İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Firas Aslan ve Hebat Aslan Başvurusu (B. No: 2012/1158)

1.

Başvuru No2012/1158Tarih21 Kasım 2013Okuma23 dk · 4.610 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Firas Aslan Ve Hebat Aslan Başvurusu

Karar tarihi
21 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2012/1158
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.610 kelime·23 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvurucular; tutukluluk hallerinin devamına dair kararların formül gerekçelere

dayandığını, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak yapıldığını ve

Mahkemece Cumhuriyet Savcısından alınan mütalaanın kendilerine bildirilmediğini

ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru,

11/12/2012 tarihinde İstanbul 17. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 18/3/2012 tarihinde Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı

fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 26/3/2013 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular 26/3/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 31/5/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet

Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucular, karşı

beyanlarını 26/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvurucuların dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvuruculardan Hebat ASLAN 1987 doğumlu olup

Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunmaktadır. Diğer

başvurucu Firas ASLAN 1986 doğumlu olup İstanbul’da

ikamet etmektedir.

9.

Başvurucular, 31/12/2008 tarihinde İstanbul Emniyet

Müdürlüğüne bağlı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yakalanıp

gözaltına alınmış, emniyet ve savcılık ifadelerinin ardından “Yasa Dışı Silahlı Örgüte Üye Olmak”

suçlaması ile tutuklama talebiyle sevk edildikleri İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince

3/1/2009 tarihinde tutuklanmışlardır.

10. Başvurucular,

E.2009/38 sayılı dosya kapsamında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde

yargılanmaya başlanmıştır.

11. İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan 4/10/2012 tarihli

duruşmada, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında gösterilen tutuklama nedenlerinin var

olduğu, tutuklama nedenlerine nazaran adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının

yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu gerekçesiyle

başvurucuların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.

12. Başvurucular,

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına dair kararına,

Anayasa’nın 19. maddesine aykırı olduğu iddiasıyla 9/10/2012

tarihinde itiraz etmişlerdir.

13. İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına dair kararına karşı

yapılan itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/10/2012

tarih ve Değişik İş 2012/718 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı

başvuruculara 12/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince yapılan

tutukluluk incelemesinde, 31/10/2012 tarihinde

başvurucuların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.

15. Başvuruculardan

Firas ASLAN 27/11/2012

tarihli duruşmada tahliye edilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvuruculardan Hebat ASLAN’ın

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan sonra 19/2/2013

tarihinde tahliye edildiğini bildirmiştir.

16. Başvurucular

hakkındaki dava Mahkeme önünde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

17.

5271sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli

Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah

kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

…”

18. 5271

sayılı Kanun’un 101. maddesi şöyledir:

“(1)

Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen

mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere

yer verilir.

(2) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352

S.K./97.md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye

isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller

somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli

veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle

kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

…

(5) Bu

Madde ile 100 üncü Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

19. 5271

sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“(1)

Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık

salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli

veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya

mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.

…”

20. 5271

sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü Madde hükümleri

göz önünde bulundurularak karar verilir.

…

(3) Hâkim

veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen

karar verir.”

21. 5271

sayılı Kanun’un 270. maddesi şöyledir:

“İtirazı

inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı

ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi

gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.”

22. 5271

sayılı Kanun’un 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunda

yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın

karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi

veya vekil dinlenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23.

Mahkemenin 21/11/2013 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda, başvurucuların 11/12/2013 tarih ve 2012/1258 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucular; tutukluluk hallerinin devamına dair kararların

formül gerekçelere dayandığını, gerek kendilerinin itirazı üzerine gerekse de

5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince mahkemesince resen gerçekleştirilen

incelemelerin duruşmasız olarak dosya üzerinden yapıldığını, Mahkemece

Cumhuriyet Savcısından alınan mütalaanın kendilerine bildirilmemesi neticesinde

çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmediğini ileri

sürerek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

25. Adalet

Bakanlığı görüşünde; hem tahliye taleplerini hem de tutukluluğun devamına karşı

yapılan itirazların incelenmesini kapsayacak şekilde, belli bir mahkeme

nezdinde yapılan tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurularının Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesince (“AİHM”) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(“AİHS”) 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası çerçevesinde değerlendirildiğini

ifade etmiştir. Adalet Bakanlığı ayrıca, AİHM’in bir

yargılamada tutuklamanın uzatılmasına ilişkin olan ve ex

officio (resen) ilkesiyle kabul edilen

mahkeme kararları hakkında, AİHS’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası

bakımından bir yargıya varmakla yükümlü olmadığı yönündeki içtihadını birçok

kararında yinelediğini belirtmiştir.

