İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/14516 Tarih:

İbrahim Aksoy Başvurusu (B. No: 2014/14516)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM AKSOY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14516)

Karar Tarihi: 21/11/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, boşanma davasında davacı taraf lehine bir tutum

sergilendiği, davanın başlangıcında müşterek çocukların velayetinin gerekçe

gösterilmeden tedbiren karşı tarafa verildiği, bu

tedbir kararı ile bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının dikkate

alınmadığı, bir kısım delillerinin ilgili yerlerden getirtilmediği, delillerin

aleyhine ve tek taraflı olarak değerlendirildiği ayrıca çocuklarını sadece icra

kanalıyla görebilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. 24/9/1996 tarihinde evlenen başvurucu ile eşinin 9/3/1998 ve

30/5/2007 doğumlu B. ve K. isimli iki erkek çocuğu bulunmaktadır.

9. Başvurucunun eşi T.A. 14/10/2009 tarihinde İzmir 7. Aile

Mahkemesinde (Mahkeme) boşanma davası açmıştır.

10. Davanın başlangıcında davacı, eşinden ayrı bir evde

yaşadığını belirterek birlikte yaşadığı biri "down

sendromlu", diğeri 2,5 yaşında olan müşterek çocuklarının velayetinin tedbiren kendisine verilmesini istemiştir.

11. Mahkeme 18/11/2009 tarihli ek kararı ile müşterek

çocuklarının velayetinin tedbiren davacı anneye

verilmesine, müşterek çocuklar ile başvurucu (davalı baba) arasında her ayın 1.

ve 3. hafta sonları Cumartesi günleri, ayrıca dini bayramların 2. ve 3. günleri

kişisel ilişki düzenlenmesine itirazı kabil olmak üzere evrak üzerinden karar

vermiştir.

12. Başvurucu yargılama sırasında 25/2/2010 tarihli dilekçesinde

eşinin çocuklarının bakımı ile yeterince ilgilenmediğini iddia ederek tedbiren davacı anneye verilen velayet yetkisinin

kaldırılarak çocuklarının velayetinin kendisine verilmesini talep etmiştir.

13. Mahkemece bu konuda uzman raporu alınmasına karar verilmesi

üzerine sosyal hizmet uzmanı ile uzman psikolog tarafından 12/4/2010 tarihli

rapor düzenlenmiştir. Anılan rapordan röntgen teknisyeni olan anne ve devlet

memuru olarak çalışan baba ile yapılan bireysel görüşmeler yanında müşterek

çocuklarla görüşme ve gözlemler yapıldığı, tarafların kaldıkları konutların

incelendiği, ayrıca down sendromlu küçük B.nin öğretmenleriyle görüşüldüğü anlaşılmaktadır. Tüm bu

görüşme, gözlem ve değerlendirmeler sonucunda çiftin boşanmaları durumunda

müşterek çocuklarının velayetinin davacı anneye verilmesinin ve davalı baba ile

kişisel ilişki sağlanmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.

14. Mahkeme 16/4/2010 tarihli oturumda uzman raporunda

belirtilen görüş doğrultusunda geçici velayetin tedbiren

değiştirilmesi konusundaki başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir.

15. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 7/12/2010 tarihli kararı

ile tarafların boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetinin davacı anneye

verilmesine hükmetmiştir.

16. Temyiz üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin (Daire) 6/4/2012

tarihli kararı ile başvurucunun bir kısım tanıklarının dinlenmediği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

17. Öte yandan başvurucu bozma sonrasında 27/9/2012 tarihli

dilekçesiyle reddi hâkim talebinde bulunmuştur. Reddi hakim talebinde hâkimin

tarafsız davranmadığı belirtilerek, bozulan kararda davalı tarafın

sadakatsizliğini ispata ilişkin delillerin değerlendirilmemesi ve karar

gerekçesindeki "...tarafların özellikle

davalının birbirleri ile olan

sorunlarını çocuklar üzerinden halletmeye çalışmalarının ve bu konudaki

takıntılı davranışlarının hem kendilerini hem de müşterek çocukları daha da

fazla yıprattığı..." tespitinin yapılması ret sebebi olarak

gösterilmiştir. Ayrıca başvurucu "...müşterek

çocukların yaşları gözönüne alınarak anne şefkatine

ihtiyaç duyduğu dönemde olmaları..." gerekçesiyle çocukların

velayetinin anneye verilerek ayrımcılık yapıldığı iddiasında bulunmuştur.

