İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/6577)

1. Başvuru, alacağın tahsili amacıyla borçlu aleyhine başlatılan

Başvuru No2014/6577Tarih16 Şubat 2017Okuma21 dk · 4.265 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatma Yıldırım Başvurusu

Karar tarihi
16 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/6577
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.265 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, alacağın tahsili amacıyla borçlu aleyhine başlatılan

icra takibi sırasında borçluya ait taşınmazların satışından elde edilen

bedelin, yaklaşık dokuz yıl süren sıra cetvelinin kesinleşmesi sürecinde

nemalandırılmamış olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüş

bildirilmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu Fatma Yıldırım 1938 doğumlu olup Edirne'de ikamet

etmektedir.

8. Başvurucu 13/12/2002 tarihinde borçlu A.S. aleyhine Edirne 1.

İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatmıştır.

9. Edirne 1. İcra Müdürlüğünce borçluya ait iki adet taşınmazın

haczine karar verilmiştir.

10. Söz konusu taşınmazlara başka kişilere ait alacaklar

nedeniyle de haciz uygulanmıştır.

11. Her iki taşınmaz da dosyadan anlaşılmayan bir tarihte

yapılan ihale sonucu satılmış ve (9) nolu taşınmaz

için ise 45.904,12 TL, (20) nolu taşınmaz için 30.000

TL satış bedeli tahsil edilmiştir.

12. Tahsil edilen bedelin tüm alacaklıların alacaklarını

karşılamaması nedeniyle Kadıköy (Anadolu) 5. İcra Müdürlüğünce sıra cetvelleri

düzenlenmiştir.

13. Başvurucu tarafından, 5/1/2005 ve 15/7/2005 tarihlerinde

Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde her iki taşınmazın satışından tahsil

edilen bedele ilişkin olarak sıra cetvellerine itiraz davası açılmıştır.

Mahkemece her iki dosya birleştirilerek yargılama tek dosya üzerinden

yürütülmüştür.

14. Mahkemece 16/11/2009 tarihinde verilen kararla, (9) numaralı

taşınmaza ilişkin olarak 15.904,12 TL, (20) numaralı taşınmaza ilişkin olarak

10.000 TL yönünden davanın kabulüne ve bu tutarların, cetvelin en son

sırasından başlamak üzere eksiltilerek Edirne 1. İcra Müdürlüğünde bulunan

dosyaya davacı alacağı olarak ödenmesine karar verilmiştir.

15. İlk Derece Mahkemesinin kararının temyizi üzerine, Yargıtay

19. Hukuk Dairesinin 16/3/2011 tarihli kararıyla, davalılardan K. A. S. Anonim Ş.'ye, (20) numaralı bağımsız bölümün bedeline ilişkin

olarak düzenlenen sıra cetvelinde; M. T.'ye ise her

iki sıra cetvelinde de pay ayrılmamış olması nedeniyle bu davalılar aleyhine

dava açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığının değerlendirilmediği

gerekçesiyle kararın buna ilişkin hüküm fıkrası bozulmuş; diğer hüküm fıkraları

ise onanmıştır.

16. Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucu 18/12/2012

tarihinde verilen kararla Dairenin bozma kararına uygun bir şekilde

davalılardan M. T.'ye ilişkin olarak her iki cetvel

yönünden, K. A. S. Anonim Ş.'ye ilişkin olarak ise

(20) numaralı bağımsız bölümle ilgili sıra cetveli yönünden davanın reddine

karar verilmiş ise de esasa ilişkin olarak bir önceki karardaki gibi hüküm

kurulmuştur. Kararın temyizi üzerine, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 21/11/2013

tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.

17. Edirne 1. İcra Müdürlüğünce, 12/5/2014 tarihinde hesaben başvurucuya toplam 25.800,35 TL ödeme yapılmıştır.

18. Başvurucu 13/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun "Sıra cetveli" başlıklı 140.

maddesi şöyledir:

“Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye

yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar.

Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya

girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar.

Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için

muteber olan tarih haciz talebi tarihidir.”

20. 2004 sayılı Kanun’un "Sorumluluk"

başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat

davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde

kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır.Bu

davalara adliye mahkemelerinde bakılır.”

