu, uyuşturucu madde

ticareti yaptığı şüphesiyle 6/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve müteakiben

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığının 6/11/2009 tarihli ve

E.2009/4295 sayılı iddianamesiyle aynı yer 3. Ağır Ceza Mahkemesine dava

açılmıştır.

11. İddianamede başvurucuya

yüklenen suçların "suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütü yönetme ve üye

olma" ve "uyuşturucu madde ticareti yapma" olduğu ve bu suçların

katalog suçlar arasında yer aldığı görülmektedir.

12. Yürütülen yargılama

sonucunda Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/6/2012 tarihli ve E.2011/40,

K.2012/165 sayılı kararı ile başvurucunun iştirak hâlinde uyuşturucu madde

ticareti yapma suçu sabit görülerek 8 yıl 4 ay hapis ve 66.660 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

13. Gerekçeli kararın ilgili

kısmı şöyledir:

“DELİLLER: İddianame, Siirt 1. Sulh Ceza

Mahkemesinin 04.08.2009 tarih ve 2009624, 17.08.2009 tarih ve 2009/667 D.iş, 02.09.2009 tarih ve 2009/714 D.iş

sayılı CMK'nın 135. Maddesi uyarınca verdiği

iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararı, C. Başsavcılığımızın

gecikmesinde sakınca olduğu sebebiyle verildiği 06.09.2009 ve 07.09.2009

tarihli arama ve el koyma kararları, olay yakalama ve rızaen

muhafaza altına alma tutanakları, sanık savunmaları, iletişimin tespiti

tutanakları, nüfus ve sabıka kayıtları ile tüm dosya kapsamından ibarettir.

…

Bu görüşme(ler)de sanık R. Ö.’nün aracında

bulunan sanık Fatih, sanık Ö. ile birlikte Ö.’nün

arabasında bulunan öncülük yapan sanık Z. D.’ye yolun

durumunu sormaktadır.

Suçlamayı kabul

etmeyen sanık öncülük görevini yapan sanık Z. D.’nin

aracınız bize yetişsin diye söylemi karşısında biz niye yetişelim siz önden

gidin şeklinde öndeki araca öncülük yaptığı ve kendisinin de uyuşturucunun

sevkinden haberdar olup aktif rol aldığını açıkça göstermektedir.

… uyuşturucu maddeyi

Başkale ilçesinden Van iline sevk etmek için R. Ö.’nün

aracına binen sanığın uyuşturucunun sevkinde aktif rol aldığı, bu bağlamda

sanığın uyuşturucu sevk ederek, uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği sabit

olduğundan, her ne kadar uyuşturucudan haberdar olmadığını beyan etmişse de,

yukarıdaki TAPE kayıtlarından da anlaşılacağı üzere uyuşturucunun güvenli bir

şekilde sevk edilebilmesi için bulunduğu araca öncülük yapan sanık Z. D. ile

irtibat halinde olduğu her ne kadar R. Ö’nün telefonunun şarjının bittiğini, bu

sebeple konuşmaları R. Ö’nün yaptığını sanık beyan etmişse de sanığın hem

kendisine ait 0 544 'lü numara ile hem de 0 506 nolu numara ile sanık Z. D.'nin

kullandığı 0 507 nolu telefonla aynı zaman diliminde

görüşmeleri bulunmasının karşısında, sanığın kendisini cezadan kurtarmak

amacıyla yapılmış inandırıcılıktan uzak ve dosya ile uyumlu olmayan savunmasına

itibar edilmeyerek, suçu sabit olan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 188/3

maddesine göre cezalandırılmasına karar verilmiş(tir)”

14. Anılan karara karşı

başvurucunun temyiz talebini inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesi 15/4/2013

tarihli ve E.2012/28332, K.2013/3475 sayılı ilamı ile mahkûmiyet kararının

onanmasına karar vermiştir.

15. Başvurucu, onama ilamını

9/7/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

16. Bireysel başvuru 12/8/2013

tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

1. İlgili Mevzuat

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(3)Uyuşturucu

veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan,

satışa arz eden, başkalarına veren,

sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on

yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar

adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya

satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis

cezası on beş yıldan az olamaz.

(4) Uyuşturucu veya

uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin

olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında

artırılır.”

