İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüsamettin Kemal Esiner Başvurusu (B. No: 2013/1949)

1. Başvurucu, adına düzenlenen

Başvuru No2013/1949Tarih24 Haziran 2015Okuma22 dk · 4.434 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hüsamettin Kemal Esiner Başvurusu

Karar tarihi
24 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/1949
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.434 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, adına düzenlenen

ödeme emrine karşı açtığı davanın reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 2., 12., 17.,

21., 35. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/3/2013

tarihinde Edirne Vergi Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön inceleme neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 24/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 9/12/2014 tarihli görüş yazısı 22/12/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap

sunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun, adına

düzenlenen ödeme emrinin iptaline karar verilmesi istemiyle 20/1/2006

tarihinde açtığı dava, İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 20/12/2006 tarih ve

E.2006/207, K.2006/2948 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesi

şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, davacının 14.05.1997 gün ve

97/8 sayılı yönetim kurulu kararı ile istifa ile boşalan yönetim kurulu üyeliğe

atanarak bu karar 16.6.1997 gün ve 4311 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan

edilmiştir. 19.09.1997 tarihinde yapılan 06.10.1997 tarih ve

4391 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen olağanüstü genel kurul

kararı ile yönetim kurulu üyeliği onaylanmış ve yeniden seçilen yönetim kurulu

üyeleri arasında yer almadığından bu tarihte yönetim kurulu üyeliği sona ermiş

olup, dolayısıyla 14.5.1997-19.09.1997 tarihleri arasında yönetim kurulu

üyeliğinde bulunmuştur.

Bu durumda dava konusu amme alacağının beyan tarihi ile

tahakkuk ve vade tarihinde şirket yönetiminde bulunan davacının vadesinde

ödenmeyen ve şirketten tahsil imkanı bulunmayan vergi

borcundan sorumlu olduğundan düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık

görülmemiştir."

8. Danıştay Yedinci Dairesi, " 14.5.1997 gün ve 1997/9 sayılı yönetim kurulu

kararıyla Şirketin yönetim kurulu üyeliğine seçilen davacının, Şirketi temsil

ve ilzama yetkili üyeler arasında gösterilmediği; 6.10.1997 tarih ve 4391

sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilen 22.9.1997 gün ve 1997/18

sayılı yönetim kurulu kararında da, davacının yalnızca yönetim kurulu üyesi

olduğu; Şirketi temsil ve ilzam hususunda yetkilendirilen birinci ve ikinci

derece imza yetkilileri arasında ismine yer verilmediği anlaşılmakla, kanuni

görevleri yerine getirme hususunda yetki ve sorumluluğu bulunmayan davacının,

213 sayılı Kanunun yukarıda anılan 10"uncu maddesi uyarınca ödeme emri ile

takibinde hukuka uyarlık bulunmadığın, ..." gerekçesiyle yer

vererek 4/2/2010 tarih ve E.2007/1913, K.2010/1006

sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.

9. İstanbul Vergi Dairesi

Başkanlığınca bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusunda, 14/5/1997 tarih ve 97/8 sayılı yönetim kurulu kararı ile

başvurucunun kurul üyeliğine atandığı, bu kararın 16/6/1997 tarih ve 4311

sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, anılan karardan sonra

birinci derece imza yetkisinin 9/6/1997 tarih ve 97/10 sayılı yönetim kurulu

kararıyla başvurucuya verildiği ve kararın 18/6/1997 tarih ve 4313 sayılı

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, 1997 yılının Haziran

dönemine ilişkin uyuşmazlık konusu vergi borcunun vadesinin 20/7/1997 olduğu,

başvurucunun kanuni temsilcilik sıfatının 14/5/1997-19/9/1997 tarihlerini

kapsadığı, ödeme emri içeriği amme alacağının ödenmesi bakımından başvurucunun

gerek dönem, gerekse vade olarak hukuksal açıdan sorumlu olduğu hususlarına yer

verilmiştir.

10. Danıştay Yedinci Dairesi 26/11/2012 tarih ve E.2010/7783, K.2012/6205 sayılı

kararıyla karar düzeltme talebini kabul etmiş ve İlk Derece Mahkemesi kararını

onanıştır.

11. Bu karar başvurucuya 16/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Bireysel başvuru, 11/3/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

13. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait

vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi

cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i

amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan

doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer

alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu

kanun hükümleri tatbik olunur.

Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse

tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.”