26. Adalet

Bakanlığı somut olayda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un

108. maddesi gereğince verilen 31/10/2012 tarihli

kararın, başvurucuların tutukluluğunun hukukiliğinin değerlendirmesine ilişkin

başvuruları veya itirazları bulunmaksızın resen yapılan bir inceleme

neticesinde verildiğini ifade etmiştir.

27. Başvurucular, Adalet Bakanlığının başvurunun kabul

edilebilirliği yönünden yaptığı değerlendirmelere katılmamış, başvuru

dilekçesinde dile getirdikleri iddialarını yineleyerek; tutukluluk hallerinin

devamına dair kararların formül gerekçelere dayanmasının, tutukluluğa itiraz

incelemesinin duruşmasız olarak dosya üzerinden gerçekleştirilmesinin,

tutukluluğa itiraz üzerine Mahkemece Cumhuriyet Savcısından alınan mütalaanın

kendilerine bildirilmemesinin ve bu nedenle yargılama sırasında silahların

eşitliği ilkesine riayet edilmemesinin Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini ifade etmişlerdir.

28. Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne

sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir.”

29.

AİHS’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama

veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin

yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma

yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına

sahiptir.”

30.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci ve AİHS’nin 5. maddesinin (4) numaralı

fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye

tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması

kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı

tanımaktadır. Anılan Anayasa ve AİHS hükümleri esas olarak, tutukluluğun

yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte

olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının

incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır.

31. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda,

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde

hükümleri göz önünde bulundurularak; kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim

veya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.

32. 5271

sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak değerlendirme resen (ex officio)

yapılmakta olup Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti

kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında

değerlendirilemez. Bu nedenle başvurucuların, 31/10/2012

tarihinde 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre mahkemece resen yapılan

incelemenin duruşmasız olduğu ve çelişmeli yargılama ilkesine uyulmadığı

yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

33.

Başvurucular itiraz üzerine mahkemece verilen tutukluluğun devamına ilişkin

kararların formül gerekçelere dayandığından şikâyetçi olmuşlardır. Buna göre,

formül gerekçelere dayanılarak verilen tutukluluğun devamına ilişkin mahkeme

kararlarına karşı başvurucuların 5271 sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddelerine

göre maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açmaları mümkündür. Bu

nedenle bu şikâyet bakımından başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği

değerlendirilmelidir.

34.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlale neden olduğu

iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel başvurunun ikincil

nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak ve özgürlüklere

kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari

ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru

yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin

ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 26–28).

35. Ancak

tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini

haiz olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul

başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi

tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da

en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/338,

2/7/2013, § 29).

36. 5271

sayılı Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan

veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu

süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü

zararlarını Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir

başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 30). Ancak, aynı Kanun’un tazminat isteminin

koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat isteminde bulunulabileceği

hükmüne yer verilmiştir.

37. Somut

olayda başvuruculardan Firas ASLAN 31/12/2008

tarihinde gözaltına alınmış ve 27/12/2012 tarihinde tahliye edilmiş, Hebat ASLAN ise 31/12/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve

19/2/2013 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucular, mahkemece verilen

tutukluluğun devamına ilişkin kararların formül gerekçelere dayandığından

şikâyetçi olmuşlardır. Buna göre, formül gerekçelere dayanılarak verilen

tutukluluğun devamına ilişkin mahkeme kararlarına karşı başvurucuların 5271

sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddelerine göre maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle

dava açmaları mümkündür. Ancak başvurucuların tutukluğun devamının formül

gerekçelere dayandığı yönündeki şikayetleri açısından 5271 sayılı Kanun’un

anılan maddelerinde belirtilen yolun hüküm kesinleşmeden önce etkili olduğuna

yönelik uygulamada bir örnek bulunmamaktadır (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 32).

38. Bu

nedenle başvurucuların mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi

gereken bir başvuru yolu olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurunun, “tutukluluğun devamına ilişkin mahkeme kararlarının

formül gerekçelere dayandığı” şeklindeki kısmının, dayanaktan yoksun

olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmeyen

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

39.