18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135.

maddesinin, 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile

değiştirilmesinden önceki (1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine

ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde

edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın

telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda

alınabilir...

(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak

uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

6.

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),

…

8. Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde

220),

…”

19. 5271 sayılı Kanun’un 138.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2)

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta

olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin

altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini

uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve

durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi”

kenar başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı fırkası şöyledir:

“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı

hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.

…”

21. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı

217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda

tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle

serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her

türlü delille ispat edilebilir.”

2. İlgili Yargı Kararları

22. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 12/6/2007 tarihli ve E.2006/5.MD-154, K.2007/145 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

“Sanık hakkındaki

soruşturma izni, iddianame ve son soruşturmanın açılması kararına konu olan

suçlar rüşvet ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarıdır. Rüşvet suçu 5271

sayılı CYY’nın 135/6. fıkrasında yer aldığından, bu suç yönünden

iletişimin tespiti suretiyle elde edilen kanıt, CYY’nın

138/2. maddesi fıkrası uyarınca, hakkında iletişimin tespiti kararı bulunmayan

kişi için de kanıt olarak değerlendirilir. Özel Dairece isnat edilen

eylemlerin bir kısmından beraat bir kısmından ise suç niteliğinin değişmesi

suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı tesis edilmiş ise

de, başlangıçtaki iddia rüşvet suçuna yönelik olup, görevi kötüye kullanma

suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da çoğu zaman görevi kötüye

kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik değiştirmesi olanağı

bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka uygun delil olarak

değerlendirilmelidir.”

23. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/12/2013 tarihli ve E.2013/10-483, K.2013/599 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

“…5271 sayılı CMK'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası göz önünde

bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden sonra yapılacak olan iletişimin

denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili

olmayan, fakat anılan kanunun 135. maddesinin

altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini

uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde edilen delil

olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve

kovuşturulmasında kullanılması mümkündür.

Anılan kanunun 138.

maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri

sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135.

maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği

şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması,

tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı

fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya

kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin

kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü suçlulukla

etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbirini

düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte,

örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden olunması

da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Tuncay

Özkan/Türkiye kararında; "5/1. maddesi, Sözleşmeye taraf devletlerin

organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri

için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz

uygulanmamalıdır" şeklindeki görüşüyle, kanuni düzenlemelerin özellikle

örgütlü suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini

önemle vurgulamıştır

Kaldı ki 135.

maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan

iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada

sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç

yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla

yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer

verilmemiştir…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 4/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 12/8/2013 tarihli ve 2013/6358

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, hakkında usulüne

uygun bir dinleme kararı bulunmaksızın diğer sanıklardan biri ile yaptığı

telefon görüşmesinin aleyhine delil kabul edilerek cezalandırıldığını,

belirtilen delilin hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, hükme

esas alınsa bile Yargıtay içtihatları gereğince maddi olgularla desteklenmeyen

telefon dinleme kayıtlarının tek başına mahkûmiyete yeterli delil olmadığını,

6/9/2009 tarihinde başlayan yargılanmasının 15/3/2013 tarihinde sonuçlandığını,

belirtilen yargılama süresinin makul olmadığını, kendisi ile diğer sanık -aynı

şartlar altında olan kardeşi- hakkında beraat kararı verilmesine rağmen

ayrımcılık yapılarak kendisi hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini, Mahkemece

verilen ceza miktarının suça konu uyuşturucu miktarı ile orantısız olduğunu,

temyiz merciinin belirtilen hususları dikkate almadığını ve kararında bu

hususlara yer vermediğini, açıklanan nedenlerle haberleşme özgürlüğü, adil

yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden

yargılanma ve tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvurucu, Anayasa'nın 22.

ve 38. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun iddialarının özünün, yargılamada hukuka aykırı

deliller kullanıldığı ve haksız yere mahkûmiyet kararı verildiği hususu ile

ilgili olduğu görülmüştür. Başvurucu, haberleşme özgürlüğü ile ilgili

açıklamalarını delillerin hukukiliği bağlamında dile getirmiştir. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu sebeple başvurucunun iddiaları aşağıda adil yargılanma hakkı ile

ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

1. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı ve Yargılamada Hukuka Aykırı Deliller Kullanıldığı

İddiaları

27. Başvurucu; hakkındaki

yargılamanın adil yürütülmediğini, hâkim kararı olmaksızın kayda alınan telefon

görüşmelerinin mahkûmiyete esas alındığını, Yargıtay içtihatları gereğince

maddi olgularla desteklenmeyen telefon dinleme kayıtlarının tek başına

mahkûmiyete yeterli delil olmadığını, bu sebeplerle haksız olarak mahkûm

edildiğini iddia etmiştir.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

30. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan kurallar uyarınca

-ilke olarak- derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Onur Gür, B. No:

2012/828, 21/11/2013, § 21).

32. Belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını, delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

33. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün

kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup

olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ndeki (Sözleşme) bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen

ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e

göre delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme

ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, §

90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

§ 700).

34. Başvurucu, yargılandığı ceza

davasında telefon görüşme kayıtlarının suç unsuru taşımadığını, diğer

sanıkların çay kaçakçılığı yaptığını zannettiğini, telefonun araçta bulunan

diğer sanık R. tarafından aniden kendisine verilmesi üzerine görüşme yaptığını,

olaylarla bir ilgisinin olmadığını, bu sebeplerle haksız yere mahkûm edildiğini

ileri sürmüştür. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü, Derece Mahkemesinin

delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkindir.

35. Mahkemenin gerekçeli kararı

incelendiğinde söz konusu kararın; sanık savunmalarına, arama tutanağına, olay

ve yakalama tutanağına, iletişim içeriklerine, aramada ele geçirilen uyuşturucu

maddelere ve diğer delillere dayanılarak verildiği görülmektedir. Anılan

kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller

değerlendirilerek ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır (bkz. § 13).

36. Başvurucu; yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum

da tespit edilmemiştir.

37. Açıklanan nedenlerle

başvurucu tarafından ileri sürülen yukarıdaki iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu görülmektedir.

38. Diğer yandan başvurucu;

hakkında dinleme kararı alınmadan diğer sanıkla yaptığı görüşmelerinin de kayıt

altına alındığını, dolaylı şekilde dinlendiğini, bu suretle elde edilen

delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmasının yasal olmadığını

iddia etmiştir.

39. Başvurucunun, hukuka aykırı

olduğunu ve uyuşturucu madde ticareti suçuna yönelik mahkûmiyetine esas

alındığını iddia ettiği bir kısım telefon konuşmaları, aynı soruşturma

kapsamındaki diğer sanıkla ilgili iletişimin denetlenmesi tedbirinin

uygulanması sonucu -dolaylı şekilde- elde edilmiştir (bkz. § 13). Bu kayıtların

5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinde belirtilen katalog suçlarla sınırlı olmak

kaydıyla kullanılabileceğinin Yargıtay tarafından kabul edilmesi (bkz. §§ 21,

22), diğer şüphelinin (Z.D.) yasal dinlemesi sırasında bu delile beklenmedik

bir şekilde ulaşılması, aynı gün araçta arama yapılması nedeniyle yeni bir

iletişimin kayda alınması kararının alınmasının mümkün olmaması ve mahkûmiyete

konu uyuşturucu madde ticareti suçunun katalog suçlardan olması nedenleriyle

İlk Derece Mahkemesinin bu kayıtları hükme esas almasının Yargıtay içtihadına

uygun olduğu görülmektedir.

40. İlk Derece Mahkemesinin

somut olayda 5271 sayılı Kanun’un 138. maddesinin (2) numaralı fıkrası

kapsamına giren bir dinleme olduğuna ilişkin Yargıtay içtihadına uygun

yorumunun da keyfî nitelikte ve öngörülemez olmadığı, bireylerin hakkı ile kamu

yararı arasında makul bir denge gözettiği, temel hakları ihlal eden bir

boyutunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

41. Somut olayda başvurucunun

delillerini sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir

muameleye tabi tutulduğuna dair somut bir olgu bulunmamakta olup mahkûmiyet

hükmü, duruşmada başvurucu ve vekilinin huzurunda tartışılmış delillere

dayandırılmıştır. Diğer taraftan başvuru dosyası incelendiğinde

"silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerine

aykırı olarak başvurucuya; delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme

hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir delil de

bulunmamaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle

başvurucu tarafından yargılamanın sonucu yönünden ileri sürülen ihlal

iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olması, hukuka aykırı delillerin

kullanıldığı iddiası kapsamında ise bir ihlalin olmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiği İddiası

