İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Ali Emir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/850)

1. Başvurucular, yakınlarının 9/11/2011

Başvuru No2012/850Tarih7 Kasım 2013Okuma33 dk · 6.562 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Ali Emir Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2012/850
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.562 kelime·33 dk okuma·30 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, yakınlarının 9/11/2011

tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde otel enkazında kalarak vefat

ettiğini ve hukuk yollarına başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarını

belirterek, yaşam hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 30/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 29/7/2013

tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/8/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 2/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 3/10/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, görüşünü 22/10/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. 23/10/2011 tarihinde Van ilinde 7,2

şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.

Depremden sonra artçı sarsıntılar devam etmiş ve 9/11/2011

tarihinde 5,6 şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşmiştir. İkinci depremde

başvurucuların yakınları Cem EMİR, Sebahattin YILMAZ ve Önal EROL da dâhil

olmak üzere Van il merkezinde bulunan Bayram Otel’de kalmakta olan 24 kişi otel

binasının çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.

9. Olayın ardından Van Cumhuriyet Başsavcılığı resen

soruşturma başlatmıştır. Başvurucuların tamamının da şikâyetçi olarak katıldığı

soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda birden fazla kişinin

sorumluluğunun bulunduğu, binada hasar tespiti yapmayan ilgili birimlerin de

kusurlu olduğu belirlenmiştir.

10. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen

soruşturma kapsamında ayrıca keşif yapılmış, bina enkazından karot örneği, donatı örneği ve diğer numuneler bilirkişiler

marifetiyle alınmış, soruşturma dosyası ve elde edilen numuneler rapor

düzenlemeleri için bilirkişilere tevdi edilmiştir. Soruşturma sonucu 26/7/2012 tarihinde verilen kararda bilirkişilerce

hazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapım yılında (1964) statik

projesi ve hesap raporları yapılmadan gelişigüzel inşa edildiği, malzeme ve

donatıların dönemin Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Yönetmeliği

kriterlerini taşımadığı, inşaat ruhsatına göre fazladan bir kata sahip

olmasının bina üzerinde fazladan yüke neden olduğu, ilk depremde ayakta

kalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardan

etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.

11. Soruşturma sonucunda, otel işletmecisi hakkında bilinçli

taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan Van Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmasına, vefat eden yapı sahibi ve diğer şüpheliler

hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına ve Van Valisi ile Afet ve Acil

İşler Daire Başkanlığı (AFAD) görevlileri hakkında 2/12/1999

tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkında Kanun’un 3. ve 12. maddeleri gereği görevsizlik kararı verilerek

soruşturma dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9/10/2012

tarihinde Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaya

ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından

suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı

gerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasına karar vermiş, bu karar

başvurucuların vekiline 1/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının işleme konulmama kararının kaldırılması ve 4483 sayılı Kanun

gereği ön inceleme yaptırılması kararı verilmesi talebiyle 12/11/2012

tarihinde Danıştay’a itiraz dilekçesi sunmuştur.

14. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama

kararına karşı 4483 sayılı Kanun’da herhangi bir itiraz yolu öngörülmemiş olup

başvuru dilekçesinde başvurucuların Danıştay’a yaptıkları itirazlarının

sonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

15. Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 2/10/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarında teyit ettiği, ilave şu bilgilere yer vermiştir:

16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9/10/2012

tarih ve 2012/128 soruşturma, K.2012/55 sayılı işleme konulmama kararına karşı

başvurucuların vekili tarafından yapılan itiraz neticesinde, Danıştay 1.

Dairesi, 4/12/2012 tarih ve E.2012/1699, K.2012/1856 sayılı kararında 4483

sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının kararlarına karşı herhangi bir

itiraz yolu öngörülmediğinden bahisle itirazı incelemeksizin reddetmiştir.

17. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, idari sorumluluğun tespiti ve

sorumluluktan kaynaklanan giderimin belirlenmesi için idari yargı yoluna

başvurulduğunu, ancak yaşam hakkının ihlali halinde sadece tazminat alınmasının

yeterli olmayacağını, devletin etkili ve önleyici ceza sistemi kurma pozitif

yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.

