İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nesrin Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/772)

1. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine iş

Başvuru No2013/772Tarih7 Kasım 2013Okuma27 dk · 5.403 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nesrin Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2013/772
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.403 kelime·27 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine iş

mahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, 4857 sayılı İş Kanunu’nda

belirtilen üç aylık süreye rağmen yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir sürede

tamamlandığı ve davayla ilgili kesin kararın kendi içinde çelişik olduğu

gerekçesiyle hak arama hürriyeti ile çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğramış olduğu maddi ve manevi

zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 11/1/2013 tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihinde,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından

yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihli ara kararı gereğince

başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 19/7/2013

tarihli görüş yazısı 23/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını 15/8/2013 tarihli

dilekçesiyle Anayasa Mahkemesine gönderilmek üzere Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesine on beş günlük yasal süresinden sonra ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Şekerbank T.A.Ş.’nin Aksaray

Şubesinde, 1/8/2006 tarihinden itibaren işçi statüsünde operasyon yöneticisi

unvanıyla çalışan başvurucunun işveren banka teftiş kurulu tarafından 25/3/2009

tarihinde düzenlenen teftiş raporuyla mudilerin haberi olmaksızın hesaplarında

tediye ve tahsil işlemleri yapıldığı halde gerekli kontrolleri yapmadığı,

otorizasyon şifresini diğer kullanıcılarla paylaştığı, ayrıca şubenin güvenlik

görevlisi R. G.’nin müşterilere borç para temin

ederek maddi menfaat sağladığını ve gişe yetkilisi M. Ö.’nün

ise müşteri hesaplarını kullandığını bildiği halde gerekli bildirimleri

yapmadığı ve durumu gizlediği tespit edilmiş; ardından banka disiplin kurulunun

27/3/2009 tarihli kararına istinaden Beşiktaş 11. Noterliğince düzenlenen

3/4/2009 tarih ve 31857 sayılı ihbarnameyle ihbar öneli ve kıdem tazminatı

ödenmeksizin iş akdi feshedilmiştir.

8. Başvurucu, iş akdinin feshinin haklı veya geçerli bir

sebebe dayanmadığı gerekçesiyle, Aksaray İş Mahkemesinde 6/5/2009 tarihinde

feshin geçersizliği iddiasıyla feshe itiraz /işe iade davası açmıştır.

9. Mahkeme, 8/5/2009 tarihli müzekkereyle başvurucunun özlük

dosyasıyla birlikte iş akdi feshine ilişkin evrakı, banka personel

yönetmeliğini ve toplu iş sözleşmelerini davalıdan istemiştir.

10. Davalı vekili, 8/6/2009 tarihli dilekçesiyle, Mahkemeden

işin esasına girilmesi durumunda başvurucunun iş akdi haklı nedenle

feshedildiğinden davanın reddedilmesini talep etmiştir. Başvurucu vekili ise

26/6/2009 tarihli dilekçesiyle Mahkemeye tanık listesi sunmuş ve delillerin

toplanmasını Mahkemeden talep etmiştir.

11. 14/7/2009 ve 18/8/2009 tarihli duruşmalarda, Mahkeme,

tanıkları dinlemiş, 15/7/2009 tarihinde ise noterden ihbarnamenin tebliğ tarihi

hakkında bilgi istemiştir.

12. 17/7/2009 tarihinde davalı Banka vekili, başvurucunun

cevaplarına karşı beyanlarını Mahkemeye sunmuş ve haklı nedenle fesih iddiasını

tekrarlamıştır.

13. Aksaray İş Mahkemesi, 19/11/2009 tarihli duruşmada

bilirkişi raporu alınmasına karar vermiş ve 14/1/2010 tarihinde resen

belirlediği üç kişilik bir bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu hazırlanması

talebiyle dosyayı Ankara Nöbetçi İş mahkemesine göndermiştir. Dosyanın geldiği

Ankara 2. İş Mahkemesi, 25/1/2010 tarihinde bilirkişilere bir ay süre vererek

raporlarını hazırlamalarını istemiştir.

