İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kamil Koç Başvurusu (B. No: 2012/660)

1. Geçirdiği kaza sonucu uzun süre

Başvuru No2012/660Tarih7 Kasım 2013Okuma24 dk · 4.880 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kamil Koç Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2012/660
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.880 kelime·24 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Geçirdiği kaza sonucu uzun süre

tedavi gören başvurucu, tedavisi devam ederken başka bir ilde bulunan göreve

atanması işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açtığı

davada, dava açma süresinin işlemin kendisine tebliğinden başlamasına ve süresi

içinde davasını açmasına rağmen davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar

verildiğini, yargılama sırasında bazı bilgi ve belgelerin kendisine tebliğ

edilmediğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 16/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 25/12/2012

tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 26/3/2013

tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu

olay ve olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiş ve Bakanlık görüşünü 3/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

5. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiş ve

başvurucu görüşünü 28/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Gölbaşı Doğal Afet

Kurtarma (DAK) Tabur Komutanlığında subay olarak çalışan başvurucu, 12/6/2009 tarihinde Ankara’da 2009 yılı “zorunlu paraşüt atlayışları” kapsamında

yapılan paraşütle atlama sırasında geçirdiği kaza sonucu sağ dizinden

yaralanmıştır.

8. Çeşitli askeri hastanelerde tedavi görüp istirahat

raporları alan başvurucu 5/4/2010 tarihinde Gülhane

Askeri Tıp Akademisinde (GATA) atroskopi ameliyatı

geçirmiştir.

9. Başvurucu 2010 yılı Eylül ayı Subay Genel Atamaları ile

Ağrı Doğubayazıt 1. Mknz. P. Tug. 2. Mknz. P. Tb. Muh. Des. Bl. Komutanlığına atanmıştır.

10. Geçirdiği ameliyat sonrası birçok defa istirahat raporu

alan başvurucu 31/5/2011 tarihinde Ankara’da özel bir

hastanede tekrar ameliyat olmuştur.

11. 22/9/2011 tarihinde GATA ortopedi servisinde

yapılan muayene sonucu “B 61 F4 sınıfı

görevini yapamaz” kararı ile GATA Sağlık Kuruluna sevk edilen

başvurucuya 2/2/2012 tarih ve 971 sayılı sağlık kurulu raporu ile “61/B/4 36/A/1 sınıfı görevini yapamaz. TSK SYY’nin K.K.K.na ait 2 nolu

sınıflandırma çizelgesindeki (+) işaretli sınıflarda sınıflandırılması uygundur.”

kararı verilmiştir.

12. Verilen rapor nedeniyle başvurucunun yeni sınıfının

belirlenmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılırken sınıflandırma

işlemleri devam etmektedir.

13. 3/2/2012 tarihinde özel bir hastanede

tekrar ameliyat geçiren başvurucu toplam 4 aylık süre için istirahat raporu

almıştır. Başvurucunun tedavi süreci devam etmektedir.

14. 2010 Eylül Subay Atamaları kapsamında başvurucunun Ağrı

Doğubayazıt’a atanmasına ilişkin işlem 21/3/2012

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 11/4/2012 tarihinde

atama işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) dava

açmıştır. AYİM Birinci Dairesi davayı süre aşımı nedeniyle 6/6/2012

tarih ve E.2012/577, K.2012/722 sayılı kararı ile reddetmiştir. Ret kararının

gerekçesinde, atama işlemi başvurucuya 21/3/2012

tarihinde tebliğ edilmiş ise de, atamaların 17/9/2010 tarihinde KARANET

Personel Yönetim Bilgi Sistemi (PYBS) üzerinden kişisel ve kurumsal

kullanıcılara yayımlandığı, davacının bu işlemi kişisel sayfasında tebellüğ

ettiği, akabinde atama memnuniyet anketi doldurduğu, KARANET kullanıcı

raporundan davacının duyurular bölümünden atamasını gördüğünü ve çeşitli

tarihlerde tayin dairesinde görevli subaylarla görüşme yaptığı, başvurucunun

atama işlemine 17/9/2010 tarihinde muttali olduğu, işlemin iptali için altmış

gün içerisinde dava açılması gerekirken davanın yaklaşık 1,5 yıl sonra

11/4/2012 tarihinde açıldığı ifade edilmiştir.