18. Söz konusu tam yargı davası henüz sonuçlanmamıştır.

19. Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

şikayetin işleme konulmaması kararının kendilerine tebliğinden itibaren süresi

içinde 30/11/2012 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

20. Başvuru konusu olayda şikayet konusu yapılan “taksirle öldürme” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarına ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

hükümleri şöyledir:

“Taksirle öldürme

MADDE 85. –

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan

kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da

bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin

yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

…

Görevi kötüye kullanma

MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde,

görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden

kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra

hükmüne göre cezalandırılır.”

21. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğini

öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir

suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar.”

22. Bununla birlikte, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin

görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabi

olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek usul 4483 sayılı Kanun’da

düzenlenmiştir.

23. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlık

soruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hazırlık soruşturması genel hükümlere göre

yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,

müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili,

kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır.”

24. 4483 sayılı Kanun’un 3. maddesinin son cümlesine göre ast

memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin, üst memurun bağlı

olduğu merciden istenir. Bu durumda bir vali ve altında görev yapan memurlar

için talep edilen yargılama iznini vermeye yetkili merci valiler için

yargılamaya izin vermeye yetkili makam olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya

Başsavcıvekili’dir.

25. 4483 sayılı Kanun’un “Olayın

yetkili mercie iletilmesi, işleme konulmayacak ihbar ve şikayetler” başlıklı 4. maddesinin üçüncü ve

dördüncü fıkraları şöyledir:

“Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte

olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî

bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin

doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh

adresinin bulunması zorunludur.

Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar ve

şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından

işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak

iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması

halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh

adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya

şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır.”

26. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine

veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında

inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye

bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili

merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay

içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

27. 4483 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasında yer

verilen nitelikleri taşımamaları nedeniyle ihbar ve şikâyetler hakkında verilen

işleme konulmama kararına yönelik bir itiraz yolu öngörülmemiştir.

28. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

29. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı

49.

maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

30. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.”

31. 15/5/1959 tarih ve 7269 sayılı Umumi Hayata

Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair

Kanun’un 4. ve “Afet bölgelerinde yapılacak

teknik işler” başlıklı 13. maddeleri şöyledir:

“Madde 4 – İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım

Bakanlıklarınca acil yardım teşkilatı ve programları hakkında genel esasları

kapsayan bir yönetmelik yapılır.

Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin

meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma,

ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri

iaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma

yerlerini tespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalar

hazırlanarak muhafaza olunur.

Bu programların uygulanması, valiliklerce

kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanır.

…”

“Madde 13 – a) Yapılacak işlemlere esas olmak

üzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları

tarafından, afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu

tesisleri incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.

(Değişik: 31/8/1999 -

KHK - 574/1 md.) Gereken hallerde, yapılarda meydana

gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği

üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve

meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya

mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.

(Değişik: 31/8/1999 -

KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli durumu ve

binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler

hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu

makamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok

3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde

sahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle,

bildiri yapılmış sayılır.

…

b) …

c) …

ç) Yer kayması, kaya düşmesi gibi afetlerde,

tehlikenin devamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye

karşı kesin tedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine

müsaade edilmez. Tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikeli

mahal içindeki binalar, yukarıdaki esaslar dahilinde

yıktırılır. İmar ve İskan Bakanlığınca afete karşı

arazide gerekli tedbirlerin alınması, tehlikeye maruz yapıların yıkılması ve

topluluğun başka yere taşınmasından daha ekonomik görülürse, bu tedbirlerin

alınması için lüzumlu ödenek 33 üncü maddede yazılı fondan ödenir. Tehlikenin

giderilmesiyle ilgili tedbirler için yapılan harcamalar borçlanmaya tabi

tutulmaz.

d) Afete uğrıyanların

veya uğraması muhtemel olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde

geçici olarak barınmalarını sağlamak üzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir,

ettirilebilir, kiralanabilir veya satınalınabilir.

Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerine

getirilmesinin mümkün olamıyacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlere nakdi yardım

da yapılabilir.

…”

32. 29/5/2009 tarih ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum

Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1., 2., 4. ve 18. maddeleri şöyledir:

“Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, afet ve acil

durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa

bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması, teşkilatı ile görev

ve yetkilerini düzenlemektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkilerini bir

bakan aracılığı ile kullanabilir.

(2) Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin

hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli

önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar

azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında

gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar

arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve

uygulanması hususlarını kapsar.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;

a) Acil durum: Toplumun tamamının veya belli

kesimlerinin normal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan ve

acil müdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,

b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri

için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan

faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan

kaynaklı olayları,

c) …

h) Risk: Belirli bir alandaki tehlike olasılığına

göre kaybedilecek değerlerin ölçüsünü,

ı) Risk azaltma: Belirli bir kesim veya alanda

geliştirilen afet senaryolarına göre, olası risklerin önlenmesi, kabul

edilebilir ölçülere indirilmesi ya da paylaşımı amacıyla alınacak her türlü

planlı müdahaleyi,

i) Risk yönetimi: Ülke, bölge, kent ölçeğinde

ve yerel ölçekte risk türleri ve düzeylerini tespit etme, azaltma ve paylaşma

çalışmaları ile bu alandaki planlama esaslarını,

j) …

k) Zarar azaltma: Afetlerde ve acil durumlarda

meydana gelmesi muhtemel zararların yok edilmesi veya azaltılmasına yönelik

risk yönetimi ve önleme tedbirlerini,

ifade eder.

…”

“MADDE 4 – (1) Afet ve

acil durum hallerinde bilgileri değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek,

uygulanmasını sağlamak ve denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum

kuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla, Başbakanlık

Müsteşarının başkanlığında, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Milli

Eğitim, Bayındırlık ve İskân, Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar,

Çevre ve Orman bakanlıkları ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet ve

Acil Durum Yönetimi Başkanı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı ile afet

veya acil durumun türüne göre Kurul Başkanınca görevlendirilecek diğer bakanlık

ve kuruluşların üst yöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum Koordinasyon

Kurulu kurulmuştur.

(2)

Kurul, yılda en az dört kez toplanır. Ayrıca, ihtiyaç halinde Kurul Başkanının

çağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir. Kurulun sekretaryasını Başkanlık

yürütür.”

“İl afet ve acil durum müdürlükleri

MADDE 18 – (1) İllerde, il özel idaresi

bünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulur. Müdürlüğün

sevk ve idaresinden vali sorumludur.

(2) İl

afet ve acil durum müdürlüklerinin görevleri şunlardır:

a) İlin afet ve acil durum tehlike ve

risklerini belirlemek.

b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale il

planlarını, mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği ve

koordinasyon içinde yapmak ve uygulamak.

c) İl afet ve acil durum yönetimi merkezini

yönetmek.

ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp

ve hasarı tespit etmek.

d) …

…

g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve

kurtarma malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının

karşılanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar

kurmak ve yönetmek.

ğ) …

…

(3) …

…

(5)

Afet ve acil durum il müdürü ile diğer personelin ataması vali tarafından

yapılır.

…”

33. 19/5/1988 tarih ve 19808 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair

Yönetmelik’in 4., 6. ve 32. maddeleri şöyledir:

“Sorumluluk

Madde 4 – Vali ve kaymakamlar, görevli

bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler, ilgili mevzuat ve bu

Yönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgili

yönergelerle kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrı

sorumludurlar.

Afetin meydana gelmesinden itibaren, alınması

gereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emir

beklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amiri sorumludur.”