14. Aynı Kanun’un 54. maddesi

şöyledir:

" Ödeme müddeti içinde ödenmiyen

amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki

şekillerden herhangi birinin tatbikı suretiyle

yapılır:

1. Amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse,

teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi,

2. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının

haczedilerek paraya çevrilmesi,

3. Gerekli şartlar bulunduğu takdirde borçlunun iflasının

istenmesi."

15. Aynı Kanun’un 55. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

" Amme alacağını vadesinde ödemiyenlere,

7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir

"ödeme emri" ile tebliğ olunur."

16. Aynı Kanun’un 62. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil

dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar

elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme

alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur.”

17. Aynı Kanun’un 84. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar

kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde

satışa çıkarılır.”

18. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi

Usul Kanunu’nun 10. maddesi şöyledir:

“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan

teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen

ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler

ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

“Yukarıda yazılı

olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi

sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı

alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu

hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da

uygulanır.”

19. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3)

ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin

(3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 24/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

11/3/2013 tarihli ve 2013/1949 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, şirketi temsile

yetkili olmadığı ve amme alacağından sorumlu tutulamayacağına ilişkin bir çok

mahkeme kararının bulunduğunu, İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 14/9/2006 tarih

ve E.2006/199, K.2006/1636, İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 14/9/2006 tarih ve

E.2006/203, K.2006/1635, İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 27/4/2007 tarih ve

E.2006/1283, K.2007/1139, İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 24/9/2007 tarih ve

E.2007/1394, K.2007/2182 ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 20/6/2007 tarih

ve E.2007/2764, K.2007/7286 sayılı kararların bunlara örnek olarak

gösterilebileceğini, başvuruya konu kararın bu nedenle çelişkili olduğunu, amme

alacağına konu dönemde şirketi temsil ve ilzam ile görevlendirilmediğini,

yargılamanın makul sürede bitirilmediğini, karar nedeniyle banka hesaplarına ve

konutuna haciz konulduğunu ve itibarının sarsıldığını belirterek, Anayasa’nın 2., 12., 17., 21., 35. ve 38. maddelerinde düzenlenen

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ödeme emri nedeniyle uğradığını ileri

sürdüğü maddi ve aynı tutarda manevi zararlarının tazmini talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru, yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığı şikâyetleri yönünden değerlendirilecektir

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

23. Başvurucu, şirketi temsile

yetkili olmadığı için amme alacağından sorumlu tutulamayacağına ilişkin birçok

mahkeme kararının bulunduğunu, başvuruya konu kararın bu nedenle çelişkili

olduğunu, amme alacağına konu dönemde şirketi temsil ve ilzam ile

görevlendirilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

24. Adalet Bakanlığı, başvurunun

bu kısmı hakkında görüş sunmayacağını belirmiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

26. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. 6216 sayılı Kanun’un “Esas

hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı

yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal

edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile

sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

30. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini

ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz

olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye

alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkin

bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Nadi

Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, §

22).

31. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, amme alacağına konu dönemde şirketi temsil ve ilzam ile

görevlendirilmediğini ve bu nedenle borçtan sorumlu tutulamayacağını ileri

sürmüş, İstanbul 9. Vergi Mahkemesi, başvurucunun 14/5/1997

gün ve 97/8 sayılı yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu üyeliğine

getirildiği, bu görevi 19/9/1997 tarihine kadar sürdürdüğü, dava konusu amme

alacağının beyan tarihi ile tahakkuk ve vade tarihinde başvurucunun şirket

yönetiminde bulunduğu ve şirketten tahsil imkanı bulunmayan vergi borcundan

sorumlu olduğundan düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay

Yedinci Dairesi, başvurucunun 14/5/1997 gün ve 97/8

sayılı yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu üyeliğine getirildiği, birinci

ve ikinci derece imza yetkisinin bulunmadığı, şirketi temsil ve ilzama ilişkin

bir görevinin olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş ise de

bu karara karşı yapılan karar düzeltme dilekçesinde başvurucunun ödeme emrine

konu amme alacağının vade tarihi itibariyle başvurucuya birinci derece imza

yetkisinin verildiğine ilişkin 9/6/1997 tarih ve 97/10 sayılı yönetim kurulu

kararının bulunduğu ileri sürülmüş ve buna dair 18/6/1997 tarih ve 4313 sayılı

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin dilekçe ekinde sunulması üzerine Danıştay Yedinci

Dairesi karar düzeltme talebini kabul ederek İlk Derece Mahkemesi kararının

onanmasına karar vermiştir.