16. Başvurucu, 9/7/2012 tarihinde,

atama işleminin kendisine tebliğinden itibaren süresi içinde davasını açmasına

rağmen davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu

ileri sürerek karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi aynı

Mahkemece 9/10/2012 tarih ve E.2012/2535, K.2012/1027

sayılı karar ile reddedilmiştir. Ret kararı 18/10/2012

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun

"Dava açma süresi"

başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma

süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı

süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri belli olmayanlara özel

kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim yapılan hallerde, özel

kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar.”

18. 1602 sayılı Kanun’un "Dava dosyalarının Başsavcılığa verilmesi " başlıklı 47.

maddesi şöyledir:

“Dilekçeler

ve savunmalar alındıktan veya cevap süreleri geçtikten sonra, dava dosyaları

Genel Sekreterlikçe Başsavcılığa verilir. Başsavcılığın düşüncesi alındıktan

sonra dosyalar Genel Sekreterliğe geri gönderilir. Başsavcılık düşüncesi Genel

Sekreterlikçe taraflara tebliğ edilir. Taraflar tebliğden itibaren yedi gün

içerisinde cevaplarını yazılı olarak Mahkemeye bildirebilirler. Bu süre

uzatılamaz. Tarafların cevapları alındıktan veya cevap süresi geçtikten sonra

dosyalar görevli daireye Genel Sekreterlik aracılığı ile gönderilir.”

19. 1602 sayılı Kanun’un "Dosya dışında inceleme" başlıklı 52. maddesinin

dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları şöyledir:

“(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve

vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece

gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel

bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin

soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine

incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava

konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek

nitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine

açık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine

incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak

ayrıca gönderilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya

verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu

iddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından

incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha

önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa

incelettirilebilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik

derecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde,

diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili

kanun hükümleri saklıdır.”

20. 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun

" Göreve atanmada başlama süresi " başlıklı 120. maddesi

şöyledir:

“Subay ve astsubayların ilk ve görev süresi

içinde atanmalarında:

a) Aynı belediye hudutları içinde veya aynı

garnizon dahilinde bulunanlar, atanma emrini tebellüğ

ettiği günün takibeden 24 saat içinde, bu süre resmi

tatil gününe rastlıyorsa hizmetin başladığı gün mesai saati içinde,

b) Belediye hudutları dışında veya başka bir

garnizona atanmalarda yollukları hakkındaki özel kanunda belirtilen seyahat

süresi dışında 15 gün içinde

Atandıkları göreve katılmak zorundadırlar.

Bu süreler dahilinde

mazeretsiz göreve katılmıyanlar hakkında özel

kanunlar gereğince işlem yapılır.

(Ek: 29/7/1983 -

2870/9 md.) Yer değiştirme suretiyle yapılan

atamalarda personelin izinli veya raporlu olması tebligata engel olmaz. Ancak

(a) ve (b) bentlerindeki süreler, izin veya rapor müddetinin bitiminde başlar.”

21. 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel Bütçe

Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin

Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve

dağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Tahkim usulüne tabi olanlar dahil

adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk

birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk

müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların

idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen

dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden

idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/11/2012 tarih ve 2012/660 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, tedavisi sürmekte iken yapılan atamasının

iptali istemiyle açtığı davada, dava açma süresinin işlemin kendisine

tebliğinden itibaren başlamasına ve süresi içinde davasını açmasına rağmen

davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiğini, davalı idare tarafından

sunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediğini, davası

reddedilirken başsavcının ve raportörün düşüncesinin

kendisine bildirilmediğini ve 659 sayılı KHK hükümlerine dayanılarak vekâlet

ücretine hükmedilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek Anayasa'nın 36.

maddesi ile tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Hakkında

a. Konu

Bakımından Yetki:

24. Öncelikle başvurunun konu bakımından Anayasa Mahkemesinin

yetki alanına girip girmediğinin tespiti gerekir. Bireysel başvuru

incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki

alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:

2012/1049, § 18, 26/3/2013).

25. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma” hakkının kapsamı Anayasa’da

açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir.

27. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilke olarak kamu

görevlileri ile ilgili uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkı kapsamında ele

alınabileceğini kabul etmektedir. Ancak devlet ile ona özel bir güven ve

sadakat bağı ile bağlı olan kamu görevlileri (asker, polis vb.) açısından

konuyu ayrı değerlendirmektedir. Bu çerçevede kamu görevlileri ile devlet

arasındaki uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkının kapsamı dışında

tutulabilmesi için şu iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. İlk

olarak devlet, söz konusu uyuşmazlığa ilişkin iç hukukunda mahkemeye başvuru

hakkını tanımamış olmalıdır. İkinci olarak bu yoksun bırakma devletin

menfaatiyle ilgili objektif sebeplerle haklı kılınmalıdır. Başka bir ifadeyle,

devlet uyuşmazlık konusunun kamu gücünün icrası ve devlete özel bir sadakat ve

güven bağı ile alakalı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (Bkz.Vilho Eskelinen/Finlandiya, B. No:

63235/00, 19/4/2007, § 62). Nitekim AİHM ulusal

makamların mahkemeye başvuru hakkı tanıdığı, başvurucunun asker olduğu ve

yargılamanın askeri mahkemede görüldüğü bir uyuşmazlığı adil yargılanma hakkı

kapsamında incelemiştir (Bkz. Pridatchenko ve

Diğerleri/Rusya, B. No: 2191/03, 3104/03, 16094/03, 24486/03, 21/6/2007,

§ 47).

29. Dolayısıyla, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

içinde yer alan başvuru konusu uyuşmazlığa yönelik ihlal iddiaları Anayasa

Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer almaktadır.

30. Başvuruda şikâyet konusu yapılan hususların diğer kabul

edilebilirlik kriterleri açısından farklı

niteliklerinin bulunması nedeniyle her bir şikâyete ilişkin değerlendirmenin

ayrı ayrı yapılması gerekmektedir.

b. Davanın

Süre Aşımından Reddi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

31. Başvurunun atama işleminin başvurucuya tebliğinden

itibaren süresi içinde davasını açmasına rağmen davanın süre aşımı nedeniyle

reddine kararının verilmesi suretiyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Gizli

Belgelerin Sunulmadığı İddiası

32. Başvurucu, ek olarak davalı idare tarafından sunulan

gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu suretle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

33. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye

uyulması gerekir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

34. Başvuru konusu yargılama sonucunda

verilen kararda davanın süresinde açılmaması yönünden reddi ile birlikte bir

adet gizli zarfın iadesine de karar verildiği, bu kararın davanın esasının

tartışılması sonucu verilmiş bir karar olmadığı, gerekçeli kararda gizli olduğu

belirtilen zarftaki belgelerin mahkemece değerlendirildiğine ve karara esas

teşkil ettiğine ilişkin açık bilgilerin yer almadığı anlaşılmaktadır.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

36. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

37. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

38. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır.

39. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları

önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline

ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz

(B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).

40. Başvuru konusu olayda, başvurucunun 9/7/2012

tarihinde yaptığı karar düzeltme talebi (§16) incelendiğinde, başvurucunun

davalı idare tarafından sunulan gizlilik dereceli bilgilerin kendisine tebliğ

edilmediği ve bu bilgilerin hükme esas alındığına ilişkin herhangi bir iddiayı

ileri sürmediği görülmektedir.

41. Başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu idari işlem

için öngörülmüş olan kanun yollarında başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal

iddialarının ileri sürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin bu

kısma ilişkin iddiaların “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Başsavcının

ve Raportörün Görüşünün Bildirilmediği İddiası

42. Başvurucu, ayrıca, AYİM tarafından davanın reddine karar

verilmeden önce Başsavcılık tarafından hazırlanan yazılı düşünce ile raportörün düşüncesinin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu

suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

43. AİHM, dosyaya ilişkin bağımsız bir inceleme yaparak

görüşünü mahkemeye sunan AYİM Başsavcısının görüşünün önceden taraflara tebliğ

edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerinin

ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Miran/Türkiye,

B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Başsavcılık

görüşünün önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşı

görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir

(B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33).

