İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gaziler Enerji ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1660)

1. Başvurucu, işyerinde yaşanan

Başvuru No2013/1660Tarih15 Ekim 2014Okuma20 dk · 3.999 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Gaziler Enerji Ve Tic. A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
15 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/1660
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.999 kelime·20 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, işyerinde yaşanan

iş kazası sonucu aleyhine açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasında makul

sürenin aşıldığını, bu nedenle ödemek durumunda kaldığı faiz yükünün arttığını,

yargılama sırasında usulî hatalar yapıldığını, Sosyal

Sigortalar Kurumunun (SSK) davacılara ödediği miktarın tazminat hesaplanırken

mahsup edilmediğini belirterek eşitlik ilkesinin, hak arama hürriyetinin ve

Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/2/2013

tarihinde Kağızman Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 17/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 27/9/2013 tarihli görüş yazısı,

24/10/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet

Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde ibraz etmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu Gaziler Enerji ve

Tic. A.Ş.’nin yürüttüğü inşaat işi sırasında patlama

meydana gelmiş ve işçi D. T. 24/10/1999 tarihinde kaza

sonucu vefat etmiştir.

8. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik

nedeniyle ölüme sebebiyet verme suçu iddiasıyla Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinde

açılan davada, 27/12/2001 tarih ve 2000/94, K.2001/155

sayılı kararla kusur oranları, işyeri sahibi G. D. için 6/8, işçi N. T. için

1/8 ve ölen işçi D. T. için 1/8 olarak belirlenmiştir.

9. Müteveffanın eşi Ş. T., kendisi ve çocukları adına 4/1/2002 tarihli dilekçe ile

Tuzluca Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucuya karşı maddi ve manevi

tazminat davası açmıştır.

10. Başvurucu 11/2/2002

tarihli dilekçesiyle mahkemenin görevsizliği ve alacağın zaman aşımına uğradığı

iddialarında bulunmuştur.

11. Mahkeme, 19/11/2002

tarihli celsede, tazminat miktarının hesaplanması için bilirkişi incelemesinin

yapılmasına karar vermiştir.

12. Bilirkişilerce, aynı konuyla

ilgili Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinde açılmış davada belirlenen kusur oranları

nazara alınarak tazminat miktarı hesaplanmış ve 15/1/2004

tarihli bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur.

13. Mahkeme, 27/5/2004

tarihli celsede tarafların kusur oranlarının belirlenmesi talebiyle bilirkişi

görevlendirmiş ve 22/8/2004 tarihli bilirkişi raporuyla, başvurucunun kusuru %

60 olarak tespit edilmiştir.

14. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun

başvurucu aleyhine açtığı peşin sermaye değerli gelir ödemesinin rücu davasında

da, tarafların kusurlarının belirlenmesi için 1/7/2004

tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir.

15. Davacılar, 18/10/2004 tarihli dilekçeleriyle 15/1/2004 tarihli

bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar üzerinden taleplerini artırarak

davalarını kısmen ıslah etmişler, başvurucu ise cevap dilekçesinde bir yıllık

zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini ve davanın zamanaşımına uğradığını

iddia etmiştir.

16. Başvurucu davanın İş

Mahkemelerinde açılması gerektiği gerekçesiyle işbölümü itirazında

bulunduğundan, Mahkeme 17/2/2005 tarih ve E.2002/2,

K.2005/12 sayılı kararıyla, dosyayı iş mahkemesi sıfatıyla E.2005/69

numarasıyla incelemeye devam etmiştir.

17. Mahkeme, 5/5/2005

tarihinde SSK’nın başvurucuya karşı açtığı E.2003/22 sayılı rücu davasının,

Mahkemenin E.2005/69 sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

18. 4/12/2006 tarihinde önceki bilirkişi

raporları arasında çelişki olduğundan bahisle yeni bir bilirkişi raporu

düzenlenmiştir. Hazırlanan yeni bilirkişi raporuna göre, 1/7/2004

tarihli raporla kısmen uyumlu olarak başvurucunun kusuru % 80 olarak tespit

edilmiştir.

19. Mahkeme, 26/4/2007

tarihinde, E.2005/69 sayılı dosyada birleştirilen rücu davasının yasal

dayanaklarının ve yasa yolu mercilerinin farklı olduğu gerekçesiyle tefrikine

karar vermiştir.

