İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halil Atabey Başvurusu (B. No: 2013/3771)

1. Başvurucu, 2008 yılı terfi

Başvuru No2013/3771Tarih16 Ekim 2014Okuma19 dk · 3.814 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Halil Atabey Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/3771
R.G. Tarih-Sayı
10/1/2015-29232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.814 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 2008 yılı terfi

değerlendirilmesi sonucunda 4. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi

ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemi ile açmış olduğu davada

Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin, 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında

tanımlanan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin

giderilmesine ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle uğradığı zararın tazminine

karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/6/2013 tarihinde

Sinop 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 13/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 23/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Bakanlık, yazılı görüşünü 21/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı,

başvurucuya 3/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne

cevaplarını içeren dilekçesini 14/3/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, emniyet amirliği

rütbesine 2004 yılında terfi etmiş, dört yıllık bekleme süresinin sonunda durumu

değerlendirilerek Yüksek Değerlendirme Kurulu kararı ile 4. sınıf emniyet

müdürü rütbesine terfi ettirilmemesine karar verilmiştir.

9. Başvurucu, 4 yıllık zorunlu

bekleme süresini doldurduğu ve bu süre içinde sicillerinin olumlu olduğu, sadece

4 günlük maaş kesim cezasının bulunduğu ve bunun da terfisine

engel olacak nitelikte bulunmadığı iddiasıyla terfi ettirilmeme işleminin

iptali istemiyle 29/5/2008 tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesinde dava

açmıştır.

10. Samsun 2. İdare Mahkemesi 31/12/2008

tarih ve E.2008/552, K.2008/2505 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir.

Mahkemenin ret gerekçesi şöyledir:

“Uyuşmazlığa konu olayda, Emniyet Amiri

rütbesine 30.06.2004 tarihinde terfi eden davacının bulunduğu rütbedeki zorunlu

bekleme süresini doldurduğu ve bekleme süresi içindeki sicillerinin de 2004

yılı 97, 2005 yılı 92, 2006 yılı 66, 2007 yılı 81 olduğu ve ayrıca 13 maaş ve 2

takdirname ile taltif edildiği ve 4 günlük aylık kesimi cezası dışında hakkında

verilmiş bir mahkumiyet veya disiplin cezası bulunmadığı anlaşılmış ise de,

İzmir Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli olduğu döneminde İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığınca 2005/519 nolu dosya üzerinde

yürütülen soruşturma kapsamında İzmir Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele

Şube Müdürlüğünce çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik yapılan operasyonlar

sonucunda bahse konu suç örgütü ile irtibatlı olanlar arasında davacının da

bulunduğunun tespiti üzerine aralarında davacının da bulunduğu sanıklar

hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2007/375 sayılı dosyasında açılan

ceza davasının derdest olduğu ve dava hakkındaki iddiaların da UYAP sorgu

sisteminde yapılan sorgulama sonucunda "suç işlemek amacıyla kurulan

örgüte üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlü

veya suç delillerini bildirmeme" olduğu hususları dikkate alındığında

idarenin takdir yetkisi kapsamında tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamıştır.”

11. Başvurucu tarafından

yürütmeyi durdurma talepli olarak karar temyiz edilmiş, Danıştay Onikinci Dairesi 26/5/2009 tarih ve E.2009/2515 sayılı

kararı ile yürütmenin durdurulması istemini reddetmiş, başvurucu ikinci kez

yürütmeyi durdurma talep etmesi üzerine Daire 22/4/2011 tarih ve E.2009/2515

sayılı kararı ile yeniden yürütmenin durdurulması istemini reddetmiş, 12/6/2012

tarih ve E.2009/2515, K.2012/4104 sayılı kararı ile de temyiz istemini

reddederek, Mahkeme kararını onamıştır.

12. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/2/2013 tarih ve E.2012/11336,

K.2013/598 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

13. Karar, başvurucuya 14/5/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 4/6/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Diğer taraftan, dava

dosyasının temyiz incelemesi devam etmekte iken başvurucu 30/6/2010 tarihi

itibarıyla 4. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi ettirilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

16. 4/6/1937 tarih ve 3201

sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun “Terfî ve atama” başlıklı 55. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Polis Amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı,

Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü,

2’nci Sınıf Emniyet Müdürü, 1 inci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf Üstü Emniyet

Müdürüdür.

Bu rütbelere terfiler, bu maddede öngörülen sınav ve eğitim

şartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göre

yapılır.

…

Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilse

dahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli

durdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri

kadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yıl

geciktirir.

