İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halime Akdaş ve Bedrettin Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/549)

1. Başvuru; patlayan bir roket mermisi sonucu bir çocuğun

Başvuru No2014/549Tarih5 Nisan 2018Okuma23 dk · 4.529 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Halime Akdaş Ve Bedrettin Yavuz Başvurusu

Karar tarihi
5 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/549
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.529 kelime·23 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; patlayan bir roket mermisi sonucu bir çocuğun

ölmesi, birden fazla kişinin yaralanması ve bu olayla ilgili etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 8/1/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca 18/2/2014 tarihinde 2014/550 numaralı bireysel

başvurunun, 28/2/2014 tarihinde ise bu bireysel başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bu bireysel başvuru dosyasıyla 2014/550 numaralı bireysel

başvuru dosyası arasında konu yönünden hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle

16/10/2015 tarihinde başvuruların birleştirilmesine ve incelemenin 204/549

sayılı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu Bedrettin Yavuz, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmuş; diğer başvurucu ise beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve aslı

incelenen Sason Asliye Ceza Mahkemesinin (Ceza Mahkemesi) E.2010/4 sayılı

dosyası çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Batman'ın Kozluk ilçesi Çevrecik

köyünde mukim E.B. isimli kişinin evinin önünde 28/8/1998 günü saat 21.35'te

büyük bir patlama olmuş ve bu olay nedeniyle aralarında başvurucuların ve

başvurucu Bedrettin Yavuz'un iki yaşındaki oğlu H.Y.nin

de bulunduğu yedi kişi yaralanmıştır.

10. H.Y. hastaneye ulaştırıldıktan beş on dakika sonra vefat

etmiştir.

11. Batman nöbetçi Cumhuriyet savcısı nezaretinde derhâl ölü

muayene işlemi yapılmıştır. İşlemde hazır bulunan Doktor A.Y., ölüm sebebinin

muhtemelen künt bir cisim veya demir parçasının harabiyeti sonucu oluşan beyin dokusu kaybı ve beyin içi

kanama olduğu sonucuna varmış; ölüm saatinin 22.15-22.30 olduğunu belirtmiştir.

Ölüm sebebi ve zamanının tespit edildiği gerekçesiyle klasik otopsi işlemi

yapılmamıştır.

12. Olay nedeniyle başvurucu Halime Akdaş'ın

sol omzunda 10-15 cm'lik kesi meydana gelmiştir.

Kesin adli rapora göre başvurucu Halime Akdaş, kırk

beş gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralanmıştır ve yaranın iyileşme süresi

üç aydır.

13. Başvurucu Bedrettin Yavuz'un sağ kulak arkasında olay

nedeniyle 1,5-2 cm'lik kesici-delici alet yarası

oluşmuştur. Kesin adli rapora göre başvurucu Bedrettin Yavuz, yedi gün iş ve

gücünden kalacak şekilde yaralanmıştır.

14. Olay nedeniyle Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığınca resen

soruşturma başlatılmıştır.

15. Olay yeri, Kozluk İlçe Jandarma Komutanlığı görevlilerince

incelenmiş ve patlayan nesneye ait olduğu değerlendirilen yedi parça tespit

edilmiştir.

16. İlçe Jandarma Komutanlığı görevlilerince ifadelerine

başvurulan Y.Y., E.G., H.A., Ö.B., K.D., M.Y., İ.Ş. ve R.Y. patlamadan on

dakika önce yakındaki Ziyaret köyünün tepelerinden köylerine doğru dört beş el

izli mermi ateşlendiğini ifade etmekle birlikte ateş eden ve patlamaya neden

olan kişi/kişilerin tespitine yönelik herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

17. Kozluk Cumhuriyet savcısınca 29/9/1998 tarihinde ifadesi

alınan başvurucu Halime Akdaş,önce

Acarlar köyü tarafından dört beş el izli mermi,daha

sonra Acar Jandarma Karakolu yönünden patlama sesi geldiğini; kendisinin

patlama nedeniyle yaralandığını, şikâyetçi olmadığını beyan etmiştir.

