İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsabet Yurtsever ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/8315)

1. Başvuru, gözaltı işlemi sırasında ve sonrasında

Başvuru No2015/8315Tarih6 Mart 2019Okuma35 dk · 6.942 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İsabet Yurtsever Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/8315
R.G. Tarih ve Sayı
4/4/2019 - 30735
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.942 kelime·35 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı işlemi sırasında ve sonrasında

gerçekleştirilen kötü muameleler sonucu ölüm olayının meydana gelmesi üzerine

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruda yaşam hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesine rağmen olay hakkındaki ceza soruşturmasında bu

durumun dikkate alınmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular 20/11/1998 tarihinde yaşamını yitiren M.Y.nin yakınlarıdır. M.Y. ilk başvurucunun eşi, ikinci ve

üçüncü başvurucuların babasıdır. Emine Yurtsever hariç diğer başvurucular M.Y.nin kardeşidir. Emine Yurtsever ise M.Y.nin

hayatını kaybetmiş olan L.Y. adlı kardeşinin eşidir.

10. M.Y. 19/11/1998 günü saat 13.00 sıralarında Halkın Demokrasi

Partisi (HADEP) Kocaeli İl Başkanlığı binasında bulunduğu sırada Kocaeli

Emniyet Müdürlüğüne bağlı polisler tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.

11. Bu olayla ilgili olarak Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne bağlı

polisler tarafından 19/11/1998 günü saat 13.45'te Olay ve Yakalama Tutanağı

düzenlenmiştir. Tutanağa göre PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın

İtalya’da 1998 yılının Kasım ayında yakalanmasının ardından HADEP Kocaeli İl

Başkanlığı binasında bulunan bir kısım partili açlık grevi başlatmıştır.

Tutanağa göre Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 18/11/1998 tarihinde HADEP'in Genel Merkezi ile tüm il ve ilçe teşkilatı

binaları için arama kararı çıkarmış, Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polisler

Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin arama kararı uyarınca 19/11/1998

günü saat 13.00'te HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasının bulunduğu yere

gitmiştir. Tutanağın Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerin olay

yerine varmasından sonraki yaşananlara ilişkin kısımları şöyledir:

"(...)

...bu karar gereğince Müdürlüğümüzce

oluşturulan kuvvetlerle anılan adreste faaliyet gösteren HADEP il Başkanlığı

binasına gidilerek kapı usulüne uygun olarak çalınmış ve polis olduğumuz

söylenerek parti binasında arama yapacağımız ve bu hususta Mahkeme kararı

bulunduğu, içeriden cevap veren ve sesine aşina olduğumuz Parti İl Başkanı [R.B.ye] söylenmiş, ancak, adı geçen ve açlık grevi ile ilgili

olarak eylemlerini sürdüren ve aşağıda açık kimlikleri yazılı şahıslar kapıyı

açmayacaklarını, gerekirse direneceklerini beyan etmişler, yaklaşık 30

dakikalık ikna edici beyanlar iletilmiş olmasına karşın kararlılığımızı anlayan

içerideki eylemci grup bu kez "VIVA İTALYA, BİJİ SEROK APO, BİJİ PKK,

KAHROLSUN FAŞİST KATİL DEVLET, KATİL POLİS" türü Kürtçe ve Türkçe olarak

slogan atarak eylemlerine devam etmişler, tüm ikazlara rağmen kapısı açılmayan

parti il binasının kapısı zor kullanılmak suretiyle açılmış ise de kapı

arkasında parti içerisinde bulunan masa çelik dolap ve ağırlıklı tüm

malzemelerin yığılmak suretiyle barikat oluşturdukları görülmüş, ancak, önceki

tarihlerde buna benzer olaylarda deneyim kazanan Güvenlik Kuvvetlerimiz barikat

arasından güvenlik mensuplarını yaralamak maksadıyla uzatılan demir ve tahta çubuklara

karşı duyarlı olunarak ve kuvvet kullanmak suretiyle içeriye girilmiş, ancak,

tüm iyi niyet ikazlarımıza rağmen eylemci grup yakalanmamak maksadıyla

ellerindeki demir çubuk ve tahta sopalarla direnişe başlamışlar, Kanunun

verdiği zor kullamna yetkisiyle eylemci grup tek tek

zor kullanılmak suretiyle etkisiz hale getirilmiş ve bina girişinde bekleyen

polis otolarına bindirilmek maksadıyla sanıklar aşağıya indirilmiş. ancak, aşağıda PKK terör örgütü ve ele başı Abdullah ÖCALAN

ile İtalya Devletini protesto etmek için toplanan yaklaşık (4000) kişilik (...)

vatandaş grubu tarafından taş, sopa ve yumruklu saldırıya maruz kalmışlar...

(...)"

