İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Musa Erdem ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1845)

1. Başvurucular, yakınları olan

Başvuru No2013/1845Tarih7 Kasım 2013Okuma12 dk · 2.363 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Musa Erdem Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2013/1845
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.363 kelime·12 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, yakınları olan

Selin Erdem’in çalışma saatlerinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu

yaşamını yitirmesi üzerine, bünyesinde çalıştığı şirket ile kazaya karışan

aracın bağlı olduğu firma yetkilileri hakkında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmeden “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilmesi nedeniyle

Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkı ile 36. maddesinde güvence

altına alınan hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 22/2/2013 tarihinde İstanbul

8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/6/2013

tarihinde başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucular Musa Erdem ve Hacer Erdem’in kızı, diğer başvurucuların

kardeşi olan Selin Erdem, prodüksiyon şirketi olan B.

Limited Şirketi tarafından çekilmekte olan “Arka

Sıradakiler” adlı dizi filminde sanat asistanı olarak işe girmiştir.

6. Selin Erdem, 1/5/2012 tarihinde dizi

çekimine ara verildiği sırada, sigara içmek amacıyla set olarak kullanılan

binaya bitişik sokaktaki kaldırımda bulunduğu esnada, film setine yemek tedarik

eden A. C. adlı firmaya ait aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.

7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili olarak aynı

gün başlatılan soruşturma sonucunda 4/5/2012 tarihli

iddianame ile araç sürücüsü İ. F. hakkında “taksirle

öldürme” suçundan açılan kamu davası üzerine, İstanbul 28. Asliye

Ceza Mahkemesince 4/12/2012 tarihinde verilen kararla İ. F. 4 yıl hapis

cezasına mahkum edilmiştir.

8. Diğer yandan, Selin Erdem’in çalıştığı şirket ve kazaya neden

olan aracın bağlı olduğu firma sorumluları hakkında aynı Savcılıkça yürütülen

soruşturmada ise, söz konusu kişilerin eylem ve davranışları ile meydana gelen

ölüm olayı arasında cezai anlamda kişilere atfı kabil kasıt, kusur ve illiyet

bağı bulunmadığı gerekçesi ile 8/10/2012 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar

verilmiştir.

9. Başvurucular tarafından bu karara itiraz edilmesi üzerine,

Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 22/11/2012

tarihinde itiraz reddedilmiş ve bu karar başvuruculara 24/1/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucular, 22/2/2013 tarihli

dilekçeleri ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili

Hukuk

10. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”

kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için

yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının

bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar,

suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye

bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.

11. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Taksirle öldürme” kenar başlıklı 85.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Taksirle

bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda, başvurucuların 22/2/2013 tarih ve 2013/1845 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

13. Başvurucular, yakınları olan kişinin iş saatleri içinde hayatını

kaybettiğini, olayın bir iş kazası olarak değerlendirilmesi gerekirken

Savcılıkça bu durumun göz ardı edildiğini, anılan firma sorumlularına yönelik

etkili bir soruşturma yapılmayarak gerekçesiz bir şekilde kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmesi ve sadece araç sürücüsü hakkında dava açılmış

olmasının Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan yaşam hakkı ile hak

arama hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Anayasa’nın

17. Maddesi Yönünden

14. Başvurucular, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazasında

bir üçüncü kişinin kusurunun yeterince ve etkili bir şekilde soruşturulmaması

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

15. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

16. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

17. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

18. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip

oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm

olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin anne, baba

ve kardeşleridirler. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

19. Bütün diğer haklar için bir temel oluşturan yaşam hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış ve bu maddede belirlenen

istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceği

belirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle

kamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini, yani maddede

belirtilen istisnalar dışında kişilerin ölümüne neden olmamalarını gerektirir.

Bu, devletin yaşam hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. Yaşam hakkına saygı,

ikinci olarak devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere karşı bireylerin

hayatını korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik çok özel ve ciddi

bir tehdidin varlığı kanıtlanmışsa, devletin bu tehdide karşı bireyin hayatını

korumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, yaşam hakkından kaynaklanan

devletin pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana gelmişse, devletin pozitif

yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit

ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi halinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle, devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma

yükümlülüğü oluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 29).

20. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, §

30).

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında da

belirtildiği gibi yürütülecek ceza

soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek

şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan

söz edebilmek için, soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü

aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri

toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin

ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme

kuralıyla çelişme riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 57). (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye,

2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).

22. Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de, teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için, soruşturmanın veya

sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen

kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu

ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 58. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94,

4/5/2001, § 109).

23. İhmal nedeniyle meydana gelen

ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi

gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten

sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 59. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vo/Fransa[BD],

53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96,

17/1/2002, § 51).

24. Diğer taraftan, etkili bir başvurudan söz edebilmek için,

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun

uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun bir hak ihlali

iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim (tazminat) sunabilmesi halinde ancak

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali

iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuli

güvencelerin sağlanması gerekir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa, 59450/2000,

4/7/2006, §§ 157, 160;

Aksoy/Türkiye, 21987/93, 18/12/1996, § 95).

25. Somut olayda başvurucular, yürütülen soruşturmanın yetersiz

olduğunu, sadece kazaya karışan araç sürücüsü hakkında dava açıldığını, oysa

olayın trafik kazası kapsamında değil iş kazası kapsamında değerlendirilerek,

ölenin bağlı olduğu şirket ile aracın ait olduğu firma sorumluları hakkında da

ceza davası açılması gerektiğini, ancak Savcılıkça taleplerinin dikkate

alınmadığını iddia etmişlerdir.

26. Bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamının belirlenmesine

yönelik hukuki sorunların incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi

kapsamında olmayıp, suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin

görev ve yetkisindedir. Ancak yukarıda belirtilen yaşam hakkına yönelik

müdahaleleri soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği Mahkemece

incelenmelidir.

27. Savcılığın sonuç kararı bu açıdan değerlendirildiğinde; ölenin

dizi çekimi sırasında verilen ara esnasında sigara içmek amacıyla set olarak

kullanılan bina önündeki sokağa çıktığı, kaldırımda bulunduğu sırada film

setine yemek tedarik eden aracın kendisine çarpması sonucu hayatını kaybettiği,

başvurucuların iddiaları kapsamında “taksirle

öldürme” suçundan dolayı soruşturmanın derhal başlatıldığı, kazaya

sebebiyet veren araç sürücüsü hakkında davanın açıldığı ve yargılama sonucunda

mahkûm edildiği, öte yandan anılan firma yetkililerinin eylem ve davranışları

ile meydana gelen ölüm olayı arasında cezai anlamda bu kişilere atfı kabil

kasıt, kusur ve illiyet bağı tespit edilememesi gerekçesiyle haklarında “kovuşturmaya yer olmadığına” karar

verildiği, bu bağlamda gerekli delillerin toplanarak soruşturmanın makul sürede

tamamlandığı ve başvurucuların soruşturmaya etkin bir şekilde katıldıkları

görülmüştür.

28. Diğer taraftan, haklarında etkili bir şekilde soruşturma yapılan

kişilerle ilgili mutlaka dava açılması ya da açılmışsa cezalandırılması

gerektiği yönündeki bir beklenti korunması gerekli olan bir hak değildir.

Ayrıca, her ne kadar söz konusu şirket temsilcilerinin cezai sorumlulukları

tespit edilmemiş ise de, anılan şirketler aleyhine iş hukukuna dayalı olarak

tazminat davası açılmasına hukuken bir engel de bulunmamaktadır. Nitekim AİHM

de, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet

verilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem” oluşturma şeklindeki pozitif

yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediği ve

mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olmasının yeterli olabileceği sonucuna varmıştır (bkz. § 24).

29. Buna göre başvuru dosyasında oluşa ilişkin belge ve bilgiler dikkate

alındığında, sorumluların tespitine yönelik soruşturmanın yetersiz olduğundan

ve kararın somut kanıtlarla çelişecek biçimde ve açıkça hukuka aykırılık

oluşturacak şekilde gerekçesiz ve keyfi verildiğinden söz edilemeyeceği gibi,

bu konuda ihmali bir davranış veya yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin de

saptanmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, kişinin yaşam hakkının korunması kapsamında

yürütülen cezai soruşturmanın etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasını

gerektirecek bir husus tespit edilememiştir.

30. Açıklanan gerekçelerle, Cumhuriyet

Savcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda verilen karar nedeniyle

başvurucuların yaşam hakkına yönelik bir ihlal açıkça tespit

edilmediğinden, başvurunun “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2.

Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden

31. Başvurucular, şikâyetlerinde belirttikleri firma sorumlularına

yönelik olarak Savcılıkça dava açılmayarak, kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verilmesi ve iddialarının bir yargı yeri önünde dinlenilmemesi suretiyle

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

32. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre (§ 15), Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

33. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

34. AİHS’nin “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“1. Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

36. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını

düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların”

ve bir “suç isnadının”

esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu

ifadeden, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel

başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle

ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı

hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

37. AİHM içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin

suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine

imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın

hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004,

§ 70).

38. 5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde

şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla

başvurucuların ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı

bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup, hukuk mahkemeleri açısından

bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

39. Başvurucular, suç işlediğini düşündükleri

bir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç

duyurusunda bulunmuş olup, talepleri üçüncü kişilerin cezalandırılmalarıyla

sınırlıdır. Başvurucular, üçüncü kişilerin fiilleri nedeniyle medeni haklarına

yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararının

giderilmesini istiyorlarsa, hukuk mahkemeleri önünde dava açma imkânları

vardır.

40. Sonuç itibarıyla,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddialarının konusu, Anayasa’da

güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin

koruma alanı dışında kalmaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle

başvurunun bu kısmının da “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

A. Açıklanan nedenlerle

1. Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2. Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise “konu bakımından yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucular üzerinde bırakılmasına,

7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet

ERTEN

Zehra

Ayla PERKTAŞ

Erdal

TERCAN

Zühtü

ARSLAN

Raportör

:

Özcan

ÖZBEY

Başvurucular : 1) Musa ERDEM 2) Hacer ERDEM 3) Serkan ERDEM 4) Sema ERDEM Vekilleri : Av. Berrin DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1845, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. A. Açıklanan nedenlerle
  13. B. Yargılama giderlerinin
  14. Erten
  15. Tercan
  16. Arslan
  17. Özbey

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1845
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/3354)
  • Onur Gür Başvurusu (B. No: 2012/828)
  • S.s.a. Başvurusu (B. No: 2013/2355)
  • Ramazan Tosun Başvurusu (B. No: 2012/998)
  • Mehmet Ali Emir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/850)
  • Kamil Koç Başvurusu (B. No: 2012/660)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.