18. Kozluk Cumhuriyet savcısınca ifadesi alınan başvurucu

Bedrettin Yavuz 29/9/1998 tarihli ifadesinde; önce Acar köyü mevkiinden izli

mermi geldiğini, daha sonraaynı yerden bilmediği bir

şey atıldığını ifade etmiş ve atılan şey nedeniyle büyük bir patlama olduğunu

söylemiştir.

19. Patlayan nesne; Cumhuriyet savcısınca mağdur sıfatıyla

dinlenen başvuruculardışındaki dört kişiden üçü

tarafından bomba, biri tarafından havan topu olarak nitelendirilmiştir. Yine bu

kişilerden bir kısmı, patlayan nesnenin Acar JandarmaKarakolu

yönünden geldiğini ifade ederken diğer bir kısmı, Acar Jandarma Karakolundan

atıldığını öğrendiğini söylemiştir.

20. İki bomba imha uzmanınca hazırlanan 9/12/1998 tarihli

raporda, olay yerinden elde edilen yedi parçanın RPG-7 model rokete mermisine

ait olduğu ve roketin menşeinin belli olmadığı belirtilmiştir.

21. Cumhuriyet savcısınca Acar Jandarma Komutanlığında görevli

on yedi kişininsanık sıfatıyla ifadesi alınmıştır.

Bir kısmı rütbeli olan bu kişiler suçlamaları kabul etmemiş ve görev yaptıkları

birlikten herhangi bir atış yapılmadığını söylemiştir.

22. İfadesi alınan kolluk görevlilerden M.B. Kozluk yönünden bir

tepeye doğru izli mermi kullanılarak atış yapıldığını gördüğünü ifade etmiştir.

Kolluk görevlileri E.Y.A., M.S.,G.Ö., S.Ş., Y.İ., T.K.

ve C.Ç; teröristler ile korucular arasında çatışma olduğunu duyduklarını söylemiştir.

Kolluk görevlisi M.A.Ç ise birkaç silah sesi duyduğunu beyan etmiştir.

23. Karakol Komutanı M.A. köye 4 km mesafede Sason'da konuşlu

askerî birliklerle teröristler arasında bir çatışma olduğunu, bulundukları

kışlada Acar Jandarma Komutanlığı dışında komando bölüğü ve topçu bataryasının

da bulunduğunu, Acar Jandarma Komutanlığında iki tank ile bir havan silahı

olduğunu, bu tank ve havan silahıyla atış yapılmadığını, bunlarla isabetli atış

yapılmasının da mümkün olmadığını ifade etmiştir.

24. Sason İlçe Jandarma Komutanlığı 27/9/1999 tarihli yazıyla

Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) RPG-7 model roketatarın kullanıldığı bilgisini

vermiştir.

25. Kozluk ve Sason Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verilen

karşılıklı yetkisizlik kararları sonrasında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı

28/12/1999 tarihinde, olay tarihinde köy korucuları ile teröristler arasında

çatışma çıktığı ve teröristlerin attığı bir roketin Çevrecik

köyüne isabet ettiği gerekçesiyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)

Cumhuriyet Başsavcılığına fezleke düzenlemiştir. Fezlekede suç vasfı, kasten

veya tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme ve yaralamaya sebebiyet vermek

olarak belirtilmiştir.

26. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, suç vasfı itibarıyla

görevli olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma

evraklarını Sason Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

27. Sason Cumhuriyet Başsavcılığı 6/3/2000 tarihli iddianameyle,

olay tarihinde Acar Jandarma Karakolunda görevli olup ifadeleri alınan on yedi

kişi hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme ve yaralamaya sebebiyet

vermek suçunu işledikleri

iddiasıyla Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açmıştır.

28. Diyarbakır Askerî Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle

Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararı Batman Cumhuriyet savcısınca

temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesi, davaya

bakma görevinin Mahkemeye ait olduğu ve 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23

Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava

ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca davanın ertelenmesine yer olup

olmadığının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçeleriyle 20/9/2001

tarihinde görevsizlik kararını bozmuştur.

29. Ceza Mahkemesi9/11/2001 tarihinde, sanıklara isnat edilen

suçun 4616 sayılı Kanun kapsamında kaldığı gerekçesiyle kamu davasının kesin

hükme bağlanmasının ertelenmesine karar vermiştir. Bu kararın başvurucuya

tebliğ edildiğine dair herhangi bir belge dava dosyasında bulunmamaktadır.

