İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hulusi Kutlu ve Ayşe Kutlu Başvurusu (B. No: 2013/7789)

1. Başvurucular, trafik kazası

Başvuru No2013/7789Tarih16 Ekim 2014Okuma16 dk · 3.164 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hulusi Kutlu Ve Ayşe Kutlu Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/7789
R.G. Tarih-Sayı
10/1/2015-29232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.164 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, trafik kazası

sonucu oğullarının ölümüne sebep olan kişi hakkında açılan kamu davasında,

duruşmalardan haberdar edilmeyerek iddia ve taleplerinin dikkate alınmadığını

ve sanık hakkında beraat kararı verilerek, Anayasa’nın 36. maddesinde

belirtilen adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/10/2013

tarihinde Emirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 17/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. 14/5/2007 tarihinde

başvurucuların oğlu olan sürücü A. K.’nin sevk ve

idaresindeki 03 HC 648 plaka sayılı otomobil ile sürücü Ö. T’nin sevk ve

idaresindeki 06 ZNE 67 plakalı otomobilin çarpışması neticesinde trafik kazası

meydana gelmiştir.

6. Kaza neticesinde A. K. vefat

etmiştir. Emirdağ Cumhuriyet Savcılığınca aynı gün soruşturma başlatılmıştır.

7. Cumhuriyet Savcısı huzurunda

doktor tarafından yapılan ölü muayenesinde, ölümün trafik kazasına bağlı genel

vücut travması ve kaburga kırığı ile birlikte oluşan iç kanamadan kaynaklandığı

ve klasik otopsi yapılmasına gerek bulunmadığı tespit edilmiştir.

8. 14/5/2007 tarihli trafik

kazası tespit tutanağında, olay yerinde kazaya karışan araçlardan A. K.’nin idaresindeki araca ait çarpışmadan önce tatbik edilmiş,

aracın sol tekerleğe ait 5,30 m., sağ tekerleğine ait 9,5 m.

olmak üzere fren izi olduğu, çarpışma noktasının Emirdağ istikametine doğru

seyreden araçların şeridinde yolun sağ kenar bitiş çizgisine 1,93 m. mesafede

olduğu tespit edilmiştir.

9. 24/5/2007 tarihli bilirkişi

raporunda, 03 HC 648 plakalı araç sürücüsü A. K.’nin

asli kusurlardan "şeride tecavüz

etme" kuralını ihlal ettiğinden birinci derecede ve tamamen

kusurlu olduğu, 06 ZNE 67 plakalı araç sürücüsü Ö. T.’nin

ise olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığı bildirilmiştir.

10. Ankara Adli Tıp Grup

Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 3/7/2007 tarih ve 2007/6257-2143 sayılı

raporunda, sürücü A. K.’nin asli kusurlu olduğu,

sürücü Ö. T.’nin kusursuz, olay anında 03 HC 648

plakalı otomobilde yolcu olarak bulunan N. U.’nun

tali kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir.

11. Her iki rapor arasındaki

çelişkinin giderilmesi amacıyla trafik uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi

heyetince hazırlanan 24/9/2007 tarihli raporda, sürücü A. K.’nin meydana gelen olayda sekizde altı nispetinde asli

kusurlu olduğu, Ö. T.’nin meydana gelen olayda

kusursuz olduğu, olay anında 03 HC 648 plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunan

N. U.’nun sekizde iki nispetinde tali kusurlu olduğu

mütalaa edilmiştir.

12. Bolvadin Cumhuriyet

Savcılığınca 24/11/2009 tarih ve 2009/581 esas sayılı iddianame ile "...şüpheli N.U’nun

aracı ile seyir halinde iken ehliyetsiz olduğunu bildiği maktule aracı sevk ve

idare etmek üzere vererek kazaya sebebiyet vermesi nedeniyle tali kusurlu

olduğu, meydana gelen kaza neticesinde müştekiler Ö. T, İ. T ve R.K’nın yaralanmalarına ve A.K'nin

vefat etmesine neden olduğu..." iddiasıyla şüpheli N. U

hakkında taksirle ölüme ve yaralanmaya sebebiyet verme suçlarından

cezalandırılması istemiyle Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

13. Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi

23/7/2010 tarih ve E.2009/164, K.2010/126 sayılı kararı ile trafik kazasında

kendisine atfedilecek herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir.

14. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 14/5/2013 tarih ve E.2012/22147, K.2013/13421 sayılı

kararıyla hükmün onanmasına karar vermiş, karar başvurucularca 23/9/2013

tarihinde öğrenilmiştir.

