İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/7662Tarih: 25 Mart 2015

Halil Canpolat Başvurusu (B. No: 2013/7662)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HALİL CANPOLAT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7662)

Karar Tarihi: 25/3/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Sancaktepe

Belediye Başkanlığı (Belediye) aleyhine Kartal 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açtığı, imar uygulaması sonucu el konulan taşınmaz bedelinin ödenmesi davası

sonunda hükmedilen bedelin tahsili amacıyla yaptığı icra takibine rağmen ödeme

yapılmadığını, bu nedenle Belediye tarafından yapılan kısmi ödemeyi kabul etmek

zorunda kaldığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/10/2013

tarihinde İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir

durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 11/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

31/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun

bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının

30/5/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7.

Başvurucu, 25/12/2009 tarihinde,

Belediye aleyhine, Kartal 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, Sancaktepe ilçesinde bulunan 711 parsel numaralı taşınmazın

hissedarı olduğunu, davalının yaptığı imar uygulaması sonucu taşınmazın elinden

alındığını ve bedelinin ödenmediğini, Belediye tarafından takdir edilen bedelin

düşük olduğunu belirterek, taşınmaz bedeli olarak 152.990,00 TL’nin ödenmesini talep

etmiştir.

8.

Mahkemece, 3/3/2011 tarih ve

E.2009/672, K.2011/38 sayılı kararla; başvurucunun taşınmazının bulunduğu

alanda davalı tarafından yapılan imar uygulaması sonucu başvurucuya ait

taşınmazdan “düzenleme ortaklık payı”

(DOP) kesildiği, bunun karşılığında başvurucuya yeni arsa verilmediği ve bedel

de ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 152.072,06 TL bedelin dava

tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

9.

Davalının temyizi üzerine, Yargıtay

5. Hukuk Dairesinin 15/12/2011 tarih ve E.2011/11894, K.2011/21266 sayılı

ilâmıyla hüküm onanmıştır.

10.

Başvurucu, anılan ilâma dayalı

olarak Belediye aleyhine 21/4/2011 tarihinde Kartal 2. İcra Müdürlüğünün

E.2011/3507 sayılı dosyasında başlattığı icra takibinde, asıl alacak, faiz ve

yargılama giderleriyle birlikte toplam 188.371,35 TL'nin takip tarihinden

itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

11.

Takibin kesinleşmesinden sonra,

başvurucunun talebi üzerine davalıya ait taşımazlara

haciz konulmuştur.

12.

Belediye, 28/2/2012 tarihinde,

başvurucu aleyhine Kartal 1. İcra Hukuk Mahkemesinde açtığı şikâyet davasında,

taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek,

hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

13.

Mahkemece, 15/11/2012 tarih ve

E.2012/120, K.2012/788 sayılı kararla; davanın açılmasından sonra taşınmazlar

üzerine konulan haciz şerhlerinin kaldırıldığı ve davanın konusuz kaldığı

gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve hüküm temyiz

edilmeksizin kesinleşmiştir.

14.

Başvurucunun talebi üzerine

davalıya ait tüm hak ve alacaklara haciz konulmuştur.

15.

Belediye, 24/6/2013 tarihinde,

başvurucu aleyhine İstanbul Anadolu 13. İcra Hukuk Mahkemesinde açtığı şikâyet

davasında, hak ve alacakları üzerine konulan hacizlerin kaldırılması talebinin

İcra Müdürlüğünce reddedildiğini, hacizlerin kanuna aykırı olduğunu ileri

sürerek, hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

16.

Mahkemece, 7/11/2013 tarih ve

E.2013/466, K.2013/767 sayılı kararla; başvurucu vekili tarafından icra

dosyasında bulunan bütün hacizlerin kaldırılmasının talep edildiği, İcra

Müdürlüğünce 5/8/2013 tarihinde başvurucu vekilinin talebi üzerine dosyadaki

tüm hacizlerin kaldırıldığı, davacı Belediye vekilinin hacizlerin kaldırılması

nedeniyle davadan feragat ettiğini bildirdiği, bu şekilde davanın konusuz

kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve hüküm

temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

17.

Kartal Adliyesinin kapatılmasından

sonra icra takibine, İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün E.2011/3507 sayılı

dosyasında devam edilmiştir.