30. Sanıklardan F.D. kamu davasının kesin hükme bağlanmasının

ertelenmesine dair karardan sonra tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme

neden olmak suçunu işlemişve Ceza Mahkemesince F.D.

hakkında verilen erteli para cezasına mahkûmiyet

kararı 1/12/2003 tarihinde kesinleşmiştir (Ceza Mahkemesinin dosyasında

kesinleşme şerhi bulunmasa da kararda kesinleşme şerhinin 1/12/2003 olduğu ve

harç tahsil müzekkeresinin sayısı yazmaktadır.). Bu nedenle dava dosyası Ceza

Mahkemesince tüm sanıklar yönünden yeniden ele alınmıştır. Dosyanın hangi

tarihte ele alındığı tam anlaşılamasa da -F.D.

hakkındaki mahkûmiyet kararının hangi tarihte dosyaya girdiğine dair herhangi

bir belge Ceza Mahkemesi dosyasında bulunmamaktadır- 5/3/2007 tarihinde Sason

Cumhuriyet Başsavcılığından mütalaa talep edildiği tespit edilmiş ve bu açıdan

dosyanın en geç 5/3/2007 tarihinde ele alındığı sonucuna varılmıştır.

31. Ceza Mahkemesi, iki yıla yakın bir süre sanıkların açık

kimlik bilgileri ile adli sicil kayıtlarının temini için yazışmalar yapmıştır.

32. Ceza Mahkemesi, Batman Ağır Ceza Mahkemesinin görevli olduğu

gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; Batman Ağır Ceza Mahkemesi ise Ceza

Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Yargıtay

5. Ceza Dairesi 21/12/2009 tarihinde Ceza Mahkemesini yargı yeri olarak

belirlemiştir.

33. Ceza Mahkemesi, F.D., S.Ş. ve Y.İ. dışındaki sanıkların

sorgularını istinabe suretiyle yapmış ve söz konusu işlemleri bir yılı aşkın

bir sürede tamamlamıştır.

34. Ceza Mahkemesindeki yargılamada başvurucu Halime Akdaş, Acar Jandarma Komutanlığından önce dokuz izli mermi,

daha sonra da havan topu atıldığını beyan ederek şikâyetçi olduğunu ifade

etmiştir. Başvurucu Bedrettin Yavuz da sanıklardan şikâyetçi olduğunu

bildirmiştir.

35. Ceza Mahkemesi 18/1/2012 tarihinde, kamu davasının kesin

hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl

içinde aynı neviden veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren

bir suç işlemedikleri gerekçesiyle F.D. dışındaki sanıklar hakkındaki davaların

ortadan kaldırılmasına karar vermiştir. Ceza Mahkemesi aynı kararla, isnat

edilen suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle F.D.ninberaatine karar vermiştir.

36. Başvurucular, yalnızca ortadan kaldırma kararından

bahsederek sanıkların adil şekilde yargılanmadıkları ve verilen cezanın

-ortadan kaldırma kararı verildiğinden herhangi bir ceza söz konusu değildir-

hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle hükmü temyiz etmişlerdir.

37. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, beraat eden sanık yönünden hükmün

temyiz edilmediği tespitini yaparak temyiz incelemesini yalnızca ortadan

kaldırma kararlarıyla sınırlı olarak yapmış ve dava zamanaşımı süresinin

dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. 11/9/2013

tarihli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma

ihtimali bulunmayan eylem 765 sayılı TCK’nın 455/2-son maddesinde yaptırıma

bağlanmış olup,anılan suç aynı Kanunun 102/3. maddesi

uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabidir.Zamanaşımını

kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 104/2.

maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan

28.08.1998 tarihinden itibaren 765 sayılı TCK’nın 102/3 ve 104/2. maddelerinde

öngörülen 15 yıllık zamanaşımısüresinin 28.08.2013

tarihinde dolmuş olduğu, 4616 sayılı kanun hükümleri uyarınca verilen kamu

davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi kararının zamanaşımını durduran

bir etkisinin de bulunmadığı anlaşılmakla; hükmün gerçekleşen zamanaşımı

nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412

sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin

verdiği yetkiye dayanılarak, 765 sayılı TCK’nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının

DÜŞMESİNE... karar verildi."