32. Diğer taraftan başvurucu

amme alacağından sorumlu tutulamayacağına ilişkin bir çok mahkeme kararının

bulunduğunu, İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 14/9/2006

tarih ve E.2006/199, K.2006/1636, İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 14/9/2006

tarih ve E.2006/203, K.2006/1635, İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 27/4/2007

tarih ve E.2006/1283, K.2007/1139, İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 24/9/2007

tarih ve E.2007/1394, K.2007/2182 ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin

20/6/2007 tarih ve E.2007/2764, K.2007/7286 sayılı kararların bunlara örnek

olarak gösterilebileceğini, başvuruya konu kararın bu nedenle çelişkili

olduğunu ileri sürmüştür.

33. İstanbul 1. Vergi Mahkemesi,

şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali

istemiyle açılan davalara ilişkin olarak başvurucunun şirketi temsile yetkili

olmadığı gerekçesiyle iptal kararları vermiş ise de bu kararların temyiz

edilmesi üzerine Danıştay Dördüncü Dairesi, şirketin iflas işlemlerinin

tamamlanıp iflasın kapatılmadığı, amme alacağının tamamen veya kısmen şirketten

tahsil edilemeyeceği ortaya konulmadan kanuni temsilcinin takip edilmeyeceği

gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını sonucu itibarıyla onamış ve karar

düzeltme taleplerini reddetmiştir.

34. İstanbul 3. İdare Mahkemesi,

kaynak kullanımı destekleme fonunun tahsili için düzenlenen ödeme emrinin

iptali istemiyle açılan davada, fona ilişkin kredinin kullanma tarihinin 20/9/1997 tarihi olduğu ve başvurucunun bu tarih itibarıyla

şirket üzerinde bir yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle iptal kararı vermiştir.

35. İstanbul 4. Vergi Mahkemesi,

şirketin borçlarından dolayı haczedilen taşınmazın satışının yapılacağına ilişkin

işlemin iptali istemiyle açılan davada, Mahkeme iptal kararı vermiş, Danıştay

Dördüncü Dairesi, dava konusu işlemin tesis edilmesine dayanak alınan ödeme

emirlerine karşı açılan davada İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 14/9/2006 tarih ve E.2006/199, K.2006/1636 sayılı kararıyla

iptal kararı verildiği ve Daire tarafından temyiz isteminin reddedildiği

gerekçesiyle İstanbul 4. Vergi Mahkemesi kararının onanmansa karar vermiş,

karar düzeltme talebini de reddetmiştir.

36. İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi, şirketin vergi borçları nedeniyle başvurucu adına düzenlenen ödeme

emirlerinin iptali istemiyle açılan davada verilen İstanbul 9. Vergi

Mahkemesinin ret kararını itirazen incelemesi

neticesinde, başvurucunun kanuni temsilci sıfatı ile şirketi temsil ve ilzama

yetkili olmadığı döneme ilişkin vergilerin tahsili için dava konusu ödeme

emirlerinden sorumlu olamayacağı ve borcun şirketten tahsilinin sağlanıp

sağlanamayacağı konusunda yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle İlk Derece

Mahkemesi kararını bozmuş ve ödeme emirlerinin iptaline karar vermiştir.

37. Görüldüğü üzere anılan

kararlarda sonuç itibarıyla başvurucunun birinci derece imza yetkisine sahip

olduğu döneme ilişkin amme alacağından sorumlu olmayacağına dair bir sonuç

çıkmamakta ve ortada aynı konuya ilişkin birçok çelişik karardan söz etmeye de

olanak bulunmamaktadır.

38. Bu durumda başvurucu,

yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge

sunmamış olup, başvurucunun mahkemece delillerin değerlendirilmesinin, mevzuatın

yorumlanmasının ve verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile

getirdiği anlaşılmaktadır.

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucu, ödeme emri

nedeniyle, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada İlk Derece Mahkemesinin davayı reddettiğini,

bireysel başvuru yolunun bir kanun yolu olmadığını, bu sebeple açık bir

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin yerel mahkemelerin takdirine

karışamayacağını belirterek, bu hususların dikkate sunulması gerektiğini

değerlendirmiştir.

42. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne

(Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün (1 No'lu Protokol)

1. maddesinde düzenlenmiştir.

43. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

44. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler,

devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek

veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini

sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları

hakka halel getirmez."

45. Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle

bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir

menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi

gerekir (Cemile Ünlü, B. No.

2013/382, 16/4/2013, § 26).

46. Mülkiyet hakkı kişinin şahsında

mündemiç olmayıp, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadan istifade

edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır.

Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülk edinme talebini

değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum

hakkın kazanılmış olması veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir (Zekiye Şanlı, B. No. 2012/931, 26/6/2014, § 33).

47. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, nelerin mülkiyet hakkına konu olabileceği

hususunda, mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin

yorumundan bağımsız olarak "özerk bir

yorum" esas alınmaktadır (bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010

§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD],

B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.

No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan

[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 54).

48. Anayasa'nın 35. maddesi ile

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin

kapsamına, mevcut bir mülk ("existing possessions") girebileceği gibi alacak

hakları (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008) veya yeterince icra edilebilir

kılınmış alacak hakları (“claims”) da girebilir. Bu kapsamda bir alacak

hakkı ya da talebin, mülkiyet hakkı kapsamında korunması için mahkeme hükmü,

hakem kararı veya idari karar gibi yeterli derecede icra edilebilir kılınması

halinde bir "mülk"

teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Krstić/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 76) (Zekiye

Şanlı, § 35).

49. Mülkiyet hakkının sınırlamaları

ve güvenceleri açısından Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35.

maddesinin 13. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta; ikinci ve üçüncü

fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir. Bu sınırlama ve

güvence ölçütlerinin Anayasa'nın 13. maddesi ışığında yorumlanması gerekir. Bu

kapsamda mülkiyet hakkı, özüne dokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlanabilir. Ayrıca yapılan sınırlamalar Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzenine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (Zekiye Şanlı, § 52).

50. Kanunla sınırlama ilkesi,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur olup, bu

koşulun sağlanmaması durumunda diğer güvence ölçütlerinin değerlendirilmesinin

bir anlamı yoktur (Zekiye Şanlı,

§ 53).

51. Toplum yararı, ortak çıkar,

genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla ifade edilen ve

bireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan kamu yararı amacı

35. maddenin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel sınırlandırma sebebi olup,

genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de kapsayacak şekilde geniş

yorumlanmaktadır (AYM, E.1999/46, K.2000/25, K.T. 20/9/2000).

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir unsur olup, objektif bir tanımlamaya elverişli olmayan bu ölçütün

her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi asıldır (Zekiye Şanlı, § 54).

52. Mülkiyet hakkının Anayasa'nın

sözüne ve ruhuna uygun biçimde sınırlandırılması, bu kapsamda, Anayasa'nın

bütünü dikkate alınmak suretiyle bu hak için öngörülen ek güvencelere riayet

edilmesi ve kamu yararı dışında amaçlarla sınırlandırılmaması, ayrıca hakkın

özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesine riayet edilerek sınırlandırılması

gerekmektedir. Mülkiyet hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararlarında söz

konusu ölçütler çoğunlukla birlikte uygulanmakta ve bireyin hakkıyla kamu

yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM,

E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999). Bu noktada,

ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu yararı

karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığı göz önünde bulundurulmalıdır.

53. 6183 sayılı Kanun’un 1.

maddesine göre kamu alacakları, Devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait

vergi, resim, harç, mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası, gecikme zammı

ve gecikme faizi gibi alacaklardır. 6183 sayılı Kanun’un esası, vergiler başta

olmak üzere kamu alacağını güvence altına almak ve ödenmediği takdirde kamu

alacağını zora dayanarak, Devlet gücü ve memurları eliyle tahsil etmektir (Hilal Özkök, B. No. 2013/2420, 14/1/2014, § 27).

54. 213 sayılı Kanun’un 10.

maddesinde, tüzel kişilerin ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden varlığından

tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri

yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, 6183 sayılı Kanun’un 55.

maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını

ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları için ödeme emri tebliğ edileceği,

54. maddesinde, ödeme süresi içinde ödenmeyen amme alacağının cebren tahsil

olunacağı, 62. maddesinde, borcun tahsili amacıyla borçlunun kendi veya üçüncü

şahıslar elindeki menkul, gayrimenkul, alacak ve haklarından amme alacağına

yetecek miktarının tahsil dairesince haczedileceği ve 84. maddesinde, menkul

malların haczin yapıldığı günden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılacağı

düzenlenmiştir.

55. Anılan mevzuat uyarınca,

başvuruya konu müdahalenin dayanağı olan kanuni düzenlemenin, somut olay

açısından müdahalenin hukukiliği şartının sağlanmış olduğu sonucuna

varılmaktadır.

56. Mülkiyet hakkına müdahale

oluşturan kamu gücü işleminin, meşru kabul edilebilmesi bakımından, kamu

yararını gerçekleştirme amacını taşıması ve müdahale sonucunda ortaya çıkan

yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, birey açısından tahammül edilemez

bir boyuta ulaşmaması gerekir (Zekiye Şanlı,

§ 59).

57. Kişilerin kamuya olan borçlarının

tahsili için yasal düzenlemeler yapılmış olup, başvuruya konu olay açısından

şirketin kamuya olan borcunu süresi içinde ödememesi nedeniyle şirketin birinci

dereceli imza yetkisine sahip başvurucu adına borcun tahsili amacıyla ödeme

emri düzenlenmesinde kamu yararı olduğu açıktır.

58. Bu durumda incelenmesi

gerekin son husus ise mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup

olmadığıdır.

59. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı

kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin, uygun zamanda,

uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No.

2013/711, 3/4/2014, § 68).

60. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun birinci derece imza yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olarak

görev yaptığı döneme ilişkin şirketin ödenmeyen vergi borcunun tahsili amacıyla

başvurucu adına ödeme emri düzenlenmiş, başvurucu tarafından ödeme emrinin

iptali istemiyle açılan dava ise reddedilmiştir.

61. Kamu idaresi, başvurucunun

kamuya olan borcunun tahsili amacıyla ödeme emri düzenlemiş olup, başvurucu

tarafından bu işlem nedeniyle ağır ve tahammül edilemez bir yük altına girdiği

yönünde bir iddiada bulunulmadığından, müdahalenin amacı ile başvurucuya

yüklenen külfetin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle,

mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı

İddiası

63. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş olup, bu

şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi şikâyette diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

64. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın

36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

66. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir

(Güher Ergun ve Diğerleri, §§

41–45).

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması

kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuru konusu olaya

bakıldığında Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruya konu edilen dava haciz

işlemi üzerine aracın satışına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davadır.

Bu durumda, makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıç tarihi somut

başvuru açısından davanın açıldığı tarih olan 20/1/2006

tarihidir.

68. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52).

69. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, ödeme emrinin iptali istemiyle 20/1/2006

tarihinde dava açılmış, İlk Derece Mahkemesi 20/12/2006 tarihinde davanın reddine

karar vermiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine dava dosyası Danıştaya gönderilmiş, Danıştay Yedinci Dairesi 4/2/2010

tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş, bu karara karşı

yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine 26/11/2012 tarihli kararı ile karar

düzeltme talebini kabul ederek İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar

vermiş ve uyuşmazlığa konu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

70. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 19).

71. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz

önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

72. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın ödeme emrinin iptaline yönelik olduğu,

davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık 7

yıl yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

74. Başvurucu, ödeme emri

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve aynı tutarda manevi zararlarının

tazminini istemiş, ancak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle herhangi bir tazminat talebinde bulunmamıştır.

75. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvuruda, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit

edilmiş olmakla beraber, başvurucu tarafından ödeme emri nedeniyle uğradığını

ileri sürdüğü maddi ve manevi zararlarının karşılanmasına ilişkin tazminat

talebinde bulunulduğu, oysa davanın makul sürede bitirilmemesi nedeniyle ihlal

tespit edildiği, bu nedenle uğranıldığı belirtilen zarar ile ihlal arasında

illiyet bağı bulunmadığından, başvurucunun maddi ve manevi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

C. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen

süre için yasal faiz uygulanmasına,

24/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal

TERCAN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Kadir

ÖZKAYA

Raportör

:

Bahadır

YALÇINÖZ

Başvurucu : Hüsamettin Kemal ESİNER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1949, 24 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye
  16. C. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya
  17. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Üstün
  19. Tercan
  20. Özkaya
  21. Yalçınöz
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1949
Tarih
24 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Kemal Kerinçsiz Başvurusu (B. No: 2014/1035)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/251
  • Seyhan Azaklı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13606)
  • Nezihe Çoksüer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7289)
  • Fikret Kemal Tekin Başvurusu (B. No: 2013/3019)
  • Murat Aksu Başvurusu (B. No: 2013/9771)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.