18. Reddi hâkim talebini inceleyen İzmir 11. Aile Mahkemesi

30/10/2012 tarihli kararı ile

"...mahkeme hakiminin taraflı davrandığına ilişkin herhangi bir delil ve

emareye rastlanmadığı..." gerekçesiyle talebin reddine karar

vermiştir. Ret kararı taraflarca temyiz edilmemiş ve 14/11/2012 tarihinde

kesinleşmiştir.

19. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkeme 11/4/2013

tarihli kararı ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin

anneye verilmesine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Toplanan deliller,

dinlenilen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından tarafların uzun süredir

geçimsiz oldukları, davalının zaman zaman davacıya hakaret ettiği, dövdüğü,

içki içtiği, ikinci çocukları K.'nın doğumundan sonra

taraflar arasında cinsel uyumsuzluk meydana geldiği, duygusal yönden

birbirlerinden koptukları, geçimsizliklerinden kendileri gibi müşterek

çocukları B. ve K.'nın da yıprandıkları, müşterek

çocuk B.'nin Down sendromu

olması nedeni ile gergin ve geçimsiz aile ortamında kişisel gelişiminin ve

yeteneklerinin hızla geriye gittiği, taraflar arasında ortak hayatı temelinden

sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizliğin

mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacı davayı açmakta haklı

olup bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen

mümkün görülmediği anlaşıldığından açılan davanın kabulü ile tarafların

boşanmalarına, müşterek çocukların yaşları gözönüne

alınarak anne şefkatine ihtiyaç duyduğu dönemde olmaları ayrıca düzenlenen

uzman raporlarına istinaden velayetlerinin davacı anneye verilmesine, velayeti

anneye verilen müşterek çocuklardan K. için aylık 225 TL, B. için aylık 250 TL

tedbir, karar kesinleştikten sonra müşterek çocuklardan K. için aylık 275 TL,

B. için aylık 300 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsili ile davacıya

verilmesine karar vermek gerek(miştir)..."

20. Temyiz üzerine Dairenin 1/4/2014 tarihli kararı ile hüküm

onanmıştır.

21. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 9/7/2014

tarihli kararı ile reddedilmiştir.

22. Ret kararı 1/8/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş, 1/9/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

"Hâkimin takdir yetkisi"

kenar başlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Mahkeme boşanma veya

ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk

vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra,

ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen

eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık,

eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve

eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır."

24. 4721 sayılı Kanun’un "Birlikte

yaşamaya ara verilmesi" kenar başlıklı 197. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

"Eşlerin ergin olmayan

çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri

düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır."

25. 4721 sayılı Kanun’un "Ana

ve baba evli ise" kenar başlıklı 336. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Ortak hayata son

verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine

verebilir."

26. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun "Çocukla şahsi

münasebet tesisine dair ilamin icrası"

kenar başlıklı

25/a maddesi şöyledir:

"Çocukla şahsi

münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi

üzerine icra memuru, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen

tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünun zorla yerine getirileceğini borçluya 24 üncü

maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı

hareketin 341 inci maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır.

Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla

yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikayeti üzerine ayrıca 341 inci maddeye

göre cezalandırılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, yargılama sırasında çocuklarının geçici

velayetinin gerekçe gösterilmeden annelerine verilmesi ve velayete yönelik

kararlara karşı itirazlarının dikkate alınmaması nedeniyle gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine

"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar

hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında

vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul

edilmesi gerekir (Alpaslan Yıldırım, B. No: 2014/20301, 11/5/2017, § 18).

30. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli

yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan

Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Alpaslan Yıldırım, § 19).

31. Gerekçeli karar

hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır. Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan

mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya atıfla

kararına yansıtması yeterlidir (Yasemin

Ekşi, § 57).

32. Somut olayda başvurucunun "çocuklarının velayeti"

hususunda verilen kararların gerekçeden yoksun olduğuna yönelik açıklamalarının

aksine Mahkeme, boşanma davası öncesinde eşlerin ayrı evlerde yaşamaya

başlamaları ve bu süreçte müşterek çocuklarıyla birlikte kalan davacı annenin

talebi üzerine takdir yetkisi kapsamında gereken önlemleri almıştır. Bu

çerçevede çocukların anne ve baba ile ilişkilerinin düzenlenmesine ilişkin

olarak tedbiren velayetlerinin anneye verilmesine

karar verilmiştir. Başvurucunun geçici velayet tedbirinin değiştirilmesine

ilişkin itirazı konunun uzmanlarından alınan çocukların yararlarının değerlendirildiği