14. Mahkeme, resen görevlendirdiği bankacı bilirkişiye

ulaşılamaması nedeniyle 10/6/2010 tarihinde, Ankara 2. İş Mahkemesinden

kendisinin belirleyeceği bir bankacı bilirkişiden rapor almasını istemiştir.

15. Ankara 2. İş Mahkemesi, 14/6/2010 tarihinde ulaşılamayan

bilirkişi yerine yeni bir bilirkişi tayin ederek yeni bilirkişi heyetinden bir

aylık sürede raporlarını hazırlamalarını istemiştir.

16. Bilirkişiler, başvurucunun ağır kınama cezasıyla

cezalandırılması gerektiği kanaatine ulaştıkları 18/6/2010 tarihli raporlarını

Ankara 2. İş Mahkemesine teslim etmişlerdir.

17. Aksaray İş Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde,

davacının kusurunun işten çıkarma cezasını gerektiren boyuta ulaşmadığı,

dolayısıyla fesih için haklı veya geçerli bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle

21/10/2010 tarih ve E.2009/133, K.2010/136 sayılı kararla davanın kabulüne

karar verilmiş ve feshin geçersizliği ile davacının işe iadesi yönünde hüküm

kurulmuştur.

18. İlk derece mahkemesinin kararı davalı işveren tarafından

temyiz edilmiştir. Temyiz edilen dava dosyası, önce Yargıtay 10. Hukuk

Dairesine gönderilmiştir. İnceleme konusu kararın işe iade isteğine ilişkin

olması dolayısıyla işbölümü esası gereği dosya,

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20/1/2011 tarih ve E.2011/324, K.2011/357 sayılı

kararıyla, Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dosya, aynı şekilde

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından Yargıtay 22. Hukuk Dairesine

gönderilmiştir.

19. Başvurucunun iş akdi, müfettiş soruşturması sonucunda

feshedildiğinden, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, soruşturmaya ait tüm bilgi ve

belgeler ile düzenlenen müfettiş raporunun incelenmesi gereği duyulmuş ancak

dosyada bu belgeler mevcut olmadığından 13/4/2012 tarih ve E.2011/14369,

K.2012/7340 sayılı kararla, gerekli belgelerin getirtilip dosyaya eklenmesi

için dosyanın mahalli mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.

20. Mahkemenin 11/5/2012 tarihli talep müzekkeresi üzerine

müfettiş raporu 13/6/2012 tarihinde davacı vekili tarafından mahkemeye

sunulmuştur. Mahkeme eksikliği giderdikten sonra 21/6/2012 tarihinde dosyayı

tekrar Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göndermiştir.

21. Eksiklikleri giderilen dava dosyası, Yargıtay 22. Hukuk

Dairesi tarafından tekrar ele alınmıştır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan

inceleme neticesinde, başvurucunun şube içinde kendisine bağlı personelin rutin

denetimlerini ve görevli olduğu diğer kontrolleri yapmadığı, kullanıcı

şifresinin başka personel tarafından kullanılmasına izin vererek yolsuzluk

yapılmasına elverişli ortam sağlanmasına sebep olduğu, bankacılık sektöründe

güven ve itibarın çok önemli olduğu, başvurucunun davranışlarının iş akışını bozucu

nitelikte olduğu ve artık iş ilişkisinin iyi niyetle sürdürülmesinin normal

ölçülerde beklenemeyeceği hususları belirtilerek başvurucunun davranışlarının

haklı nedenle fesih sebebi oluşturacak ağırlıkta olmadığı, fakat geçerli

nedenle fesih oluşturacak boyuta ulaştığı gerekçesiyle 12/10/2012 tarih ve

E.2012/17314, K.2012/22548 sayılı kararla yerel mahkeme kararı bozma suretiyle

ortadan kaldırılmış ve davanın reddine karar verilmiştir. Karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi”

kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

23. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer

kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı

447. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama

usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili

hükümleri uygulanır.”

24. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar

başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

25. 4857 sayılı Kanun’un “Feshin

geçerli sebebe dayandırılması” kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran

işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya

da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe

dayanmak zorundadır.”

26. 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin

haklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesi

şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,

aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim

süresini beklemeksizin feshedebilir:

I- Sağlık sebepleri

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan

haller ve benzerleri:

…

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye

kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi

doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.

…

h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri

kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.

ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması

yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı

olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve

maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba

uğratması.

III- Zorlayıcı sebepler

…

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen

sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri

çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 11/1/2013 tarih ve 2013/772 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, iş akdinin işveren Şekerbank T.A.Ş. tarafından

feshedilmesi üzerine 6/5/2009 tarihinde Aksaray İş Mahkemesi nezdinde açtığı

işe iade davasının, 4857 sayılı Kanun’da bu davaların üç aylık süre içinde

kesin olarak karara bağlanması gerektiği belirtilmesine rağmen, 12/10/2012

tarihinde yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir sürede kesin olarak

sonuçlandırıldığını ve davayla ilgili kesin kararın kendi içinde çelişik

olduğunu belirterek hak arama hürriyeti ile çalışma ve sözleşme hürriyetinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden

29. Başvurucu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin gerekçeli

kararında kullanılan “Fesih haklı sebep

boyutuna ulaşmamış ise de geçerli nedenle feshedildiğinin kabulü gerekir.”

ifadelerinin kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Adalet Bakanlığı görüş yazısında gerekçeli karar hakkı

yönünden bir açıklamaya yer verilmemiştir.

31. Mahkeme kararının çelişkili olduğu iddiası, kararın

gerekçesinin doyurucu, ikna edici ve yeterli olmadığı şikâyeti olup, adil

yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkı başlığı altında

incelenmesi gerekir.

32. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

33. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,

iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,

temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu

açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

34. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde işverenin haklı

nedenle derhal fesih hakkı, 18. maddesinde ise feshin geçerli sebebe

dayandırılması düzenlenmiştir. Bu bağlamda, haklı nedenle fesih sebepleri,

geçerli nedenle fesih sebeplerinden daha ağır nitelikte olup tarafların

birbirlerine karşı duydukları güven ve sadakat duygularının bir daha

kurulamayacak şekilde temelinden çökmesi durumunu ifade eder. Kararda geçen ve

çelişkili olduğu iddia edilen söz konusu ifadeler, aradaki bu farka işaret

etmekte olup, başvurucunun davranışlarının haklı nedenle fesih oluşturacak

ağırlıkta olmamasına rağmen geçerli fesih sebebinin oluştuğunu ve feshin

geçerli olduğunu ifade etmek maksadıyla kullanıldığı anlaşılmış olduğundan

mahkeme kararında başvurucunun iddia ettiği gibi bir çelişkinin olmadığı ve

gerekçeli karar hakkına yönelik bir hak ihlalinin bulunmadığı açıktır.

35. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddianın yerinde olmadığı ve bir ihlalin bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurunun gerekçeli karar hakkı şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti Yönünden

36. Başvurucu, İş Mahkemesi nezdinde açtığı işe iade

davasının, 4857 sayılı Kanun’da yer alan üç aylık sürenin çok üzerinde yaklaşık

40 aylık makul olmayan bir sürede kesin olarak sonuçlandırılması nedeniyle iş

arama ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Adalet Bakanlığı görüş yazısında çalışma ve sözleşme

hürriyetinin, Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlendiğini, ancak AİHS’nde ve buna

ek protokollerde düzenlenmediğinden, Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı

fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

Anayasa Mahkemesi’nin konu bakımından yetkisi dışında olduğu yönünde beyanda

bulunulmuştur.