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 35.

maddesinin 1. fıkrasında, Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son

cümlesine benzer bir şekilde bir kabul edilebilirlik ölçütü olarak (iç hukukta

öngörülen) "başvuru yollarının tüketilmesi" kuralına yer verilmiştir.

Buna göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ancak uluslararası hukukun

genel kabul gören ilkeleri uyarınca bütün iç hukuk yolları tüketildikten sonra

başvurulabilir.

22. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacını,

ihlal iddialarına ilişkin olarak AİHM’e başvurulmadan

önce Sözleşmeci devletlere, aleyhlerine ileri sürülen ihlalleri önleme ve

sonuçlarını giderme fırsatı tanımak biçiminde açıklamaktadır (Sejdovic/İtalya, [BD], B. No: 56581/00, 1/3/2006,

§ 43; V/Birleşik Krallık, [BD],

B. No: 24888/94, 16/12/1999, § 57). AİHM’e göre bu

kural, Sözleşme'nin 13. maddesinin gereği olarak iddia edilen ihlale ilişkin iç

hukukta etkili ve ulaşılabilir bir başvuru yolunun bulunduğu varsayımına

dayanmaktadır. Bu kural, Sözleşme'yle kurulan koruma

mekanizmasının ulusal insan hakları koruma sistemine nazaran ikincil bir

nitelik taşıdığı ilkesinin önemli bir yönünü teşkil etmektedir (Sejdovic/İtalya, § 43; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, [BD], B. No: 2334/03, 19/2/2009,

§ 39).

23. AİHM, insan haklarının korunması mekanizması bağlamında, iç

hukuk yollarının tüketilmesi kuralının belli ölçüde esneklikle ve aşırı

şekilcilikten kaçınılarak uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (Sejdovic/İtalya, § 44; Kozacıoğlu/Türkiye, § 40). AİHM’e

göre bu, aynı zamanda kural olarak sonradan uluslararası düzeyde yapılması

düşünülen şikâyetlerin, en azından öz olarak ve iç hukukta düzenlenen şekli

gereklikler ile sürelere uyularak öncelikle ulusal yargı mercilerinde öne

sürülmesini gerektirir(Sejdovic/İtalya, § 44).

24. AİHM’e göre bu yükümlülük, başvurucunun

ulaşılabilir, etkili ve yeterli nitelikteki hukuki yollara başvurma imkânına

sahip olmasını gerektirmektedir (Sejdovic/İtalya,

§ 45; Kozacıoğlu/Türkiye, § 40). Özellikle, sadece iddia

edilen ihlale ilişkin olan ve aynı zamanda ulaşılabilir ve tatmin edici nitelik

taşıyan başvuru yolları, tüketilmesi gerekli özellik arzetmektedir.

Bu tür bir başvuru yolunun varlığı, zorunlu olan erişilebilirlik ve etkililik

koşullarını sağlamak suretiyle sadece teoride değil, pratikte de tatmin edici

bir şekilde kesinlik taşımalıdır. Ayrıca “uluslararası hukukun genel kabul

gören ilkeleri”ne göre başvurucuların kullanımına

açık olan (at their disposal)

iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden kurtaran özel bazı koşullar

olabilir. Ancak açıkça beyhude olmayan belli bir başvuru yolunun sadece başarı

ihtimaline ilişkin şüphelerin var olması, iç hukuk yollarının tüketilmesinden

azade tutulmak için geçerli bir neden değildir (Sejdovic/İtalya, § 45).

25. AİHM, bir başvuru yolunun olay tarihinde teoride ve pratikte

etkili ve ulaşılabilir olduğu hususunda AİHM’i ikna

etmenin, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden devletin yükümlülüğü

olduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre bu

yükümlülük, ilgili yolun erişilebilir olduğunu, başvurucunun şikâyetine ilişkin

telafi imkânı sunmaya elverişli bulunduğunu ve makul başarı şansı sunduğunu

ortaya koymayı kapsamaktadır (Sejdovic/İtalya,

§ 46; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, § 39).