20. Rücu davasıyla ilgili olarak

Mahkeme, 27/9/2007 tarih ve E.2007/18, K.2007/74

sayılı kararıyla Sosyal Sigortalar Kurumunun rücu talebini kabul ederek kurumca

kaza nedeniyle ödenmiş bedelin bir kısmının başvurucuya rücu edilmesine karar

vermiştir.

21. Mahkeme, tazminat davasında

bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve tarafların kusur

oranlarının yeniden tespit ettirilmesi için Adli Tıp Kurumu tarafından bir

raporun düzenlenmesine karar vermiş ve bu defa 16/9/2010

tarihli bilirkişi raporuyla başvurucunun kusuru % 80, başvurucu şirketin sahibi

G. D.’nin kusuru ise %10 olarak tespit edilerek

mahkemeye sunulmuştur.

22. Mahkeme, tazminat miktarının

16/9/2010 tarihli bilirkişi raporundaki kusur oranları

dikkate alınarak hesaplanması için bilirkişi incelemesinin yapılmasına karar

vermiştir. Bunun üzerine 3/1/2011 tarihli bilirkişi

raporu hazırlanmış ve destekten yoksunluk zararları tespit edilerek mahkemeye

sunulmuştur.

23. Davacılar, 30/3/2011 tarihli ıslah dilekçeleriyle 3/1/2011 tarihli

bilirkişi raporunda belirtilen miktarlar üzerinden davanın ıslahı talebinde

bulunmuşlardır.

24. Mahkeme, 26/5/2011

tarih ve E.2005/69, K.2011/107 sayılı kararıyla 2. kez ıslahın mümkün olmaması

nedeniyle 30/3/2011 tarihli ıslah dilekçesinin reddine, 18/10/2004 tarihli

ıslah dilekçesini nazara alarak davanın kabulüne ve 16/9/2010 ve 3/1/2011

tarihli bilirkişi raporları dosya kapsamı ve mevzuat ile uyumlu olduğundan bu

raporda belirlenen kusur oranlarını esas alarak belirlenen maddi tazminat

miktarlarının ve takdiren 1.000,00’er TL manevi

tazminatın başvurucu şirket ve sahibi G. D.’den

müştereken ve müteselsilsen tahsiline karar vermiştir.

25. Karar, başvurucu tarafından

temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 25/12/2012 tarih ve E.2012/2136, K.2012/24430 sayılı

kararıyla başvurucunun temyiz itirazlarını reddederek hükmü onamıştır.

26. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 11/4/2013 tarih ve E.2013/4808, K.2013/7316 sayılı kararıyla

karar düzeltme talebini reddetmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

27. Başvurucu 25/2/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

28. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

29. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların

sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit

yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 15/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

25/2/2013 tarih ve 2013/1660 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, işyerinde yaşanan

iş kazası sonucu aleyhine açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasında

davacı vekilinin 18/10/2004 tarihli ıslah dilekçesinde

davalıların kusurları oranında tazminat talep edilmesine rağmen tazminatın

müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedildiğini,

Mahkemece ceza davasındaki kusur oranlarının esas alındığını, ceza davasında

şirkete kusur yüklenmediği ve şahısların kusuru şirket kusuru sayılamayacağı

halde şirket aleyhine tazminata hükmedildiğini, davacıların şirketin kusur

oranını talep etmemesine rağmen Mahkemenin yeni bilirkişi raporuyla kusur oranı

tespit ettirdiğini, SSK’nın davacılara ödediği miktarın tazminat hesaplanırken

mahsup edilmediğini, zamanaşımı defini ileri sürdüğü halde bu konuda karar

vermeden esasa geçildiğini, davada makul sürenin aşıldığını ve makul sürede

karar verilmediğinden faiz yükünün arttığını, mahkeme kararının Yargıtay

içtihatlarından farklı olduğunu, kararların gerekçesiz olduğunu belirterek

eşitlik ilkesinin, adil yargılanma hakkının ve Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ödemekle karşı karşıya kaldığı tazminat miktarının

ekonomik durumunu temelinden sarsacağı gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararı

verilmesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması veya ödemesi gereken

tazminat miktarı kadar lehine tazminata hükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

32. Somut başvuru konusu davada

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 25/12/2012 tarihli

kararıyla başvurucunun temyiz itirazlarını reddederek ilk derece mahkemesi

kararını onamıştır. Başvurucu 25/2/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’ne

yapılan karar düzeltme talebi Dairece bu tarihten sonra 11/4/2013 tarihinde

reddedilmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi tarafından başvuru hakkında karar

verilmeden önce bu kanun yolu da başvurucular tarafından tüketilmiş olmaktadır

(bkz. B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 64)

33. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, aleyhine açılan tazminat davasının kabulüne karar

verildiğini, benzer davalarda verilen kararlara aykırı şekilde hüküm

kurulduğunu belirterek, eşitlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ve

Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları,

yargılama sürecine ve verilen kararın sonucu itibarıyla adil olup olmadığına

yönelik olup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı ve makul

sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

34. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

35. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

37. Anılan kurallar uyarınca, ilke

olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların

kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas

yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun

tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

38. Başvuru konusu olayda

başvurucu, Tuzluca Asliye Hukuk Mahkemesinde iş kazası sonucu aleyhine açılmış

olan maddi ve manevi tazminat davasında davacı vekilinin 18/10/2004

tarihli ıslah dilekçesinde kusurları oranında tazminat talep edilmesine rağmen

tazminatın müştereken ve müteselsilen ödenmesine

hükmedildiğini, Mahkemece ceza davasındaki kusur oranlarının esas alındığını,

ceza davasında şirkete kusur yüklenmediği ve şahısların kusuru şirket kusuru

sayılamayacağı halde şirket aleyhine tazminata hükmedildiğini, davacıların

şirketin kusur oranını talep etmemesine rağmen Mahkemenin yeni bilirkişi

raporuyla kusur oranı tespit ettirdiğini ve SSK’nın davacılara ödediği miktarın

tazminat hesaplanırken mahsup edilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun

iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

40. Başvurucu aleyhine açılan

tazminat davasında somut olaya ilişkin ceza dava dosyası incelenmiş, tarafların

delilleri toplanarak bilirkişi raporları alınmış, başvurucunun raporlara ve

başvuruya konu itirazları değerlendirilmiş, ilgili yasa kuralları somut olayın

koşullarına göre yorumlanarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Başvurucunun

başvuruya konu ettiği gerekçelerle yaptığı temyiz üzerine Yargıtay 21. Hukuk

Dairesince “hükmün Dairece benimsenen yasal

ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin

takdirinde isabetsizlik görülmemesi” gerekçesiyle temyiz itirazları

reddedilerek hüküm onanmıştır.

41. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

42. Diğer taraftan, aynı hukuki

metne ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum

ve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya açıkça

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar

ve Makul Sürede Yargılanma Haklarının İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucunun gerekçeli karar

ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddiaları açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden

herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin

olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlali İddiası

45. Başvurucu, zamanaşımı defini

ileri sürdüğü halde İlk Derece Mahkemesinin bu konuda karar vermeden esasa

geçtiğini belirterek kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

46. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

47. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013,

§ 30).

48. Mahkemelerin hükümleri için

gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bu tarafların tüm iddialarına detaylı

yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Gerekçe yazma

yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden her

davanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu

kapsamda ileri sürülen iddianın kabulü halinde davanın sonucuna etkili olması

bekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir (B. No:

2013/735, 17/9/2014, § 45).

49. Nitekim AİHM, derece

mahkemelerinin kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadığını,

ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili

olması halinde, mahkemelerin bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabileceğini, böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddinin

yeterli olabileceğini belirtmiştir (bkz. Hiro Balani/İspanya, B. No. 18064/91, 9/12/1994).

50. Öte yandan temyiz

mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz

merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması

yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde

dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını

inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

51. Somut olayda Mahkemece,

tarafların ileri sürdükleri tüm deliller toplanarak ve aynı konuyla ilgili ceza

dava dosyası incelenerek yaşanan iş kazasında kusur oranları ve tazminat

miktarlarını belirlemek üzere bilirkişilerden rapor alınmış, başvurucunun

işveren olarak yaşanan iş kazasında kusurlu olduğu tespit edilerek davanın

kabulüne karar verilmiştir (bkz. § 23). Mahkeme gerekçeli kararında

başvurucunun zamanaşımı ve ikinci kez ıslah yapılamayacağı konusunda itirazda

bulunduğundan bahsetmiş ve ikinci kez ıslah mümkün olmadığından ilk ıslah

dilekçesine göre hüküm kurduğunu belirtmiş ancak, zamanaşımı defini neden kabul

etmediğine dair hüküm kurmayarak ve işin esası hakkında karar vererek bu defii zımnen reddetmiştir.

