İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hanife Karakurt Başvurusu (B. No: 2015/445)

1. Başvuru, zilyet olunan taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına

Başvuru No2015/445Tarih22 Şubat 2018Okuma16 dk · 3.264 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hanife Karakurt Başvurusu

Karar tarihi
22 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2015/445
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.264 kelime·16 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zilyet olunan taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına

tesciline karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın makul

sürede sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığı'na (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucunun Dayandığı

Tapu Kaydı

8. İstanbul'un Eyüp ilçesi Kısırmandıra

(sonraki adıyla Işıklar) köyünde bulunan Eylül 1314 tarihli ve 10. ciltte yer

alan 161 sıra numaralı tapu kaydı, 10 dönüm miktarlı olarak çalılık niteliğinde

A. oğlu M. adına kayıtlıdır. 1967 yılında bu köyde yapılan kadastro çalışmaları

sırasında söz konusu tapu kaydı 174, 175, 176, 177, 178 ve 181 parsel

numaraları ile sınırlandırılan taşınmazlara uygulanarak revizyon görmüştür.

B. Kadastro Çalışmaları

Süreci

9. Işıklar köyünde 1998 yılında yapılan kadastro çalışmaları

sırasında Çalıtorluğu mevkiinde bulunan 518 parsel

sayılı taşınmaz 1.575 metrekare ve 521 parsel sayılı taşınmaz ise 2.426

metrekare yüz ölçümlü olarak sınırlandırılarak başvurucu adına tespit

edilmiştir. Kadastro tutanaklarında, her iki taşınmazın da C.A.nın yirmi yılı aşkın bir süreden beri çekişmesiz,

aralıksız ve malik sıfatıyla zilyetliğinde iken 1993 yılında haricen

100.000.000 TL (eski TL) bedelle başvurucuya satıldığı belirtilmiştir.

Tutanaklarda ayrıca satış tarihinden bu yana başvurucunun malik sıfatıyla

çekişmesiz ve aralıksız olarak bu zilyetliğini devam ettirdiği açıklanmıştır.

10. 1940 yılında yapılan ilk orman tahdidinde bu taşınmazlar

orman dışında bırakılmıştır. Işıklar köyünde 1967 yılında yapılan ilk tesis

kadastro çalışmaları sırasında ise anılan taşınmazlar, devlet ormanı içinde

kaldığı gerekçesiyle tapulama harici bırakılmıştır. 1991 yılında yapılan Hazine

adına orman sınırları dışına çıkarma (2/B) işlemleri sırasında ise orman sahası

dışında gösterilen bu taşınmazlar ile ilgili olarak bir 2/B uygulaması

yapılmamıştır.

C. Kadastro Tespitine

İtiraz Davası Süreci

11. Maliye Hazinesi tarafından anılan taşınmazların orman olduğu

gerekçesiyle 9/6/1999 tarihinde başvurucu aleyhine Eyüp 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.

12. Mahkeme 22/2/2001 tarihinde dava konusu taşınmazların

başında keşif icra etmiştir. Keşif sırasında dinlenen mahallî bilirkişiler ve

davacı tanıkları, bu taşınmazların 50-60 yıldan beri başvurucunun ve

zilyetliğini eklediği önceki maliklerin tasarrufunda olduğunu beyan

etmişlerdir. Orman ve kadastro uzmanı teknik bilirkişiler ise raporlarında; bu

taşınmazların 1991 yılında yapılan çalışmalarda orman sayılmayan alanda

gösterildiğini, 521 parsel sayılı taşınmazda iki adet binanın bulunduğunu,

taşınmazların tarımsal amaçlarla kullanıldığını bildirmişlerdir. Mahkeme, mahallinde

6/6/2002 tarihinde keşif icra etmiştir. İkinci keşif sonucu düzenlenen raporlar

da benzer yöndedir.

13. Mahkeme 5/2/2003 tarihinde yapılan keşif ve bilirkişi rapor

ile beyanlarını hükme esas alarak davanın reddine, dava konusu taşınmazların

tespit gibi tapuya tesciline karar vermiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20.

Hukuk Dairesinin (Daire) 16/12/2003 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma

ilamında; daha önce yapılan bir tapulama çalışmasının olup olmadığına ve 1940

yılında yapılan orman tahdidi ile 1991 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B

çalışmalarına ilişkin belge, tutanak, kroki ve haritaların getirtilerek

mahallinde yeni bir keşif yapılması gerektiği belirtilmiştir.