38. Nihai karar, başvurucular tarafından 10/12/2013 tarihinde

öğrenilmiş olup yasal süresi içinde 8/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

39. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında

hukuku amme davası:

...

3 -

Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis

yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim

cürümlerde on sene ... geçmesile ortadan kalkar.

..."

40. 765 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesi şöyledir:

"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkümiyet

hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar

müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun

hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi

tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe

başlar.

Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid

ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.

Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin

yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla

uzatamaz."

41. 765 sayılı mülga Kanun'un 455. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik

veya nizamat, ve evamir ve talimata

riayetsizlik ile bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş

seneye kadar hapse ve 250 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezasına mahkum

olur.

Eğer fiil birkaç kişinin ölümünü mucip olmuş veya bir kişinin ölümü ile

beraber bir veya birkaç kişinin de mecruhiyetine

sebebiyet vermiş ve bu yaralanma 456 ncı

maddenin 2 nci fıkrasında beyan olunan derecede

bulunmuş ise dört seneden on seneye kadar hapis ve 1.000 liradan aşağı olmamak

üzere ağır para cezası ile mahkum olur.

..."

42. 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle;

...

4) (İptal: Anayasa M.nin 18/07/2001 tarihli

ve E. 2001/4, K. 2001/332 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 21/05/2002 -

4758 S.K./1. md.) 23 Nisan 1999 tarihine kadar

işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın

üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı henüz takibata geçilmemiş veya

hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya verilen

hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması

ertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla

ilgili dosya ve deliller, her bir suçun dava zamanaşımı süresinin sonuna kadar

muhafaza edilir.

Erteleme konusu suçun dava zamanaşımı süresi içinde bu suç ile aynı

cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç

işlendiğinde, erteleme konusu suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce

açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm verilir. Bu süre, erteleme konusu

suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren

bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu

davası açılmaz; açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.

..."

43. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Dava zamanaşımı" kenar başlıklı 66.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

...

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren

suçlarda onbeş yıl,

...

Geçmesiyle düşer..."

44. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.

maddesinin (2), (3) ve (4)numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması

veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının

verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye

başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde,

zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden

işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak

Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."

45. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle

öldürme" kenar başlıklı 85. maddesi şöyledir:

"1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla

kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden

olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.""1) Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla

kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden

olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

46. Yaşam hakkının usul boyutuyla ilgili uluslararası hukuk,

Anayasa Mahkemesinin İrfan Durmuş ve diğerleri

(B. No: 2014/4153, 11/5/2017, §§ 49-54) başvurusu hakkında verdiği kararda yer

almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 5/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu Halime Akdaş -olay ister

güvenlik güçleri ile teröristler arasında meydana gelen çatışmadan ister

güvenlik güçlerinin ihmalinden kaynaklansın- vücut bütünlüğü ve kişi

dokunulmazlığının ihlal edildiğini, soruşturma ve kovuşturmanın toplamda on beş

yıl sürdüğünü, usule ilişkin işlemler nedeniyle on iki yıl kaybedildiğini ve

sürüncemede bırakılan davanın zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle

düşürüldüğünü belirterek yaşam, özel hayata saygı, adil yargılama ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Başvurucu Bedrettin Yavuz olay nedeniyle yaralanmasından,

iki yaşındaki oğlu H.Y.nin ölmesinden, yargılama

süresinden ve verilen düşme kararından bahsederek yaşam, adil yargılanma ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu

Bedrettin Yavuz, yaşadığı yeri istemi dışında terk etmesi nedeniyle özel hayta

saygı hakkının;köydeki

taşınmazlarından yararlanamaması ve olay sırasında ev ve eklentisinin zarar

görmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

50. Bakanlık; kamu davasının kesin hükme bağlanmasının

ertelenmesine dair kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dışında kaldığını, bu nedenle ancak ortadan kaldırma kararlarının hak ihlali

oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ve sanık F.D. hakkında

verilen beraat kararının temyiz edilmemiş olduğunun dikkate alınması

gerektiğini iddia etmiştir.