18.

Başvurucu vekili, 22/7/2013

tarihinde Belediyeye verdiği dilekçesinde, İstanbul Anadolu 22. İcra

Müdürlüğünün E.2011/3507 sayılı dosyasında toplam 245.975,00 TL alacaklarının

olduğunu, bu alacaklarına karşılık 185.000,00 TL ödenmesini kabul ettiklerini,

ödeme yapılması karşılığında icra dosyaları ve fazlaya ilişkin haklarla ilgili

tüm alacaklardan feragat ettiklerini, Belediyeyi ibra ettiklerini bildirmiştir.

19.

Başvurucunun alacağına karşılık

11/9/2013 tarihinde, başvurucu ve vekilinin bankadaki hesaplarına 185.000,00 TL

ödeme yapılmıştır.

20. Başvurucu, ödeme yapıldığını,

7/10/2013 tarihinde öğrendiğini belirtmiştir.

21.

Başvurucu, 11/10/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

22.

10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı

Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmiş

borçlar” kenar

başlıklı 34.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Ödeme

emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak

emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya

hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen

emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen

tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.

Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm

ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma

sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine

ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri

tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde

gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep

edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”

23.

5018 sayılı Kanun’un “Taşınır ve

taşınmaz edinme” kenar başlıklı 45. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri, kamu

hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda gereken nicelikte ve nitelikte taşınır

ve taşınmazları, yurt içinde veya yurt dışında, bedellerini peşin veya taksitle

ödeyerek veya finansal kiralama suretiyle edinebilirler. Kamu idareleri,

taşınmaz satın alma veya kamulaştırma işlemlerini yetki devri yoluyla bir başka

kamu idaresi eliyle yürütebilir. Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin

edindiği taşınmazlar Hazine adına, diğer kamu idarelerine ait taşınmazlar ise

tüzel kişilikleri adına tapu sicilinde tescil olunur. Hazine adına tescil

edilen taşınmazlar Maliye Bakanlığı tarafından yönetilir. Bu tescil işlemleri,

adına tescil yapılan idarenin taşınmazın bulunduğu yerdeki ilgili birimine

bildirilir.”

24.

9/6/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra

ve İflas Kanunu’nun “Haczi caiz olmıyan

mallar ve haklar” kenar başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:

1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında

haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,

…”

25. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kamulaştırma

Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la eklenen “Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle

tazmin” kenar

başlıklı geçici 6. maddenin son fıkrası şöyledir:

I. “Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın

tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez."

26.

2942 sayılı Kanun’un, 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Bazı

Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması

Hakkında Kanun ile değiştirilen, “Kamulaştırılmaksızın

kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti” kenar başlıklı

geçici 6. maddesinin sekizinci ve onbirinci fıkraları

şöyledir:

“Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu

madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi

yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için

öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve

Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve

hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi,

belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe

gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri

toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen

alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,

ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten

ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların

tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre

ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi

ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif

edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir.

….

II. Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin

tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.”

27.

3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı

Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri

ve imtiyazları” kenar başlıklı 15. maddesinin sekizinci fıkrası

şöyledir:

“Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla

elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan

malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri

haczedilemez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28.

Mahkemenin 25/3/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/10/2013 tarih ve 2013/7662 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29.

Başvurucu, taşınmazının bulunduğu

alanda yapılan imar uygulaması sonucu taşınmazına el konulduğunu, Kartal 4.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonunda hükmedilen bedelin ödenmediğini,

Belediyenin mal, hak ve alacakları üzerine konulan hacizlerin kaldırıldığını,

davalının, alacağın bir kısmından feragat edilmesi karşılığında ödeme yapma

teklifinde bulunduğunu, faizi ile beraber toplam 245.975,00 TL alacağından

185.000,00 TL alarak bakiye alacağından feragat etmek zorunda bırakıldığını, bu

ödemenin banka hesabına yapıldığını, 7/10/2013 tarihinde ödeme yapıldığını

öğrendiğini, Belediyeye ait malların haczedilememesi nedeniyle alacağının

tamamını alamadığını, icra takibinin sonuçsuz kaldığını, Mahkeme kararına

rağmen alacaklarının tam olarak ödenmediğini belirterek, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

30.