…”

17. Aynı maddenin son fıkrası uyarınca

çıkarılan ve 10/8/2001 tarih ve 24489 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe

Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmeliğin “Yüksek Değerlendirme Kurulunun değerlendirme ve karar

usulü” başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Yüksek Değerlendirme Kurulu üyeleri; 22’nci madde

belirtilen terfi edecek personel hakkında;

a) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, adli

mercilerce verilen kararlar ve bu kararlara dayanak olan fiillerini,

b) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, disiplin

kurullarınca verilen disiplin cezalarına veya soruşturma bilgilerini ve bu

soruşturmalara dayanak olan fiil ve hareketlerini,

c) Performans değerlendirme, ödül ve başarı belgesi

bilgilerini,

d) Meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarını,

değerlendirerek edinecekleri kanaate göre oy çokluğu ile karar verirler.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 16/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/6/2013 tarih ve 2013/3771

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, 2008 yılı terfi

döneminde 4. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi bekleyen 674 emniyet amirinden 646

amirin terfi ettirildiğini, kendisinin 520. terfi sırasında olmasına rağmen

terfi ettirilmediğini, bekleme süresi içinde sadece 4 günlük aylık kesim cezası

aldığını, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki ceza yargılamasının devam etmesine

karşın Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olarak idari tasarrufta bulunulduğunu,

kendisiyle aynı durumda bulunan birçok kişinin terfi ettirildiğini, bu durumun

eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik

ilkesinin, 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ve Anayasa’nın

38. maddesinin dördüncü fıkrasında tanımlanan masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, ihlalin giderilmesine ve yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.

Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiası idari işlemin tesisine,

bu işlemin hukuki denetiminin yapıldığı yargısal aşamaya ve kararın adil olup

olmadığına ilişkin olması nedeniyle adil yargılanma başlığı altında, diğer

iddiaları da masumiyet karinesinin ihlali ve makul sürede yargılanma hakkı

başlıkları altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

21. Kamu görevlisi olan

başvurucunun terfi ettirilmemesine yönelik uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülük” kapsamında ve

dolayısıyla adil yargılanma hakkı bakımından Anayasa Mahkemesinin konu

bakımından yetkisi kapsamında yer aldığı açıktır.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

23. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır (B. No:

2012/665, 13/6/2013, § 20).

25. Bireysel başvuruya konu

davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

26. Başvuru konusu olayda

başvurucu, terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin mevzuata aykırı olduğunu, 4

yıllık bekleme süresini doldurduğunu ve bu süre içinde sicillerinin olumlu

olduğunu, sadece 4 günlük aylıktan kesme cezasının bulunduğunu ve bunun da terfisine engel oluşturmadığını iddia etmiş, İlk Derece

Mahkemesi ise terfi işleminin idarenin takdir yetkisi içinde kaldığı ve

dosyadaki bilgi ve belgelere göre de başvurucunun "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüte

bilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlü veya suç delillerini

bildirmeme" suçlamaları nedeniyle hakkında ceza yargılamasının

devam ettiğini belirtilerek bu yetkinin hukuka uygun kullanıldığı gerekçesiyle

davayı reddetmiştir. İlk derece Mahkemesi sonuç itibarıyla Yüksek Değerlendirme

Kurulunun, başvurucunun meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarını

değerlendirerek ulaştığı kanaatin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.

Başvurucunun iddialarının mevzuatın yorumlanmasına, delillerin

değerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

27. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla

ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın

gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan

değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe veya bariz

takdir hatasına ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut

olayda başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine

terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen

kararın sonucunun adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır (B.

No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

28. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası

da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurucu, İzmir 10. Ağır

Ceza Mahkemesindeki ceza yargılamasının devam etmesine karşın Anayasa’nın 38.

maddesine aykırı şekilde masumiyet karinesinin ihlal edilerek terfi işleminin

yapılmadığını ve açılan davanın reddedildiğini ileri sürmüştür.

30. Başvurucunun bu şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

31. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Başvurucunun bu şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

a. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

33. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

34. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

35. Masumiyet karinesi, kişinin

suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

36. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle

mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için

masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza

davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya

suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında

beraat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam

ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü

ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (2) numaralı

fıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu

sayılamaz (B. No: 2012/574, 6/2/2014, § 76).

37. Masumiyet karinesi, suç

isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.

maddesinde ifade edilen “medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen

idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında

kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde

idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce

verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. X/Avusturya, B. No:

9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85, 7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı

sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı

kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi

tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §

38).