26. AİHM'e göre iç hukuk yollarını

tüketme kuralı, mutlak olmadığı gibi otomatik olarak uygulanabilir bir niteliği

de haiz değildir. Bu kuralın uygulanmasında, görülen davanın somut koşullarının

gözetilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu, sadece ilgili Sözleşmeci Tarafın hukuk

sistemininde şekli başvuru yollarının varlığının

değil aynı zamanda başvurucunun kişisel koşullarının etkilendiği bağlamın da

gerçekçi bir biçimde hesaba katılması gerektiği anlamına gelmektedir. Sonra,

davanın bütün koşulları gözetilerek başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmek

için kendisinden makul olarak beklenebilen her şeyi yapıp yapmadığı

incelenmelidir (Kozacıoğlu/Türkiye, § 40).

27. AİHM, Sözleşme'ye ek (1) Numaralı

Protokol'ün 1. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının pozitif

yükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir (Bkz. Kotov/Rusya, [BD] B. No: 54522/00, 3/4/2012, § 109-115; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya, [BD], B. No: 31443/96,

22/6/2004, § 143; Dzugayeva/Rusya, B. No: 44971/04, 12/2/2013, § 26).

AİHM, bu hükümle koruma altına alınan mülkiyet hakkının gerçek ve etkili

kullanımının, sadece devletin müdahale etmeme ödevine bağlı olmadığını, fakat

aynı zamanda, özellikle başvurucunun kamu otoritelerinden meşru olarak

alınmasını beklediği önlemler ile mülkünden etkin bir biçimde yararlanması arasında

doğrudan bir bağlantının bulunduğu durumlarda koruyucu pozitifönlemler

alınmasını da gerektirdiğini ifade etmektedir. Öte yandan, AİHM'e

göre yatay ilişkilerde bile devlete pozitif yükümlülük yükleyen kamusal menfaatlersöz konusu olabilir (Kotov/Rusya kararı §109).

28. AİHM, bu bağlamda, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına

kamu otoriteleri dışındaki kişilerce müdahale edilmesi durumunda, devletin

pozitif yükümlülüğünün, koruyucu/önleyici ve düzeltici ödevler biçiminde ikiye

ayrılacağını ifade etmektedir. AİHM'e göre bu durumda

Sözleşme'ye taraf devletler, iç hukuk sisteminde

mülkiyet hakkının yasalar tarafından tatmin edici bir şekilde korunmasının

güvence altına alınması ve hakkına müdahale edilen kişinin, gerekmesi durumunda

meydana gelen zararının giderilmesine yönelik talepler dahil olmak üzerehakkını arayabileceği düzeltici mekanizmaların temin

edilmesi yükümlülüğü altındadırlar (Blumberga/Letonya, B. No: 70930/01, 14/10/2008, § 67).

29. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin mahiyeti ve kapsamının,

olayın somut koşullarına göre farklılaşabileceğini düşünmektedir (Kotov/Rusya, § 111). AİHM'e

göre devletin olayın somut koşullarına göre sağlama yükümlülüğü altına girdiği

düzeltici önlemler, zarar gören tarafın hakkını savunabilmesi imkânı tanıyan

uygun yasal mekanizmaların oluşturulmasını içermektedir. (1) Numaralı

Protokol'ün 1. maddesi açık bir biçimde usule ilişkin yükümlülükler içermemekte

ise de bu hüküm, gerek kamu otoritelerinin müdahil olduğu uyuşmazlıklarda

gerekse özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devlete usule ilişkin

yükümlülükler yüklemektedir. Özel kişiler arasındaki müdahalelerde devlet,

zorunlu usule ilişkin garantiler içeren yargısal başvuru yolları kurma

yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda görevlendirilecek mahkemelerin veya

yargısal yetkiyi haiz diğer kurul veya kamusal otoritelerin özel kişiler

arasındaki uyuşmazlığı etkili ve adil bir şekilde çözecek yargısal güçle

donatılmaları gerekmektedir (Kotov/Rusya,

§ 114).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, alacağının tahsili amacıyla borçlu aleyhine