bilimsel rapor doğrultusunda reddedilmiştir (bkz.§§ 13,14). Yargılama sonunda

tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek iddia ve savunmaları ile dosya

kapsamı dikkate alınarak ve çocukların yaşları itibarıyla anne bakım ve

şefkatine muhtaç oldukları gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır. Mahkeme, kararının gerekçesini yeteri kadar

açık bir biçimde göstermiştir. Yargıtay tarafından da karar gerekçesinin makul

görüldüğü, Mahkeme kararına atıfta bulunularak hükmün onandığı ve karar

düzeltme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla verilen kararda,

hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görüldüğünden gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama

İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, davacının kendisini aldatarak sadakate aykırı

davranışta bulunduğu kişiyi tanık olarak dinletmesine, bu kişinin davacıyla

duygusal yakınlaşma yaşadığını belirtmesine ve buna ilişkin bazı telefon

mesajlarının dosyaya sunulmasına rağmen iddiasını destekler nitelikteki

haberleşme programı (MSN) yoluyla yapılan tüm görüşme ve mesaj kayıtlarının

dosyaya getirtilip değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.

35. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gibi

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

36. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usul

hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

37. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli

yargılanma ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara,

gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla

ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Faik

Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 47).

38. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda,

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddiaları da yargılamanın

bütünü ışığında değerlendirilecektir (Yüksel

Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19).

39. Başvuru konusu davada, davacının sadakatsizliğini

ispatlayacak bir kısım delillerinin getirtilip incelenmediği belirtilmişse de

davanın başlangıcında eşinden boşanmak istemediğini belirten başvurucunun,

yargılama sırasında davacının kendisini aldattığını iddia ettiği kişiyi tanık

olarak dinlettiği ve bu kişinin beyanlarını kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun itiraz etmediği tanığının beyanları ortada iken, davacı ve bu

tanık arasındaki MSN yoluyla yapılan görüşme ve mesaj kayıtlarının dosyaya

getirtilmemesi makul görülebilir. Bu husus yargılamaya aktif olarak katılan ve

görüşlerini bildiren başvurucu aleyhine dezavantajlı bir durum meydana

getirmemiştir.

40. Açıklanan nedenlerle silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkelerine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

41. Başvurucu, davacı taraf lehine bir tutum sergilenerek

çocuklarının velayetinin kendisine verilmemesi, delillerinin aleyhine ve tek

taraflı olarak değerlendirilmesi, eksik araştırma ile karar verilmesi, ayrıca

Mahkeme kararının sonucu olarak çocuklarını sadece icra kanalıyla görebilmesi

nedenleriyle mahkemelerin tarafsızlığı ve eşitlik ilkeleri ile adil yargılanma

ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı değildir (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemenin

kendisi aleyhine bir tutum sergileyerek çocuklarının

velayetinin kendisine verilmemesi nedeniyle mahkemelerin tarafsızlığı ve

eşitlik ilkelerinin; çocuklarını icra marifetiyle görebilmesi nedeniyle de aile

hakkına saygı hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Ancak başvurucu,

çocuklarıyla arasında kurulan kişisel ilişkisinin hukuka aykırı şekilde

engellendiğini ya da kişisel ilişki hükümlerinin infazı sürecinde eksiklik veya

gecikmeler yaşandığını iddia etmediği gibi Mahkemece belirlenen zamanlarda

çocuklarıyla doğrudan kişisel ilişki kurduğu anlaşılmaktadır. Bir başka ifade

ile başvurucunun hakkını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturularak

bu kapsamda uygun tedbirlerin fiilen sağlandığı görülmektedir. Başvurucunun

mahkemelerin tarafsızlığı ve eşitlik ilkeleri ile aile hayatına saygı hakkının

ihlal edildiği iddiasının, davanın kendine özgü koşulları açısından mahkemece

yapılan değerlendirmelerin sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle

yargılamanın sonucuna ilişkin iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmiştir.

43. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve

sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

44. Somut olayda Mahkeme, tarafların sundukları bilgi ve

belgeleri, tanıkların beyanlarını ve uzman bilirkişilerin raporlarını

değerlendirerek kararını vermiştir.

45. Derece mahkemelerinin kararları ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir.

46. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın

çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin

kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Volkan

SEVTEKİN

Başvurucu

:

İbrahim

AKSOY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/14516, 21 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası