İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Kayran Başvurusu (B. No: 2016/68864)

1. Başvuru, darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen

Başvuru No2016/68864Tarih26 Eylül 2019Okuma30 dk · 5.904 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hasan Kayran Başvurusu

Karar tarihi
26 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/68864
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.904 kelime·30 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen

soruşturmada uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

soruşturma aşamasında arama ve elkoyma işlemlerinin

yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının; ceza infaz kurumundaki uygulamalar nedeniyle de kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

10. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

11. Yardımcı askerî savcı olarak görev yapmakta olan başvurucu,

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Van Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 16/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

12. Van Cumhuriyet Başsavcılığı 18/7/2016 tarihinde tutuklanması

istemiyle başvurucuyu Van Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. Başvurucunun Van 2. Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgu ifadesi

şöyledir:

"Van Askeri Savcılığında iki yıldır görev

yapmaktayım, üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, beni sıkı yönetim

mahkemesinde görevlendiren listeye kimin yazdığını bilmiyorum, hiçbir haberim

yoktur, benim o listeyi hazırlayanlardan bir haberim ve alakam yoktur, listeyi

kim hazırladıysa hiçbir alakam yoktur, benim FETÖ/PDY yapılanması ile hiçbir

ilişkim yoktur, bu yapılanmanın hiçbir kurumunda kalmadım, bunların ne dersanesine ne yurduna nede okuluna gitmedim, üzerime atılı

suçlamayı kabul etmiyorum, eşim Van Adliyesinde Adli Yargı Hakimi olarak görev

yapmaktadır, kendisi ile Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2004 yılında

tanıştık, 2009 yılına kadar kız arkadaş erkek arkadaş ilişkisi içerisinde devam

ederken evlendik, FETÖ/PDY yapılanmasında bulunan kişiler benim medyadan ve

basından okuduğum kadarıyla evleneceği kişileri bu şekilde seçmezler. Benim ve

eşimin bu yapılanma ile hiçbir alakam yoktur, biz Paralel yapının hakim olduğu HSYK'nın da mağduru olduk, çünkü eşim Nizip'te 2011-2014

yılları arasında hakim iken hamile kaldığında ve doğum yıptıktan

sonra ben Gaziantep merkezde bulunduğum için onun da Gaziantep merkeze geçici

görevlendirilmesini haklı olarak istememize rağmen Paralel yapı HSYK'sı sadece doğumdan bir hafta kadar önce bir iki

haftalığına görevlendirme yaptı, bu darbe teşebbüsünde bulunanların Allah

belasını versin, iki yüzün üzerinde şehit olduğu ve benim ismimi haksız yere

kendi sıkı yönetim listesine yazmışlar, bu nedenle hem bu dünyada hemde ahirette iki elim onların yakasına yapışacak, benim

hayat felsefem ve siyasi görüşümü itibari ile de Cumhurbaşkanı ve hükümete

yakın bir dünya bakış açım bulunmaktadır, benim bu darbe girişiminde bulunmamın

bu nedenle dahi imkanı yoktur, Paralel HSYK'sı

döneminde eşimin bulunduğu adliyeye gelen HSYK müfettişi eşimin iş yüzdesi çok

iyi olmasına çok çalışkan bir hakim olmasına rağmen sadece yetmiş üç puan

verdi, biz Paralel yapı mağduruyuz ve bu listede ismimin bulunmasıyla yine

mağdur edildim, ben Türk Milleti adına ve şahsım adına vatan evladını birbirine

kırdıranlardan şikayetçiyim, üzerime atılı suçlamayı kabul etmek bir yana bu

iftiradan ötürü de şikayetçiyim, ben dediğim gibi darbe teşebbüsünü olayın

olduğu gece haberlerden gördüm, bu darbe başarıya uluşsaydı ben sıkıyönetim

mahkemesindeki görevi kabul etmeyecek ve tutuklanacaktım, ben darbe teşebbüsü

yapıldığı sırada nöbetçi savcıydım, Yüksekova'da bulunan ve Bolu'dan görev için

gelen dağ komando tugay komutanının darbe teşebbüsünde yer aldığını başka bir

tugay komutanı bana bildirdi, prosedörü bana sordu

bende sivil savcı ne talimat veriyorsa aynen uygulayın dedim, yani benim bu

darbe teşebbüsüne karşı baştan sona kadar duruşum bellidir, olayın olduğu gün

nöbetçi savcı olmakla birlikte aynı zamanda kıdemli savcıydım, Van Jandarma

Asayiş Kolordu Komutanlığından cep telefonuma izinlerin iptali mesajı gelince

bütün izinde olan personeli tek tek arayarak en kısa zamanda katılış yapmasını

söyledim, ben kesinlikle darbe teşebbüsü içerisinde bulunmadığım gibi süreç

sonrası devletimin ve hükümetimin bana verdiği yetki çerçevesinde görevimi

yaptım, kaçma şüphem yoktur. Sabit ikametgah

sahibiyim, bu nedenle tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum."