“Madde 6 – Bu Yönetmeliğin ilke ve esasları dahilinde:

a) Acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere,

illerde valinin başkanlığında il kurtarma ve yardım komitesi, ilçelerde

kaymakamın başkanlığında ilçe kurtarma ve yardım komitesi kurulur,

b) İl ve ilçe acil yardım planlarının

yapılmasından, icrasından ve güncelliğinin korunmasından birinci derecede vali

ve kaymakamlar sorumludur. Bakanlıklar ve merkezi kurum ve kuruluşlar ile

askeri birlikler bu planların yapılmasına ve icrasına yardımcı olur,

c) Bakanlık, kurum ve kuruluşların taşra

teşkilatları il ve ilçe planları içinde yer alır,

d) Bakanlık, kurum ve kuruluşların merkez

teşkilatları ile bölgedeki askeri garnizon komutanlıkları, il ve ilçelere

yardımcı olmak üzere kendi görevleri ile ilgili takviye ve destek planları

yaparlar,

e) Acil yardım hizmetlerinin planlanmasında,

öncelikle ilçe ve/veya il hudutları içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının güç

ve kaynaklarının kullanılması esas alınır.

İhtiyaçların bu kaynaklardan zamanında ve

yeterince karşılanamaması halinde sırasıyla:

1. Bölgedeki askeri birliklerden, komşu vali

ve kaymakamlardan yardım istenir,

2. Bölgedeki özel kuruluşlardan ve gerçek

kişilerden yükümlülükler yolu ile karşılanır.

…

Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan

Hizmetleri Grubu

Madde 32 – Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun teşkili, görevleri, planlaması ve

servisleri:

a) Teşkili:

...

b) Görevleri:

1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön

hasar tespit ekibi göndereceğini tespit eder,

2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirler,

3. Kesin hasar tespitleri için gerekli

bilgileri sağlar,

4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tüm

yapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcı

tedbirleri alır,

5. Ön Hasar Tespit Formlarını örnek Ek: 16'ya

göre düzenlettirir. İcmal formlarını da örnek Ek: 17 forma göre düzenleyip afet

bürosuna verir,

6. Can güvenliği bakımından oturulması

sakıncalı olan ve yıktırılması gereken binaları belirler,

7. Resmi kuruluşlar ihtiyacı ve afetzedelerin

barındırılması için kullanılabilecek bina ve tesisleri tespit eder,

8. Tespit edilen bu binaların kullanıma hazır

hale getirilmesi için gerekli işlemleri yaptırır,

9. Ön tespit çalışmaları tamamlandıktan sonra

açıkta kalan ailelerin geçici iskanlarını sağlar,

10. Afetzedelerin kısa süreli geçici iskanları için öncelikle çadır olmak üzere sağlam bulunan

okul ve diğer resmi ve özel binaların kısa süre için bu işe tahsisini sağlar,

11. …

…

c) Planlaması:

1. Kuruluşlarca servislerde görevlendirilecek

personel, araç, gereç kadrosunun 12 nci maddenin (l)

ve (m) bendleri esaslarına göre tespitini,

2. Ön hasar tespiti yapacak personelin

yetmemesi halinde nerelerden takviye ekip temin edilebileceğini,

3. Afetzedelerin geçici barındırılmaları ilk

etapta resmi kuruluşlara ait binalarda, bu binaların yetmemesi halinde özel

şahıslara ait bina ve tesislerde sağlanacağından bu gibi bina ve tesislerin

önceden belirlenmesini,

4. …

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/11/2012 tarih ve 2012/850 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucular, Van Valisi ve AFAD

görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmemek

suretiyle görevi kötüye kullandıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını,

hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve taksirle ölüme sebep

olduklarını, buna karşılık ihmali olan kamu görevlilerinin etkili bir şekilde

soruşturulmadığını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ikinci olarak,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması

gerekçesiyle verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza

soruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamın

bulunmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Anayasa’nın

17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

a. Kabul

Edilebilirlik Hakkında

36. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikâyetlerin kabul edilebilirliği

açısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine

tazminat davası açtıklarına dair bir bilgi bulunmadığı, bireysel başvurunun

ancak başvuru yollarının tüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususunun

dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

37. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı, idari sorumluluğun tespiti ve sorumluluktan

kaynaklanan giderimin belirlenmesi için idari yargı yoluna başvurulduğunu,

ancak yaşam hakkının ihlali halinde sadece tazminat alınmasının yeterli

olmayacağını, devletin etkili ve önleyici ceza sistemi kurma pozitif

yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.

38. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru

yollarının tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17.

maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının

tespiti gerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki değerlendirme esas hakkındaki

inceleme ile birlikte yapılacaktır.

39. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişilerin eşi,

çocukları, anne babası ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından

bir eksiklik bulunmamaktadır.

40. Olayda yaşamını yitiren kişilerin yukarıda sayılan

yakınları tarafından yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas

Bakımından İnceleme

41. Başvurucular, Van Valisi ve AFAD

görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine

getirmediklerini, iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde

hasar tespitinin yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve

yakınlarının taksirle ölümüne sebep olduklarını, buna karşılık ihmali olan kamu

görevlilerinin etkili bir şekilde soruşturulmadığını belirterek Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların

yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki

belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve

bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının

belirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkı

bakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği

ifade edilmiştir.

43. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya da saldırı veya kötü

muameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile ihmal sonucu ölüm

olayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir ayrım yapılması

gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının veya fiziksel

bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülüğün, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmediği ve mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yer

verilmiştir.

44. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’ye göre adam öldürme ve

kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelen olayların bir sonucu olarak

can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkin davalarda olayla ilgili

bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği, devletin resmi soruşturma

yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, mevcut davada bu kriterin uygulanabilmesi için öncelikle binaların yapımı ve

daha sonraki dönemde depreme dayanıklılık konusundaki incelemeyi yapma

görevinin hangi kamu makamına ait olduğunun, daha sonra da ilgili makamın

görevini yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiği ifade

edilmiştir.

45. Başvurucular, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, görüşte yer verilen yaşam hakkının koruma

alanına dâhil olan devletin ölüme sebebiyet veren tasarrufları soruşturma

yükümlülüğüne ilişkin AİHM standartlarının başvuru dilekçesi dikkate

alınmaksızın birinci deprem öncesi döneme de uygulanma eğilimine girildiğini,

oysa yürütülen soruşturmanın hasar tespiti yapılmaması nedeniyle ölüme neden

olma üzerine kurulu olduğunu, iddialarının hatalı bir şekilde AİHS’nin 6.

maddesine göre değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Meşrû müdafaa hali,

yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya

hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,

sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin

uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu

durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).

48. Anayasa’nın 17. maddesi, Devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği

durumlarda Devlete, öncelikle elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını

koruma esas yükümlülüğünü vermektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 52-53). Devletin yaşam hakkı kapsamında

sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli

yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini

sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).

49. Usul

yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre, kasten ya da saldırı veya kötü

muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın

17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar

sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur

sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

50. Ancak ihmal

nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir

yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel

bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.

Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 59).

51. Bununla

birlikte, ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerinin

ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir

ihmali olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu

makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek afet veya tehlikeli

bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk

yollarına başvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine

neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 60-62).

52. Başvuru konusu

olayda, başvurucuların yakını 23/10/2011

tarihinde gerçekleşen 7,2 şiddetindeki depremden sonra meydana gelen artçı

sarsıntılar sırasında 9/11/2011 tarihinde gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikinci

depremde kaldıkları otelin çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Başvuruya konu

olay açısından, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu yükümlülükler

arasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal ve idari

çerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanması

sorumluluğunun bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

53. Devletin bu noktada bir

yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için kamu yetkililerince, belirli bir kişinin

hayatının gerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi

gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde,

makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız

oldukları tespit edilmelidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 53).

54. Başvurucular, Van Valisi ve AFAD

görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmediklerini,

iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde hasar tespitinin

yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve yakınlarının

taksirle ölümüne sebep olduklarını ileri sürmüştür (§ 41). Bakanlığın görüş

yazısında ise konu ile ilgili olarak, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle

başvurucuların yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği

konusundaki belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin

statüsü ve bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı

hususlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir (§ 42).