başlattığı icra takibi sırasında borçluya ait taşınmazların satışından elde

edilen bedelin, yaklaşık dokuz yıl süren sıra cetvelinin kesinleşmesi sürecinde

nemalandırılmamış olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

32. Başvurucu, 5/1/2005 ve 15/7/2005 tarihlerinde açtığı sıra

cetveline itiraz davalarında verilen kararın kesinleşmesinden sonra 14/4/2014

tarihinde ödeme yapıldığını belirtmiş ve davanın açıldığı tarih ile ödemenin

yapıldığı tarih arasında geçen yaklaşık dokuz yıllık süre zarfında ihale

bedelinin nemalandırılmasını öngören bir yasal hükmün bulunmamasının, paranın alım

gücünün zayıflamasına ve dolayısıyla alacaklıların mülkiyet haklarının ihlaline

yol açan ciddi bir eksiklik olduğunu savunmuştur.

33. Başvurucu, somut alacağın bir kamu alacağı olmamasının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesine engel teşkil etmeyeceğini ve devletin,

özel alacakların zarara uğramasını engellemek biçiminde pozitif yükümlülük

altında bulunduğunu ifade etmiş, somut olayda bu zararın engellenmesinin faiz

kurumuyla sağlanabileceğine işaret etmiştir. Başvurucu, sıra cetveline itiraz

davasının açıldığı durumlarda ihale bedelinin icra müdürlüğünce

nemalandırılması gereğini düzenleyen bir yasal hükmün bulunmamasının, pozitif

yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurduğunu dile getirmiştir.

34. Başvurucu ayrıca, şikâyetin temelinde, sıra cetvelinin kesinleşmesi

sürecindeihale bedelinin nemalandırılmasını öngören

bir yasal düzenlemenin bulunmamasının yer aldığını ve bu hususta

başvurulabilecek bir iç hukuk yolunun var olmadığını belirtmiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Başvurucu, şikâyetin temelinde, sıra cetvelinin kesinleşmesi

sürecinde ihale bedelinin nemalandırılmasını öngören bir yasal düzenlemenin

bulunmamasının yer aldığını ve bu hususta başvurulabilecek bir iç hukuk yolunun

var olmadığını belirterek ödeme tarihini öğrenme tarihi olarak kabul etmek

suretiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

38. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

hukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemelerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır.

Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim

mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§

16-20).

39. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun, iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte

olması ve sadece kağıt üzerinde kalmayıp fiilen de

işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi

başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan,

ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan bir takım

şekli koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir

olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

40. Somut olayda başvurucu, alacağının tahsili amacıyla borçlu

aleyhine başlattığı icra takibi sırasında borçluya ait taşınmazların satışından

elde edilen bedelin, yaklaşık dokuz yıl süren sıra cetvelinin kesinleşmesi

sürecinde nemalandırılmamış olmasından şikâyet etmektedir. Bu durumda,

başvurucunun bu şikâyetinin incelenebileceği etkili ve objektif olarak sonuç

alıcı bir başvuru yolunun bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir.

41. 2004 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle, İcra ve İflas Dairesi

görevlilerinin kusurlarından doğan zararlar nedeniyle kusuru bulunan

görevlilere rücu edilmek kaydıyla adliye mahkemelerinde tazminat davası

açılabilmesi imkânı getirilmiştir.

42. Başvurucunun alacağının tahsili amacıyla borçlu aleyhine

başlatılan icra takibi sırasında borçluya ait taşınmazların satışından elde

edilen bedelin icra müdürlüğünce nemalandırılmamış olması nedeniyle doğmuş

olduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle Devlet aleyhine tazminat davası

açılmasının teorik olarak mümkün olduğu söylenebilir. Ancak sıra cetvelinin

kesinleşmesi surecinde ihale bedelinin nemalandırılmasını öngören bir hukuki

düzenleme bulunmadığından 2004 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca açılacak

tazminat davasının başarılı olacağını gösteren somut bir veri tespit

edilememiştir. Bu nedenle, başvuruya konu iddiaya ilişkin olarak 2004 sayılı

Kanun'un 5. maddesinde öngörülen tazminat davası açma yolunun tüketilmesi

zorunluluğundan söz edilemez. Öte yandan, başvurucunun sözü edilen ihlal

iddiasını öne sürebileceği başkaca bir başvuru yolu da tespit edilmediğinden

başvuru yolunun tüketilmesi koşulunun sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

44. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda,

mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul

mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların

yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

45. Somut olayda başvurucunun A.S. ile özel hukuk ilişkisinden

doğan alacağı için borçlu A. S. aleyhine başlattığı icra takibinde haciz

safhasına geçilmiştir. Haciz safhasına geçilmiş olması, borca itiraza ilişkin

süreçlerin aşıldığı ve borcun kesinleştiği anlamına gelmektedir. Kesinleşmiş

alacaklar icra edilebilir nitelik kazandığından Anayasa'nın 35. maddesi

bağlamında mülk teşkil etmektedir.

b. Genel İlkeler

46. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet güvencesi,

mülkiyet hakkına yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin

yanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince yapılan müdahalelere karşı da

anayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahalede

bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerden gelebilecek

müdahalelere karşı malike koruma sağlama şeklindeki birtakım pozitif

yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğulları

İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A. Ş., B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 42).

47. Mülkiyet güvencesinin devlete birtakım pozitif yükümlülükler

yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir biçimde

düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen müdahalelere

yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi, üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı

korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının

nedeni "gerçek anlamda koruma" sağlanmasıdır. Temel hak ve

özgürlüklerin sadece devletin negatif müdahaleleri yönünden korunması, kişileri

üçüncü kişilerin eylemleri yönünden korumasız bırakacaktır. Yine devletin

öngörülebilir veya öngörülmesi gereken tehlikeler yönünden bireyleri koruma

yükümlülüğünün olmaması durumunda da kişilerin hakları gerçekten güvence altına

alınmış olmaz. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif

yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Aksi hâlde

Anayasa'nın ilgili maddelerinde sağlanan güvenceler etkisiz hâle gelir (Osmanoğulları İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

A. Ş., § 43).

48. Anayasa'nın bir bütün olarak yorumlanması durumunda mülkiyet

güvencesinin özel kişilerin müdahalelerine karşı devletten korunma talep etmeyi

de kapsadığı sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır. Anayasa'nın 5. maddesinde,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya çalışmak,

devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Kişilerin refah, huzur

ve mutluluğunu sağlama ve onların hak ve özgürlüklerini sınırlayan

kısıtlamaları kaldırmaya çalışma ödevi, devletin, özel kişiler arasındaki

müdahaleleri önlemek hususunda tedbirler almasını zorunlu kılmaktadır (Osmanoğulları İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

A. Ş., § 44).

49. Kaldı ki modern demokratik toplumlarda zor kullanmak

devletin tekelindedir. Kişiler zor ve şiddet kullanarak, hak ve özgürlüklerinin

başkaları tarafından ihlal edilmesini önleme; ihlal edilen haklarının

düzeltilmesini temin etme yetkisini kural olarak haiz değildir. Bu yetki onlar

adına devlet tarafından kullanılır. Modern demokratik devletin varlık

amaçlarından biri de zor ve şiddet kullanması kural olarak yasaklanan bireyin

hak ve özgürlüklerini diğer bireylerin müdahalelerine karşı korumak ve bu

suretle kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamaktır.

Dolayısıyla kişilerin, kamu otoritelerinin dışındaki üçüncü kişilerce

mülklerine yapılan müdahalelere karşı devletten koruma talep etmesi,

Anayasa'nın 35. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının bir gereğidir (Osmanoğulları İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

A. Ş., § 45).

50. Mülkiyet hakkının devlete tahmil ettiği pozitif

yükümlülükler, devletin koruyucu ve düzeltici önlemler almasını

gerektirebilmektedir. Koruyucu önlemler mülkiyete müdahale edilmesini önleyici;

düzeltici önlemler ise müdahalenin etkilerini giderici, diğer bir ifadeyle

telafi edici yasal, idari ve fiili tedbirleri kapsamaktadır. Pozitif

yükümlülükler mutlak olmayıp, bunların ne tür koruyucu ve düzeltici edimleri

kapsadığı ve bu edimlerin derecesi, her somut olayın kendi koşulları içinde

belirlenebilir (Osmanoğulları İnşaat Eğitim

Gıda Temizlik Hizmetleri A. Ş., § 47).