44. Bu kapsamda kanun koyucu yasal değişikliğe gitmiş ve 3/6/2012 tarih ve 28312 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan 22/5/2012 tarih ve 6318 sayılı Kanun’un 60. maddesi ile 1602 sayılı

Kanun’un 47. maddesine Başsavcılık düşüncesinin Genel Sekreterlikçe taraflara

tebliği ve tebliğden itibaren yedi gün içerisinde tarafların cevaplarını yazılı

olarak Mahkemeye bildirebilmesi imkanı öngören bir kural eklenmiştir (B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 34).

45. Raportör hâkimin görevi ve yargılama sürecindeki

pozisyonu ise savcılık makamı ile aynı nitelikte değildir. Raportör hâkimler,

mahkeme veya daire başkanı gözetiminde kendilerine havale edilen davaları

incelemekte, karar taslaklarını ve tutanakları hazırlamakta iken savcılar

mahkeme başsavcısının maiyeti altında çalışmaktadırlar. Genel olarak raportör hakimler soruşturma yapmayıp daha önce soruşturması

tamamlanmış bir dosya hakkında yazılı veya sözlü olarak görüşlerini

açıklamaktadırlar. Bu şekilde mahkeme üyelerini etkileyebilecek kanaatler ileri

sürmeleri mümkün olmakla birlikte bu görevi mahkeme veya daire başkanını

temsilen yerine getirmektedirler (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02,

27/11//2007, § 40-42).

46. Dosyanın incelenmesinden ilk derece yargılaması sırasında

Başsavcılık ve Raportörün görüşünün önceden taraflara tebliğ edildiği

anlaşılamamaktadır. AYİM Birinci Dairesinin davanın süre aşımı nedeniyle reddi

kararında Başsavcılık ve Raportör görüşüne yer verilmemiştir. Başvurucu 9/7/2012 tarihli karar düzeltme istemli dilekçesinde Başsavcılık

ve Raportör görüşünün kendisine tebliğ edilmediğini de ileri sürmemiştir. Karar

düzeltme incelemesi sırasında alınan Başsavcılık görüşünün ise başvurucuya

tebliğ edilerek başvurucunun bu görüşlere cevap verdiği görülmektedir.

Dolayısıyla başvurucu ilk derece yargılaması aşamasında tebliğ edilmemiş olsa

bile karar düzeltme aşamasında Başsavcılık görüşünden haberdar olmuş ve buna

yönelik görüşlerini hazırlama ve mahkemeye sunma imkânı bulmuştur.

47. Diğer taraftan başvurucu eğer ilk derece yargılaması

sırasında başsavcılık ve raportörün görüşü tebliğ

edilmiş olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri

süreceğine ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Ayrıca AYİM’nin kararını verirken Başsavcılık ve raportörün görüşüne dayanmadığı da görülmektedir. Bu nedenle

başvurucunun ilk derece yargılaması sırasında Başsavcılık ve raportörün

düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle yargılamanın sonucunu

etkileyecek usuli bir imkândan mahrum bırakıldığı

söylenemez. Sonuç olarak somut olayda silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edilmediği anlaşılmaktadır.

48. Açıklanan nedenlerle, AYİM’in

kararlarında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik açık

bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. 659

Sayılı KHK Hükümlerine Dayanılarak Vekalet Ücretine Hükmedilmesinin Anayasa’ya

Aykırılığı İddiası

49. Başvurucu son olarak, vekâlet ücreti ile ilgili yapılan

düzenlemenin hak arama özgürlüğünü kısıtladığını, temel hakların 659 sayılı KHK

ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğini, bu düzenlemenin

ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.