15. Başvuru, 11/10/2013

tarihinde Emirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

16. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve 4/12/2004

tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının

(e) bendi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 16/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 11/10/2013 tarih ve

2013/7789 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

18. Başvurucular, iddianamede

adları belirtilmesine rağmen duruşma gününden haberdar edilmediklerini, davaya

katılma hususunun bu sebeple sorulmadığını, mahkemede kendilerini ifade

edemediklerini, oğullarının ölümüne sebep olan kişinin yargılanmasına katılma

haklarının ellerinden alındığını, beyan ve delillerine başvurulmadığını

belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılanmanın yenilenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

19. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurunun, trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm olayından

dolayı yapılan soruşturmanın, başvurucuların duruşmaya davet edilmeyip beyan ve

delillerine başvurulmadığı için etkili bir şekilde yürütülmediği ve adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp, olay ve olguların gerçekliğinin hukuki tavsifini kendisi takdir

eder. Bu nedenle başvurucuların tüm iddiaları Anayasa’nın 17. ve 36. maddeleri

ile ilişkili görülerek, “adil yargılanma”

ve “yaşam hakkı” çerçevesinde aşağıda ayrı ayrı

değerlendirilmiştir.

1. Anayasa’nın 36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

20. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. …”

21. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

22. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.”

23. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi

için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da

güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi

gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir.

24. Başvurucular oğullarının

ölümüyle sonuçlanan trafik kazasıyla ilgili yapılan yargılama sonucunda beraat

karar verilmesi ile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

25. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

26. AİHS’in “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

istemek hakkına sahiptir. …”

27. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’in “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir.

28. AİHS’in adil yargılanma hakkını

düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı

dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/1049,

26/3/2012, § 23).

29. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin

suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, AİHS’in

6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza

davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş olması veya

ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da

bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa,

B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).

30. 5271 sayılı Kanun’un

yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucuların ceza muhakemesi sürecinde medeni

haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır.

31. Başvurucuların

talebi, oğullarının ölümüyle ilgili davanın yargılamasına katılamamaları ve

sanık hakkında beyanlarda bulunamamaları hususuyla sınırlıdır. Başvurucular,

üçüncü kişinin fiili nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin

bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk

mahkemeleri önünde dava açma imkânı vardır. Ayrıca başvurucular, ceza

yargılamasının kesin olarak sonuçlanmasından sonra ortaya çıkan yeni delillerin

değerlendirilmesi için 5271 sayılı Kanun’un ilgili kurallarına dayanarak, ceza

mahkemesinden, koşullarının varlığı halinde yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunabilir.

32. Sonuç itibarıyla,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusu,

Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu ihlal iddialarının Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında

kaldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

34. Üye

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

2. Anayasa’nın 17. Maddesinin

İhlal Edildiği İddiası

35. Başvurucular,

davaya katılmaları engellenerek oğullarının ölümüyle sonuçlanan trafik

kazasında bir üçüncü kişinin kusurunun yeterince ve etkili bir şekilde

soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

37. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

…açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

38. Bütün diğer haklar için bir

temel oluşturan yaşam hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış

ve bu maddede belirlenen istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son

verilemeyeceği belirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğü

öncelikle kamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini, yani maddede

belirtilen istisnalar dışında öldürmemelerini gerektirir. Bu, devletin yaşam

hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. Yaşam hakkına saygı, ikinci olarak

devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere karşı bireylerin hayatını

korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik çok özel ve ciddi bir

tehdidin varlığı kanıtlanmışsa, devletin bu tehdide karşı bireyin hayatını

korumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, devletin yaşam hakkından

kaynaklanan pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana gelmişse, devletin pozitif

yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit

ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi halinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle, devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini soruşturma

yükümlülüğü oluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

39. Bireyin, bir devlet

görevlisi ya da özel bir kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa'nın

17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa'nın 17. maddesi, 'Devletin temel amaç ve görevleri' kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30).

40. AİHM kararlarında da belirtildiği

gibi yürütülecek ceza soruşturmaları,

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve

yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için, soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 57). (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08, 30079/08,

7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).

41. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de, teoride olduğu gibi pratikte de

hesap verilebilirliği sağlamak için, soruşturmanın veya sonuçlarının kamu

denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının

meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 58). Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94,

4/5/2001, § 109).

42. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından

farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya

fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, 'etkili bir yargısal sistem kurma'

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

59). Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vo/Fransa[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96,

17/1/2002, § 51).

43. Diğer taraftan, etkili bir başvurudan söz edebilmek için,

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun

uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun bir hak ihlali

iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim (tazminat) sunabilmesi halinde ancak

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali

iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuli

güvencelerin sağlanması gerekir (B. No: 2013/1845, 7/11/2013, § 24). (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa, 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157,

160; Aksoy/Türkiye, 21987/93,

18/12/1996, § 95).

