İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hakan İzci ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9364)

1. Başvuru; kamu makamlarınca gerekli önlemlerin alınmaması

Başvuru No2015/9364Tarih21 Mart 2019Okuma16 dk · 3.221 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hakan İzci Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
21 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/9364
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.221 kelime·16 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamu makamlarınca gerekli önlemlerin alınmaması

sonucu bir çocuğun sulama kanalına düşerek ölmesi ile olaya ilişkin tazminat

davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, tam yargı davasının makul

sürede yürütülmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan, ayrıca Yerköy Cumhuriyet

Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Olayda vefat eden 5/11/1998 doğumlu Ş.İ. başvurucuların

çocuğu ve kardeşi olup olay tarihinde 6 yaşındadır.

9. Ş.İ. Yozgat'ın Arifoğlu köyü yakınlarındaki tarlalarda

çalışmak için mevsimlik işçi olarak gelen ailesinin sulama kanalı kenarına kurduğu

çadırda yaşarken 6/7/2005 tarihinde sulama kanalına düşmesi sonucu boğularak

vefat etmiştir.

A. Ceza Soruşturması

Süreci

10. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın Yerköy İlçe

Jandarma Komutanlığınca (İlçe Jandarma Komutanlığı) saat 11.30 civarlarında

haber verilmesiyle başlatılan soruşturma kapsamında olay günü gerçekleştirilen

ölü muayenesinde kesin ölüm nedeninin suda boğulmaya bağlı asfiksi

sonucu solunum ve dolaşım durması olduğu tespit edilerek klasik otopsi

yapılmasına gerek görülmemiştir.

11. İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 6/7/2005 tarihli

Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göre Arifoğlu köyü

yakınlarındaki tarlalarda geçici işçi olarak çalışmak üzere gelen ailenin diğer

çadırlarla birlikte çadırını D-200 kara yolundan 100 metre içeriye kurduğu,

çadırların 10 metre ilerisinden geçen sulama kanalının 2 metre genişliğinde 1

metre derinliğinde olduğu, çocuğun düştüğünü gören biri olmadığını, akıntıya

kapılarak 500 metre kadar sürüklenen çocuğun cesedinin yakınları tarafından

bulunduğu tespitlerine yer verilmiştir. Olay yerinin basit krokisi de

çizilmiştir.

12. Olaya dair beyanı alınan H.İ., çocuğun yeğeni olduğunu, Ş.İ.nin kayıp olduğunu anlamaları ve terliklerini sulama

kanalının yakınında görmeleri üzerine kanala düşmüş olabileceğini düşünerek

kanal etrafında yürüyerek Ş.İ.yi

aramaya başladıklarını ve yaklaşık 1 km sonra çocuğun cesedini görerek sudan

çıkardıklarını belirtmiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı 27/7/2005 tarihinde çocuğun annesi

Mediha İzci'yi şüpheli olarak göstermiş ve anne

hakkında babanın şikâyetçi olmaması ve annenin cezaya hükmedilmesini gereksiz

kılacak şekilde mağdur olması nedenleriyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu

ölüme sebebiyet verme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

14. Karara itiraz edildiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve

belgeye rastlanmamıştır.

B. Tam Yargı Davası Süreci

15. Başvurucular Salih ve Mediha İzci kendileri adına ve diğer

başvurucular adına velayeten 3/10/2005 tarihinde

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına (Enerji Bakanlığı) başvurarak sulama

kanalı çevresinde herhangi bir önlem alınmaması yüzünden kanala düşerek

çocuklarının ölümüne sebebiyet verildiği iddiasıyla, olayda idarenin hizmet

kusurunun ayrıca objektif sorumluluğunun olduğunu ileri sürerek 30.000 TL

maddi, 30.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

16. Enerji Bakanlığı tarafından 1/11/2005 tarihinde, Arifoğlu

köyü yakınından geçen kanalın köy yerleşim merkezinin dışından geçtiği, tarla

yollarında köprülerin, kanal boyunca palye yollarının

mevcut olduğu ve tarla arazisinin kotundan yüksek olduğu, tazminat talebinde

bulunan şahısların tarlalarda çalışmak üzere gelerek çadırlarını su

ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kanal kıyısına kurdukları, bu durumda köy

yerleşim merkezi dışında bulunan ve debisi 0,946 m3/sn olan

bir kanalda çocuğun boğulmasının tamamen ebeveyniyle ilgili olduğu, kanalların

yerleşim merkezinden geçtiğinde kapalı olarak inşa edildiği, örneğin Buruncuk

Köyü merkezinin kapalı olarak yapıldığı belirtilmiş ve tazminat talebi

reddedilmiştir.