14. Mahkemece bozma ilamına uyularak mahallinde yeniden keşif

yapılmıştır. Keşif sonucu düzenlenen 24/5/2007 tarihli teknik bilirkişi

raporunda; anılan taşınmazların ilk orman tahdidinde orman sınırı dışında

bırakıldığı, daha sonra yapılan orman kadastro çalışması sonucunda da bu

konumunu sürdürdüğü belirtilmiştir. Bilirkişilere göre ayrıca taşınmazlar

üzerinde orman bitki örtüsü de bulunmamaktadır. Mahkeme, bu bilirkişi raporunu

hükme esas alarak 24/7/2007 tarihinde yine davanın reddine ve dava konusu

taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar vermiştir.

15. Davacı Hazinenin bu karara karşı temyiz istemi, Dairenin

10/6/2009 tarihli kararıyla kabul edilerek yeniden hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Bozma ilamının gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:

i. 1967 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında çekişmeli

taşınmazların bulunduğu yerin orman olduğunun kadastro paftasında gösterilerek

tespit harici bırakıldığı belirtilmiştir.

ii. Daire bununla birlikte 1940 yılında yapılan orman kadastrosu

sırasında davaya konu taşınmazların da içinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı

dışında kaldığını tespit etmiştir.

iii. Daireye göre, arazinin konumu ve davalı taşınmazlar ile

orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı dikkate alınmalıdır.

iv. Daire ayrıca kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma

işlemine, araziye veeylemli duruma uygun düşmeyen

bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceğini açıklamıştır. Ayrıca zaman

içinde taşınmazlar üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman

niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceğini ve toprağı ile birlikte orman olan

taşınmazların zilyetlikle iktisabının ise mümkün olmadığını belirtmiştir.

v. Gerekçede, davalı tarafın taşınmazların öncesinin orman

olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı ifade edilmiştir. Daireye göre

zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi dava konusu taşınmazlar

herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman olması nedeniyle

kanun gereği yeniden orman sınırları içine de alınabilir.

vi. Daire, dava konusu taşınmazların bitişiğinde yer alan bazı

taşınmazların orman olarak Hazine adına tesciline yönelik kesinleşen yargı

kararlarının bulunduğunu ifade etmiştir. Daire, bu gerekçelerle davanın

kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

16. Bozma kararına uyan Mahkeme 18/2/2010 tarihinde davanın

kabulüne ve dava konusu taşınmazların tespitlerinin iptali ile orman vasfıyla

Hazine adına tapuya tesciline karar vermiştir.

17. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Daire 22/9/2011 tarihinde

temyiz edilen hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme

talebi de Dairenin 15/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar, başvurucu vekiline 11/12/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 7/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

20. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13.

maddesi şöyledir:

“ Tapuda kayıtlı taşınmaz mal:

...

B) Kayıt sahibi veya mirasçılarından başkası

zilyet bulunuyorsa;

...

b) Zilyet, taşınmaz malı, kayıt malikinden

veya mirasçılarından veya mümessillerinden tapu dışı bir yolla iktisap

ettiğini, onların beyanı veya herhangi bir belge ile veya bilirkişi veyahut

tanık sözleriyle ispat ettiği ve ayrıca en az on yıl müddetle çekişmesiz,

aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet bulunduğu takdirde zilyet adına,

... tespit olunur.”

21. 3402 sayılı Kanun’un

"Kamu malları" kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu

hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında

bulunan sahipsiz yerlerden:

...

D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine

tabidir.”

22. 3402 sayılı Kanun’un 18. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve

Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen

yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı

olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.”

23. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen

ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.”

24. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir

suretle daraltma yapılamaz.”