55. Deprem gibi bir

afetin meydana gelmesi durumunda, başvurucuların haklarında ceza soruşturması

yapılmasını talep ettikleri görevliler açısından, hasar görmüş binaların derhal

tespit edilmesi, binaların gördüğü hasar bakımından tehlike arz edenlerinin

boşaltılması ve yıktırılması, afete uğrayanların veya uğraması muhtemel

olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarının

sağlanması görevleri konu hakkındaki mevzuatta (§ 31- 33) açık bir

şekilde belirlenmiştir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

67-71).

56. Yukarıda yer

verilen mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların birinci

deprem sonrasında gerekli tedbirleri almamak suretiyle yakınlarının ölümüne

neden olduklarını ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkililerinin, alınabilecek

tedbirlere ilişkin asli yükümlülüklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.

57. Yaşanan birinci büyük depremin

akabinde çok sayıda artçı deprem meydana gelmiştir. Birinci depremde belli

seviyede hasar görmüş binaların yaşanan artçı sarsıntılar esnasında yıkılma

tehlikesi bulunmaktadır. Bu durumun öngörülebilecek bir risk olduğunun kabulü

gerekir. Başvurucuların yakınları, birinci büyük depremden tam 16 gün sonra

meydana gelen 5,6 şiddetindeki depremde yıkılan otelin enkazı altında kalarak

hayatlarını kaybetmiştir. Afetzedelerin veya başka yerlerden o şehre depremin

yaşanması nedeniyle gelen kişilerin barınma ihtiyacı nedeniyle depremin meydana

geldiği şehirdeki kamuya açık konaklama yerleri arasında kapasitesi en yüksek

tesislerden biri olan oteli kullanmayı düşünecekleri de ortadadır. Bu durumda

birinci depremden sonra geçen 16 gün içerisinde otel hakkında hasar tespitinin yapılarak gerektiğinde boşaltılması

kararı verilmesi sorumlu kişilerden beklenebilir.

58. 6216 sayılı

Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

…”

59. AİHM içtihadında (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 74) kabul edilene benzer bir şekilde, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikle

idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20-21).

60. Başvurucuların idari sorumluluğun

tespiti ve sorumluluktan kaynaklanan tazminatın belirlenmesi için açtıkları tam

yargı davası (§17-18) henüz sonuçlanmamış, Vali ve AFAD yetkilileri hakkında

ceza soruşturması açılmasına ise izin verilmemiştir. Bu durumda, başvuru konusu

olayda Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin

maddi boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak

için öngörülen yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp

uygulanmadığının (§ 48) Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu

konuda karar verilmesi mümkün değildir.

61. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerin etkili cezai soruşturma yapma boyutu açısından ise aynı

şeyleri söylemek mümkün değildir ve kesinleşmiş olan şikâyetin işleme

konulmaması kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği hususunda

Anayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin böyle bir inceleme yapabilmesi için kamu idareleri

aleyhine açılan tam yargı davalarının sonuçlanmış olması da zorunlu değildir.

Zira yukarıda da belirtildiği gibi (§ 51)

tehlikeli bir faaliyet ya da doğal afetler nedeniyle oluşan öngörülebilir

riskleri ortadan kaldırma hususundaki görev ve yetkilerini ihmal ederek

insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olduğu ileri sürülen görevlilerin

sorumluluklarının incelenmesine engel olunması tek başına Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlaline neden olabilir. Ancak belirtmek gerekir ki, yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı,

yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve

vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek

üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilen

değerlendirmeler olayla ilgili olarak mutlaka herhangi bir kişi veya

kamu makamının hukuki veya cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğunu

ifade etmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

62. Bu

durumda, başvuru konusu olay açısından, Bakanlığın görüş yazısında ileri

sürüldüğü üzere, şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme

yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi ve manevi tazminat

davası açmamış olmaları ya da açtıkları davanın sonuçlanmamış olması nedeniyle

başvuru yollarının tüketilmediği itirazı (§

36) (devletin yaşam hakkı kapsamında sahip

olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu

açısından) kesinleşmiş olan şikâyetin işleme konulmaması kararı açısından kabul edilemez. Başvurunun özü ilk deprem sonrası

gerekli tedbirleri almayarak yakınlarının ölümüne neden olduğunu ileri

sürdükleri Vali ve AFAD yetkilileri hakkında cezai soruşturma açılmamış olması

nedeniyle devletin yaşam hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün usuli boyutunun ihlal edildiği iddiasıdır.