17. Bunun üzerine başvurucular Salih ve Mediha İzci kendileri

adına ve diğer başvurucular adına velayeten 6/1/2006

tarihinde Kayseri 1. İdare Mahkemesinde olayda hizmet kusuru bulunduğundan

bahisle Enerji Bakanlığına karşı 60.000 TL'lik maddi ve manevi tazminat

ödenmesi talepli tam yargı davası açmışlardır.

18. Kayseri 1. İdare Mahkemesi, Yozgat'ın yargı alanından

çıkarılması nedeniyle 15/12/2006 tarihinde dosyayı yetkili Yozgat İdare

Mahkemesine (İdare Mahkemesi) göndermiştir.

19. Enerji Bakanlığı 26/4/2006 tarihinde Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğünün (DSİ) görev alanına giren bir husus olduğunu belirterek husumet

itirazında bulunmuş ve olayda idarenin sorumluluğunun bulunmadığına yönelik

cevaplarını da sunmuştur.

20. İdare Mahkemesi 22/8/2007 tarihli ara kararıyla olayın

gerçekleştiği sulama kanalının hangi kurumun sorumluluk alanında bulunduğunun

sorularak bu hususa dair tüm bilgi ve belgelerin iletilmesini talep etmiştir.

21. İdare Mahkemesi 7/12/2007 tarihli ara kararıyla Enerji

Bakanlığının yanı sıra DSİ'nin de hasım mevkiine alınmasına ve dava

dilekçesinin bu hasıma da tebliğine karar vermiştir.

22. DSİ 8/1/2008 tarihli cevap dilekçesiyle, Yerköy ilçesi Deliceırmak Vadisi'ndeki arazilerin sulanması amacıyla inşa

edilen kanalın debisinin 0,946 m3/sn olduğunu, kanal boyunca

bakım ve onarım amacıyla palye yolları ve belli

aralıklarla köprülerin mevcut olduğunu, kanalın genişliğinin 1,2 metre,

yüksekliğinin ise 95 cm olduğunu, kanalın yerleşim yeri dışında bulunduğunu,

yerleşim yerlerinden geçen kısımlarının kapalı olduğunu, kanalların tamamının

kapalı olarak inşasının kanalların zamanla dolması ve tahrip olması nedeniyle

iş makineleriyle bakım, onarım ve temizlik çalışması yapılması gereğinden

teknik olarak mümkün olmadığını ancak yerleşim yerlerinde ve zorunlu görülen

noktalarda kanalların kapalı olarak inşa edildiğini, olayda kusurun tedbirsiz

ve dikkatsiz davranan ebeveyne ait olduğunu bildirmiştir.

23. İdare Mahkemesi 13/6/2008 tarihli ara kararıyla Cumhuriyet

Başsavcılığından incelemek üzere olayla ilgili soruşturma dosyasını istemiştir.

24. İdare Mahkemesi 18/9/2008 tarihli ara kararıyla Enerji

Bakanlığının hasım mevkiinden çıkarılarak gerçek hasmın DSİ olarak

belirlenmesine karar vermiştir.

25. İdare Mahkemesi 18/9/2008 tarihinde tazminat talebini olayda

idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şöyledir:

" ...7-8 yaşlarında olan [Ş.İ.nin] kanala düştüğü

yerin meskun mahal dışında olduğu, etrafında herhangi bir yerleşim yerinin

bulunmadığı, davalı idarenin gördüğü yatırımların boyutu ve maliyeti ile teknik

özellikleri dikkate alındığında yerleşim alanları dışında sulama kanalının

üzerinin kapatılmasının davalı idereden beklenmesinin

objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, öte yandan davacının ailesinin

sulama kanalına çok yakın bir yerde çadır kurarak konakladığı ve müteveffanın

7-8 yaşlarında bir çocuk olması nedeniyle velayeti altındakilerin bakım ve

gözetim sorumluluğu bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı

idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

26. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 28/5/2013 tarihli

kararıyla onanmış; başvurucuların karar düzeltme talebi de Dairenin 11/3/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

27. Nihai karar, başvuruculara 4/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular 29/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

28. 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması”

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri

yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

29. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

339. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi

konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve

uygularlar."

2. İlgili Yargı Kararları

30. Danıştay 10. Dairesinin 13/3/2018 tarihli ve E.2016/12593,

K.2018/1049 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Van ili, Edremit ilçesi, Çiçekli

Mahallesi'nden geçmekte olan ve davalı idarelerin sorumluluğunda bulunduğu

ileri sürülen sulama kanalına düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmesi

nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini için [açılan

davada] ... davacılar yakınının hayatını

kaybetmesine neden olan sulama kanalının davalı Edremit Belediyesi mücavir alan

sınırları içerisinde ve meskun mahalde olduğu, yerleşim

yerlerinin yakınından geçtiği anlaşılmaktadır. Bu durumda sulama kanalının

bakım ve işletilmesinden sorumlu olan davalı idarelerin sözü edilen Kanun hükümleriuyarınca üçüncü şahısların zarar görmemesi için

kanal etrafında zararı önleyici ve zarardan koruyucu tedbirleri almaması

nedeniyle hizmethizmet kusuruna sebebiyet verdikleri

açıktır. Bununla bereber olay tarihinde henüz 8

yaşında olan müteveffanın bakımve gözetim

yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacı annenin de olayda müterafik

kusuru olduğu tartışmasızdır..."

31. Danıştay 10. Dairesinin 10/4/2017 tarihli ve E.2014/1363,

K.2017/1900 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...mütevaffa [S.B.nin],kanala düştüğü

yerin meskun mahal dışında olduğu, etrafında herhangi bir yerleşim yerinin

bulunmadığı, davalı idarenin gördüğü yatırımların boyutu ve maliyeti ile teknik

özellikleri dikkate alındığında yerleşim alanları dışında sulama kanalının

üzerinin kapatılmasının davalı idareden beklenmesinin objektif iyi niyet

kurallarına aykırı olduğu ...davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddi ... [yönündeki] [t]emyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup..."

B. Uluslararası Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar"

33. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik

yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri

almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere, B. No: 23413/94,

9/6/1998, § 36).

35. AİHM’e göre Sözleşme’nin

2.maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının

bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No:

23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99,30/11/ 2004, § 71).

36. AİHM, Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67)

kararında devletin yaşama hakkını güvence altına alma görevinin

kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler

almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların

tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin

sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu

güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı

kapsadığını kaydetmiştir.

37. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin

2.maddesikapsamında, yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz

değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için

özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/ 2011,

§ 209).

38. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır

(Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99,

20/12/2004, § 69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 21/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucular, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamasından

dolayı çocuklarının boğularak vefat etmesi nedeniyle yaşam hakkının pozitif

yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

41. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

42. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

43. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda

müteveffa, başvurucuların kızı ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuruda başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

45. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

46. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

51). Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı

ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari

tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit

ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (İpek

Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149).

47. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler, yaşam

hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin cezalandırılmasını

sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının tehlikeye

girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

48. Öte yandan yaşam hakkının gerektirdiği pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin

belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve

mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir ( Bilal Turan ve diğerleri, B. No: 2013/2075,

4/12/2013, § 59).

49. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda,

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

53).

50. Öte yandan devletin yaşamı korumaya ilişkin yükümlülüğü,

tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da sınırsız bir

şekilde söz konusu olamaz. Ayrıca bu yükümlülük her durumda ve koşulda

tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayı da garanti etmez. Bununla

birlikte kamusal makamların gerekli güvenlik tedbirlerini almaları gerekirken

almamaları hâlinde özellikle korunmaya özel muhtaç kişilerin bu

tedbirsizliğinin anılan makamların sorumluluklarını tamamen ortadan

kaldırmayacağını da belirtmek gerekir (Hüseyin

Münüklü, B. No: 2014/5973, 13/9/2017, §

67).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

51. Somut olayda başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal

edildiğini ileri sürmemiş olup başvurucuların yakınlarının ölüme kasten

sebebiyet verildiği izlenimi edinilmesini gerektirecek bir unsur da saptanmamıştır.

Çocuğun kanala kazara düşerek boğulduğu sabittir.

52. Öncelikle ifade edilmelidir ki başvuruya konu olay, bir

çocuğun su kanalına düşüp boğulmasıdır. Çocukların yetişkinlerin sahip olduğu muhakeme

yeteneğine sahip olmamalarından dolayı özel olarak korunmaya muhtaç oldukları

açıktır. Dolayısıyla onlardan kendilerine yönelik tehlikeye karşı yetişkinlerin

göstermesi beklenen asgari davranışları göstermeleri beklenemez. Bu nedenle

kamu makamları, kişilerin yaşamının korunması için gerekli tedbirleri alırken

bu kişileri de dikkate alarak davranmalıdır (benzer yöndeki değerlendirme için

bkz. Gürkan Kaçar ve diğerleri,

B. No: 2014/11855, 13/9/2017, §§ 69, 70) .

53. Olay Yeri Tutanağı'na göre çocuğun

ailesi geçici işçi olarak çalışacakları tarlaların yakınından geçen su kanalına

10 metre yakınlıkta bir yere, D-200 kara yolundan 100 metre içeriye çadır

kurmuştur. İdarenin savunmalarında belirttiğine göre de olayın gerçekleştiği

açık su kanalı yerleşim yeri dışında bulunmaktadır, yerleşim yerlerinden geçen

kısımları ise kapalı olarak inşa edilmiştir. Ayrıca kanalların tamamının kapalı

olarak inşasının yerleşim yerlerinde ve zorunlu görülen noktalar haricinde

bakım, onarım ve temizlik çalışması yapılması gerekliliğinden teknik olarak

mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

54. Teknik veya başka sebeplerle üzeri açık olarak inşa edilmek

zorunda kalınan sulama kanallarının kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü

açısından tehlike arz ettiği ortadadır. Fakat bu nokta da tespit edilmesi

gereken husus, kamu makamlarının gerekli tedbirleri alması yükümlülüğünün

ortaya çıkabilmesi için gerekli olan tehlikenin idarece bilinip bilinmediği ya

da bilinmesinin gerekip gerekmediğidir.

55. Somut olayda, başvurucuların mevsimlik işçi olarak gelip

yerleşim yeri dışındaki bir yerde su kaynağına yakın olması amacıyla sulama

kanalına çok yakın olarak çadır kurmuşlardır. Dosya kapsamında söz konusu yerde

her sene bu şekilde çadır kurulduğuna veya olayın gerçekleştiği sulama kanalının

açık olması nedeniyle kişilerin yaşamı bakımından tehlike arz ettiğine yönelik

olarak olay tarihine kadar idareye herhangi bir başvuruda bulunulduğuna ilişkin

bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ayrıca söz konusu yerde belirli mevsimlerde

mutat şekilde, bu nitelikte bir yerleşimin söz konusu olduğunun ilgili idarece

bilindiğine veya bilinmesi gerektiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye de

rastlanmamıştır.

56. Bu durumda geçici olarak gelip yerleşim merkezinin dışında

olan sulama kanalının çok yakınına kendi inisiyatifleriyle çadır kuran ailenin

varlığı ve sulama kanalının açık olmasının hayati tehlike arz ettiği yönünde

idareye yapılmış bir başvuru bulunmadığından, ayrıca bu yerde belirli

mevsimlerde mutat şekilde, bu nitelikte bir yerleşimin söz konusu olduğunun

idarece bilindiğine veya bilinmesi gerektiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye

de rastlanmadığından idarenin söz konusu tehlikenin varlığından haberdar

olduğunun ya da tehlikenin varlığını bilmesi gerektiğinin kabulü makul

görünmemektedir. Dolayısıyla olayın öngörülemez nitelikte olduğu kanaatine

varılmıştır.

57. Bu noktada devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün tehlikeye

karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından sınırsız bir şekilde söz

konusu olmayacağı, her durumda ve koşulda tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik

sağlamayacağı da ifade edilmelidir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Gürkan Kaçar ve diğerleri, §75) .

58. Bu bağlamda, yerleşim yerlerinden geçen kanal kısımlarını

kapalı inşa ederek önlem alan ve olaya konu açık sulama kanalının arz

edebileceği tehlikenin farkında olduğuna dair bir veri bulunmayan kamu

makamlarının etrafında yerleşim birimi bulunmayan sulama kanalında gerekli

önlemleri almayarak mağdurun vefatına neden olduğunu söylemenin -ebeveynin

çocukları üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülükleri de gözetildiğinde- mümkün

olmadığı değerlendirilmiştir. Aksinin kabulü devletin hüküm ve tasarrufu

altındaki her yerde ve koşulda devletin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek

anlamına gelir ki bu kabul, modern yaşamın gerçekleri ile insan davranışlarının

öngörülemezliğini ve idarenin öncelikleri ile

kaynaklarını gözetmeden kamu makamları üzerine aşırı yük yükleyen bir yoruma

meydan verir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Eren Kayaalp ve diğerleri,B.

No: 2014/2433, 4/10/2017, § 62).

59. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

60. Başvurucular, yakınlarının ölümü üzerine açtıkları tam yargı

davasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

61. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına

(Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

62. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

63. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. Hakan

İZCİ

2. Mediha

İZCİ

3. Nesrin

İZCİ

4. Salih

İZCİ

Vekili

:

Av. Resul

AYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/9364, 21 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması
  7. B. Tam Yargı Davası Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Yaşam Hakkının İhlal
  13. B. Makul Sürede
  14. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  15. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Özgüldür
  17. Gökcan
  18. İzci
  19. İzci
  20. İzci
  21. İzci
  22. Aydın
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/9364
Tarih
21 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Nurcan Öztok Başvurusu (B. No: 2015/13201)
  • Mürvet Orhan ve Osman Orhan Başvurusu (B. No: 2016/67616)
  • Murat Eren Başvurusu (B. No: 2016/4638)
  • Abdülhalık Erkek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/4591)
  • İsmet Tan Başvurusu (B. No: 2015/2285)
  • Satılmış Çağıran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15853)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.