2. Yargıtay İçtihadı

25. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/2/2014 tarihli ve

E.2013/9841, K.2014/2384 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...mahkemece öncelikle, Orman Yönetimi davaya

dahil edilmeli, yeniden yapılacak keşifte, dava konusu taşınmaz ve etrafını

gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri

yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal

fotokopi örneği ile varsa davanın açıldığı 1958 yılından öncesine ait en eski

tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları stereoskop aletiyle, üç boyutlu

olarak incelettirilip taşınmazların niteliğinin bu belgelerde ne şekilde

görüldüğü, orman ya da 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde ifade edilen orman

içi açıklık olup olmadığı belirlenmeli, komşu taşınmazlara ait kadastro tesbit tutanakları ve dayanağı kayıtlar getirtilip,

çekişmeli taşınmazlar yönünü ne olarak gösterdikleri araştırılmalı, taşınmazlar

orman sayılan yerlerden değil ise, davacıların dayandığı, miras bırakanları

Emine Çelik’e ait Mart 1289 tarih ve 29 numaralı sicilden gelen Nisan 1958

tarih ve 2 numaralı tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı araştırılmalı,

davalılar miras bırakanı Fatma Serin adına kayıtlı olan ve tapu kaydıyla

birlikte tesbite esas alınan 1937 tarih ve 57

numaralı

vergikaydıiledavalılarıntutundukları1929yılınaaitsatışsenediuygulanmalı, dava

tarihi itibariyle zilyedlik koşullarının hangi taraf

yararına gerçekleştiği araştırılmalı, yine ziraat bilirkişiden taşınmazların, nizanın ortaya çıktığı dava tarihi itibarıyla zilyedlikle kazanmaya elverişli yerlerden olup olmadığı,

jeolog bilirkişiden derelerin aktif etki alanında kalıp kalmadıkları, fen

elemanından kamulaştırma haritası kapsamında olup olmadıkları yönünde ayrıntılı

rapor alınmalı, derenin aktif etkisi sözkonusu ise,

Hazine adına da kişiler adına da tescil edilemeyeceği, tutanak iptal edilerek,

hali hazır niteliğiyle paftasında gösterileceği düşünülmeli, kanal

kamulaştırması kapsamında ise ilgili tüzel kişilik davaya dahil edilmeli, tarım

arazisi niteliğinde ve tapu kapsamında ise 3402 sayılı Kanunun 13/B-b maddesi

gereğince tapulu taşınmazın tapu dışı yolla (haricen) satışının geçerli olduğu

düşünülerek bu madde koşullarının davalılar yararına gerçekleşip

gerçekleşmediği saptanmalı, taşınmazların malik hanelerinin açık olması

nedeniyle 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi gereğince re'sen

de toplanacak deliller çerçevesinde karar verilmelidir....”

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve ulusal hukuktaki

sınıflandırmadan bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,

§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §

63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

27. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde

etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),

B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum

Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

28. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda

ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren

mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği

yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya

[BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No:

42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği

kararlar için Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

29. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti (k.k.) [BD],B.

No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve

uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak

reddedildiği durumlarda “meşru bir beklentinin”

bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).

30. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir

düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına

dayanması gereken meşru beklenti arasındaki farkı vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye

(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

31. Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi bakımından

AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile

yargısal uygulamaları gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibi

alanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönündeki Türk

hukukundaki düzenlemeler nedeniyle başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini

elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkün

bulunmadığı kabul edilmiştir (Sarısoy ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21303/07,

14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye

(k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, B. No:

41192/04, 24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.),

B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyetliğinde

olduğunu ve bu taşınmazın orman arazisinde kalmadığını belirtmiştir.

Başvurucuya göre derece mahkemelerince kendiliğinden idarenin davaya dâhil

edilerek orman ağaçları bulunduğu gerekçesiyle taşınmazın orman vasfıyla Hazine

adına tescil edilmesi hakkaniyete uygun bir karar değildir. Başvurucu, kadastro

sırasında yanlışlıkla üçüncü bir kişi adına tespit edilen ancak kendisine ait

olduğunu iddia ettiği taşınmazın orman vasfında olduğu tespit edilerek elinden

alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

yanında kadastro tespitine itiraz davasının reddedilerek taşınmazın orman

vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temel

iddiası, uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyetlik yoluyla kazandırıcı zamanaşımı

hükümlerine dayanılarak kendisine ait olmasına rağmen orman sahası olarak

tespit ve tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun yargılamanın sonucunun adil olmadığına

ilişkin şikâyetinin de mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

36. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

37. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayalı beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet

hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının

tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile

yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.

Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet

hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse önce böyle bir hakkının var

olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu

bağlamda Anayasa Mahkemesinin daha önce de belirttiği üzere Anayasa'nın 35.

maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi

değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır (Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, § 53).