38. Başvurunun çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik

şikâyeti Anayasa Mahkemesi’nin konu bakımından yetkisi kapsamında

incelenecektir.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir …”

40. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru

hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

41. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrası ve 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf

olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,

Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını

içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

42. AİHS ve buna ek protokoller Sözleşme’ye

taraf olan devletlere çalışma hürriyetinin etkili bir biçimde hayata

geçirilmesini sağlama şeklinde bir yükümlülük öngörmemektedir. Ancak AİHM işe

iade ve işten haksız çıkartılma gibi bazı konularla ilgili şikâyetin Sözleşme’de korunan diğer hakları da ilgilendirmesi

durumunda, ilgili haklarla bağlantı kurarak bir inceleme yapabilmektedir (Bu

yöndeki AİHM kararları için bkz. Sidabras ve Dziautas/Litvanya,

B. No: 55480/00, 27/7/2004, § 46 ve 67; Dahlab/İsviçre, B. No: 42393/98, 15/2/2001).

43. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği ve

Anayasa’nın 48. maddesinde yer alan çalışma ve sözleşme hürriyeti, Anayasa’da

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmakla beraber, AİHS ve

buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına

girmemektedir. Başvurucunun çalışma ve sözleşme hürriyeti konusundaki şikâyeti,

Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanında olan bir başka hakla bağlantılı da

değildir.

44. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu çalışma ve sözleşme

hürriyetinin ihlal iddialarının Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında

kaldığı anlaşıldığından bu iddianın, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

Yönünden

45. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

46. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine iş

mahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, İş Kanununda

belirtilen üç aylık süreye rağmen yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir sürede

tamamlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

47. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul süreye ilişkin

değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

yaklaşımını benimseyerek yargılama sürecinin bütününü ele aldığını, AİHM’in ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine

ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladığı ve uyguladığını denetlemediğini,

davanın başvurucu açısından taşıdığı önemi bir değerlendirme kriteri olarak ele

aldığını; somut başvuruda ilk derece mahkemesinin 18 ayda karar verdiğini,

tanık ifadeleri ile bilirkişi raporlarına başvurduğunu, başvurucu vekilinin iki

duruşmaya mazeret beyan ederek katılmadığını; tanık sayısının fazla olması,

bilirkişi raporunun beklenmesi ile başvurucu vekilinin iki duruşmaya

katılmamasının dava sürecini uzattığını, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin

üçüncü fıkrasında zikredilen sürelerin düzenleyici nitelikte olduğunu ifade

ederek yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken bu hususların göz

önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

48. Başvurucu vekili karşı beyan dilekçesinde, 4857 sayılı

Kanun’da geçen sürelerin düzenleyici değil, emredici süreler olduğunu, tanık

sayısı ve bilirkişi incelemesinin yargılamanın uzamasında mazeret olarak

değerlendirilmesinin hakkaniyete aykırı oluğunu, mazeret belirterek davaya

katılamadıkları iki duruşmanın da dava başladıktan altı ay sonraki süreçte,

yani davanın yasa gereği bitmesi gereken süreden sonra gerçekleştiğini, davanın

makul sürede tamamlanmadığının açık olduğunu beyan etmiştir.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

50. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

51. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

52. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

53. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 36. maddesine dayanarak

inceleme yaptığı birçok kararında, AİHS’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorum yaparak Sözleşmenin lâfzî içeriğinde yer alan alt ilke ve

hakları adil yargılanma hakkı kapsamında kabul etmektedir (AYM, E.2011/43,

K.2012/10, 19/1/2012).

54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

55. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda iş akdi feshedilen başvurucunun feshin geçerli olmadığını ileri

sürerek açtığı bir iş uyuşmazlığı sorunu bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne

yönelik olarak 4857 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

56. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunmasıdır. Hukuki uyuşmazlıkların çözüm sürecini uzatarak çoğu

zaman elde edilecek hükmün yararını ortadan kaldıran bir yargılama, adaletin

yerine getirilmesindeki etkililiğe ve güvenliğe zarar verecektir. Ancak, makul

sürede yargılanma hakkı bakımından uyuşmazlığa ilişkin yargılamanın kısa sürede

sonuçlandırılması kadar, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yargılama süresinin makul

olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

57. Davanın koşulları ve karmaşıklığı, yargılamanın kaç

dereceli olduğu, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve

davranışlar, ilgili kamu makamlarının yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaati ile davanın

başvurucu açısından taşıdığı önem ve değer gibi hususlar bir davanın süresinin

makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken unsurlardır

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Frydlender/Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43;

Kalachinikov/Rusya, B. No: 47095/099, 15/7/2002, §

125; Danespayeh/Türkiye, B. No: 21086/04, 16/7/2009, §

28).

58. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usuli

haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı

makamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet

organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden

kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukuki

korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın

niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar

verilmesi gerekmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 42-46)

59. Adil yargılanma hakkı Devlete uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında derhal bir yargı kararı

verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmak

suretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun ivedilikle

açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukuki

durumunun uzun süre belirsiz bırakılması halinde bu durumdan olumsuz

etkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Frydlender/Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 45;

Ruotolo/İtalya, B. No: 12460/86, 27/2/1992, § 17;

Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07,

31/8/2010).

60. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını

amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın uzaması her iki taraf

için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu davaların ivedilikle

sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş sözleşmesi feshedilen fakat

bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve bu yüzden yeni bir işe

başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu gibi, sözleşmesini

feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş organizasyonunu

tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla iş sözleşmesinin

feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması hem çalışan hem

de işverenin yararınadır.

61. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini

dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara

bağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer

vermiştir.4857 sayılı Kanun’un “Fesih

bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesine göre iş

güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işveren

tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene dayanmadığı iddiasıyla

feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 aylık hak düşürücü süre

içinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açabilmektedir.

Kanun koyucu, işe iade davalarının yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857

sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce iki

ay içinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılması

yönünde düzenleme yapmıştır.

62. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler

kural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen, Kanun’un 20.

maddesinde mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir.

İşe iade davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre,

mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler

bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur.

63. Nitekim AİHM de, işe iade

davalarının 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen yasal süre içerisinde

sonuçlandırılamaması nedeniyle Türkiye aleyhine yapılmış başvurularda,

Türkiye’nin bu tür bir kanunu kabul etmekle, iş hukukuna ilişkin

anlaşmazlıkları çözmek, özellikle işten çıkarma durumlarında iş hukuku

konusundaki çekişmelerin süresini kısaltmak amacıyla hızlandırılmış bir usul

düzenlemiş olduğunu saptamakta ve kanunun bu amacını vurgulamaktadır. AİHM,

ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterek

başvuranların davasının “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele alarak, bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.

fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. AİHM bir yıl

beş ay süren bir işe iade davasıyla ilgili değerlendirmesinde, sözü edilen

davada ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun özel bir

karmaşıklık göstermediğini, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde bir yıl

beş ay sürdüğünü, ulusal mahkemelerin bu süre zarfında, başvuranın iddialarına

ilişkin karar vermek için davanın esasını incelediğini ve tanık ifadeleri ile

bilirkişi raporları aldıklarını ifade ederek yargılama süresinin bütünü dikkate

alındığında ulusal mahkemeler nezdinde gecikme olmaması nedeniyle Sözleşme’nin

6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında “makul

sürenin” aşılmadığı yönünde karar vermiştir (Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010;

benzer bir karar için bkz. Dildirim/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).

64. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100

sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde olduğu gibi

daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama

usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak

üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında da

takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği

1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur.

65. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür.

66. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerde

yer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta ve

davalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde

cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsus

olmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulünde

cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılı

Kanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosya

üzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,

tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması ve

duruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancak

istisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları da

bir aydan fazla tutulabilmektedir.

67. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesindeki sürelerin

düzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi, şahitlerin dinlenmesiyle

tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir. Bu nedenle öngörülen süreyi aşan her yargılamanın süresinin

makul olmadığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bununla

birlikte işe iade davalarının başvurucu açısından taşıdığı değer ile davanın

kısa sürede bitirilmesindeki başvurucunun kişisel yararı göz önüne alındığında

bu davaların süre yönünden diğer davalarla aynı nitelikte olduğu da söylenemez.