50. Aynı konuya ilişkin aynı gerekçelerle ileri sürülmüş olan

ihlal iddiaları, 2/10/2013 tarih ve B. No:2013/1613

sayılı kararda incelenmiştir. Söz konusu kararda, başvuruya konu davada, 659

sayılı KHK ile getirilen düzenleme gereğince idare lehine vekâlet ücretine

hükmedildiği, dolayısıyla bu düzenleyici idari işlemin öngördüğü hükümlerin

davaya uygulandığının anlaşıldığı, somut başvurunun da bu açıdan

değerlendirilmesi gerektiği öncelikle ifade edilmiştir. Kararda daha sonra,

vekâlet ücretinin bir yargılama gideri olduğu, kural olarak bu tür giderlerin

mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edeceği, ancak, gereksiz başvuruların

önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul

edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara

belli yükümlülükler öngörülebileceği, bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemenin

kamu otoritelerinin takdir yetkisi içinde olduğu, öngörülen yükümlülükler dava

açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğinin söylenemeyeceği, dolayısıyla davayı

kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücretinin bu çerçevede

değerlendirilmesi gerektiği, somut başvuru bu ilkeler kapsamında

incelendiğinde, başvurucunun davasının reddedilmesi sonucunda idare lehine

vekâlet ücreti ödemekle yükümlü tutulmasında mahkemeye erişim hakkına yapılmış

bir müdahalenin olduğunun söylenemeyeceği belirtilerek, ihlal iddiasının kabul

edilemez olduğuna karar verilmiştir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 35-41).

51. Açıklanan nedenlerle, yukarıda değinilen başvurudan

farklı bir yönü bulunmayan başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir. Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas

Bakımından İnceleme

52. Başvurucu, tedavisi sürmekte iken yapılan atamasının

iptali istemiyle açtığı davada, dava açma süresinin işlemin kendisine

tebliğinden itibaren başlamasına ve süresi içinde davasını açmasına rağmen

davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiğini belirterek Anayasa'nın

36. maddesi ile tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, AİHM’nin adil

yargılanma hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, dava açma

sürelerinin, hukuksal güvenlik ilkesi ve mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan ve eksik olan kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana

gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek

adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet etmekte

olduğu, bu sürelerin adaletin sağlanmasını ve özellikle hukuki güvenliğe

saygının temin edilmesini amaçladığı ifade edilmiştir.

54. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünde

yer alan, gizli belgelerde yer alan bilgilerin hükme esas alınmadığı yönündeki

ifadelere katılmamış, aksine tarafına iletilmeyen gizli belgelerdeki bilgilere

dayanılarak davanın süre yönünden reddedildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

56. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa

ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun

yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

57. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

58. Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireysel

başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

59. Bununla beraber, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma

hakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede

zorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013,

§ 27).

60. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.

61. Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da idarî

işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden

başlayacağı açık bir şekilde hükme bağlanmıştır.

62. Kanun koyucu bu doğrultuda, 1602 sayılı Kanun’un 40.

maddesinin birinci fıkrası ile AYİM’de dava açma

süresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren, kanunlarda

ayrı süre gösterilmeyen hallerde, altmış gün olduğunu hükme bağlamıştır.

63. 926 sayılı Kanun’un 120. maddesinde ise subay ve

astsubayların yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarında, personelin izinli

veya raporlu olmasının atama işleminin tebliğine engel olmayacağı, ancak

atandıkları göreve katılmaları için kabul edilen sürelerin izin veya rapor

müddetinin bitiminde başlayacağı hükme bağlanmıştır.

64. Başvurucu, dava açma süresine ilişkin hükümlerin

yorumlanması ve uygulanmasından şikâyet etmektedir. Dava konusu işlem

başvurucuya 21/3/2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiş

olmasına rağmen AYİM’in dava açma süresinin işlemeye

başladığı tarih olarak, atama işleminin başvurucu tarafından öğrenildiğini

kabul ettiği (2010 Eylül atamalarının ilan edildiği) 17/9/2010 tarihini esas

aldığı görülmektedir.

65. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan

davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan,

kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar

aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Walchli / Fransa, B. No. 35787/03, § 29).

66. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi

altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla

düzenlenmiş; Anayasa’nın 125. ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu sürelerin

işlemeye başlaması yazılı bildirime bağlanmıştır.

67. Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak

düzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak ve

çıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açma

hakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade

ile yazılı bildirim, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari

işlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır (Danıştay

10. Daire, E. 2010/7934, K. 2010/6948, 28/9/2010).

68. Usul kurallarının, hukuki

güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu

adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir

mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri

durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Efstathiou ve Others/Yunanistan,

B. No: 36998/02, § 24).

69. AYİM’in davanın süre bakımından reddi

kararında (başvurucu aksini iddia etmekle birlikte) başvurucunun atama işlemini

çeşitli şekillerde öğrendiği ayrıntılı olarak açıklanmış olsa da 1602 sayılı

Kanun’un 40. maddesinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin işlemin

tebliğinden itibaren altmış gün olduğu açık bir şekilde kurala bağlanmış ve 926

sayılı Kanun’un 120. maddesinde izinli veya raporlu iken atama işlemine ilişkin

tebligat alınsa dahi atanılan göreve katılma

zorunluluğuna ilişkin sürelerin izin veya rapor müddetinin bitiminde

başlayacağı belirtilmiştir. Başvurucu da atama işlemi sırasında ve başvuru tarihine

kadar sürekli sağlık raporları ile izinli sayılması nedeniyle yeni görev yerine

katılmamıştır.

70. Mahkemeye erişim hakkının

kullanılması idari işlemler açısından kanunda belirtilen süreye ve bu sürenin

de yazılı bildirime bağlanması karşısında, AYİM’in

kanunen başvurucuya tebliğ edilmeyen ve başvurucu açısından yerine getirme

yükümlülüğü doğurmayan atama işlemine yönelik dava açma süresini, uyuşmazlık

konusu açık kuralı göz ardı ederek, başvurucunun atama işlemini öğrendiği tarih

olarak esas alması ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar

vermesi, başvurucunun idari işleme yönelik iddialarının esasının mahkemece

incelenmesine engel olmuştur.

71. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir

bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.

Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok

kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı

olan yoruma açık formüller içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, §

83).

72. Başvuru konusu olayda dava açma süresinin başlangıcına

ilişkin açık bir kanun hükmü vardır. Bu hükme verilecek olağan anlam bellidir

ve başvurucu buna göre kendisine muamele edileceğini beklemektedir. Ancak

derece mahkemesi, açık olan kanun hükmüne olağanın dışında farklı bir anlam

verip buna göre uygulama yapmıştır. Bu uygulama yönünde yerleşmiş içtihat

olduğu ne derece mahkemesi kararında belirtilmiş ne de Bakanlık görüşünde ileri

sürülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun dava açarken (hukuki yardımdan yararlansa

bile) açık kanun hükmünden farklı bir şekilde kendisine muamele edileceğini

beklemesini gerektiren bir durum eldeki belgelere göre bulunmamaktadır. Buna

göre derece mahkemesinin yorumu öngörülemez niteliktedir.

73. Sonuç olarak, başvurucunun açık kanun hükmüne

verilebilecek olağan anlama göre süresinde açtığı dava, bu başvurunun koşulları

içinde derece mahkemesinin önceden öngörülemeyecek şekilde açık kanun hükmünü

olağanın dışında ve oldukça esnek yorumlaması neticesinde reddedilmiş ve

mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiştir.

74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun adil yargılanma

hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, dava açma

süresine ilişkin açık usul kurallarının önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın

dışında yorumlanması suretiyle, ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

V. 6216 SAYILI

KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

75. 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvuru konusu

olay açısından davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin

Askeri Yüksek İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığı kanaatine varılması halinde atama işlemi nedeniyle uğradığı zararlar

için 1.403 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklandığı ve ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilmesi gerektiği için tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

78. Başvurucu,

vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar

verilmesi suretiyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY

BİRLİĞİYLE,

B. Başvurucunun vekâlet ücretine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA, Zühtü ARSLAN’ın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer

şikâyetlerinin KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

D. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

E. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE, OY

BİRLİĞİYLE,

F. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,

H. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesine

gönderilmesine, OY BİRLİĞİYLE,

7/11/2013 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu, diğer hususlar yanında,

yargılamanın sonunda idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin

hak arama hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu ise bu

yöndeki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar vermiştir.