Başvurucu, imar uygulaması sonucu

el konulan taşınmaz bedelinin ödenmesi için açtığı dava sonunda Mahkemece

hükmedilen bedelin ödenmediğini, alacağın bir kısmından feragat etmesi üzerine

ödeme yapıldığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31.

Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

başvurucunun, kesinleşmiş ve infaz edilebilir Mahkeme kararının infazının

sağlanmadığına dair ihlal iddialarının, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının

ihlali iddiaları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, başvurucu vekilinin

talebi üzerine icra takip dosyalarındaki hacizlerin kaldırıldığı, bu nedenle

Belediyenin davalardan feragat ettiği, taraflar arasında yapılan sözleşme

uyarınca Mahkemece hüküm altına alınan bedelin başvurucuya ödendiği, açıklanan

nedenlerle başvurucunun güncel ve kişisel hakkının bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

32.

Adalet Bakanlığının görüşüne karşı

başvurucu beyanda bulunmamıştır.

33.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

34.

Başvurucunun ihlal iddiaları ayrı

ayrı incelenmiş, öncelikle adil yargılanma hakkını ihlali iddiası değerlendirilmiştir.

35.

Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı

36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir."

36.

Anayasa'nın 138. maddesinin son

fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme

kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir

suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."

37.

Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

38.

Sözleşme metni ile Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

38).

39.

Anayasa'nın 36. maddesinde ifade

edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri

olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti

bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak

arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı

ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda

hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T.

14/1/2010).

40.

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme

ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın, yasama ve

yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve

mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini

ifade eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/1752, 26/6/2014, §

57).

41.

Yargı kararının geciktirilmeksizin

uygulanması, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında mahkemelerin

bağımsızlığının bir parçası olarak görülmekte ve devlete yargı kararlarını

değiştirmeden ve geciktirmeden uygulama yükümlülüğü getirilmektedir.

42.

Sözleşme'nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği

için AİHM, mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak kararların icrası hakkını

adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Mahkemeye

erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece

verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının

uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını

sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı

olmayacaktır (bkz. Hornsby/Yunanistan,

B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

43.

Yargılama sonucunda mahkemenin bir

karar vermiş olması yeterli değildir; ayrıca bu kararın etkili bir şekilde

uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını,

taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren

düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde

engellenmesi hallerinde, "mahkemeye

erişim hakkı" da anlamını yitirir (B. No: 2012/144, 2/10/2013,

§ 28).

44.

AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir

yargı kararının, lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz

edilmemesi durumunda, Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı

mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi

yargı makamı verirse versin, bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi,

6. madde anlamında "dava"nın tamamlayıcı unsuru

olarak değerlendirilmelidir (bkz. Burdov/Rusya, B. No:59498/00, 7/5/2002, § 34).

45.

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi

kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın

tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına

yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (bkz. Apostol/Gürcistan, B.

No:40765/02, 28/2/2007, § 54).

46.

Öte yandan Devlet, bir kurumu

aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararıyla ortaya konulan borcunu

ifa etmemek için ekonomik kaynak yokluğunu mazeret olarak ileri süremez (bkz. Burdov/Rusya, B.

No:59498/00, 7/5/2002, § 35).

47.

Kesin hükme saygı uluslararası

hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir.

Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının

geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak

da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk

sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, zarar gören

taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma

hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (B. No: 2013/1752,

26/6/2014, § 65).

48.

Yargı kararlarının icrasındaki

gecikmenin başvurucunun adil yargılanma hakkına bir müdahale olduğu kabul

edilmekle beraber, kararların icrasında ne kadar süreli bir gecikmenin hak

ihlali sayılacağının, davanın konusu, dava konusu bir alacağın veya tazminatın

ödenmesiyse alacak veya tazminatın mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki

menfaati, yargı kararının icrasının başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu

idarenin bütçe imkânları ve ödeme konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın

ödemenin gecikmesi nedeniyle değer kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icra

safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın icrasında geçen süre gibi somut

davanın koşullarına göre incelenmesi gerekir (B. No: 2013/1752, 26/6/2014, §

66).

49.