38. Başvuru konusu olayda, kadastro sonucu başvurucu adına

tespit edilen taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle Hazine tarafından başvurucu

aleyhine kadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Kadastro sırasında bu

taşınmaz herhangi bir tapu kaydına dayalı olmadan zilyetlik yoluyla mülk

edinmeyi sağlayan kazandırıcı zamanaşımı koşullarının gerçekleştiği

belirtilerek başvurucu adına tespit edilmiştir. Başvurucunun dayandığı tapu

kaydı ise üçüncü bir kişi adına tescilli olup başvurucu haricen yani tapu dışı

bir yolla bu taşınmazı satın aldığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla kadastro

öncesinde söz konusu taşınmaza ilişkin olarak başvurucu adına herhangi bir tapu

kaydı bulunmadığı gibi tapu dışı bir yolla taşınmazı satın alan başvurucu resmî

olarak malik sıfatını kazanamayacağını öngörebilecek durumdadır. Bunun yanında

kadastro tespitine süresinde yapılan itiraz sonucu görülen davada ihtilaflı

taşınmazın Hazine adına tesciline karar verildiğinden dolayı kadastro sonucu

söz konusu taşınmaza ilişkin olarak başvurucu adına oluşmuş bir tapu kaydı da

söz konusu değildir.

39. Diğer taraftan Yargıtay kararlarında tapu dışı yollarla

yapılan satışlar yönünden ancak 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (B)

bendinin (b) alt bendinde yer alan kazandırıcı zamanaşımı koşullarının

gerçekleşmesi kaydıyla taşınmazı satın alan kişiler adına tespit yapılabileceği

belirtilmiştir (bkz. §§ 20, 25). Başvurucu da esas itibarıyla anılan maddede

belirtilen mülk edinmeyi sağlayan zilyetlik yoluyla kazandırıcı zamanaşımı

koşullarının lehine gerçekleştiğini ve bu suretle uyuşmazlık konusu taşınmazın

mülkiyetini edindiğini iddia etmektedir.

40. Ancak yargılama makamlarınca dava konusu taşınmazın 1967

yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında orman olarak tespit dışı

bırakılmış olması ve arazinin konumu ile orman arasında ayırıcı bir unsurun

bulunmadığı gerekçelerine dayalı olarak taşınmazın orman vasfında olduğu

gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda derece

mahkemelerinin gerekçesinin özellikle uyuşmazlık konusu taşınmazın orman olduğu

olgusu ve orman niteliğindeki taşınmazların zilyetlik yoluyla edinilmesinin

mümkün olmadığı yönündeki kanun hükümlerine dayandığı anlaşılmaktadır. Buna

göre anılan kararın keyfî veya öngörülemez olduğu da söylenemez. Bu durumda

başvurucunun yapılan yargılama neticesinde orman olduğu belirlenen uyuşmazlık

konusu taşınmazın mülkiyetini kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde ettiğini

ispat edemediği görülmektedir.

41. Sonuç olarak başvurucunun somut başvuru açısından

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir

mülkü veya yeterli bir hukuki temele dayalı olarak en azından mülkiyeti elde

etme yönünde meşru bir beklentisinin bulunduğunu kanıtlayamadığı

anlaşılmaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesi'nin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesi'nin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 15 yıl 3 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50. Başvurucu, miktarı ve türünü belirtmeksizin tazminat

talebinde bulunmuştur.

51. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

52. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

53. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Eyüp 1. Asliye Hukuk

Mahkemesine (Kadastro Mahkemesi Sıfatıyla, E.2009/388, K.2010/49)

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Hanife

KARAKURT

Vekili

:

Av. Yavuz

YEŞİLYURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/445, 22 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun Dayandığı
  7. B. Kadastro Çalışmaları
  8. C. Kadastro Tespitine
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Mülkiyet Hakkının
  15. B. Makul Sürede
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Kömürcü
  21. Akıncı
  22. Karakurt
  23. Yeşilyurt
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/445
Tarih
22 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Hızır Güneş Başvurusu (B. No: 2014/5197)
  • Rifat Algan Başvurusu (B. No: 2014/19138)
  • Mohammed Alhaj Khlf Başvurusu (B. No: 2017/23404)
  • Kadir Ayva Başvurusu (B. No: 2015/19926)
  • Abdıfatah Said Mohamud Ahmet Başvurusu (B. No: 2016/544)
  • Ali Tekin Ayan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7615)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.