Başvurucuların, Cumhuriyet savcısının görüşünün kendilerine tebliğ edilmediği

ve kendilerinin başvurusu üzerine gerçekleştirilen tutukluluğa itiraz

incelemesinin dosya üzerinden duruşmasız olarak gerçekleştirildiği yönündeki

iddialarının da açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı görüldüğünden bu şikayetler

bakımından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

40.

Başvurucuların, tutukluluk hallerinin devamına dair mahkeme kararlarının formül

gerekçelere dayandığı yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci, tutukluluğa itiraz incelemesinin çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerine uyulmaksızın duruşmasız olarak dosya üzerinden

gerçekleştirildiği yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

41.

Başvurucular, tutuklu bulundurulmalarına karşı yaptıkları itiraz başvurusunun

formül gerekçelerle reddedildiğinden şikâyet etmiştirler.

42. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucuların tahliye

taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği yönündeki şikâyetleri ile ilgili

olarak; tutuklamaya ilişkin konularda AİHM kararlarlarına

göre belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için makul şüphe ya da

inandırıcı nedenlerin aranmasının yeterli olduğunu, somut olayda başvurucunun

atılı suçu işlediğine dair inandırıcı delillerin bulunup bulunmadığının, toplam

tutukluluk süresi ve tutukluluk konusundaki yerel mahkeme kararlarının

gerekçelerinin, davanın kapsamının ve karmaşıklığının, sanık sayısının, iki

ayrı iddianame ve iki davanın birleştirilmesinin, isnat olunan suçun organize

suç olmasının, yargılama süresince derece mahkemesine izafe edilebilecek

herhangi bir ihmal veya hareketsiz kalmanın bulunup bulunmadığının ve

yargılamanın sürdürülüp tamamlanmasında mahkemenin kendinden beklenen her türlü

dikkat ve özeni gösterip göstermediğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini

ifade etmiştir.

43.

Başvurucular, Adalet Bakanlığının görüşüne katılmamış ve başvuru dilekçesindeki

beyanlarını tekrarlamışlardır.

44.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

45.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında

tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

güvence altına alınmıştır.

46.

Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu

sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda

haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61;

Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Labita/İtalya [BD], no.

26772/95, 6/4/2000, § 152).

47. Bir

davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması

gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).

48.

Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin

hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu

gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama

sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63).

49. Dolayısıyla

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirmesinde esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından

yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde

kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde

kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam

ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul

edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).

50. Makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp

gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise

tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı

ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 65).

51. Dava

dosyası incelendiğinde, 4/10/2012 tarihli duruşmada

başvurucular “iddianame kapsamında sadece

telefon tapelerinin var olduğunu, Firas

ASLAN’ın telefon görüşme kayıtlarının dahi olmadığını

ve telefon görüşmesinde sadece adının geçtiğini, somut olgularla desteklenmeyen

telefon görüşmelerine göre ceza verilemeyeceğinin Yargıtay tarafından da kabul

edildiğini, gizli tanık ve tutanak mümzilerinin

aleyhlerine herhangi bir beyanlarının bulunmadığını, 3 yıl 9 aydır tutuklu

olduklarını” ifade ederek Mahkemeden tahliye edilmelerini talep

etmişlerdir.

52. Başvurucuların tahliye taleplerini değerlendiren İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesi, “tutuklu sanıkların

üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda; mağdur beyanları ve tutanaklar göz

önünde bulunduğunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunduğu, atılı suçlara öngörülen cezaların alt ve üst sınırına göre kaçma

şüphesinin varlığını gösteren olguların varlığı ve atılı suçların 5271 sayılı

Kanun’un 100. maddesinin (3) fıkrasında gösterilen tutuklama nedenleri arasında

yer aldığı, ayrıca tutuklama nedenlerine göre de adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu” gerekçesiyle

başvurucuların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

53.

Başvurucular karara itiraz etmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/10/2012 tarih ve 2012/718 Değişik İş sayılı kararıyla “sanıklar üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumuna nazaran mahkemesince verilen tutukluluk halinin devamına

ilişkin kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle

tahliye talepleri reddedilmiştir.

54.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,

delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar

gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin

gösterilmesi gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/1013, §

70).