Mahkememiz Birinci Bölümü’nün 2/10/2013 tarih ve 2013/1613 başvuru numaralı kararındaki karşıoy gerekçesinde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere,

vekalet ücreti gibi yargılama giderlerinin mahkemeye erişim hakkının özünü

zedeleyecek şekilde kişiye ağır ekonomik yük yüklememesi, ölçülü olması

gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuya

yaklaşımları da bu yöndedir. (Bkz. E.2011/54, K.

2011/142, K.T: 20.10.2011; E.2011/64, 2012/168, K.T: 1.11.2012; B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 66; Kreuz/Polonya (no.1), B.N: 28249/95, K.T: 19.6.2001, § 60; Apostol/Gürcistan, 40765/02, 28.11.2006, § 59; Bakan/Türkiye, B.N: 50939/99, K.T: 12.6.2007, § 70, 73; Mehmet ve Suna Yiğit/Türkiye, B.N: 52658/99, K.T: 17.7.2007; Stankov/Bulgaristan, B.N: 68490/01, K.T: 12.7.2007, § 54, 67; Klauz/Hırvatistan, B.N: 28963/10, K.T: 18.7.2013,

§ 97.)

Öngörülen vekalet

ücretinin başvurucu üzerinde ağır bir ekonomik yük teşkil edip etmediğinin

incelenmesi, başka bir ifadeyle orantılılık testinin yapılması, idari yargıda

görülen davalar açısından özellikle önemlidir. Zira ölçüsüz vekalet

ücreti, kamu gücünü kullanan idare karşısında bireye tanınan anayasal

güvenceleri işlevsiz kılma potansiyeline sahiptir. Yüksek miktardaki vekalet ücreti idarenin muhtemel keyfi işlemleri karşısında

bireylerin haklarını aramalarını zorlaştırabilecek, özellikle ödeme gücü zayıf

olan kişiler üzerinde dava açma konusunda caydırıcı etki yaratabilecek, sonuçta

onları idare karşısında savunmasız bırakabilecektir.

Somut başvuruda Mahkememiz çoğunluğu,

başvurucu aleyhine hükmedilen 1.200 TL tutarındaki maktu vekalet

ücretinin öngörülen amaçla orantılı olup olmadığını değerlendirmemiş, bunun

yerine orantılılık testinin yapılmadığı 2013/1613 başvuru numaralı karara atıf

yapmak suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılmış bir müdahalenin olmadığı sonucuna

ulaşmıştır.

Başvurucu aleyhine vekalet

ücretine hükmedilmesi her durumda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

müdahaledir. Bu müdahalenin bir ihlale yol açıp açmadığı ise öngörülen miktar,

başvurucunun aylık geliri, genel ekonomik durumu, kısaca ödeme gücü ve davanın

özel şartları gibi hususlar dikkate alınarak yapılacak bir orantılılık

incelemesinin sonunda belirlenebilir.

Bu gerekçelerle, çoğunluğun orantılılık testi

yapmaksızın başvurucu aleyhine hükmedilen vekalet

ücretinin mahkemeye erişim hakkına müdahale niteliğinde olmadığı ve başvurunun

“açıkça dayanaktan yoksun” olduğu yönündeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet ERTEN

Zehra Ayla PERKTAŞ

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Cüneyt DURMAZ

Başvurucu

:

Kamil KOÇ

Vekili

:

Av. Cavit ÇALIŞ

Üye

Zühtü

ARSLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/660, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Başsavcılık
  15. V. 6216 Sayılı
  16. Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  17. A. Başvurucunun davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar
  18. B. Başvurucunun vekâlet ücretine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEMEZ
  19. C. Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer
  20. D. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkının
  21. E. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE, OY
  22. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  23. Karşıoy Gerekçesi
  24. Arslan
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/660
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Keskinkılıç Gıda Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4413)
  • Savaş Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2012/1303)
  • Nesrin Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/772)
  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2075)
  • Semira Babayiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3283)
  • Yağız Teks. ve Gıda Ürünleri Paz. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2012/650)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.