63. Başvuru konusu

olayda, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında

Van Valisi ile AFAD görevlileri hakkında görevsizlik kararı verilerek

soruşturma dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı, Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye

kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer

açısından suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun

bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir.

64. Bu kişilere

yönelik olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde

bulundurulacak hususlardan biri ceza soruşturmasının sorumluların belirlenmesine

ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmasıdır.

Etkililik ve yeterliliği temin adına soruşturma makamlarının resen harekete

geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek

bütün delillerin toplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin

veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik,

etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 57).

65. Yaşanan olaya

ilişkin öncelikle, doğal afetin etkisi dışında sorumluluğun ne ölçüde ilgili

(müştekilerin de sorumlu olduğunu ileri sürdüğü) kamu görevlilerinin ihmaline

atfedilebileceğini ortaya koyacak bir soruşturma açılması gerekmektedir. Bu

soruya cevap verilebilmesi için teknik ve idari yönlerden değerlendirmeler

içeren uzman görüşlerine başvurulması ve sadece kamu otoritelerinin elde

edebileceği bilgilere ulaşılması gerekmektedir. Bu hususlar bireylerin (başvuru

konusu olayda müştekilerin) ispatlayabilecekleri hususlardan değildir (B.

No: 2012/752, 17/9/2013, § 82).

66. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ilk

soruşturma kapsamında, keşif yapılmış, numuneler alınmış ve incelenmiş,

bilirkişilerden görüş alınmış, bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, söz

konusu binanın yapımında sonradan yapılan ilavelerde bulunan eksiklik ve

hatalara değinilmiş, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikinci depremde iki

deprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade

edilmiştir.

67. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 kişinin ölümü gibi

ciddi sonuçlar doğuran olay hakkında, Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilk

soruşturmada göz önünde bulundurduğu hususlar ile başvurucuların şikâyet konusu

yaptığı hususlar hakkında hiçbir değerlendirme yapmaksızın görevi kötüye

kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer

açısından suç oluşturan ve ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun

bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir (§ 12).

Başsavcılık,

başvurucuların iki deprem arasında yetkililer tarafından hasar tespitinin

yapılmaması ve diğer idari tedbirlerin alınmaması suretiyle ölüme neden olma

temel şikâyetine ilişkin, hasar tespiti ve hasarlı binalara girişin

engellenmesi konusunda yetkililerce ne tür işlemler yapıldığını ortaya koyacak

delil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma açılması talebini işleme

koymamıştır. Başsavcılık tarafından bu aşamada soruşturma izni verilmemesi

şeklinde bir karar verilmesi halinde söz konusu karar itiraz yoluyla denetimden

geçebilecekken, Başsavcılık’ın hâlihazırda verdiği bu

karar, soruşturmanın devam ettirilmesine yönelik talebin bir itiraz mercii

tarafından incelenmesine engel olmuştur.

68. Yürütülen

soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacak

hususlardan bir diğeri teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olması ve

buna ilaveten başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru

menfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde yürütülen soruşturmaya dâhil

olabilmeleridir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

58).

69. Başvuru konusu

olayda, Danıştay 1. Dairesi yakınlarını kaybeden kişilerin Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının işleme koymama kararına yaptıkları itirazı 4483 sayılı

Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi bir itiraz

yolu öngörülmediğinden bahisle incelemeksizin reddetmiştir. Başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

işleme koymama kararına karşı itiraz edebilecekleri bir makam bulunmamaktadır.