51. Öte yandan Bakanlık; makul sürede yargılama yapılmadığına

yönelik şikâyette dikkate alınması gereken son kararın kamu davasının kesin

hükme bağlanmasının ertelenmesine dair karar olduğunu, erteleme süresi içinde

ertelemeye konu suç ile aynı tür suç işlendiğinin anlaşılması üzerine yapılan

yargılamadaki sürenin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ve bu sürenin yaklaşık

4 yıl 7 ay olduğunu, ihlal tespitine karar verilmesi hâlinde hakkaniyete uygun

bir tazminata karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir.

52. Başvurucu Bedrettin Yavuz Bakanlık görüşüne verdiği cevapta,

aleyhe olan hususları kabul etmediğini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Uygulanabilirlik Yönünden

53. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir."

54. Anayasa'nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi

korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin

temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

55. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa H.Y., başvurucu

Bedrettin Yavuz'un çocuğudur. Dolayısıyla H.Y.nin

ölümü hakkında başvurucu Bedrettin Yavuz tarafından yapılan başvuruda başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

56. Bununla birlikte başvurucular kendileri yönünden de yaşam

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Her iki başvurucunun hayatta

olması nedeniyle yaşam hakkının başvurucuların yaralanmaları hakkındaki

uygulanabilirliği hususunda da bir değerlendirme yapılması gerekir.

57. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşama hakkı

çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet

Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).

58. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura

karşı gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın

koşulları dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu

değerlendirme yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup

olmadığı ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki

sonuçları önem taşımaktadır (Siyahmet Şiran ve

Mustafa Çelik, B. No: 2014/7227, 12/1/2007,§

69;Yasin Ağca, B. No: 2014/13163,

11/5/2017,§§ 109, 110).

59. Başvuruya konu olayda başvurucular, öldürücü olduğunda şüphe

bulunmayan roketatar mermisi nedeniyle yaralanmışlardır. Bu durum, olaydaki

diğer faktörlerle birlikte gözönünde

bulundurulduğunda başvurucuların yaralanmalarının da yaşam hakkı çerçevesinde

incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

2. İncelemenin Kapsamı Yönünden

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Şikâyetlerin dile getiriliş biçimini dikkate

alan Anayasa Mahkemesi, başvurucularca dile getirilen bütün iddiaların özünün

yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik olduğunu değerlendirmiş ve bu nedenle

incelemeyi sadece anılan hak kapsamında yapmıştır.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Zaman Bakımından Yetki

61. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı

23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 17).

62. Bu çerçevede somut olaya bakıldığında kamu davasının kesin

hükme bağlanmasının ertelenmesine dair karar Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcını oluşturan 23/9/2012tarihinden önce verilse

de sanıklardan birinin erteleme süresi içinde aynı tür bir suç işlediği

gerekçesiyle kamu davası Mahkemece yeniden ele alınmış ve karara bağlanmıştır.

F.D. dışındaki sanıklar hakkındaki davaların ortadan kaldırılmasına ve isnat

edilen suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle F.D.nin

beraatine ilişkin 18/1/2012 tarihli karar,

başvurucular tarafından ortadan kaldırma kararı yönünden temyiz edilmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 11/9/2013 tarihinde, dava zamanaşımı süresinin

dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir (bkz. §§ 35-37).

63. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

yönünden başvuruda herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır.

b.Diğer Kabul Edilebilirlik Kriterleri

Bakımından

64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Esas Yönünden

65. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

66. Devletin yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü

kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır.

Pozitif yükümlülükler kapsamında ise devletin yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin hatta kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

67. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

korumaya ilişkin maddi boyutu yanında etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin

bir de usul boyutu bulunmaktadır.

68. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında yapılan şikâyetler ele

alınırken anılan maddede güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele

yasağı ihlali ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman Anayasa Mahkemesi, bu

konu hakkında tam bir inceleme yapmalıdır (Hamdiye Aslan, B. No: 2013/2015, 4/11/2015, § 93).

