İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feryat Aytimur Başvurusu (B. No: 2014/658)

1. Başvurucu, yargılandığı dava

Başvuru No2014/658Tarih30 Aralık 2014Okuma16 dk · 3.265 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Feryat Aytimur Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2014/658
R.G. Tarih-Sayı
28/3/2015-29309
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.265 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı dava

kapsamında 6 yılı aşan bir süre tutuklu bulunması, tutukluluk konusunda

ayrımcılığa maruz kalması ve makul sürede yargılama yapılmaması nedenleriyle

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı, 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 38. maddede düzenlenen masumiyet

karinesi ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 9/1/2014 tarihinde Gebze

1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca

31/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 12/6/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı tarafından dosyaya

ilişkin görüş sunulmayacağı belirtilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade

edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet

Savcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına

alınmış, “suç işlemek için örgüt kurmak,

kurulan örgüt içinde yer almak ve nitelikli yağma” suçlarını

işlediği iddiasıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 5/11/2007 tarihli,

2007/378 soruşturma ve 2007/97 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

8. 26/11/2007 tarihinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının E.2007/1474 sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında

"kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç

işlemek için kurulan örgüte üye olmak, yağma, tehdit"

suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

9. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,

E.2007/510 sayılı dosya kapsamında ilk duruşmasını 28/5/2008 tarihinde yaparak

başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

10. Mahkeme, 10/11/2008 tarihindeki 2.

celsede ve devamında yapılan 12 celsede başvurucunun tutukluluk halinin devamı

yönünde karar vermiştir.

11. Mahkeme, 15. celsede 6/12/2012

tarih ve E.2007/510, K.2012/328 sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı

suçlardan toplam 61 yıl 33 ay hapis ve 600 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bu karar,

başvurucunun yüzüne karşı tefhim edilmiştir.

12. Başvurucu eksiklik yazısına

cevabında, 6/12/2012 tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz etmediğini

belirtmiştir.

13. Başvurucu 9/1/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Dava temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili Hukuk

15. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 109. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile

kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

16. 5237 sayılı Kanun’un 149.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik bent: 18/06/2014-6545 S.K./64. md) Yol kesmek suretiyle ya

da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan

kişiye karşı,

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu

güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

17. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

18. 10/7/1953 tarih ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler

Hakkındaki Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait

mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç

yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

19. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,

şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

7. (Ek bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar

hariç, Madde 220)

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 9/1/2014 tarih ve 2014/658 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, yargılandığı dava

kapsamında 6 yılı aşan bir süredir tutuklu bulunduğunu, kanuni tutukluluk

süresi konusunda diğer mahkemeler tarafından başka tutuklulara tanınan tutuksuz

yargılanma hakkının kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olarak kendisine

tanınmadığını, yerel mahkemenin soyut ve basmakalıp gerekçelerle tutukluluk

halinin devamına karar verdiğini, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini, yerel mahkemenin karar verdiği 6/12/2012 tarihinden 10 ay 18 gün

sonra dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

geldiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı,

19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkı ve 38. maddede düzenlenen masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 5.000,00 TL. manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucunun,

tutukluluk süresi konusunda ayrımcılık yasağının ihlali, basmakalıp

gerekçelerle tutukluluğun devam ettirilmesi nedenleriyle masumiyet karinesinin

ihlali, kanuni tutukluluk süresi, uzun tutukluluk ve tutukluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerine yönelik şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi, uzun

süren yargılamaya ilişkin şikâyetinin ise Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi

Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

23. Başvurucu, 6 yılı aşan bir süredir

tutuklu olduğunu, tutukluluğun devamına ilişkin kararların formül gerekçelere

dayalı olduğunu, kanuni tutukluluk süresi konusunda ayrımcılığa maruz kaldığını

ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

25. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru

süresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir.”

26. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir

başvuru koşuludur (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

27. Yukarıda belirtilen hükümler

uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine

ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen

hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak

anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresinin

katı bir şekilde yorumlanması, birtakım başvurular açısından bireysel

başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yol açabilecektir. Bu nedenle,

olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan bir kanun yolunun

tüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somut başvurular

açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi gerekmektedir (B. No:

2013/1582, 7/11/2013, § 20).

28. Bireysel başvurunun, başvuru yolu

öngörülmeyen durumlarda, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmekle birlikte, başvuru süresinin başlangıç tarihinin

belirlenmesi noktasında, başvurucunun ihlal oluşturan işlem, eylem veya kararla

ilgili yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu kapsamda, ilgili nihai

kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ öngörülmeyen

hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin

esas alınması gerekir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).