55. Somut

olayda başvurucular 31/12/2008 tarihinde gözaltına

alınmış ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 3/1/2009 tarihinde

tutuklanmışlardır. Başvuruculardan Firas ASLAN 27/12/2012 tarihinde, Hebat ASLAN

ise 19/2/2013 tarihinde tahliye edilmiştir. Buna göre başvuruculardan Firas ASLAN 3 yıl 11 ay 24 gün, Hebat

ASLAN ise 4 yıl 1 ay 16 gün boyunca özgürlüklerinden mahrum kalmışlardır.

56. Derece

mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların

gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka

uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı

ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki

tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu

söylenemez. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucuların

özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları an ile ilk derece mahkemesi kararıyla

tahliye edilmelerine kadar geçen tutuklu bulundukları süre makul olarak

değerlendirilemez.

57.

Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın

19. Maddesinin Sekizinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

58.

Başvurucular, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak dosya

üzerinden gerçekleştirildiğini ve tutukluluğa itiraz üzerine Mahkemece

Cumhuriyet Savcısından alınan mütalaanın kendilerine bildirilmediğini ve bu

nedenle haklarında yürütülen yargılamada çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerine riayet edilmediğini ileri sürmüşlerdir.

59. Adalet Bakanlığı görüşünde, itiraz incelemesinin duruşmasız

yapıldığı iddiası ile ilgili olarak; başvurucuların İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinde devam eden yargılama esnasında duruşmalara katıldıklarını ve hâkim

karşısında dinlenilme hakkına sahip olduklarını, AİHM kararları göz önüne

alındığında tutukluluğun devamı konusundaki incelemenin sanığın makul

aralıklarla dinlenilerek gerçekleştirilmesi gerektiğini ancak tutukluluğa

ilişkin her incelemede şüpheli ya da sanığın dinlenmesi zorunluluğunun bu

türden incelemenin çok kısa sürede karara bağlanması gerektiği de göz önüne

alındığında yargı sistemini işlemez hale getirebileceğini, şüpheli veya sanığın

makul aralıklarla dinlenilmesinin yeterli olduğunu ifade etmiştir.

60. Görüşte

ayrıca itiraz incelemesinden kısa bir süre önce tutuklu kişilerin hâkim

karşısına çıktığı durumlarda itiraz incelemesinde ayrıca duruşma yapılmamasının

AİHS’e aykırılık oluşturmayacağı ifade edilmiştir.

61. Adalet

Bakanlığı görüşünde, itiraz incelemesinde sadece Cumhuriyet Savcısının görüşünün

alındığı iddiası ile ilgili olarak, tarafların karşı tarafın beyanlarından

haberdar edilmesi ve bu beyanlara cevap verebilme olanağının tanınması

gerektiğini, tutuklu kişilerin makul aralıklarla dinlenerek hakkında karar

verilmesi ile ilgili olarak 11/4/2013 tarih ve 6459

sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişikliğin 30/4/2013 itibarıyla yürürlüğe

girdiğini ifade etmiştir.

62.

Başvurucular, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki

beyanlarını tekrarlamışlardır.

63. Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne

sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir.”

i. Tutukluluğa

İtirazın Duruşma Yapılmaksızın Değerlendirildiği İddiası

64.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, yakalama veya tutuklama yoluyla

özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının

yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili

olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan

kişinin şikayetleri ile ilgili olarak yetkili yargı merciince yapılacak

değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve özgürlükten mahrum bırakılan

kişilerin itirazları bakımından uygun olan teminatları sağlaması gerekir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Çatal/Türkiye, B. No. 26808/08, 17/4/2012, § 32; A. ve

Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No. 3455/05, 18/2/2009, § 203).

65.

Tutukluluğunun gözden geçirilmesi esnasında yapılan incelemenin“çelişmeli yargı” ve “silahların eşitliği” ilkelerine riayet edilmesi gerekir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Altınok/Türkiye, B. No: 31610/08, 29/11/2011, § 45).

66.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, tutukluluğun yasaya aykırı olup

olmadığının hâkim önünde düzenlenen duruşmalarda etkili olarak incelenmesini

talep etme ve tutukluluk halinin gerekli olup olmadığının yetkililer tarafından

hızlı bir şekilde tespit edilmesini isteme hakkını da teminat altına

almaktadır.