43. Başvurucu, aynı durumda

bulunan diğer sanıklar hakkında beraat veya daha az ceza kararı verilmesine

karşın kendisi hakkında mahkûmiyet ve orantısız ceza kararı verilmesinin

ayrımcılık yasağının ihlali anlamı taşıdığını ileri sürmüştür.

44. Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" kenar

başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

45. Sözleşme'nin "Ayırımcılık yasağı" kenar başlıklı

14. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme'de tanınan hak

ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık

gözetilmeksizin sağlanmalıdır."

46. Başvurucunun, Anayasa'nın

10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik

iddialarının tek başına soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla eşitlik

ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp, bu hakkın

kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan

tamamlayıcı nitelikte haklardandır. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip

edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlal iddiasında kişinin hangi temel hak

ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının

gösterilmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§

33, 34).

47. Bu bakımdan başvurucunun,

eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının adil yargılanma hakkı çerçevesinde ve bu

hakla bağlantılı olarak ele alınması gerekir.

48. Somut olayda başvurucu, aynı

durumda bulunan bir diğer sanık hakkında beraat kararı verilmesine ve daha

fazla uyuşturucu madde ele geçirilen olaylarda daha az ceza verilmesine karşın

hakkında eylemle orantısız bir cezaya hükmedildiğini belirterek ayırımcılığa uğradığını

dile getirmiş fakat hangi nedene dayalı olarak kendisine farklı muamelede

bulunulduğuna ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Ayırımcılık

iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki

başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir

farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk,

renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu, sözünü ettiği sanıkların durumu

ile kendi durumunun aynı olduğunu ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene

dayalı olarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin de herhangi bir beyanda

bulunmamıştır.

49. Açıklanan nedenlerle

başvurucu ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangi bir delil ileri sürmediğinden

başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

50. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

51. Bakanlık tarafından benzer nitelikteki başvurulara

ilişkin daha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş

sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

52. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

53. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın

hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

54. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "suç işlemek amacıyla kurulmuş

örgütü yönetme ve üye olma" ve "uyuşturucu madde ticareti yapma"

suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında

isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını

gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç

isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına

girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,

§ 32).

55. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı 6/9/2009 tarihidir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih; suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

56. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi

neticesinde Van Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında

6/9/2009 tarihinde başvurucunun gözaltına alınarak müteakiben tutuklandığı, Van

Cumhuriyet Başsavcılığının 6/11/2009 tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında açılan kamu davası sonunda Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince

12/6/2012 tarihinde verilen mahkûmiyet kararının Yargıtay 10. Ceza Dairesinin

15/4/2013 tarihli ilamıyla onandığı anlaşılmıştır.

57. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

58. Başvuruya konu ceza davasında başvurucu

haricinde sekiz sanığın daha bulunması, yargılama sürecinde hareketsiz bir

dönemin bulunmaması, başvurucu ve diğer sanıklar hakkında birçok suçlamanın ve

birleşen davaların bulunması, yargılamaya konu suçlamaların kapsamı, başka

mahkemelerle yazışma yapılmasının gerekmesi

hususları dikkate alındığında iki dereceli bir yargılamada geçen 3 yıl 7 ayın

biraz üzerindeki yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesi gerekir.

59. Açıklanan

nedenlerle bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı ve yargılamada hukuka aykırı deliller

kullanıldığı iddialarının,

2.

Ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasının,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

4/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Fatih ÖZGÜNER Vekili : Av. Muhammed Fehim OFLAS

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6358, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e
  16. Kaleli
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6358
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • N. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/19725)
  • Nusret Yumrutaş Başvurusu (B. No: 2013/6355)
  • Halime Sare Aysal Başvurusu (B. No: 2013/1789)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/7063
  • Arif Çelebi Başvurusu (B. No: 2013/7917)
  • Çetin Arkaş Başvurusu (B. No: 2013/6124)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.