68. Bu durumda somut başvuruda makul süre incelemesi

yapılırken işe iade davasının başvurucu için taşıdığı değer ve başvurucunun

kişisel yararı göz önünde bulundurularak yargılama sürecindeki gecikmelerin her

biri belirlenerek gecikmeye neden olan unsurlar ve bunların gecikmedeki

etkisinin tespiti ve bahsedilen makul süre kriterlerinin toplam etkisinin

değerlendirilmesi gerekmektedir.

69. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, somut

işe iade davasında başvurucunun mahkemeye dilekçeyle başvurarak dava sürecini

başlattığı tarihtir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın kesin olarak sona erme tarihidir.

70. Başvuru konusu olayda, iş akdi işveren tarafından

feshedilen başvurucunun 6/5/2009 tarihinde Aksaray İş Mahkemesi nezdinde açılan

feshe itiraz davasında Aksaray İş Mahkemesi, 17 buçuk ay gibi bir süre sonunda

21/10/2010 tarihinde davanın kabulüne karar vermiş, temyiz edilen karar

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından 12/10/2012 tarihinde bozularak ortadan

kaldırılmış ve kesin olarak reddedilmiştir. Bu durumda iki dereceli yargılama

sisteminde davanın 3 yıl 5 ay sürdüğü anlaşılmaktadır.

71. İlk derece Mahkemesinde 17 buçuk ay süren yargılama

sürecinde toplam 12 duruşma yapılmıştır. Dava tarihinden 24/9/2009 tarihine

kadar dört buçuk aylık sürede gerçekleştirdiği ilk beş duruşmada Mahkeme,

tarafların sundukları delil, tanık ve iddiaları dikkate alarak delillerin

tamamlatılması ile üç davacı tanığı ve üç davalı tanığının ifadelerinin

dinlenmesiyle meşgul olmuştur. Bu süreçte Mahkemenin duruşma aralığı bir ayın

altında gerçekleşmiştir.

72. Mahkeme 19/11/2009 tarihindeki duruşmada bilirkişi raporu

alınması için Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine talimat yazılmasına karar vermişse

de bu talimat, bir sonraki 14/1/2010 tarihli duruşmada bilirkişilerin

isimlerinin tespitiyle yazılabilmiştir. Bahsedilen talimatın geç yazılması

davanın iki ay kadar uzamasına neden olmuştur. Ankara 2. İş Mahkemesi 25/1/2010

tarihinde yaptığı duruşmayla Aksaray İş Mahkemesinin 14/1/2010 tarihli

duruşmada resen belirlediği bilirkişilerden rapor talep etmiştir. Bilirkişi

heyetinden bankacı bilirkişiye ulaşılamaması nedeniyle 10/6/2010 tarihinde

bulunamayan bilirkişi yerine yenisi atanarak tekrar rapor talep edilmiştir.

Belirlenen bilirkişiye ulaşılamaması nedeniyle meydana gelen gecikme, yaklaşık

dört buçuk ay kadardır. Bilirkişi raporunun beklendiği süreçte gerçekleşen

10/6/2010 tarihinden önceki iki duruşmada raporun beklenmesi dışında bir karar

alınmamıştır. 18/6/2010 tarihli bilirkişi raporu Mahkemeye geldikten sonra

22/7/2010 tarihli duruşmada okunabilmiştir.

73. Adalet Bakanlığı görüşünde tanık sayısının çokluğundan

bahsedilmişse de başvurucu ve davalının Mahkemeye yargılamanın uzamasına

sebebiyet verecek derecede çok olarak değerlendirilemeyecek sayıda (üçer) tanık

sundukları, 14/7/2009 tarihli duruşmada başvurucunun tanıklarının, 18/8/2009

tarihli duruşmada ise davalı tanıklarının dinlendiği ve bu tarihte yani

yargılamanın başladığı tarihten üç buçuk ay sonra bilirkişi raporunun alınması

dışında dosya tekemmülünün gerçekleştiği, sonuç olarak tanık dinlemenin davanın

uzamasına esaslı bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır.