51. Koruma yükümlülüğünün kapsamı somut olayın öznel ve nesnel

koşulları çerçevesinde belirlenmesi gerekmekle birlikte bunun devlete, idare

aygıtının insan ve mali kaynaklarıyla karşılamasına imkân bulunmayan birtakım

ödevler yüklediği biçiminde anlaşılması mümkün değildir. Bu bağlamda koruma yükümlülüğü,

kamunun insan ve mali kaynaklarından soyut bir biçimde her türlü müdahalenin

önlenmesi gerektiği şeklinde yorumlanamaz. Koruma tedbiri almakla ödevli

idarenin olağan işleyişi çerçevesinde alabileceği tedbirleri almak suretiyle

üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen müdahalenin önlenmesinin mümkün

olduğu istisnai durumlarda koruma yükümlülüğünün ihlalinden söz edilebilir.

Bunun dışında, yetkili makamlardan olağanın ötesinde bir tedbir alınması

beklenmemelidir. Bu itibarla, özellikle ani ve öngörülemeyen müdahalelerde

olduğu gibi somut olayın koşullarının, devletin özel bir önlem almasını

gerektirmediği durumlarda, soyut olarak devletin koruma yükümlülüğünün

varlığından bahisle pozitif yükümlülüğün ihlal edildiği sonucuna ulaşılamaz (Osmanoğulları İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

A. Ş., § 48).

52. Mülkiyet hakkına üçüncü kişiler tarafından müdahalede

bulunulması durumunda, bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz

sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve

kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal bir takım hukuki

mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir.

Bu bağlamda, hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki

mekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural

olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesinin, tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde

doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup

olmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir

mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden

önceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi

durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal

edilmiş olur (Osmanoğulları İnşaat Eğitim

Gıda Temizlik Hizmetleri A. Ş., § 49).

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

53. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un

45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Sözleşme

ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından ihlal edildiğini düşünen, medeni haklara sahip gerçek ve

özel hukuk tüzel kişilerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ehliyeti

tanınmıştır. Buna göre bireysel başvuruya konu edilebilmesi için ihlal

iddiasının kamu gücü tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Kamu

gücüne atfedilebilir nitelikte bulunmayan ihlal iddialarının bireysel başvuru

kapsamında incelenebilmesi mümkün değildir. İhlalin kamu gücüne atfedilebilirliği, Anayasa'nın ilgili özel maddesinde

güvenceye bağlanan hak veya özgürlüğün devlete yüklediği pozitif ve negatif yükümlülüklerebakılarak saptanabilir. Bu bağlamda, devlete

yüklenen pozitif veya negatif yükümlülüklerle bağlantı kurulabilen ihlal

iddialarının devlete atfedilebilirliğinden söz

edilebilir. Buna karşılık, özel kişiler tarafından gerçekleştirilen ve devlete

yüklenen negatif ve pozitif yükümlülüklerle hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyen

fiil ve işlemlerden kaynaklanan ihlal iddialarının bireysel başvuruya konu

edilmesi olanaksızdır.

54. Somut olayda başvurucu tarafından 13/12/2002 tarihinde

borçlu A.S. aleyhine Edirne 1. İcra Müdürlüğünde başlatılan icra takibi sonucu

borçluya ait iki adet taşınmaz haczedilmiştir. Her iki taşınmaz da yapılan

ihale sonucu satılmış ve satış bedeli tahsil edilmiştir. Söz konusu

taşınmazlara başka kişilere ait alacaklar nedeniyle de haciz uygulanmış olması vetahsil edilen bedelin tüm alacaklıların alacaklarını

karşılamaması nedeniyle Kadıköy (Anadolu) 5. İcra Müdürlüğünce sıra cetvelleri

düzenlenmiştir. Başvurucu tarafından, 5/1/2005 ve 15/7/2005 tarihlerinde

Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde her iki taşınmazın satışından tahsil

edilen bedele ilişkin olarak sıra cetveline itiraz davası açılmıştır. Mahkemece

yapılan yargılama sonucunda 18/12/2012 tarihinde verilen nihai kararla, (9)

numaralı taşınmaza ilişkin olarak 15.904,12 TL, (20) numaralı taşınmaza ilişkin

olarak 10.000 TL yönünden davanın kabulüne ve bu tutarların, cetvelin en son

sırasından başlamak üzere eksiltilerek Edirne 1. İcra Müdürlüğünde bulunan

dosyaya davacı alacağı olarak ödenmesine karar verilmiştir. Edirne 1. İcra

Müdürlüğünce, 12/5/2014 tarihinde hesaben başvurucuya

toplam 25.800,35 TL ödeme yapılmıştır.

