İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Akan Başvurusu (B. No: 2017/32078)

1. Başvuru, gösterilere müdahale sırasında gaz fişeği

Başvuru No2017/32078Tarih25 Şubat 2021Okuma26 dk · 5.133 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Akan Başvurusu (2)

Karar tarihi
25 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2017/32078
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.133 kelime·26 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gösterilere müdahale sırasında gaz fişeği

kapsülünün isabet etmesi sonucu yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin ceza

soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 11/8/2017 ve 23/7/2019 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.

4. Komisyonlarca başvurucunun adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvurular ve belgelerinin bir örneği bilgi için

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

8. Aralarında hukuki irtibat bulunması nedeniyle

2019/25684 numaralı bireysel başvuru dosyasının 2017/32078 numaralı bireysel

başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2017/32078 numaralı

bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

10. İstanbul Valiliği 18/1/2013 tarihli ve 800 sayılı

yazılarıyla 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca İstanbul'daki Taksim Meydanı'nın toplantı ve

gösteri yürüyüşü alanlarından biri olarak belirlenmemesine rağmen TÜRK-İŞ

Konfederasyonu ile birçok sendika ve sivil toplum kuruluşu 1 Mayıs'ın Taksim

Meydanı'nda kutlanacağını kamuoyuna bildirmiştir (İbrahim Akan, B. No:

2014/10628, 16/11/2016, §§ 9, 10).

11. İstanbul Valiliği, 1 Mayıs'ın Taksim Meydanı'nda

kutlanmasına izin vermemiştir. Anılan Valilik kararına rağmen göstericiler 1

Mayıs 2013 günü Taksim Meydanı'na girmeye çalışmışlardır. Bunun üzerine kolluk,

göstericilere müdahale etmiş; göstericiler ve kolluk mensupları arasında yaralananlar

olmuştur. Ayrıca bazı göstericiler tarafından özel kişilerin ve kamunun

mallarına zarar verilmiştir (İbrahim Akan, §§ 11-12).

B. Başvurucunun

Yaralanması ve Sonrasındaki Soruşturma Süreci

12. İddiasına göre başvurucu 1/5/2013 tarihinde ablasının

evine giderken o bölgede gösterilere müdahale etmekte olan kolluk kuvvetlerinin

attığı gaz kapsülünün gözüne isabet etmesi sonucunda yaralanmış, İstanbul

Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) kaldırılmış ve sol gözünden ameliyata

alınmıştır.

13. Başvurucu hakkında 7/5/2013 tarihinde düzenlenen

geçici raporda başvurucunun 1 Mayıs gösterileri sırasında çıkan olaylarda sol

gözünden yaralandığı ve 112 tarafından hastaneye getirildiği belirtilmiştir.

Başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün

17/1/2014 tarihli raporunun ilgili kısmı ise şöyledir:

"...

Kişide göz perforasyonuna neden olan

yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir

durum OLMADIĞI,

2-Kişi üzerindeki etkisinin basit bir

tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif OLMADIĞI,

3-Kişide kemik kırığı tarif edilmediği,

4-Sol kaştaki yaralanmasının yüzde sabit

iz niteliğinde OLDUĞU,

5-Sol göz kaybına neden olan

yaralanmasının duyularından birinin işlevinin sürekli yitirilmesi niteliğinde

OLDUĞU kanaatini bildiri rapordur."

14. Anılan yaralanmaya ilişkin olarak başvurucu 11/7/2013

tarihinde Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul İl Emniyet

Müdürü ve doğrudan eylemi gerçekleştiren kolluk görevlileri hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyetçi olmuştur.

15. Savcılık, başvurucunun yaralanması nedeniyle

yürütülen soruşturmayı protesto gösterileri kapsamında farklı tarihlerde

meydana gelen birçok olay hakkında yürütülen ayrı bir soruşturma (ana

soruşturma) ile birleştirmiştir.