29. Devam eden tutukluluğun hukuka

aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel

amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep

veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna

bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen

hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının

yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

30. Kişi serbest bırakılmadan

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,

mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda

kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel

başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark da bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmesi, şüphenin yenildiği anlamına gelmekte; isnat olunan suçun işlendiği,

bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle

sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına

hükmedilmektedir. Bir başka ifadeyle tutuklu sanığın hukuki statüsü değişmekte,

tutuklanmasına neden olan (kuvvetli) şüphe yerini, her türlü şüpheden uzak bir

kabulü ifade eden "kanaat"e

bırakmaktadır. Bu nedenle mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesinin

ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğinin kabulü

gerekir. Bu bakımdan, mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.

Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekse Yargıtay,

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir.

AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu

mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme'nin 5. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca "mahkûmiyet

sonrası tutma" olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin

hesabında dikkate almamaktadır (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 32).

31. Bu nedenle mahkûmiyete ilişkin ilk

derece mahkemesi kararıyla birlikte, sanığın tutukluluğa ilişkin hukuki statüsü

ve dolayısıyla tabi olduğu rejim değiştiğinden, 30 günlük başvuru süresinin,

itiraz yoluna başvurulmayan durumlarda, tutukluluğun hükümle birlikte devamına

dair kararın başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması

gerekir (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 33).

32. Somut olayda başvurucu isnat edilen

suçlar nedeniyle 5/11/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 6/12/2012 tarihinde E.2007/510, K.2012/328

sayılı kararla mahkûmiyetine ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bu

karar, başvurucunun yüzüne karşı tefhim edilmiştir. Başvurucu eksiklik yazısına

cevabında, 6/12/2012 tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz etmediğini

belirtmiştir (Bkz.§§ 11-12)

33. Buna göre İlk Derece Mahkemesinin

6/12/2012 tarihli mahkûmiyet ve tutukluluğun devamı kararı ile başvurucunun

tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir. Bu karar başvurucuya aynı tarihte

tefhim edilmiş olup, başvurucu, anılan karara karşı itiraz yasa yoluna

başvurmadığını belirtmiştir. Bu belirlemeler karşısında, uzun tutuklulukla

ilgili şikayetleri içeren bireysel başvurunun İlk Derece Mahkemesinin nihai

kararını verdiği 6/12/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekirken 9/1/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu

kısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

35. Başvurucunun, yargılamanın makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı anlaşılmakla, başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

36. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

37. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

38. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

39. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.

maddesi uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı)

makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil,

ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza

hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi

yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç işlemek için

kurulan örgüte üye olmak, yağma, tehdit” suçlarını işlediği

iddiasıyla dava açılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı

Kanun’da hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmışlardır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 32).

40. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan

ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması

anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı

1/11/2007 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç

isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını

verdiği tarihtir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 34).

41. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki

rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya

belgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

42. Ancak yargılama süresinin

uzunluğunun tespiti açısından davanın karmaşıklığı, davadaki sanık sayısı,

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç için öngörülen cezanın miktarı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu gibi hususların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

43. Anayasa Mahkemesinin, derece

mahkemelerinin yargılama sürelerine riayetlerine ilişkin mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta; Mahkeme,

davaların “makul süre” içerisinde

tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü

ele alarak, bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlı

bir inceleme yapmaktadır (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 44).

44. Başvuru konusu olayda başvurucu,

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış,

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2007 tarihli kararı ile

tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/11/2007 tarihinde

başvurucunun da aralarında bulunduğu otuz dört şüpheli hakkında kamu davası

açmıştır. Yargılamayı yürüten İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2012

tarihli kararı ile birleşen dosyalarla birlikte toplam kırk sekiz sanık

hakkında hüküm kurmuştur. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup temyiz

incelemesi devam etmektedir.

45. Başvurucunun da dahil olduğu

şüpheliler, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kurulan suç örgütüne üye olma,

nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama ve

ruhsatsız silah bulundurma suçlarından yargılanmışlardır.

46. Başvurucunun yargılandığı dava

dosyası 28/5/2008 ve 22/6/2011 tarihlerinde olmak üzere üç farklı dava dosyası

ile birleştirilmiştir.

47. İlk Derece Mahkemesince başvurucu

hakkında mahkûmiyet hükmü kurulana kadar toplam on beş duruşma yapılmıştır.

48. Yargılama sonucunda Mahkeme

6/12/2012 tarih ve E.2007/510, K.2012/328 sayılı kararla başvurucunun toplam 61

yıl 33 ay hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir. UYAP sisteminde yapılan araştırmada 9/10/2013

tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderildiği, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligat eksikliklerinin ikmali

için dosyanın Mahkemesine iade edildiği, belirtilen eksiklikler ikmal edildikten

sonra dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtay’a gönderildiği tespit

edilmiştir.

49. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucu

hakkındaki dava, Anayasa Mahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesi

sırasında Yargıtayda temyiz aşamasındadır.

Başvurucuya bir suçun isnat edildiği 1/11/2007 tarihi ile bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 7 yıl 2 aydır.