55. Başvuruya konu olayın temelinde başvurucu ile borçlu A.S.

arasındaki özel borç ilişkisi yatmakta ise de başvurucunun yakındığı husus,

borç ilişkisinin taraflara yüklediği edimlerin ifasına ilişkin olmayıp icra

müdürlüğünce borçluya ait taşınmazların satışından elde edilen bedelin,

yaklaşık dokuz yıl süren sıra cetvelinin kesinleşmesi sürecinde

nemalandırılmamasıdır. İcra müdürlükleri, mülkiyet hakkının devlete yüklediği

pozitif yükümlülükler gereğince oluşturulan ve özel kişilerin ödenmeyen

alacaklarını kanunda öngörülen usullere uygun olarak gerektiğinde zor kullanmak

suretiyle tahsil ederek alacaklılara ödeyen kamu kuruluşlarıdır. İcra

müdürlüklerinin bu görevlerinin ifası sırasında tesis ettiği işlem ve eylemler

kamu gücü işlem ve eylemleri niteliğinde olup bu işlem ve eylemler veya

eylemsizlikler nedeniyle hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının, icra

takibinin temelindeki borç ilişkisinden bağımsız olarak değerlendirilmesi

gerekmektedir. Bu durumda, borçlunun taşınmazlarının satışı sonucu tahsil

edilen ihale bedelinin nemalandırılması veya nemalandırılmaması icra

müdürlüklerinin bu görevlerinin ifası kapsamında kaldığından somut olayda nemalandırmama

şeklinde tezahür eden uygulamanın devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerle

ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

56. Bununla birlikte pozitif yükümlülükler kapsamında inceleme

yapılabilmesi için öncelikle, somut olayın koşulları da dikkate alınmak

suretiyle, Devletin (icra müdürlüğünün) tahsil ettiği ihale bedelini

nemalandırmak şeklinde pozitif bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığının

tespiti gerekmektedir.

57. Yukarıda değinildiği gibi mülkiyet hakkı, Devlete, özel

kişiler tarafından yapılacak müdahalelere karşı malike koruma sağlama biçiminde

pozitif bir ödev yüklemektedir. Özel borç ilişkileri bağlamında mülkiyetin

korunması ödevi, somutlaşmış ve icra edilebilir hâle gelen ancak borçlu

tarafından rızaen ödenmeyen alacakların Devlet tarafından

kamu gücü kullanılmak suretiyle borçludan tahsil edilebilmesini

gerektirmektedir. Cebri icranın, devlete yüklenen bu ödevin ifası kapsamında

kurulan hukuksal bir mekanizma olduğu anlaşılmaktadır.

58. Öte yandan, rızaen ödenmeyen

alacakların tahsili amacıyla oluşturulan ve bu çerçevede kamu gücü yetkileriyle

donatılan cebri icra organlarının, bu görevini yerine getirirken, mülkün

(somutlaşmış alacağın) korunmasına yönelik bir takım

tedbirler alması gerekebilir. Alınması gereken tedbirlerin neler olduğu, her

somut olayın kendi koşulları içinde değişebilmektedir. Ancak bu çerçevede,

cebri icra organlarından olağanın ötesinde bir tedbir alınması beklenmemelidir.