67.

Hürriyeti kısıtlanan kişinin, salıverilme talebine ilişkin karar veren ilk

derece mahkemesi huzurunda hazır bulunması ancak itiraz incelemesinin yapıldığı

mahkemenin önüne çıkmaması ve burada duruşma yapılmaması, silahların eşitliği

ilkesi gözetildiği müddetçe Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile

sağlanan teminatları ihlal etmez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Saghinadze ve Diğerleri/Gürcistan, B. No: 18768/05, 27/5/2010, § 150; Depa/Polonya, B. No: 62324/00, 12/12/2006, §§ 48–49).

68.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, tutukluluğun devamına

ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her itirazda başvurucunun

dinlenilmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin makul aralıklarla

dinlenilmeyi talep etme hakkı vardır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Altınok/Türkiye, B.

No: 31610/08, 29/11/2011, § 54; Knebl/Çek Cumhuriyeti, B. No: 20157/05, 28/10/2010, § 85).

69. 5271

sayılı Kanun’un 108. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre hâkim veya mahkeme,

tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğini her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında;

(1) numaralı fıkrasına göre ise soruşturma evresinde en geç otuz günlük zaman

dilimleri içerisinde incelemek zorundadır.

70. 5271

sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre şüpheli veya sanık

soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında herhangi bir süre

beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 267. maddesine göre

ise resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm kararlar mahkeme

önünde itiraza konu olabilirler.

71. Somut

olayda itiraz incelemesi sırasında duruşma yapılmamıştır. Başvurucuların ve

Cumhuriyet Savcısının tutukluluk halinin hukuka aykırı olup olmadığına ilişkin

sözlü açıklama yapmak üzere Mahkemeye çağrılmadığı ve dinlenmediği incelemede

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden bahsedilemez (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz: Çatal/Türkiye, B. No: 26808/08, 17/4/2012,

§ 37).

72.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, düzenli aralıklarla yapılan ve başvurucuların

da savunma yapma fırsatı bulduğu duruşmalarda, tutukluluk halinin hukuka aykırı

olup olmadığını incelemiştir. Mahkemece yapılan 4/10/2012

tarihli duruşmada, başvurucuların tutukluluk hallerinin devamına karar

verilmiştir. Başvurucular, haklarında verilen tutukluluğun devamına dair karara

aynı gün içinde itiraz etme imkânı bulmuşlar ancak talep mahkemece

reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

tutukluluk halinin devamına dair kararına, Anayasa’nın 19. maddesine aykırı

olduğu iddiasıyla 9/10/2012 tarihinde itiraz

etmişlerdir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına

dair kararına karşı yapılan itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/10/2012 tarih ve 2012/718 Değişik İş sayılı kararı ile

tarafların yazılı belgeleri temel alınarak duruşma yapmaksızın reddedilmiştir. 31/10/2012 tarihinde ise Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesi uyarınca başvurucuların tutukluluk halini duruşma yapmaksızın resen

gözden geçirmiştir.

73.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen kural dikkate

alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa sürede karar

verilmesi esası dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her

itirazda duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hale

getirecektir. Bu nedenle, Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer

alan yargılama usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel

bir durum olmadığı sürece, tutukluluğa karşı yapılacak itirazlar için her durumda

duruşma yapılmasını gerektirmez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Çatal/Türkiye,

B. No: 26808/08, 17/4/2012, § 40; Altınok/Türkiye, B. No: 31610/08,

29/11/2011, § 54).

74. Somut

olayda başvurucular, tutukluluk halleri ile ilgili itirazlarını İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesince yapılan 4/10/2012 tarihli

duruşmada dile getirme ve mahkeme önünde sözlü savunma yapma fırsatı

bulmuşlardır. Bu nedenle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan

incelemeden 11 gün gibi makul bir süre sonra, 15/10/2012

tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz incelemesi

sırasında duruşma yapılması gerekli değildir.

75.

Açıklanan nedenlerle, itiraz incelemesi esnasında başvurucular hakkında verilen

tutukluluk kararına ilişkin olarak duruşma yapılmamış olmasının Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal etmediğine karar verilmesi gerekir.

ii. Cumhuriyet

Savcısı’nın Görüşünün Tebliğ Edilmediği

İddiası

76.