Yukarıda yapılan açıklamalar

ışığında sonuç olarak, kamu makamlarının, aleyhlerine verilen, infaz edilebilir

yargı kararını yerine getirmemelerinin, başvurucuların mahkemeye erişim

haklarını ihlal edebileceği ve dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesini etkili

sonuçları bakımından konusuz bırakabileceği dikkate alınarak, adil yargılanma

haklarının ihlali iddiası kapsamında incelenebileceği değerlendirilmektedir.

50.

Öte yandan başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

51.

Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

52.

Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu

yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez"

53.

Anayasa'nın 35. maddesi ve Ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir.

54.

Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı

düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci

cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun

olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (bkz. Sporrong

ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75,

7152/75, 23/9/1982, § 61).

55.

Anayasa'nın 35. maddesi de Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki

düzenlemeye paralel şekilde, birinci fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış,

ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu

sınırlandırmanın ölçütünü belirtmiştir (B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 59).

56.

AİHM, yargı kararlarının icrasının

gecikmesini, "mülkten barışçıl

yararlanma" hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (bkz. Burdov/Rusya, B.

No:59498/00, 7/5/2002, § 40).

57.

Bu kapsamda öncelikle mülkiyet hakkının

kapsamına dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir.

Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı

içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin

bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42,

K.2001/361, K.T. 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).

58.

Bir mahkeme hükmünden doğan alacak,

icra edilebilir olduğunun kanıtlanması durumunda mal ve mülk olarak kabul

edilebilir (bkz. Burdov/Rusya,

B. No:59498/00, 7/5/2002, § 40). İmar

uygulaması sonucu el konulan taşınmaz bedelinin ödenmesi davası sonunda hüküm

altına alınan alacakların ödenmesine yönelik mahkeme kararının icra edilebilir

olduğunda şüphe bulunmamaktadır.

59.

AİHM, demokratik bir toplumda

hukukun üstünlüğü ilkesine atıfla, alacak hakkı bulunduğunu gösteren yargı

kararlarının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini

kabul etmektedir (bkz. Süzer ve Eksen

Holding A.Ş./Türkiye, B. No:6334/05, 23/10/2012, § 155).

60.

Anayasa'nın 35. maddesine uygun

olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse veya

malvarlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişinin

hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerinin

ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından el

atılan malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir (bkz. Carbonara ve Ventura/İtalya, B. No: 24638/94, 30/5/2000, §

67).

61.

Başvuru konusu olayda Mahkemece,

Belediye tarafından imar uygulaması sonucu el konulan taşınmaz bedelinin

Belediyeden tahsiline karar verilmiş olup, hüküm altına alınan taşınmaz bedeli,

başvurucunun alacak hakkı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla mahkeme kararına

dayalı bu alacak "mülkiyet"

hakkı kapsamında değerlendirilir.

62.

İmar uygulaması sonucu başvurucuya

ait taşınmaza el koyan idarenin, bu fiili nedeniyle aleyhine açılan dava

sonucunda hükmedilen alacağı veya tazminatı ödememesi, mülkiyetten barışçıl

yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesinin ihlali niteliğindedir.

63.

Sözleşme'nin 6. maddesi ile

Protokol'ün 1. maddesi, devlete, yargı kararlarının uygulanması bakımından

etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir (bkz. Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 30/11/2005, § 84). Bir mahkeme kararını uygulamakla görevli

kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararın uygulanması

için gerekli özeni göstermemekteyse bu durum Anayasa'nın 35. ve 36.

maddelerinin ihlali anlamına gelir (B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 66).

64.

Sonuç olarak başvurucuların,

Mahkeme kararına dayalı ve mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilen alacaklarının

tahsili amacıyla idare aleyhine yaptıkları icra takibinin uzun sürmesi ve

alacağa ulaşmada bir belirsizlik bulunmasının, Mahkemece verilen kararı,

sonuçları bakımından etkisiz bıraktığı ve mülkiyet haklarının ihlali iddiası

kapsamında incelenebileceği kabul edilmiştir.

65.