16. Kolluk amirleri, Vali, İçişleri Bakanı ve Başbakan

hakkında yaptığı şikâyet nedeniyle açılan soruşturma, görevli polis memurları

hakkında yapılan şikâyet nedeniyle açılan soruşturmadan ayrı olarak

yürütülmüştür. Anılan soruşturma süreci tamamlandıktan sonra başvurucunun bu

soruşturmaya ilişkin şikâyetleri, başvurucu tarafından daha önce bireysel

başvuruya konu edilerek 2014/10628 numaralı başvuru dosyasında 16/11/2016

tarihinde incelenmiş ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilerek kabul

edilemez bulunmuştur.

17. Savcılık, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

olaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir arada değerlendirilmesi nedeniyle

başvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülen soruşturmanın sürüncemede

kaldığı sonucuna varmış ve 21/5/2015 tarihinde başvurucuyla ilgili soruşturmayı

ana soruşturmadan ayırmıştır.

18. Başvurucunun yaralanmasına doğrudan neden olan kolluk

görevlileri hakkındaki soruşturmada görevi kötüye kullanma suçu

değerlendirilmesi yapılarak 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer

Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izni

verilmesi talep edilmiştir.

19. İstanbul Valiliğinin 28/10/2015 tarihli kararıyla

kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

"... Müşteki şahsın Emniyette ve

Savcılıkta vermiş olduğu ifadelerde iddia ettiği olayın gerçekleştiği yeri tam

nokta olarak belirtememiş olması nedeniyle olayla ilgili varsa işyeri ya da

güvenlik kamera kayıtlarına, Mobese kamera kayıtlarına ya da bilgi belgelere

ulaşılamadığı, ayrıca şikayetçi şahsın ifade vermek için de gelmediği,

Konu ile ilgili olarak olayın

gerçekleştiği iddia edilen bölgeden sorumlu Şişli Feriköy Polis Merkezi

Amirliği, Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ve

Koordinasyon Şube Müdürlüğü ile yapılan yazışma ile olay günü o bölgede görevli

personelin listesi istenilmiş olup, gönderilen cevabi yazıların incelenmesi

sonucunda olaya vakıf ya da olayda şüpheli olabilecek görevli personel tespiti

yapılamadığı anlaşılmıştır.

Bu nedenle, 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun 6. Maddesi gereğince;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Görevlileri hakkında “SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEMESİNE

..."

20. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş, İstanbul Bölge

İdare Mahkemesi (Kapatılan) Birinci Kurulunca başvurucunun itirazı 5/4/2016

tarihli kararla kabul edilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"...Dosyanın incelenmesinden,

şikayetçi İbranim Akan'ın 01.05.2013 tarihinde İstanbul, Şişli Okmeydanı Feriköy'de

ikamet eden ablasının evine doğru giderken meydana gelen toplumsal olaylarda

çatışmanın ortasında kaldığı, bölgede gösterilere müdahale etmekte olan kolluk

kuvvetlerinin attığı gaz bombası kapsülünün gözüne isabet ettiği ve

kaldırıldığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan ameliyatta sol

gözünü kaybettiği yerine protez göz takıldığı dosyada bulunan belgelerle sabit

olup, diğer yandan olayların olduğu bölge de belirlidir.

Bu durumda, olayların meydana geldiği

bölgenin belli bir bölge olduğu, o bölgede meydana gelen olaylarda görevli olan

ve gaz bombası kullanma görevi verilen personelin isimlerine idarece o tarihte

düzenlenen görev belgelerinden ulaşılabileği de açık olduğundan, olayla ilgili

olarak yukarıda sözü edilen yasa hükmü ile soruşturmacıya verilen yetkiler

doğrultusunda telsiz konuşmaları, olayla ilgili kamera kayıtları, fotoğraf,

görev listeleri ve bu gibi değişik araçlarla yapılacak etkili bir inceleme ve

araştırma ile şikayet konusu eyleme ilişkin olarak, (gaz bombası kapsülünü

şikayetçinin gözüne isabet edecek biçimde atma) eylemi gerçekleştiren ya da

gerçekleştirenlerin isim ve görev unvanlarıyla belirlenmesi, ifadelerinin

alınması ve haklarında soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi yolunda

öneri getirilmesi, yetkili merci tarafından da isim ve görev unvanı belli olan

bu kişiler hakkında soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi şeklinde bir

karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen itiraza konu kararda

isabet görülmemiştir..."