38. Bu çerçevede, ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bu

karara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat

kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idari

uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa

dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,

kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın

gerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişinin

yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiillere dayanıp dayanmadığının

incelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).

39. Öte yandan, ceza ve ceza

muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi

disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da

gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı

ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi

işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları

açısından doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30). Ancak

bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa bile

kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığı

yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.

40. Masumiyet karinesinin ihlal

edilip edilmediği değerlendirilirken, özellikle hukuk ve idari yargılama

bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı

yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını

sorgulayıp sorgulamadığıdır.

41. Kişinin suçluluğunu ima eden

ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça, sadece soruşturma açılmış

olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veya

uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).

42. Bireysel başvuruya konu olan

İdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… aralarında davacının da bulunduğu sanıklar hakkında İzmir

10. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2007/375 sayılı dosyasında açılan ceza davasının

derdest olduğu ve dava hakkındaki iddiaların da UYAP sorgu sisteminde yapılan

sorgulama sonucunda "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüte

bilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlü veya suç delillerini

bildirmeme" olduğu hususları dikkate alındığında idarenin takdir yetkisi

kapsamında tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamıştır.”

43. Görüldüğü üzere İdare

Mahkemesi kararında, başvurucu hakkındaki yargılamaya değinilmiş, başvurucunun

suçlu olduğunu ifade veya ima eden bir ibareye yer verilmemiştir. Bu çerçevede

başvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan ifadelerden, suçluluğu ilgili

mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleri işlediği ve suçlu

olduğu inancının yansıtıldığı görülmemektedir. Mahkemenin gerekçesinin

başvurucunun masumiyet karinesine saygı ilkesiyle bağdaşmadığı söylenemez.

44. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, başvuru konusu olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediği

sonucuna ulaşılmıştır.

b. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası

45. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

46. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

48. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

49. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

50. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde

göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

51. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının

tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

53. Ancak belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

54. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

55. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 29/5/2008 tarihidir.

56. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

57. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

58. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin

iptali istemiyle 29/5/2008 tarihinde dava açmış, İlk Derece Mahkemesi

31/12/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiş, karar 19/2/2009 tarihinde

tebliğ edilmiş, başvurucu 8/3/2009 tarihinde yürütmeyi durdurma talepli olarak

kararı temyiz etmiş, Danıştay Onikinci Dairesi

26/5/2009 ve 22/4/2011 tarihlerinde (başvurucu tarafından ikinci kez yürütmeyi

durdurma talebinde bulunulması nedeniyle) yürütmeyi durdurma taleplerini

reddetmiş ve 12/6/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını

onamıştır. Bu karar başvurucuya 3/8/2012 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu

13/8/2012 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay Onikinci Dairesi 18/2/2013 tarihli kararı ile bu talebi

reddedilmiş, uyuşmazlığa konu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

59. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

60. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

61. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 29/5/2008 tarihinde açılan

dava hakkında 31/12/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 7 ay

2 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme talebinin reddi kararına

kadar geçen sürenin ise 4 yıl 1 ay 18 gün ve toplam yargılama süresinin ise 4

yıl 8 ay 20 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede dava hakkında

karar verilmiş ise de Danıştay Onikinci Dairesinde

geçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber,

yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından

kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin

yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu

anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi

gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk

sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetinin

makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

62. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

63. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın terfi ettirilmeme işleminin iptaline

yönelik olmasına ve davanın esastan çözümünün ise İlk Derece Mahkemesince 7 ay

2 gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri

hakkında 4 yılı aşan sürede karar verilmiş olması, şikâyete konu yargılamada

makul olmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.

64. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

65. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar

karşılığında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

66. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 4 yıl 8 ay 20 günlük yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

68. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç tutarından oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması "

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. Masumiyet

karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.350,00 TL MANEVİ

TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

16/10/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Halil ATABEY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3771, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 3.350,00 TL MANEVİ
  16. D. Başvurucu tarafından yapılan
  17. E. Ödemelerin, kararın
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3771
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Leyla Onay Başvurusu (B. No: 2013/1762)
  • Mahmut Manbaki Başvurusu (B. No: 2012/731)
  • Ahmet Uğur Soylu Başvurusu (B. No: 2012/1036)
  • Cemal Ay Başvurusu (B. No: 2013/8674)
  • Kamil Çakır Başvurusu (B. No: 2013/997)
  • Hakan Özkan Başvurusu (B. No: 2012/1225)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.