Bu durumda bu kişiler hakkında yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının açık

olmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olduğundan söz edilemeyecektir. Nitekim

AİHM, benzer bir şekilde, Dink/Türkiye davasında başvuranın (Fırat Dink) yakın

akrabalarının, yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan itiraz mercilerine

itirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların meşru menfaatlerinin korunması

hususunda söz konusu soruşturmalardaki eksiklikleri gideremeyeceğine hükmetmiştir

(Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08,

30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).

70. Açıklanan

nedenlerle, etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediği

anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.

2. Anayasa’nın

36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

71. Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilen şikâyetin

işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için

başvurabileceği herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek AİHS’nin 13.

maddesine karşılık gelmek üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık, başvurucuların

Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık iddialarına karşılık, AİHS’nin adil

yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler

ile ilgili uyuşmazlıkların" ve bir "suç isnadının" esasının karara

bağlanması esnasında geçerli olduğunu, başvurucuların söz konusu ceza

soruşturmasında sanık sıfatına sahip olmadıklarının göz önünde bulundurulması

ve bu nedenle konu bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, 4483

sayılı Yasa'nın 9. maddesinde yalnızca idari makamlardan verilen kararlara

karşı itirazın hükümlerine yer verilmiş olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının,

4483 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca aldığı işleme koymama kararları

hakkında herhangi bir düzenleme getirilmediğinden, bu hükme istinaden de

itirazların incelenemeyeceğini, ancak Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletilen

yakınmaları işleme konulmayan müracaat sahiplerinin, aynı konuyu izin merciinin

önüne götürmek ve izin makamından sadır olacak her türlü karara karşı itiraz

etme imkânına sahip oldukları gözetildiğinde yasal açıdan önemsenecek bir

eksiklik olmadığını belirtmişlerdir.

73. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz.”

74. AİHS’de tanınmış olan hak ve

özgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin

ifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir

merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan

AİHS’nin 13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun

yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

75. Başvuru konusu olaya ilişkin yaşam hakkı kapsamında

devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal

sistem kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, mağdurlara

hukuki ve idari başvuru yollarının yanı sıra ve daha da ötesinde, sorumluların

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza

soruşturması yürütüp yürütmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken,

başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işleme

konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için

başvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmamasının eksiklik olarak kabul

edilip ihlal kararı verilmesi nedeniyle, ayrıca Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleri

bağlamında aynı konuda bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

V. 6216 SAYILI

KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

76. 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

77. Başvuruda,

olayda yaşamını yitiren Cem EMİR, Sebahattin YILMAZ ve Önal EROL’un yakınları olan

başvurucular, sadece Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ve 36. maddesinde düzenlenen hak arama

hürriyetinin ihlal edilmiş olduğunun tespitini isterken herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamışlardır.

78. Başvurucular,

vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsilini talep

etmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvuru konusu

olay açısından etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmemesinin yaşam

hakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

amacıyla kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvuruda, olayda yaşamını yitiren üç kişinin yakınları

tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin

şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin

şikâyetlerin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine,

7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Cüneyt

DURMAZ

Başvurucular

:

Mehmet

Ali EMİR

Tuncel

EMİR

Nurten

EMİR

Sinem

EMİR

Kemal

EMİR

Bilge

AKYOL

Gönül

YILMAZ

Alp

Eren YILMAZ

Ecem

Nur YILMAZ

Mevlüde EROL

Hale

SÖNMEZ

Lale

İMREN

Vekili : Av. Murat Kemal GÜNDÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/850, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. Madde 85. –
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. V. 6216 Sayılı
  16. Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  17. A. Başvuruda, olayda yaşamını yitiren üç kişinin yakınları
  18. C. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  20. F. Kararın bir örneğinin 6216
  21. Altan
  22. Özgüldür
  23. Kömürcü
  24. Durmaz
  25. Emir
  26. Emir
  27. Emir
  28. Emir
  29. Akyol
  30. Yılmaz
  31. Sönmez
  32. İmren
  33. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/850
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Kamil Koç Başvurusu (B. No: 2012/660)
  • Keskinkılıç Gıda Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4413)
  • Savaş Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2012/1303)
  • Nesrin Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/772)
  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2075)
  • Semira Babayiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3283)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.