44. Somut

olayda, trafik kazasına ilişkin iddianamede başvurucu isimleri “müşteki” olarak belirtilmiş ise de, mahkemece başvurucular ve vekillerine yargılama

sürecinde davetiye gönderilmediği anlaşılmaktadır. Başvurucular, mahkemece

kendilerinin davaya dâhil edilmeyerek beyan ve iddialarının tespit edilmediğini,

diğer bir deyişle gerekli delillerin toplanmadığını, taleplerinin duruşma

gününden haberdar edilmeyerek dikkate alınmadığını iddia etmiş ve yargılanmanın

yenilenmesini istemişlerdir.

45. Bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamının belirlenmesine

yönelik hukuki sorunların incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi

kapsamında olmayıp, suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin

görev ve yetkisindedir. Ancak yukarıda belirtilen yaşam hakkına yönelik

müdahaleleri soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği Mahkemece

incelenmelidir (B. No: 2013/1845, 7/11/2013, § 26).

46. Yapılan

soruşturma ve kovuşturma bu açıdan değerlendirildiğinde; olay nedeni ile

soruşturmanın derhal başlatıldığı, olaylar ve olgular kısmında ayrıntılı olarak

belirtildiği şekliyle gerekli delillerin toplanarak, soruşturmanın makul sürede

tamamlandığı, haksız eylemde bulunduğu iddia edilen kişinin meydana gelen

kazada bir rolünün olup olmadığının tespiti amacıyla uzman bilirkişilere inceleme

yaptırıldığı, bu incelemeler sonucunda söz konusu kişiye bir kusur izafe

edilemediği, başvuru dosyasında yer alan belgeler dikkate alındığında,

soruşturmanın yetersiz olduğuna ilişkin ihmali bir davranış veya yetkililere

yüklenebilecek bir eksikliğin de saptanmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, kişinin

yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğuna

ilişkin bir sonuca varılmasını gerektirecek bir husus tespit edilememiştir.

47. Diğer taraftan, haklarında

etkili bir şekilde soruşturma yapılan kişiler hakkında mutlaka mahkûmiyet

kararı verilmesi gerektiği yönündeki bir beklenti, korunması gerekli olan bir

hak değildir. Ayrıca, her ne kadar sanığın cezai sorumluluğu tespit edilmemiş

ise de, sanık hakkında Borçlar Hukukuna dayalı olarak

tazminat davası açılmasına hukuken bir engel de bulunmamaktadır. Nitekim AİHM de, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten

sebebiyet verilmemiş ise, 'etkili bir

yargısal sistem' oluşturma şeklindeki pozitif yükümlülüğün her

olayda mutlaka ceza davası açılmasını ve mahkûmiyet kararı verilmesini

gerektirmediği; mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna varmıştır (bkz. § 42).

48. Buna göre başvuru dosyasında oluşa ilişkin belge ve bilgiler

dikkate alındığında, sorumluların tespitine yönelik soruşturmanın/kovuşturmanın

yetersiz olduğundan ve kararın somut kanıtlarla çelişecek biçimde ve açıkça

hukuka aykırılık oluşturacak şekilde gerekçesiz ve keyfi verildiğinden söz

edilemeyeceği gibi, bu konuda ihmali bir davranış veya yetkililere

yüklenebilecek bir eksikliğin de saptanmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, kişinin

yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülen cezai soruşturmanın etkisiz

olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasını gerektirecek bir husus tespit

edilememiştir.

49. Açıklanan

gerekçelerle, yürütülen soruşturma ve kovuşturma sonucunda verilen karar

nedeniyle başvurucuların yaşam hakkına yönelik bir ihlal tespit edilmediğinden

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

50. Üye

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının “konu bakımından yetkisizlik”,

2.

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının ise “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Celal Mümtaz AKINCI’nın

karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına OY BİRLİĞİYLE,

16/10/2014

tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Başvurucular,

iddianamede adları yer almasına rağmen duruşma gününden haberdar

edilmediklerini, bu sebeple yerel mahkemede davaya katılamadıklarını, mahkemede

kendilerini ifade edemediklerini, oğullarının ölümüne neden olan kişinin

yargılanmasına katılma haklarının ellerinden alındığını, beyan ve delillerine

başvurulmadığını ileri sürerek Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yargılamanın yenilenmesi

talebinde bulunmuşlardır.

Dosya

incelendiğinde, başvurucuların soruşturma aşamasında C. Savcılığına dilekçe

verdikleri, ölüme sebebiyet verenden şikayetçi oldukları ve düzenlenen

iddianamede mağdur (şikayetçi) olarak yer aldıkları görülmüştür. Ancak

yargılamayı yapan Ağır Ceza Mahkemesi her nasılsa başvuruculara duruşma gününü

bildirir tebligat göndermemiş, başvurucular dava sonuçlandıktan sonra ancak

temyiz aşamasında dava ve sonuçtan haberdar olabilmişler ve kararı temyiz

etmişlerdir.