Tutukluluk haline itirazda bulunulan bir davada, Cumhuriyet Savcısı ve tutuklunun

davaya katılma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutukluluk haline itiraz

başvurusunda Cumhuriyet Savcısı ve tutuklu arasında silahların eşitliği

ilkesinin gözetilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Ceviz/Türkiye,

B. No: 8140/08, 17/7/2012, § 52; Nikolova/Bulgaristan [BD], B. No: 31195/96, 25/3/1999, § 58).

77.

Silahların eşitliği, başvurucunun soruşturma dosyasına ulaşabilmesine imkân

verilmesini gerektiren bir ilkedir. Cumhuriyet Savcısının görüşlerine etkili

bir şekilde cevap verebilme imkânı, kural olarak başvurucunun söz konusu

belgelere ulaşması halinde mümkün olabilir. Bu gerekliliğin hangi şekilde

yerine getirileceğini belirlemek kanun koyucuya ait olmakla beraber, tarafların

beyanlarının birbirlerine bildirilmesi ve bu beyanlara cevap verebilme imkânına

sahip olmaları gerekir.

78. Şüpheli veya sanığın salıverilme taleplerinin incelenmesine

ilişkin usulün belirlendiği 5271 sayılı Kanun’un 105. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına, 6459 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile “Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık

veya müdafiinin görüşü alınmaz.” cümlesi

eklenerek, duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilirken tarafların

görüşlerinin alınmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylece 6459 sayılı Kanun’un

yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihinden sonraki

salıverilme taleplerinin duruşma dışında değerlendirilmesi halinde incelemeler

dosya üzerinden gerçekleştirilecek ve tarafların görüşleri alınmayacaktır.

79. Somut

olayda başvurucular, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin

devamına dair kararına 9/10/2012 tarihinde itiraz

etmişlerdir. Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un 270. maddesine göre Cumhuriyet

Savcısının yazılı görüşünü almış ancak bu görüş başvuruculara bildirilmemiştir.

Başvurucuların Cumhuriyet Savcısının görüşüne cevap verme imkânları olmamıştır.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına dair kararına

karşı yapılan itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 15/10/2012

tarihinde Cumhuriyet Savcısı görüşü doğrultusunda reddedilmiştir.

80.

Tutukluluğa itiraz incelemesinde Cumhuriyet Savcılığından alınan görüşün

başvuruculara bildirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanunun 50. Maddesi Yönünden

81. 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda

ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi

yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm

altına alınmıştır.

82.

Başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Başvuruculardan her biri 10.000,00 TL maddi ve

20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

83.

Başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile ilgili olarak

tazminat talebi ile zarar arasında illiyet bağı kurulamamıştır. Başvurucuların

maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.

84.

Başvurucuların özgürlük ve güvenlik haklarına yönelik müdahale nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları

karşılığında, somut olayın özelliklerini dikkate alarak takdiren

başvurulardan Firas ASLAN’a

4.000,00 TL ve Hebat ASLAN’a

4.200,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85.

Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen

172,50 harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL

yargılama giderinin başvuruculara ödenmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun,

31/10/2012 tarihinde 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesine göre mahkemece resen yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız olarak

gerçekleştirildiği ve çelişmeli yargılama ilkesine uyulmadığı yönündeki

şikâyetler ile ilgili kısmının “konu

bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Başvurunun diğer iddialar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C.

Tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların

gerekçelerinin yetersiz olması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D.

Tutukluluğa itirazla ilgili yargılama usulü çerçevesinde sözlü açıklama ve duruşma

yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

E.

Tutukluluğa itirazla ilgili yargılama usulü çerçevesinde başvurucular veya

avukatlarına Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün bildirilmemesi nedeniyle

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

F.

Başvurucu Firas ASLAN’a

4.000,00 TL, Hebat ASLAN’a

4.200,00 TL takdiren manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

G.

Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

H.

Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

I.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde,

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

İ. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

21/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucular : Firas ASLAN Hebat ASLAN Vekili : Av. İnan AKMEŞE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1158, 21 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1158
Tarih
21 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Atilla İnan Başvurusu (B. No: 2012/615)
  • Musa Erdem ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1845)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/3354)
  • Onur Gür Başvurusu (B. No: 2012/828)
  • S.s.a. Başvurusu (B. No: 2013/2355)
  • Ramazan Tosun Başvurusu (B. No: 2012/998)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.