69. Bununla birlikte tam bir inceleme yapılarak iddia edilen

olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü şüpheden uzak, makul

kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve

tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de

oluşabilir (Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk,B.

No: 2013/7832, 21/4/2016, § 107).

70. Somut olayda başvuru formları ve eklerinde sunulan belgeler

ile başvuruya konu ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgeler, Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edilip edilmediği konusunda bir değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak

nitelikte -makul şüphenin ötesinde- kanıt unsuru içermemektedir. Olayın

gerçekleştiği koşullar, başka bir ifadeyle H.Y.nin

ölmesine ve başvurucuların yaralanmasına neden olan roketatar mermisinin

teröristlerce veya güvenlik güçlerince mi atıldığı yoksa güvenlik güçleriyle

teröristler arasında yaşanan çatışma sırasındaki dikkatsizlik sonucu mu

başvurucuların köyüne isabet ettiği bir değerlendirme yapılmasına imkân

sağlayacak nitelikte belirlenebilmiş değildir.

71. Bu şartlar altında başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin

sadece etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu ile sınırlı olarak

yapılması gerekli ve yeterli görülmüştür.

a. Genel İlkeler

72. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

usul boyutu,doğal olmayan

her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir.

Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

73. Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ya da

gerçekleştirildiği iddia edilen ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili

olabilmesi için soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik ve kurumsal

bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda soruşturmanın da fiilen bağımsız

olarak yürütülmesi gerekir (Cemil Danışman,§

96).

74. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin

belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne

aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57).

75. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardan

biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

76. Yaşam hakkına ilişkin ceza soruşturmasının etkililiği için

soruşturmanın makul bir sürat ve özenle yürütülmesi de gerekir. Bazı durumlarda

soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir

durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi,

hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

77. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkeler bölümünde

ifade edilen "soruşturma makamlarının ivedilikle harekete geçmesi,

soruşturma makamlarının bağımsızlığı, başvurucuların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması,

soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin belirlenmesi

imkânını zayıflatan bir eksiklik bulunmaması (etkililik) ve soruşturma

sürecinin kamu denetimine açık olması" konularında başvurucular tarafından

herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu konularda bir eksikliğin de

bulunmadığı görülmektedir.

78. Gerçekten de başvuruya konu olayla ilgili olarak Kozluk

Cumhuriyet Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma

kapsamında olay yeri incelenmiş,patlayan

nesneye aitparçaların muhafaza altına alınmış, alınan

bilirkişi raporuyla patlayan nesnenin roketatar mermisi olduğunun tespit

edilmiş, başvurucuların adli raporları aldırılmış ve müteveffa H.Y.nin ölüm sebebi ve zamanı belirlenmiştir. Ayrıca olayı

gerçekleştirdiği değerlendirilen failler haklarında kamu davası açılmış ve

başvurucular etkili biçimde soruşturma sürecine katılma imkânı elde etmiştir.

79. Bununla birlikte başvuruya konu soruşturmanın etkili biçimde

yürütülüpyürütülmediğinin tespiti için soruşturmanın

makul bir sürat ve özenle yürütülme kriterini karşılayıp karşılamadığının da

incelenmesi gerekir.

80. 9/11/2001 tarihinde hakkındaki kamu davasının kesin hükme

bağlanması ertelenen sanık F.D., erteleme süresi içinde ertelemeye konu suçla

aynı nevidentedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme

neden olmak suçunu işlediği gerekçesiyle Ceza Mahkemesince erteli

para cezasına mahkûm edilmiş ve bu karar 1/12/2003 tarihinde kesinleşmiştir

(bkz. § 30).

81. F.D. hakkındaki mahkûmiyet kararı 1/12/2003 tarihinde

kesinleşmesine ve davanın ilerlemesine engel bir durum bulunmamasına rağmen

2007 yılına kadar Ceza Mahkemesince herhangi bir işlem yapılmamıştır.