14. Başvurucu, Van 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/7/2016 tarihli

kararıyla anılan suçtan tutuklanmıştır. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

" ... suçunun gerçekleştirilmesine

yönelik ülke genelinde yapılan soruşturmalarda ele geçirilen belgelerde

şüphelilerin 15/7/2016 tarihinde saat 22:00 civarında özellikle Ankara ve

İstanbul ili olmak üzere ülke genelinde askeri darbeye teşebbüs olayı ile

ilgili olarak darbe teşebbüsünde bulunan Ankara'daki darbeci şüphelilerin Van

Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'na gönderdiği listede dosyamızdaki 5

şüphelinin askeri hakim ve savcı olarak Van Sıkıyönetim Mahkemesinde

görevlendirildikleri darbenin öncesi ve sonrasıyla bir bütün olduğu, belirtilen

listenin ancak irtibatlı ve anlaşmalı kişiler hakkında olabileceği zira

sıkıyönetim, yönetimde bulunanların en sıkı bir şekilde irtibatını ve

bağlılığını gösterdiği şüphelilerin eylemlerinin TCK nun

309/1 madde ve fıkrasındaki Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs etme

suçuna iştirak niteliğinde olduğu yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olgular ve bir tutuklama nedeninin bulunduğu, atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu ve atılı suça verilecek muhtemel cezanın yasadaki

üst haddi eylemin mütemadi suç niteliğinde olup temalinin

devam ettiği, suç şüphesine ilişkin delillerin henüz tam toplanmadığı ve

şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK 100. maddesinde sayılan katalog

suçlardan olması sebebiyle bir tutuklama nedeninin var sayıldığı, işin önemi ve

verilmesi beklenen ceza dikkate alındığında, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu

ve adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağı kanaatine varılarak

tutuklanmalarına... [karar verildi.]"

15. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Van 1. Sulh Ceza

Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazın reddine karar

vermiştir.

16. Van 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/12/2016 tarihli kararıyla

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara

karşı yaptığı itiraz, Van 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/12/2016 tarihli kararıyla

kesin olarak reddedilmiştir.

17. Anılan karar başvurucuya 9/12/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 19/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Van Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturmada verdiği

yetkisizlik kararıyla dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 8/1/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucuyla birlikte toplam beş şüphelinin anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını

işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza

mahkemesinde dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ilişkin

genel açıklamaların da yer aldığı iddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine,

hiyerarşik yapısına,hukuka

aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna ve şüphelilerin gerçekleşen eylemlerine

değinilmiştir.

21. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamaların dayandığı

olgular özetle şöyledir:

i. Başvurucunun Yurtta Sulh

Konseyi tarafından yayımlanan

Sıkıyönetim Direktifi'nin ekinde yer alan Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi'nde

Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı Van Sıkıyönetim Askerî

Savcılığında (yrd. askerî

savcı olarak) görevlendirildiğinin tespit edildiği ileri sürülmüştür.

ii. Millî Savunma Bakanlığının 13/1/2016 tarihli ve 2016/2 karar

numaralı Komisyon kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edildiği

belirtilmiştir.

iii. Tanık olarak dinlenen bir kısım hâkim/savcının başvurucunun

örgüt üyesi olduğuna yönelik beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür.

22. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak

alınan tanık beyanının ilgili kısımları şöyledir:

- S.G. ifadesinde "...

4/8/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğum tanık

ifadesine ilave olarak, Gazi Hukuk mezunu olan ve daha sonradan askeri Hakim

olduğunu bildiği Hasan KAYIRAN (Kayran olabilir)dışında askeri hakim ve

savcılardan FETÖ/PYD örgütü ile alakalı kimseyi tanımadığını, çünkü örgüt

içerisindeki bu çalışmaların 'mahrem hizmetler' şeklinde ifade edildiği

..." şeklinde beyanda

bulunmuş ve fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde başvurucuyu kesin ve

net olarak teşhis ettiği belirtilmiştir.

23. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 11/1/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/6 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

24. Mahkemece 10/1/2018 tarihinde yapılan tensiple birlikte

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... suçlarının vasıf ve mahiyeti,kuvvetli suç şüphesi,kaçma şüphesinin bulunması, tutuklulukta geçen süre

ile kovuşturma konusu suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst sınırları

arasında ölçülülük bulunması, adli kontrol hükümlerine uymanın sanığın

iradesine bırakılması ve bu aşamada yetersiz kalma ihtimali nedeniyletutukluluğun

devamı halinde mağduriyete neden olunmaması dikkate alınarak ... tutukluluk

halinin devamına ... [karar verildi]."

25. Başvurucunun 23/3/2018 tarihli ilk duruşmada Mahkemece

savunması alınmış ve 30/3/2018 tarihli duruşmada tahliyesine karar verilmiştir.

26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) başvurusu

hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebinin

İncelenmesi

29. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan ve bireysel başvuru

tarihinde ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

30. Başvurucu, suçüstü hâli bulunmamasına karşın yetkisiz

mercilerce hukuka aykırı bir şekilde hakkında yakalama ve gözaltı kararı

verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

33. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

34. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

35. Somut olayda, başvurucu yönünden gözaltı tedbirlerinin

hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen

koşullar gerçekleşmemesine rağmen tutuklandığını belirterek adil yargılanma ile

kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte yardımcı askerî savcı olması dolayısıyla hakkında

soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için 26/10/1963 tarihli ve 357 sayılı

Askeri Hakimler Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma

yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak

tutuklanmıştır.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

41. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

42. Öte yandan başvurucunun Anayasa'nın 10. maddesinde

düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının soyut olarak

değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka bireysel başvurunun kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması

gerekmektedir. Buna göre kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan

muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve

bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb.

ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyamayan başvurucunun

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiası, esas olarak kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı çerçevesinde ele alınmalıdır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§

33, 34; İrfan Gerçek, B. No:

2014/6500, 29/9/2016, §32).

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek

kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması

kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

44. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken

Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma

mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama

FETÖ/PDY'ye üye olma iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi

anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili

olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57; Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 237, 238).

45. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

46. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104)

başvurusu hakkında verilen karar.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

48. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan güvencelere

riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

49. 357 sayılı Kanun'un 23. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

askerî hâkimleringörevlerinden dolayı veya görevleri

sırasında işledikleri suçlar ya da sıfat ve görevlerinin gereklerine uymayan

hâl veya eylemleri yahut askerî yargıya tabi şahsi suçları şikâyet ve ihbar

edilir veya cereyan eden işlemlerden öğrenilirse soruşturma izni verilmesine

lüzum olup olmadığının tespiti için millî savunma bakanı tarafından ilgili

şahıstan kıdemli bir askerî adalet müfettişi görevlendirileceği; 25. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, millî savunma bakanının düzenlenen rapora göre

soruşturmaya lüzum görülüp görülmediğine karar vereceğine ilişkin düzenlemeler

yer almaktadır.

50. Aynı Kanun'un 28. maddesinde ise askerî

hâkimleringenelyargıyatabişahsisuçlarıhakkındagenelhükümlerinuygulanacağı, soruşturmavekovuşturmayapma yetkisinin askerî hâkimin görev

yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet

başsavcılığı ile aynı yer ağır ceza mahkemesine ait olduğu, ağır ceza

mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere

göre yapılacağı ve yetkili Cumhuriyet başsavcısı veya başsavcı vekilleri

tarafından bizzat yürütüleceği ifade edilmiştir.

51. Buna göre kural olarak askerî hâkimler hakkında

görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların

yanı sıra kişisel suçları bakımından da özel soruşturma ve kovuşturma

hükümlerine tabi olmasına karşın ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel

suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma genel

hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili

yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir.

52. Van Cumhuriyet Başsavcılığınca 18/7/2016 tarihinde, yaşanan

darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçundan tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 12).

53. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararı ve iddianamede yapılan

değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma mercilerince isnat konusu suçun

kişisel suç olduğu ve başvurucu yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu

kanaatine varıldığı ve bu itibarla soruşturmanın genel hükümlere göre

yürütüldüğü görülmektedir.

54. Başvurucuya isnat edilen ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)

suçlardan olduğu (bkz. § 27) hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da

aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan isnat konusu suçun kişisel suç

olmadığı, bir başka ifadeyle görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir

suç olduğu yönünde bir şikâyette bulunulmamıştır. Bir suçun niteliğinin

(kişisel suç mu, görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma

süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak

sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir.

Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması, bunun temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine

ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların

somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 223). Başvurucu

hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında

yer alan tespit ve değerlendirmeler ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin isnat

konusu suçun görev suçu olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki içtihadı (bkz.§

27) karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz

ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan, [GK], B. No: 2016/15586,

11/1/2018, § 123).

55. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden

suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna

dayanılmaktadır.

56. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. § 25;

aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

57. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat

edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 27; aynı

doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017

tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

58. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

-görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen

silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma

suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk

derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu

kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim

ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç

yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları

kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"

yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve

E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

59. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan yakalama kararı

uyarınca (4/8/2016 tarihinde) yakalanarak gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması birlikte

dikkate alındığında, başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan, § 128).

60. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun yardımcı

askerî savcı (askerî hâkim) olması nedeniyle Anayasa veya 357 sayılı Kanun'dan

kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı

iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

61. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan "suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti" bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

62. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken başvurucunun Yurtta Sulh Konseyi

tarafından yayımlanan Sıkıyönetim Direktifi'nin

ekinde yer alan Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi'nde (bu

kavramların anlam ve kapsamına ilişkin bilgilerin yer aldığı bir metin için

bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §

13) Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı Van Sıkıyönetim

Askerî Savcılığında yardımcı askerî savcı olarak görevlendirilmesi olgusuna

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).Bu itibarla başvurucu yönünden suç

şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu

yönündeki değerlendirmelerin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (Abdurrahim Özkan, B. No: 2017/25586, 18/4/2018, §

44).

63. Soruşturma dosyasında S.G.nin

yürütülen soruşturmalar kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadede, yardımcı

askerî savcı olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının

olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımda bulunduğu

görülmektedir (bkz. § 22). Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini

doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak

görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar

için bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, § 58).

64. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturma

mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna

dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının ve Yurtta Sulh Konseyi

tarafından yayımlanan Sıkıyönetim Direktifi'nin

ekinde yer alan Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi'nde isminin

olmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

65. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

66. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha

fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu, Türk hukuk sistemi içinde en ağır cezai

yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak

kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan

biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suçlar, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.

68. Somut olayda Van 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak iddia edilen suçların

vasıf ve mahiyeti, fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, suçların 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlardan olması, adli kontrol

uygulanmasının yetersiz kalacağı olgularına dayanıldığı görülmektedir.

Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın

yukarıda belirtilen özel koşulları ile Van 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden

dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

69. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151). Öncelikle terör

suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya

bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve

güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve

suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden

olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

70. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Van 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, gerekçesiz şekilde verilen kararlarla

tutukluluğun devam ettirildiğini ve makul sayılamayacak kadar uzun bir süredir

hürriyetinden yoksun bırakılmaya devam edildiğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçesiz olduğuna, dolayısıyla tutukluluk süresinin uzunluğuna

yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

77. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

§§ 33-45).

78. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 30/3/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna

uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu, tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

kendisi ve müdafii dinlenilmeden tutukluluk

incelemelerinin yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

81. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

82. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

83. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

84. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§166-177).

85. Somut olayda başvurucu 1 yıl 8 ay 7 gün sonra 23/3/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme

fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun

durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

87. Başvurucu; tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda

odaların kapasitesinin üzerinde kişilerle ve kötü şartlarda kaldıklarını,

kişisel ihtiyaçlarının giderilmediğini belirterek tutuklandıktan sonraki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

88.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

89. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu

ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara

sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

90. Somut olayda, benzer yöndeki bir başvuru olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) başvurusunda Anayasa Mahkemesince

belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında

başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere

iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını

ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini

ve/veya kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da

ertelenmesini isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

92. Başvurucu; görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından

hukuka aykırı olarak arama ve elkoyma kararları

verildiğini, haksız olarak evinde ve işyerinde yapılan aramalarla bir kısım

eşyalarına el konulduğunu belirterek yapılan aramalar ve el koymalar nedeniyle

özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

93. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

94. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama kararına

dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu,

bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının

ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde

etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

95. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun bir zaman devam ettiği veya hedeflenen amaca

ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

96. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

97. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun bulunması gerektiği

değerlendirilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Hasan KAYRAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/68864, 26 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebinin
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  13. C. Kötü Muamele Yasağının
  14. D. Özel Hayata Saygı ve
  15. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  16. Gökcan
  17. Özgüldür
  18. Menteş
  19. Başpınar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/68864
Tarih
26 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Ahmet Köse Başvurusu (B. No: 2016/49152)
  • Mehmet Yalçın Başvurusu (B. No: 2016/9534)
  • Selahattin Kayaalp Başvurusu (B. No: 2016/77848)
  • Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17125)
  • A.o.c. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9777)
  • As Elmaslar Nak. Harf. İnş. Maden Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/5849)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.