21. Anılan karar üzerine İstanbul Valiliği şikâyet

hakkında tekrar inceleme yapmış ve 25/8/2016 tarihinde benzer gerekçelerle

soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

22. Başvurucu, soruşturma izni verilmemesi kararına

tekrar itiraz etmiş; itirazı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava

Dairesinin 22/6/2017 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"...Olayda, İstanbul Emniyet

Müdürlüğü Görevlileri hakkında; müştekinin 01/05/2013 tarihinde Şişli Okmeydanı

Feriköy'de ikamet eden ablasının evine giderken olayların ortasında kaldığı ve

polis tarafından atılan gaz fişeğinin sol gözüne isabet etmesi neticesinde

hastaneye kaldırıldığı ve sol gözünün alındığı, yerine protez göz takıldığı,

halen sol gözünün hiç görmediği iddiaları üzerine yapılan ön inceleme sonucunda

ilgililer hakkında, hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin

dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından itirazın reddine,

soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın Mahkememizce yöntem ve yasaya

uygun bulunması nedeniyle onanmasına..."

23. Anılan karar 17/7/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 11/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

25. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca şüphelilerin dava

zamanaşımı süresince araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde Cumhuriyet

Başsavcılığında hazır edilmesi için 13/9/2017 tarihinde daimî arama kararı

verilmiştir. Daimî arama kararında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen

kolluk görevlilerine yüklenen suçlar nitelikli kasten yaralama ve görevi

kötüye kullanma olarak belirtilmiştir. Soruşturmanın zamanaşımına uğrayacağı

tarih ise 1/5/2021 olarak belirtilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Emniyet görevlileri hakkında

yapılan idari soruşturma da 2015/505 karar no ile 28/10/2015 tarihinde Vali

Vasip Şahin imzası ile verilen kararda; 'Müşteki şahsın Emniyette ve Savcılıkta

vermiş olduğu ifadelerde iddia ettiği olayın gerçekleştiği yeri tam nokta

olarak belirtememiş olması nedeniyle olayla ilgili varsa işyeri yada güvenlik

kamera kayıtlarına, Mobese kamera kayıtlarına yada bilgi belgelere

ulaşılamadığı, ayrıca şikayetçi şahsın ifade vermek için de gelmediği,

Konu ile ilgili olarak olayın

gerçekleştiği iddia edilen bölgeden sorumlu Şişli Feriköy Polis Merkezi Amirliği,

Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ve Koordinasyon Şube

Müdürlüğü ile yapılan yazışma ile olay günü o bölgede görevli personelin

listesi istenilmiş olup, gönderilen cevabi yazıların incelenmesi sonucunda

olaya vakıf yada olayda şüpheli olabilecek görevli personel tespiti

yapılamadığı anlaşılmıştır.

Bu nedenle, 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun 6. Maddesi gereğince;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Görevlileri hakkında 'SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEMESİNE'

karar verildiği,

Şikayetçinin bu karara itirazı üzerine

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdare Dava Dairesinin 17/06/20117 tarih,

2017/644 Esas, 2017/631 karar nolu kararında; itirazın red edilmesine,

soruşturma izni verilmemesine dair kararın onandığı anlaşılmakla,

Olay tarihinden bu yana şikayetçi

İbrahim Akan'ın yaralanmasına neden olan emniyet görevlilerinin tespit

edilememesi nedeniyle evrakın 'Daimi Arama'ya' alınmasına, ..."

C. Başvurucu

Tarafından İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

26. Başvurucu 17/7/2013 tarihinde İstanbul

Valiliğine müracaat etmiş ve polislerin orantısız müdahalesinden doğan maddi ve

manevi zararının giderilmesini talep etmiştir.