Bu açıklamalar ışığında başvuru

konusu olay incelendiğinde, başvurucunun, Belediye aleyhine Kartal 4. Asliye

Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonunda, taşınmaz bedelinin Belediyeden

tahsiline karar verildiğini, Mahkeme kararının icrası amacıyla Kartal 2. İcra

Müdürlüğü nezdinde başlattığı ilâma dayalı icra takibine rağmen hükmedilen

alacaklarının zamanında ödenmediğini, Belediyenin mal, hak ve alacakları

üzerine konulan hacizlerin kaldırıldığını, davalının, alacağın bir kısmından

feragat edilmesi karşılığında ödeme yaptığını, Belediyeye ait malların

haczedilememesi nedeniyle alacağının tamamını alamadığını, icra takibinin

sonuçsuz kaldığını, Mahkeme kararına rağmen alacaklarının tam olarak

ödenmediğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.

66.

AİHM’e göre, gelecekte elde edilebilecek

bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir iddia

bulunulmadığı sürece mülk olarak değerlendirilemez (bkz. Kopecky/Slovakya, B.

No: 44912/98, 28/9/2004, § 35). Ayrıca gelecekte muhtemel bir gelir kaybının

yaşanacak olması ve iş hayatındaki aktiflerin değerini yitirecek olması

mülkiyet hakkı kapsamında incelenemez (bkz. Levanen/Finlandiya, B. No: 34600/03, 11/4/2006).

Dolayısıyla başvurucunun, fazlaya ilişkin alacaklarından feragat ettiğini

belirten yazıyı Belediyeye vermemesi halinde daha yüksek miktarda tahsilât

yapabilecek olması ihtimali mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilemez.

67. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

68.

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

69.

Başvuru konusu olayda, başvurucu

tarafından Kartal 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonunda Mahkemece,

3/3/2011 tarihinde, 152.072,06 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle

Belediyeden tahsiline karar verilmiş, temyiz üzerine 15/12/2011 tarihinde Yargıtay

5. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır.

70.

Başvurucu, anılan ilâma dayalı

olarak Belediye aleyhine 21/4/2011 tarihinde Kartal 2. İcra Müdürlüğünün

E.2011/3507 sayılı dosyasında başlattığı icra takibinde, asıl alacak, faiz ve

yargılama giderleriyle birlikte toplam 188.371,35 TL'nin takip tarihinden

itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

71.

Başvurucunun talebi üzerine davalı

Belediyeye ait taşımazlara haciz konulmuş, Belediye,

28/2/2012 tarihinde, başvurucu aleyhine Kartal 1. İcra Hukuk Mahkemesinde

açtığı şikâyet davasında, taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kanuna aykırı

olduğunu ileri sürerek, hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

72.

Mahkemece, 15/11/2012 tarihli

kararla; davanın açılmasından sonra taşınmazlar üzerine konulan haciz

şerhlerinin kaldırıldığı ve davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar

verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmeksizin

kesinleşmiştir.

73.

Başvurucunun talebi üzerine

davalıya ait tüm hak ve alacaklara haciz konulmuş, Belediye, 24/6/2013

tarihinde, başvurucu aleyhine İstanbul Anadolu 13. İcra Hukuk Mahkemesinde

açtığı şikâyet davasında, hak ve alacakları üzerine konulan hacizlerin

kaldırılması talebinin İcra Müdürlüğünce reddedildiğini, hacizlerin kanuna

aykırı olduğunu ileri sürerek, hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

74.

Mahkemece, 7/11/2013 tarihli

kararla; başvurucu vekili tarafından icra dosyasında konulan bütün hacizlerin

kaldırılmasının talep edildiği, bunun üzerine dosyadaki hacizlerin İcra Müdürlüğünce

5/8/2013 tarihinde kaldırıldığı, davacı Belediye vekilinin hacizlerin

kaldırılması nedeniyle davadan feragat ettiğini bildirdiği, bu şekilde davanın

konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve

hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

75.

Başvurucu vekili, 22/7/2013

tarihinde Belediyeye verdiği dilekçesinde, İstanbul Anadolu 22. İcra

Müdürlüğünün E.2011/3507 sayılı dosyasında toplam 245.975,00 TL alacaklarının

olduğunu, bu alacaklarına karşılık 185.000,00 TL ödenmesini kabul ettiklerini,

ödeme yapılması karşılığında icra dosyaları ve fazlaya ilişkin haklarla ilgili

tüm alacaklardan feragat ettiklerini, Belediyeyi ibra ettiklerini bildirmiştir.

76.