50. Makul sürede yargılanma hakkının

ihlali iddialarına ilişkin olarak AİHM, mutlak bir süreye göre değerlendirme

yapmamakta, her davanın özelliğine göre, makul sürenin aşılıp aşılmadığını

incelemektedir. Davanın karmaşıklığı, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu, AİHM tarafından bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde içtihat yoluyla geliştirilmiş olan kriterlerdir (Frydlender/Fransa, No: 30979/96, 27/6/2000, § 43; Ezel Tosun/Türkiye, No:33379/02,

10/1/2006, 21; Namlı ve Diğerleri/Türkiye,

No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Alhan/Türkiye,

No: 8163/07, 2/4/2013, § 21; Danespayeh/Türkiye,

No: 21086/04, 16/7/2009, § 28), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 51).

51. AİHM, yargılamanın karmaşıklığını

değerlendirirken davanın hem hukuki hem de maddi açıdan bütün yönlerini ele

almakta, davanın konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı,

sanıkların ya da isnat edilen suçların veya tanıkların sayısı, davanın

uluslararası unsurları, bilirkişi deliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi

gibi birçok unsuru incelemektedir (Pretto ve Diğerleri/İtalya, No: 7984/77, 8/12/1983, § 32; Eckle/Almanya, No:8130/78, 15/7/1982, § 81; Buchholz/Almanya, No: 7759/77, 6/5/1981, § 55; Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, § 21).

AİHM bir kararında, davanın karmaşıklığı ile ilgili olarak, davadaki sanık

sayısı, suçun ekonomik boyutu, bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulması gibi

nedenlerle 7 yıl 27 gün süren yargılama sürecinin makul olduğunu belirtmiştir (M.A.T./Türkiye, No: 63964/00, 19/1/2007, §

40), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 52).

52. Davanın taraflarının ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu açısından ise ceza davalarında sanık,

adli makamlarla aktif bir işbirliği yapmak zorunda

olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarını kullandığı için de

kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari ve yargısal organlarına

yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur. AİHM, yetkili makamların tutumu

ölçütünü, esas olarak, meydana gelen gecikmeden devletin ihmal ve kusuru

nedeniyle sorumlu olup olmadığına bakarak ele almaktadır (Zana/Türkiye, No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 79–82). AİHM,

yargılamada ortaya çıkan her bir hareketsiz geçen dönemi veya ertelemeleri ayrı

ayrı değerlendirmektedir. Bununla birlikte AİHM, bir başvuruda yargısal

organlara yüklenebilecek 15 aylık bir gecikme periyoduna rağmen, ulusal yargı

makamları önünde 7 yıl 4 ay süren davanın oldukça karmaşık olduğunu göz önünde

bulundurarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar

vermiştir (Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, §§

20–21). AİHM ayrıca yargı makamlarının davaları birleştirme, delil toplama gibi

nedenlerle davayı uzatmalarının belli bir yere kadar makul görülebileceğini

belirtmektedir (Ewing/Birleşik Krallık (Avrupa Komisyonu Raporu),

No: 11224/84, 7/10/1987, § 151), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 53).

53. Dava dosyasının incelenmesinde,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucu

hakkında 26/11/2007 tarihinde on dört ayrı suçtan cezalandırılması istemiyle

kamu davası açıldığı, yargılamaya başlayan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince,

davanın tensip zaptının düzenlenmesinden sonra toplam kırk sekiz şüphelinin

savunmaları ile yirmi bir müştekinin beyanlarının alındığı, yargılamanın

başladığı tarihten itibaren, aralarında bağlantı görülen farklı dava

dosyalarının birleştirilmesine karar verildiği, duruşmaların ortalama olarak

dört ay aralıklarla gerçekleştirildiği, yargılama süresince dosyanın incelemeye

alındığı herhangi bir duruşmanın olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece 6/12/2012

tarihinde verilen gerekçeli kararın 9/10/2013 tarihinde temyiz incelemesi için

Yargıtay’a gönderildiği, Yargıtay tarafından eksikliklerin giderilmesi için

iade edilen dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtay’a gönderildiği

belirlenmiştir. Sonuç olarak, soruşturma ve yargılama safhalarıyla temyiz

süreci birlikte değerlendirildiğinde, yargılama faaliyetlerinde hareketsiz

kalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun

olmadığı ve gerekli özenin gösterildiği görülmüştür.

54. Yargılama süresinin makul olup

olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki

sanık sayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın

karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, söz konusu suçlar için

öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

somut başvuru bakımından yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.

55. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

Başvurucunun,

A. Kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “süre

aşımı” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

30/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Feryat AYTİMUR Vekili : Av. Cemal TINARLIOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/658, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Kişi özgürlüğü ve güvenliği
  16. B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/658
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Sıddık Akın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/97)
  • Caner Kandırmaz Başvurusu (B. No: 2013/3672)
  • Abdulatif Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10531)
  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3245)
  • Ferit Çelik Başvurusu (B. No: 2012/1220)
  • Bayram Demirbilek Başvurusu (B. No: 2014/1125)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.