27. İstanbul Valiliği 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamına

girmeyen 1 Mayıs gösterileri veya Gezi Parkı gibi toplumsal olaylar sırasında

meydana gelen zararların sulh yoluyla karşılanması için Beyoğlu Kaymakamlığı

İlçe Zarar Tespit Komisyonunu (Komisyon) kurmuştur.

28. Komisyon, başvurucunun zararı hakkında bilirkişi

incelemesi yaptırmış; bilirkişi incelemesinde başvurucunun %33 oranında malul

olduğu dikkate alınarak geçici iş göremezlik zararı 131.613 TL olarak

hesaplanmıştır. Komisyon 10/3/2014 tarihli kararında İstanbul genelinde 1 Mayıs

Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle emniyet tedbirlerinin alındığını, bu

tedbirlerin basın ve yayın organları aracılığıyla duyurulduğunu, başvurucunun

toplumsal olayın niteliği ve riskli ortamında kendisine gelecek zararı en aza

indirecek emniyetli bir yerde beklemek yerine Okmeydanı'nda mukim ablasına

gitmesi sonucunda tedbirsiz davranarak muhtemel riski oluşturduğunu ve bileşik

kusurlu olduğunu belirterek başvurucuya 65.000 TL tazminat ödenmesine karar

vermiştir.

29. Başvurucu tazminatın yetersiz olduğunu belirterek

16/5/2014 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı

davası açmıştır.

30. İdare mahkemesinin 29/1/2016 tarihli kararında olayın

oluş şekline ilişkin kabulü şu şekildedir:

"Dava dosyasının incelenmesinden;

davacının 01.05.2013 tarihinde Okmeydanı Şark Kahvesi civarında, Sibel Yalçın

parkına inen sokaktan ablasının evine doğru giderken, o bölgede gösterilere

müdahale etmekte olan kolluk kuvvetlerinin yakın mesafeden atmış olduğu gaz

kapsülünün gözüne isabet etmesi nedeniyle Samatya Araştırma Hastanesi'nde

tedavi altına alındığı, gözünden ameliyat olduğu, sol gözünü tamamen (%100)

kaybetmesi nedeniyle davalı İdareye başvurduğu, davalı İdare Zarar Tespit Komisyonun

10.03.2014 tarih ve 2014/115 sayılı kararıyla davacıya 65,000.-TL ödenmesine

karar verilmesi üzerine, söz konusu kararın iptali ile 167,365.99 TL maddi,

200,000.-TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar

verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır."

31. Mahkemenin anılan kararında 1/5/2013 tarihinde

meydana gelen toplumsal olaya kolluk kuvvetlerinin müdahale etme hakkı

bulunmakta ise de bu müdahale nedeniyle toplumsal olaylar ile ilgisi bulunmayan

kişilerin uğramış oldukları zararın karşılanması gerektiği ifade edilmiş; dosya

kapsamındaki bilgi ve belgelerin tetkikinde, söz konusu müdahale esnasında

kullanılan biber gazı kapsülünün başvurucunun gözüne isabet etmesi nedeniyle

sol gözünü tamamen kaybettiği, %33 oranında meslekte kazanma gücünde azalma

meydana geldiği, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı ve davalı

idarenin Komisyonunca başvurucuya bir miktar tazminat ödenmesine karar

verildiği belirtilmiştir. İdare Mahkemesi her ne kadar toplumsal olaya müdahale

şartları doğmuş olsa bile başvurucunun gösterilere katıldığının tam olarak

tespit edilememiş olması nedeniyle zararının giderilmesi gerektiğini belirterek

başvurucuya bilirkişi incelemesi ile tespit edilen 167.365 TL maddi tazminat

ile 200.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

32. Anılan karar temyiz edilmiş, Danıştay Onuncu Dairesi

8/6/2017 tarihinde Mahkemenin kararını bozmuştur. Danıştay, başvurucunun

davasının kabul edilmesine yönelik bir bozma kararı vermemiştir ancak olay

tarihinde 23 yaşında olan başvurucunun askerlik durumunun gözönüne alınmadığı,

çalışma ve kazanç durumunun hesaplamada dikkate alınmadığı gerekçesiyle maddi

tazminat miktarının, sebepsiz zenginleşmeye sebep olacak derecede yüksek olduğu

gerekçesiyle manevi tazminat miktarının gözden geçirilmesi gerektiğini

belirtmiştir.

33. Mahkeme 27/6/2019 tarihinde başvurucuya 328.561 TL

maddi tazminat ile 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

34. Anılan karar temyiz edilmiş olup inceleme devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

35. İlgili hukuk için bkz. Hüseyin Caruş, B. No:

2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016,

§§ 22-30.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

37. Başvurucu; kolluk görevlilerinin 1 Mayıs

gösterilerine müdahaleleri sırasında kendisine yakın mesafeden gaz fişeği

atılması sonucu sol gözünü kaybettiğini, yaralanmasından sorumlu kolluk

personeli hakkında soruşturma izni verilmediğini, soruşturma izni verilmemesi

kararına itirazı üzerine (kapatılan) İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci

Kurulunca verilen kararın gerekçesinin dikkate alınmadığını ve tekrar

soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, sonrasında ise Savcılık

tarafından daimî arama kararı verildiği belirterek kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

38. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

39. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Eziyet

Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

ilkeler

41. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı

hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

42. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından

kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı

kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence

arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın, özellikle çok ağır ve

zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından

getirildiği, anılan ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nda düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet ve hakaret

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

43. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi

ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence

teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da

ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek

kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

85).

44. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı

muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu

hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur

olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel

saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü

muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında

kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca

bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi

muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet

olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

45. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

46. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

47. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

48. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir

yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür

bir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.

Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce

başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

49. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82).

50. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin toplumsal

olaylara müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal ve

uluslararası mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerinde

öngörülen kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararlarında, bu

gazın kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğuna

vurgu yapmıştır. Ancak kolluk görevlilerini aşmaya çalışan grup dışındaki

göstericilere doğrudan müdahale olduğunun tespit edilemediği, ayrıca göz

yaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir yaralanma olmadığı ve

gazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor raporuna veya başka bir

bulguya rastlanmadığı durumlarda gazdan etkilenmenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini aşmadığı sonucuna varılmıştır

(Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 91, 92).

51. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, göz yaşartıcı gaz

silahlarının uygun olmayan bir şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin

ölümlere ya da somut olayda olduğu gibi yaralanmalara yol açma riski bulunması

nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul ettiği ilkelerin -uygun

düştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarak

dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda gaz silahı kullanımı

konusunda kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli ve

etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak, kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, §§ 59, 60).

52. Bu nedenle doğrudan silah kullanımı sonucu meydana

gelen olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka bir

çarenin kalmadığı zorunlu bir durumda ve ölçülü bir şekilde

gerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen ortaya konulması gerekmektedir.

Bu çerçevede kolluk görevlilerinin eylemlerinin yanında kendilerine uygun

talimatın verilip verilmediğinin, gaz fişeği atışı için kullanılan silahlar

konusunda bu kişilerin yeterli eğitim alıp almadığının ve olası riskleri

önlemek adına tedbir almakta ihmalleri bulunup bulunmadığının da incelenmesi

gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).

53. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi bir başka kararında,

toplumsal bir olayda müdahaleyi gerektiren duruma sebep olan kişilerden olmayan

başvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli

tedbirleri almadığı ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz

fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu kanaatine

vararak Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Özlem

Kır, § 80).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

54. Somut olayda Komisyon ve İdare Mahkemesinin kabulüne

göre başvurucu, kolluk görevlilerinin bir gösteriye müdahalesi sırasında

yaralanmış ve sol gözünü kaybetmiştir. Nitekim başvurucunun göz yaşartıcı gaz

kullanımı sırasında gaz fişeği kapsülünün başına isabet etmesi sonucu

yaralandığı ve 112 Acil Servis tarafından hastaneye götürüldüğü sağlık

raporlarıyla doğrulanmıştır.