52. Başvurucu temyiz

dilekçesinde de zamanaşımı defini ileri sürmüş, ancak Yargıtay tarafından

Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul

edilerek başvurucunun itirazını karşılayacak bir gerekçelendirme yapılmaksızın

ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır (bkz. §§ 25, 26).

53. Bu durumda esasa etkili

olduğu açık olan başvurucunun zamanaşımı defi iddiası konusunda İlk Derece

Mahkemesinin bir gerekçe göstermeksizin esastan karar verdiği, Yargıtay

Dairesinin de bu iddiaya karşılık bir gerekçe göstermeden kararı onadığı ve

başvurucunun esasa etkili bahsedilen iddiasının derece mahkemelerince

karşılanmadığı, sonuç olarak başvurucunun bahsedilen iddiasının neden

reddedildiğinin açıklığa kavuşmadığı anlaşılmaktadır.

54. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun esasa etkili olduğu açık olan iddiası karşılanmaksızın hüküm

kurulmasıyla başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

55. Başvurucu, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

56. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

57. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

58. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

59. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

60. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

61. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

62. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

63. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

64. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

65. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

66. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iş kazası nedeniyle açılan bir tazminat davasının söz konusu olduğu

görülmekle, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

67. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 4/1/2002 tarihidir.

68. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 21.

Hukuk Dairesinin 11/4/2013 tarihli kararı olduğu

anlaşılmaktadır.

69. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

70. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri nazara çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik

geleceği gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi ihdas ederek iş

davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz

bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

71. Belirtilen hususun yanı sıra

6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda

yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit

yargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha

kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64-65).

72. Söz konusu başvurunun konusu

olan iş kazası nedeniyle tazminat davasının yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk derece

mahkemesince önce asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla davaya bakıldığı, yapılan itiraz

sonucu yeni esas numarası verilerek yargılamaya iş mahkemesi sıfatıyla devam

edildiği, yapılan itirazlarda dikkate alınarak kusur oranı ve tazminat

miktarının tespiti için farklı tarihlerde tespitleri birbirine benzer beş

farklı bilirkişi raporu alındığı, ayrıca ceza ve rücu davasındaki bilirkişi

raporlarının da değerlendirmede kullanıldığı, bilirkişi raporları arasındaki

farklılığın giderilmesi için de bilirkişi raporuna müracaat edildiği ve toplam

yargılama süresinin on bir yıl üç ayın üzerinde olduğu görülmektedir.

73. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi (iş

mahkemesi sıfatıyla (Bkz., §16)) önünde sürdüğü

görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama

faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren

6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 6100

sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 26-27).

74. 5521 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiş olup (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59-82),

başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu on bir yılı

aşkın yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

75. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

76. Başvurucu, işyerinde yaşanan

iş kazası sonucu aleyhine açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasında

yargılamanın sonucunun adil olmadığını, zamanaşımı definde bulunmasına rağmen

ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarında bunun neden reddedildiğinin

gerekçelendirilmediğini ve yargılamanın makul süreyi aştığını iddia ederek ihlallerin ortadan kaldırılması veya

kendisi lehine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

77. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

78. Başvuru konusu olayda tespit

edilen ihlal ilk derece mahkemesinin başvurucunun davanın esasına etkili olan

zamanaşımı defini neden yerinde görmediğini gerekçelendirmemesinden

kaynaklandığından ve bu hususu açıklayacak şekilde yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un (1) ve (2)

numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun

zamanaşımı iddiasını karşılayacak şekilde gerekçeli karar yazılmasını temin

etmek amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

79. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin on bir yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

80. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı ve başvurucunun makul

sürede yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlali dışındaki

şikâyetleri hakkında kabul edilemezlik kararı verildiği anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

81. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Gerekçeli karar hakkının ve Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının,

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili

mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

15/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Selami ER Başvurucu : Gaziler Enerji ve Tic. A.Ş. Temsilcisi : Narin DOLGUN Vekili : Av. İbrahim İLİMSEVER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1660, 15 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. G. D.’nin kusuru ise %10 olarak tespit edilerek
  11. B. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1660
Tarih
15 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Halil Atabey Başvurusu (B. No: 2013/3771)
  • Leyla Onay Başvurusu (B. No: 2013/1762)
  • Mahmut Manbaki Başvurusu (B. No: 2012/731)
  • Ahmet Uğur Soylu Başvurusu (B. No: 2012/1036)
  • Cemal Ay Başvurusu (B. No: 2013/8674)
  • Kamil Çakır Başvurusu (B. No: 2013/997)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.