59. Bu bağlamda, Devletin, cebri icra sürecini makul bir sürede

sonuçlandırma yükümlülüğü altında bulunduğu gözetildiğinde cebri icranın

uzaması hâlinde, gerek borçlunun gerekse alacaklının

hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla somut olayın gerektirdiği her türlü

tedbirin alınmasının Devletin sorumluluğunda bulunduğu söylenebilir. Özellikle,

icra sürecinde Devletin hakimiyeti ve kontrolü altında bulunan borçlu veya

alacaklıya ait mal ve hakların ekonomik değerini koruyucu ve idareye, normal

idari işleyişin dışında bir külfet yüklemeyecek tedbirlerin alınmaması somut

olayın koşulları çerçevesinde koruma yükümünün ihlali olarak yorumlanabilir.

60. Olayda icra müdürlüğünce sıra cetvelinin düzenlendiği tarih

ile başvurucuya fiilen ödeme yapıldığı tarih arasında yaklaşık dokuz yıllık

süre geçmiştir. Cebri icranın bir parçası olan sıra cetvelinin kesinleşmesi

sürecinde geçen dokuz yıllık makul olmayan sürede borçlu ve alacaklının hak ve

menfaatlerini koruyucu ve durumun gerektirdiği olağan tedbirlerin idare

tarafından alınması beklenmektedir.

61. Borçluya ait taşınmazların satışından tahsil edilen bedelin

alacaklılara ödendiği ana kadar alacaklının para üzerinde tasarrufta bulunma,

parayı kullanma veya paranın değerinin enflasyon karşısında aşınmasını önleyici

tedbirler alma imkanı bulunmamaktadır. Tahsil edilen

bedel bu süreçte henüz icra müdürlüğünün yedi ve kontrolü altındadır.

Dolayısıyla bu paranın enflasyon karşısında kıymet yitirmesini önleyebilecek

olan da para üzerinde tasarrufta bulunma kudretini elinde bulunduran icra

müdürlüğüdür. Tahsil edilen ihale bedelinin alım gücünü kaybetmesini engellemenin

yolu bunun nemalandırılmasıdır. Ayrıca bu paranın nemalandırılması, icra

müdürlüğüne olağan idari işleyişin ötesinde bir külfet de yüklememektedir. İcra

müdürlüğünün yapması gereken tek şey, ihale bedelinin vadesiz mevduat hesabında

bekletilmesi yerine vadeli bir hesapta tutulmasıdır. Bu nedenle olayın somut

koşulları gözetildiğinde mülkiyet hakkının korunması ödevinin gerektirdiği

pozitif yükümlülüklerin, ihale bedelinin nemalandırılması tedbirinin alınmasını

da içerdiği sonucuna ulaşılmaktadır.

62. Bu itibarla icra müdürlüğünün, ihale bedelinin vadeli bir

mevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle icra

sürecinin hızlı işlememesinin başvurucu üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri

asgari seviyeye indirememiş olması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma

pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucu, alacağına nemalandırılmamış olarak kavuştuğu

gerekçesiyle 86.565.086,49 TL maddi tazminat ve 5.000 TL de manevi tazminat

talep etmektedir. Başvurucu, maddi tazminat miktarını, kendisine ödenen toplam

25.800,35 TL'ye, ilk davanın açıldığı 5/1/2005 tarihinden itibaren Türkiye

Cumhuriyeti Merkez Bankası Mevduat Ağırlıklı Ortalama Faiz Oranlarını yıllık

bazda bileşik olarak uygulamak suretiyle belirlemiştir.

66. İnceleme sonucunda icra müdürlüğünce tahsil edilen ihale

bedelinin sıra cetvelinin kesinleşmesi sürecinde nemalandırılmaması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır

(Bkz. § 53-63).

67. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, talebi de dikkate alınmak

suretiyle başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

68. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

başvurucunun diğer tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE 16/2/2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Fatma

YILDIRIM

Vekili

:

Av. Sevgi

EPÇELİ ARSLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/6577, 16 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Yıldırım
  19. Epçeli Arslan
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/6577
Tarih
16 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Bayraktar Başvurusu (B. No: 2014/2316)
  • Alpaslan Atalay ve Menderes Dinler Başvurusu (B. No: 2014/3994)
  • Abidin Altıntaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18577)
  • Mustafa Çelikoğlu Başvurusu (B. No: 2014/3007)
  • Öztürk Yazici Başvurusu (B. No: 2014/4549)
  • Hacı Osman Kaya Başvurusu (B. No: 2016/41934)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.