Başvurucunun alacağına karşılık

11/9/2013 tarihinde, başvurucu ve vekilinin banka hesaplarına toplam 185.000,00

TL’nin ödendiği anlaşılmıştır.

77.

Başvurucu vekili, 185.000,00 TL’nin

13/9/2013 tarihinde, başvurucunun bankadaki hesabına ödendiğini bildirmiştir.

78.

Başvuru konusu olayda, başvurucu tarafından

21/4/2011 tarihinde Kartal 2. İcra Müdürlüğünde Belediye aleyhine ilâma dayalı

icra takibine başlanıldığı ve borçlu Belediyenin malvarlıkları üzerine haciz

konulduğu anlaşılmışsa da, başvurucu tarafından tüm hacizlerin kaldırılmasının

talep edilmesi üzerine Belediyeye ait malvarlıklarına konulan hacizlerin

kaldırıldığı ve Belediyenin açtığı şikâyet dava dosyalarında, davalar konusuz

kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, hükümlerin temyiz

edilmeksizin kesinleştiği belirlenmiştir. Başvurucu ile borçlu Belediye

arasında anlaşma sağlandığı ve başvurucunun, 22/7/2013 tarihli dilekçesi ile

alacaklarına karşılık 185.000,00 TL ödenmesini kabul ettiği, ödeme yapılması

karşılığında icra dosyaları ve fazlaya ilişkin haklarla ilgili tüm alacaklardan

feragat ettiği, Belediyeyi ibra ettiği, bu dilekçenin Belediyeye verilmesinden

sonra Belediye tarafından başvurucuya ödeme yapıldığı anlaşılmıştır.

79.

Kesinleşmiş mahkeme kararının ilâma

dayalı icra takibine rağmen yerine getirilmemesi, başvurucunun adil yargılanma

ve mülkiyet haklarının ihlali olarak değerlendirilebilirse de başvurucunun,

borçlu Belediyeye ait malvarlığı üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını talep

ettiği, aleyhine verilen İcra Hukuk Mahkemesi kararlarını temyiz etmediği,

ayrıca 22/7/2013 tarihli dilekçesi ile 185.000,00 TL’nin ödenmesini kabul

ettiğini, icra dosyası kapsamındaki alacaklar ile fazlaya ilişkin tüm haklardan

feragat ettiğini ve Belediyeyi ibra ettiğini bildirdiği anlaşılmıştır.

Başvurucunun, Belediyeye verdiği dilekçenin geçersizliğini ileri sürmediği

gibi, iradesini sakatlayan herhangi bir iddiada da bulunmadığı ve 11/9/2009

tarihinde, itirazda bulunmaksızın alacaklarını tahsil ettiği belirlenmiştir.

80.

Öte yandan, Mahkeme kararına dayalı

olarak yapılan icra takipleri üzerine Belediyenin malvarlığı üzerine haciz

konulamayacağına dair hükümler bulunmaktaysa da, somut olayda Belediye aleyhine

yapılan icra takibinin kesinleşmesinden sonra başvurucunun talebi üzerine

Belediyenin malvarlıkları üzerine haciz konulduğu, Belediye tarafından İcra

Hukuk Mahkemelerinde açılan şikâyet davalarında yargılama devam ettiği sırada,

başvurucunun icra dosyasındaki hacizlerin kaldırılmasını talep etmesi üzerine

İcra Müdürlüğünce hacizlerin kaldırıldığı, başvurucunun, kendi iradesiyle

Belediyeye verdiği dilekçe ile Belediyeyi ibra ettiği hususları göz önünde

bulundurulduğunda, başvurucunun, Belediye ile anlaşma yapma konusunda

zorunluluk durumundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.

81. Açıklanan nedenlerle, Mahkeme

kararının icra edilmediği iddiasına dayalı olarak, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarına yönelik bir ihlal

olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına,

25/3/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Halil CANPOLAT

Vekili

:

Av. Serap AKKILIÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7662, 25 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/7662
  • Tarih: 25 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Yasin Yıldırım ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5511)
  • Emine Velioğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/993)
  • Hediye Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/2100)
  • Osman Asilsoy Başvurusu (B. No: 2014/99)
  • Mehmet Şener Eruygur Başvurusu (B. No: 2013/6901)
  • Engin Ekinci Başvurusu (B. No: 2014/3060)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.