74. Başvurucu vekili, mazeret dilekçeleriyle 24/9/2009 ve

22/7/2010 tarihli iki duruşmaya katılmamıştır. Başvurucu vekilinin katılmadığı

24/9/2009 tarihli duruşma bilirkişi raporunun beklendiği sürece denk

geldiğinden herhangi bir gelişme olmamış ve bu duruşmaya katılmamanın davanın

uzamasına etkisi görülmemiştir. Başvurucu vekilinin katılmadığı 22/7/2010

tarihli duruşmaya ise davalı vekili de katılmadığından bilirkişi raporunun

geldiği görülerek okunmuş ve dosyasına konulmuştur. Bu durumda başvurucu

vekilinin katılmadığı ilk duruşma nedeniyle davanın uzamasına sebebiyet verdiği

söylenemez. Başvurucu vekilinin 22/7/2010 tarihli duruşmaya katılmamasının

davanın uzamasında belli bir rolü olmuş ise de bu duruşmaya davalı vekilinin

mazeretsiz olarak katılmadığının da göz önünde bulundurulması gerekir.

75. Yargılama sürecinde başvurucular dışındaki tarafların

yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak,

yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli

imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu

bulunmaktadır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 59).

76. Başvuruya konu ilk derece mahkemesi önündeki davaya beş

farklı hâkimin nezaret ettiği görülmüştür. Hâkimlerin görevlerinin sık

aralıklarla değiştirilmesi nedeniyle farklı hâkimlerin aynı dosyayı tekrar ele

alarak incelemek zorunda kalmalarının davaların uzamasının yanı sıra yargının

iş yükünün artması üzerindeki olumsuz etkileri de göz önünde tutulmalıdır.

77. 17 buçuk ay süren ilk derece mahkemesi önündeki yargılama

boyunca yapılan duruşmaların ortalama bir buçuk ay gibi bir aralıkta

gerçekleştiği görülmekle birlikte bilirkişi talebi ve belirlenen bilirkişiye

ulaşılamaması nedeniyle altı buçuk aylık bir gecikmenin olduğu görülmektedir.

78. Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, önce

Yargıtay 10. Hukuk Dairesine gelmiş ve aynı Dairenin 20/1/2011 tarih ve E.2011/324,

K.2011/357 sayılı kararıyla, Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dosya,

aynı şekilde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından Yargıtay 22. Hukuk Dairesine

gönderilmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise başvurucunun işine son

verilmesine dayanak teşkil eden müfettiş raporunun tamamlatılması maksadıyla

dosyayı mahalli mahkemesine geri göndermiştir.

79. Başvurucunun temyiz başvurusu yaptığı 26/11/2010 tarihi

ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin eksikliklerin giderilmesi için dava

dosyasının mahalli mahkemesine geri çevrilmesine karar verdiği tarih olan

13/4/2012 tarihi arasında yaklaşık 16 buçuk ay gibi bir süre geçmiştir. Dosyada

eksikliğin tamamlanması için Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin dosyayı mahalli

mahkemesine gönderdiği tarih ile eksiklik tamamlatıldıktan sonra dosyanın

tekrar Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderildiği 21/6/2012 tarihi arasında ise

yaklaşık iki ay geçmiştir. Dava dosyasının tamamlatılarak Yargıtay 22. Hukuk

Dairesine gönderildiği 21/6/2012 tarihiyle Dairenin esastan kesin kararı

verdiği 12/10/2012 tarihi arasında geçen süre yaklaşık dört aydır. Bir başka

ifadeyle dava dosyasının temyiz aşamasında Yargıtay’a sevki ve esastan

incelemesi için geçen süre yaklaşık dört aydır. Dosyanın Yargıtay daireleri

arasında gidip gelmesiyle geçen 16 buçuk ay süre ile dosyada eksikliğin

tamamlatılması için geçen iki aylık sürenin makul olarak değerlendirilmesi

mümkün değildir.