55. Bununla birlikte olay günü gaz silahı kullanan kolluk

görevlilerinin bu konuda bir eğitim almış olup olmadığı, operasyonun planlama

ve kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğu

hususları ile kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli

ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içerip içermediği -Savcılık dosyasındaki eksiklikler nedeniyle- bu

aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenememiştir (aynı yöndeki karar için

bkz. Özlem Kır, § 69). Bu nedenle somut olay bakımından işkence ve kötü

muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasına ilişkin inceleme,

sadece olay sırasında gaz fişeğini kullanan kolluk görevlilerinin eylemleriyle

sınırlı olarak yapılacaktır.

56. Başvurucu; Savcılığa verdiği ifadesinde, kolluğun

göstericilere müdahale ettiği sırada gözüne gaz fişeği isabet ettiğini

belirtmiştir. Başvurucunun 112 Acil Servis tarafından hastaneye götürüldüğü

anlaşılmış, ameliyata alındığı ve sol gözünü kaybettiği tespit edilmiştir.

57. Olaya ilişkin kamera kayıtlarının bulunmadığı

belirtilmişse de Savcılık daimî arama kararında başvurucunun kolluk

görevlilerinin güç kullanımı sonucu yaralandığını değerlendirerek açık kimlik

bilgileri tespit edilemeyen kolluk görevlileri hakkında daimî arama kararı

verilmiştir (bkz. § 25).

58. Bununla birlikte başvuru konusu olayın 1 Mayıs

eylemlerinin bir parçası olmasından ötürü olaylara geniş çapta bir katılımın

bulunduğu ve bu nedenle belli oranda kargaşa ortamının doğabileceği kabul

edilmektedir. Kargaşa ortamlarında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etme

ve müdahaleyi gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaleden

mümkün olduğunca etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri

bulunmaktadır (Cihan Mutlu, B. No: 2016/9422, 23/2/2020, § 58).

59. Ancak olay nedeniyle herhangi bir polis memuru

Savcılık tarafından dinlenmemiştir. Bununla birlikte kolluk görevlilerinin

yakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye çalışırken başvurucuyu yaraladıkları

yönünde bir bulguya da rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığı

ileri sürülmeyen başvurucunun sol gözünden yaralanması olayında kolluğun

gerekli tedbirleri almadığı ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak

suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu kanaatine varılmıştır.

Nitekim İdare Mahkemesi de benzer tespitlerde bulunmuştur.

60. Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri,

başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel

ve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık

eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.

61. Bu tespitten sonra kolluk görevlilerinin eyleminin

hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda somut olay bir bütün

olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki nazara

alındığında eylemin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Eziyet

Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

63. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen

olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, §

110).

64. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

65. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,

bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve

bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

116).

66. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden

kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem Erden,

B. No: 2015/4032, 23/1/2019 § 34).

67. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin ne

olduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki

diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı

eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

68. Somut olayda başvurucunun şikâyeti üzerine Savcılık

tarafından soruşturma başlatılmış, sorumlular hakkında 4483 sayılı Kanun

uyarınca soruşturma izni verilmesi talep edilmiştir. Başvurucu soruşturma izni

verilmemesine dair karara itirazın kesin olarak reddedilmesi üzerine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

69. Anayasa Mahkemesi Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş

(B. No: 2013/7907, 21/4/2016) ve Selçuk Yıldız (B. No: 2014/10382,

15/2/2017, §§ 21-29) başvurularında, gösteri yürüyüşünde yaralanan kişiler

hakkında soruşturma izni şartına bağlı olmayan suçlar yönünden izin

mekanizmasının işletilmesini ve soruşturma izni verilmemesini etkili soruşturma

yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir.

70. Savcılığın atılı suçların 4483 sayılı Kanun'un izin

şartına bağlı olmaksızın resen kovuşturulması gereken suçların düzenlendiği 2.

maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olup olmadığını tartışmadan İstanbul

Valiliğinden soruşturma izni istediği görülmektedir.

71. Öte yandan her ne kadar soruşturma izni verilmemesine

bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmemişse de Savcılık

söz konusu idari soruşturmaya ait bilgileri dikkate almış ve başvurucunun

yaralanmasına neden olan kolluk görevlilerinin tespit edilemediği gerekçesiyle

dosyanın üçer aylık sürelerle gözden geçirilmek üzere daimî aramaya alınmasına

karar vermiştir. Bu tarihten sonra da soruşturmanın ilerlemesini sağlayan

herhangi bir işlem tesis etmemiştir.

72. Başvurucu, kolluğun toplumsal bir olaya müdahalesi

esnasında kullandığı gaz fişeği kapsülüyle sol gözünü kaybetmiştir. Savcılık

tarafından önce soruşturma izni talep edilmiş, olaylar sırasında gaz silahı

kullanmaya yetkili personel tam olarak araştırılmamış, herhangi bir polis

memuru Savcılık tarafından tanık olarak dahi dinlenmemiş ve sorumluların

kimlikleri tespit edilememiştir.

73. Diğer taraftan olay gününe ve mahalline ait kamera

görüntülerinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Ancak başvurucunun olayın

gerçekleştiğini belirttiği çevrede olaya tanık olabilecek kişilerin bulunup

bulunmadığı araştırılmamıştır.

74. Öte yandan Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

olaylar ile devamında gerçekleşen olaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir arada

değerlendirilmesi hâlinde başvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülen

soruşturmanın sürüncemede kalacağı açık olmasına rağmen birleştirme kararı

verilmiş, bu yüzden başvurucunun yaralanmasıyla ilgili olarak 2013 yılı Temmuz

ayından sonra 2015 yılına kadar hiçbir işlem yapıl(a)mamıştır. En nihayetinde

başvurucunun yaralanmasıyla ilgili soruşturma 21/5/2015 tarihinde ana

soruşturmadan ayrılmıştır.

75. Bu durumda Savcılık tarafından yedi yılı aşkın

süredir sorumluların tespitinin yapılamamış olduğu, son üç yıldır soruşturmanın

daimî aramada beklediği dikkate alındığında soruşturmada uzun zamandır ilerleme

kaydedilmediği kanaatine varılmıştır. Toplumsal bir olaya müdahale esnasında

başvurucuyu gaz fişeği kapsülüyle yaralayan kolluk görevlilerinin makul

sayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları tarafından kimliklerinin

dahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve süratli yürütülmesi

yükümlülüğüne aykırı olduğu değerlendirilmiştir.

76. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin

ortaya çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi

konusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısından

gerekli özenin gösterildiği söylenemeyecektir.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

79. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

80. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

82. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

83. Bu durumda kötü muamele/eziyet yasağının usul

boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma

ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturma

yapılarak Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

84. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ceza

soruşturmasının etkili yürütülmemesinden kaynaklanan ihlalin bütün sonuçlarıyla

ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının usul yönünden ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Ancak başvurucunun yaralanması sonucunda uğradığı zarar nedeniyle açtığı tam

yargı davasının devam ettiği anlaşıldığından eziyet yasağının maddi boyutunun

ihlal edilmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zarara ilişkin tazminata bu

aşamada hükmedilebilmesi mümkün değildir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.600 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

eziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Eziyet yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle net

50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Gökçe GÜLTEKİN YILMAZ Başvurucu : İbrahim AKAN Vekili : Av. Ramazan DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/32078, 25 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Genel Bilgiler
  10. B. Başvurucunun
  11. C. Başvurucu
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  20. C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin
  21. D. Eziyet yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle net
  22. E. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  23. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/32078
Tarih
25 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Metin Bayram Başvurusu (B. No: 2018/21996)
  • Tevfik Demir Başvurusu (B. No: 2018/9684)
  • Yücel Çelik Başvurusu (B. No: 2018/37359)
  • Alp Altınörs Başvurusu (B. No: 2018/2790)
  • Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2018/4502)
  • Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim Başvurusu (B. No: 2017/21882)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.