Yargıtay

12. Ceza Dairesi, temyiz aşamasında “davaya katılma hakkını” usulen yerine

getirilmesi gereken bir formalite imiş gibi görüp, bu aşamada başvurucuların

“davaya katılmalarına” karar verdikten sonra eksikliği kendince ikmal ederek

yerel mahkeme kararını onamıştır.

“Mahkemenin

katılma konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi gerekir. Katılma

talebine rağmen karar verilmeksizin yargılamaya devam olunması CMK 237 ve 238.

maddelerine aykırılık teşkil eder” (Cumhur Şahin Ceza Muhakemesi Hukuku I, 3.

Baskı s. 139.), tespiti Yargıtay tarafından da uygulanmaktadır. Yargıtay Ceza

Genel Kurulu, izinsiz orman emvali temin etmek suçu nedeniyle görülen davada,

“şikayetçi idare temsilcisine davaya katılmak isteyip istemediğinin

sorulmamasını” bozma nedeni yapıp, temyiz yolunda katılma konusunda karar

verilmesini mümkün görmeyerek dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar

vermiştir (YCGK, 7.4.2009, 2009/3-14 E., 2009/83 K. Kazancı İçtihat Bankası) Davaya

katılma hakkı mağdurun davaya katılmasına karar verilmesinden ibaret basit bir

işlem değildir. Davaya katılma doktrinde “kişinin açtığı tali ceza davası”

olarak kabul edilmektedir.

Yargılama

aşamasında sanık açısından davaya katılamama, savunma alınmaksızın karar

verilmesi adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak görülürken,

Anayasa’nın 36. maddesindeki “Herkes…davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”

ifadesine rağmen, mağdur yönünden (sözleşme kapsamına girmediğinden bahisle) bu

hakkın kabul edilmemesi adalete ve yargıya güven sorunu yaratmaktadır.

Yargılama

aşamasında mağdura davaya katılma hakkı tanınmaması, “kamu olarak biz senin

yerine haklarını savunuyor ve koruyoruz” demek, hakkın yerine geldiği konusunda

kişiye yeterli güveni verememektedir. Mağdur, yargılamaya bizzat ve temsilcisi

ile katılarak, tarafların iddiaları dinlendikten, beyanları alındıktan ve ileri

sürülen tüm deliller özenle toplandıktan sonra tarafsız ve titiz bir şekilde

yargılama yapıldığını, kusuru varsa sanığın cezalandırılması, yoksa da

cezalandırılmaması için gereken her şeyin yapıldığını görerek yargılamanın adil

olduğu kanaatine kavuşabilmeli, içinde bir şüphe kalmadan varılan sonuçtan

tatmin olabilmelidir. Mahkemelerin ve yargının tüm süjelerinin adil olmalarının

yanında, adil görünme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu özenin

gösterilmesi halinde silahların eşitliği, dolayısıyla da adil yargılanma ilkelerinin

bir anlamı olacaktır.

Mahkememiz

bireysel başvuru kararlarında, silahların eşitliği ilkesini; “davanın

taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara

tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf duruma

düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile

getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. (B.No:2013/1134,

16.5.2013, P 32) diyerek açıklamakta, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

incelediği birçok kararında da, ilgili hükmü AİHS’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dahil edilen

silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(B.No:2012/13, 2.7.2013 P: 38).

Oğullarının

yaşamını yitirdiği bir olayda, sanıkların ve iddia makamının sahip olduğu

haklara aynı koşullarda başvurucuların sahip olamaması, kendilerinin sanıklar

ve iddia makamı karşısında zayıf bir konumda kalmaları, iddialarını mahkeme

önünde ifade etme imkanına sahip olamamaları; AİHS 6. maddesi, AİHM içtihatları

ve Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık teşkil edecek niteliktedir.

Bu

yüzden; soruşturma ve kovuşturma sonucunda verilen kararlar nedeniyle, yaşam

hakkının ihlal edildiğine dair başvurucular yönünden bir ihlal tespit

edilmediğine, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olduğu” yönündeki çoğunluk görüşüne

katılmıyorum.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucular : 1. Hulusi KUTLU 2. Ayşe KUTLU Vekilleri : Av. Ahmet ŞAHBAZ Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7789, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. N. U.’nun sekizde iki nispetinde tali kusurlu olduğu
  11. B. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. Karşı Oy Gerekçesi
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7789
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Cemil Hasanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4178)
  • Gaziler Enerji ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1660)
  • Halil Atabey Başvurusu (B. No: 2013/3771)
  • Leyla Onay Başvurusu (B. No: 2013/1762)
  • Mahmut Manbaki Başvurusu (B. No: 2012/731)
  • Ahmet Uğur Soylu Başvurusu (B. No: 2012/1036)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.