80. İlk derece mahkemeleri ile temyiz incelemesi yapan yüksek

mahkemelerin dava türlerine göre iş bölümü yapmaları yargıda uzmanlaşma

sağlayarak ve uyuşmazlıkların çözümünü hızlandırarak yargının etkinliğini ve

etkililiğini arttıran önemli bir unsurdur. Bu çerçevede uyuşmazlıkları hızlı ve

hakkaniyete uygun bir biçimde karara bağlayacak yargı sistemi kurmak isteyen

devletin iyi bir iş bölümü ve etkin bir organizasyon kurma konusunda gerekli

tedbirleri almasının devletin asli görevleri arasında olduğu açıktır. Bu

nedenle meydana gelen aksamalarla oluşan gecikmelerin davanın taraflarına

yükletilmesi mümkün değildir.

81. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

feshe itiraz davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

82. Söz konusu başvurunun konusu olan feshe itiraz davasında

yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk

derece mahkemesince talep edilen bilirkişiye ulaşılamadığı, temyiz aşamasında

dava dosyasının iş bölümü gereği daireler arasında gidip geldiği ve eksikliğin

tamamlatılması için tekrar ilk derece mahkemesine gönderildiği; sonuç olarak İş

Kanunu’nda öngörülen sürelere oranla haklı görülemeyecek derecede uzun bir süre

olan 3 yıl 5 ayda yargılamanın tamamlandığı görülmektedir. İş ilişkisinden

kaynaklanan uyuşmazlıkların özellikle de işe iade talebini içeren feshe itiraz

davalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun

davadaki menfaati dikkate alındığında, 3 yıl 5 ay gibi bir sürenin makul

olmadığı aşikârdır.

83. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

84. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle iş arama ve

sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini belirterek 4857 sayılı Kanun gereği

davanın bitirilmesi gereken 6/8/2009 tarihinden itibaren başlamak ve kararın

kesinleştiği 12/10/2012 tarihine kadar devam etmek üzere aylık asgari ücret

üzerinden yapılan hesaplama sonucu 30.343,50 TL maddi ve uzun yargılama nedeniyle

maruz kaldıkları manevi zararın giderilmesi için 30.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

85. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminat talebi

konusunda değerlendirme yapılmamıştır.

86. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

87. Başvurucu tarafından davanın 4857 sayılı Kanun gereği

bitirilmesi gereken üç aylık süreden kararın kesinleştiği tarihe kadar geçen

süre için aylık asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama sonucu maddi tazminat

talep edilmişse de bu süreçte uzun süren yargılama ile başvurucunun uğradığını

iddia ettiği maddi zarar arasında illiyet bağı kuracak bir delil sunulmamıştır.

Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla

beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

88. Başvurucu açısından işe iade konulu davanın başvurucunun

kişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık üç yıl beş ay süren

yargılama sürecinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında davanın başvurucu için taşıdığı

değer de dikkate alınarak takdiren 3.000,00 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

89. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.838,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun

1- Gerekçeli karar hakkına yönelik şikâyet yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2- Çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğine yönelik

şikâyet yönünden “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3- Yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Nesrin KILIÇ’a 3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.838,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

7/11/2013 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucu : Nesrin KILIÇ Vekili : Av. Serkan AKDEMİRCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/772, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. I- Sağlık sebepleri
  9. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan
  10. III- Zorlayıcı sebepler
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurunun
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
  16. D. Başvurucunun diğer taleplerinin
  17. E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  19. G. Kararın bir örneğinin ilgili
  20. Paksüt
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/772
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2075)
  • Semira Babayiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3283)
  • Yağız Teks. ve Gıda Ürünleri Paz. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2012/650)
  • Deniz Baykal Başvurusu (B. No: 2013/7521)
  • Mehmet Akdoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/817)
  • Sevim Akat Eşki Başvurusu (B. No: 2013/2187)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.