Sonrasında ise sanıkların açık kimlik bilgileri ileadli

sicil kayıtlarının temini gibi basit ve sıradanyazışmalar

için iki yıla yakın bir süre harcanmıştır. F.D. hakkındaki mahkûmiyet kararının

kesinleştiği tarih ile Yargıtay 12. Ceza Dairesince verilen düşme kararı

arasında yaklaşık 9 yıl 9 ay 10 gün vardır.

82. Sonuç olarak soruşturma makamlarının yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde sahip olduğu önemli role yakışmayacak biçimde, yaşanan elim olaya

gerekli hassasiyet gösterilmemiş ve -gerçek farklı olsa bile- olay karşısında

kayıtsız kalındığı görüntüsü verilmiştir.

83. Tüm açıklamalar ışığında başvuruya konu soruşturmanın makul

bir sürat ve özenle yürütülmediği sonucuna varılmıştır.

84. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

85. 30/3/2011 tarihli ve 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

86. Başvurucu Halime Akdaş yeniden

yargılama yapılmasını istemiş; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yanında

30.000 TL manevi, maddi zarar ve mal varlığına ulaşamaması nedeniyle 5.000 TL

maddi tazminat talebinde bulunmuş ancak mal varlığına neden ulaşamadığına dair

herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

87. Başvurucu Bedrettin Yavuz ise yeniden yargılama yapılmasını

istemiş, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yanında 50.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

88. Başvuruda, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Bu durumda kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.Bununla

birlikte, Anayasa'nın "Suç ve cezalara

ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin birinci ve

ikinci fıkraları şöyledir:

"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı

bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç

için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da

yukarıdaki fıkra uygulanır."

89. Bahse konu düzenlemeye göre, bir suç için kanunda öngörülen

dava (suç) zamanaşımı süresinin sonradan yürürlüğe giren bir kanunla

değiştirilmesi hâlinde, işlendiği iddia edilen suç yönünden uygulanacak

zamanaşımı süresi, kısa olan zamanaşımı süresidir. Bu bakımdan,1/6/2005

tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'da taksirle öldürme suçu için öngörülen dava zamanaşımı

süresi daha uzun olsa da somut olaya uygulanması gereken dava zamanaşımı süresi

765 sayılı mülga Kanun'da öngörülendir ve bu süre deuzun

zaman önce dolmuştur. Dolayısıyla zamanaşımına uğradığı anlaşılan başvuruya konuolay hakkında yeniden yargılama yapılması için kararın

bir örneğinin Ceza Mahkemesine gönderilmesi imkânı bulunmamaktadır.

90. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu Halime Akdaş'ın

bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

91. Yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki

manevi zararları karşılığında somut olayın özellikleri dikkate alınarak

başvurucu Halime Akdaş'a 27.000 TL, başvurucu

Bedrettin Yavuz'a 35.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

92. Dosyadaki belgelerden vekâlet ücreti dışındaki tek yargılama giderinin

başvurucu harcı olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle her bir başvurucu için ayrı

ayrı yatırılan206,10 TL tutarındaki harcın ayrı ayrı, 1.980 TL vekâlet

ücretinin ise müştereken başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Halime Akdaş'a 27.000 TL,

başvurucu Bedrettin Yavuz'a 35.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harcın başvuruculara AYRI AYRI, 1.980 TL vekâlet

ücretinin ise başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Sason Asliye Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. Sason Asliye Ceza Mahkemesinin E.2010/4 sayılı dosyasının

İADESİNE 5/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Halime

AKDAŞ

2. Bedrettin

YAVUZ

Vekili : Av. Mehmet Cemal İLGE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/549, 5 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  13. B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Maliye
  15. H. Sason Asliye Ceza Mahkemesinin E.2010/4 sayılı dosyasının
  16. Necipoğlu
  17. Gökcan
  18. Deveci
  19. Akdaş
  20. Yavuz
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/549
Tarih
5 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz Başvurusu (B. No: 2014/15571)
  • Yıldız Bayraktar Başvurusu (B. No: 2016/65273)
  • Abdulcebbar Borak Başvurusu (B. No: 2014/2423)
  • Halit Erdoğan Başvurusu (B. No: 2014/19037)
  • Selim Türk Başvurusu (B. No: 2014/9017)
  • Mehmet Bayrakcı Başvurusu (B. No: 2014/8715)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.