12. Bu tutanağın altında 104 polis memurunun imzası

bulunmaktadır. Tutanağa göre olay yerinde 49 kişi yakalanmış ve gözaltına

alınmıştır.

13. Gözaltı işlemlerinden sonra İzmit Devlet Hastanesine

götürülen başvurucuların yakını M.Y. hakkında 19/11/1998 günü saat 18.30'da bir

rapor tanzim edilmiştir. Dr. G.K. tarafından hazırlanan rapor şöyledir:

"Adı geçenin yapılan harici muayenesinde

yüzde, sırtta, kol, bacak ve omuzlar üstünde ve genital

bölgede yaygın ekimoz ve ödemler mevcut olup, durumu

bildirir doktor raporudur."

14. Bu sağlık muayenesinden sonra Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne

götürülen M.Y. sağlık durumunun kötü olduğunu polislere ifade etmiştir. Bunun

üzerine Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü M.Y.yi

20/11/1998 tarihinde bir memur eşliğinde İzmit Devlet Hastanesine göndermiştir.

Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğünün 20/11/1998 tarihli yazsısında, rahatsız

olduğunu beyan eden M.Y.nin muayene ve tedavisinin

yapılması için İzmit Devlet Hastanesine gönderildiği ifade edilmiştir. Kocaeli

İl Emniyet Müdürlüğünün 20/11/1998 tarihli yazısında M.Y.nin

hastaneye saat kaçta sevk edildiği hususunda ise herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

15. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere göre M.Y.

20/11/1998 tarihinde önce İzmit Devlet Hastanesine, ardından da Kocaeli

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Başvuru formu ve

eklerine göre M.Y. aynı gün saat 18.00'de Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesinde akut aort tromboz

tanısıyla ameliyata alınmış ancak kurtarılamayarak 22.30'da hayatını

kaybetmiştir.

16. M.Y.nin yaşamını yitirmesi üzerine

21/11/1998 tarihinde Cumhuriyet savcısının da katılımıyla ölü muayene ve otopsi

işlemleri gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen haricî muayenede M.Y.nin neredeyse bütün vücuduna yayılan pek çok travmatik yara, ekimoz ve kan

toplanması tespit edilmiştir. Ekimoz tespit edilen

yerler arasında M.Y.nin sol ayak tabanı dış kısmı da

bulunmaktadır. Haricî muayeneye göre M.Y.nin sol ayak

tabanında tespit edilen ekimoz 3x8 cm ebadındadır.

Haricî muayenede M.Y.nin sağ ayak dış tarafında da 2 cm'lik bir ekimoz tespit

edilmiştir. Ayrıca M.Y.nin iki kaburgasının kırık

olduğu anlaşılmıştır.

17. Otopsi işlemi sonrasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas

Kurulunca hazırlanan 19/3/1999 tarihli raporun ilgili kısımları şöyledir:

"(...)

(...) [M.Y.] hakkında düzenlenmiş hastane evrakı, filmler, ölü

muayene ve otopsi raporları dikkate alındıkta;

1-Olaydan evvel aktif ve hareketli olmakla

beraber kişide hipertansiyonla müterafık kronik

tıkayıcı kalp damar hastalığı bulunduğu,

2- Olay sonucu husule gelen vücutta yaygın ekimoz, laserasyon ve peteşial kanamalar ile multibl

kaburga kırığı, plevrada yırtık, hemopnömothorax, atelektazi, göğüs çevresinde ve başa doğru uzanan yaygın

cilt altı amfizemi, büyük damarlarında tıkayıcı vasıfta yeni trombüsler, periferik siyanoz tanımlandığına ve tedavi girişimine rağmen olaydan

kısa süre sonra öldüğüne göre ölümün kronik kalp damar hastalığına inzimam eden

genel vücut ve thorax travması ile

komplikasyonlarından ileri geldiği,

3- Olay ile ölümü arasında bir illiyet

rabıtası bulunduğu oybirliği ile mütalaa olunur."

18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde Kocaeli Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından -diğer bazı araştırmaların yanı sıra- olaya karıştığı

değerlendirilen birçok polisin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alındığı, olayla

ilgili olarak ayrıca bir kısım tanığın ifadesine başvurulduğu anlaşılmıştır.

19. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 1/12/1998 tarihinde M.Y.nin eşi olan başvurucu İsabet Yurtsever'in ifadesini

almıştır. İsabet Yurtsever ifadesinde özetle eşinin Kocaeli Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesinde yattığını öğrenmesi üzerine 20/11/1998 günü saat 12.45

sıralarında hastaneye gittiğini, yüzü gözü morarmış vaziyette olan eşine "Sana ne yaptılar?" diye sorduğunu,

eşinin "Partinin içinde çok dövdüler,

bilahare de gözetim altında iken bana çok vurdular, işkence yaptılar."

diye cevap verdiğini belirtmiştir. İsabet Yurtsever ayrıca eşinin bel fıtığı

şikâyetinin olduğunu, başka bir rahatsızlığının olup olmadığını bilmediğini

ifade etmiştir.

20. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, olay hakkında yaptığı

araştırmalar neticesinde elde ettiği verileri değerlendirerek Kocaeli Emniyet

Müdürlüğünde görevli on altı polis hakkında iddianame hazırlamıştır. Kocaeli

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 11/10/1999 tarihli iddianameye göre olay

esnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasında bulunan kişilerden ifadeleri

alınanların bir kısmı polislerce karşılıklı olarak çatıştığını, bir kısmı

polislerden kasten kötü muamele gördüğünü, bir kısmı ise bina dışındaki halkın

linç girişiminde bulunduğunu ve gözaltına alındıktan sonra polislerden herhangi

bir kötü muamele görmediğini belirtmiştir. İddianamede M.Y.nin

ölümüne neden olan darp ve cerhin polisler tarafından mı yoksa kimlikleri

saptanamayan sivil kişilerce mi işlendiğinin ya da somut olayda zor kullanma

yetkisinin ve sınırlarının aşılıp aşılmadığının veya polislerin ölümle

neticelenen bu olaya sadece dâhil olma suçunu işleyip işlemediğinin takdir ve

değerlendirmesinin mahkemeye ait olduğu belirtilerek şüphelilerin1/3/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 31., 33., 251., 448. ve 463.

maddeleri ile 452. maddesinin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılması talep

edilmiştir.

21. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1999 tarihinde yetmiş

dokuz polis memuru hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

22. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/1999 tarihli

iddianamesinin kabul edilmesi üzerine Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu

davası açılmıştır. Başvurucular katılan sıfatıyla yargılamada yer almışlardır.

23. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama aşamasında

sanıkların ve birçok tanığın ifadesini almıştır.

24. İfadeleri alınan sanıklar olayın gelişimini genel olarak

yukarıdaki tutanaktakine benzer şekilde anlatmışlardır.

25. Yargılama kapsamında, olay esnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığı

binasında bulunan kişilerin tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Olay

esnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığında bulunan bazı kişiler Parti binasında

yaşanan arbedede polislerin coplarla ve sopalarla kendilerine vurduğunu

belirtmiş iken bazısı polislerin hem parti binasında hem de nezarethanede

kendilerini dövdüğünü söylemiştir. Bununla birlikte ifadeleri alınan bu

kişiler, M.Y.ye müdahale eden polisin ya da polislerin kim olduğunu net olarak

göremediklerini ifade etmişlerdir.

26. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, olay günü Terörle Mücadele

Şube Müdürlüğü kamerası ve TV 41 kamerasıyla çekilen görüntüler ile üzerinde

herhangi bir tanıtım etiketi bulunmayan bir kasetten elde edilen görüntülerin

çözümünü bilirkişilere yaptırmıştır. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucuların yakınının bu görüntülerde olup olmadığını tespit edebilmek için

ayrı bir bilirkişi raporu daha almıştır. Bilirkişiler, başvurucuların yakınına

ait üç fotoğrafı dikkate alarak kamera görüntülerini incelemiş ancak söz konusu

görüntülerde başvurucuların yakınının tespit edilmediği sonucuna ulaşmışlardır.

27. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi elde ettiği tüm bu verileri

değerlendirerek yedi polisin ayrı ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile tecziye

edilmesine, diğer dokuz polisin ise beraatine

9/5/2005 tarihinde karar vermiştir.

28. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi; olayın gelişimi ile ilgili

olarak arama işlemini gerçekleştirmek üzere görevlendirilmiş olan Kocaeli

Emniyet Müdürlüğü personelinin olay günü HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasına

gittiğini, binanın etrafında eylemcilere duydukları tepki nedeniyle toplanan

kalabalık halk topluluğunun da bulunduğunu belirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza

Mahkemesi; bina çevresinde tertibat alan emniyet görevlilerinin bir kısmının

parti binasına girdiğini, yukarı kata çıkan emniyet görevlilerinin açlık

grevinin yapıldığı bölümün kapısının kilitli olması nedeniyle içeri

giremediklerini, kapının açılması yönündeki müteaddit ikazlarının dikkate

alınmaması üzerine bir süre bekleyen emniyet görevlilerinin daha sonra kapıyı

kırarak içeri girmeye çalıştıklarını, içeri girmeye çalışan emniyet

görevlilerinin kırılan kapının arkasında barikatla karşılaştıklarını ifade

etmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi içeride bulunan kişilerin barikatı

aşmaya çalışan emniyet görevlilerine demir ve muhtelif ebat ve boylarda sopayla

saldırmaya başladıklarını, bunun üzerine emniyet görevlilerinin zor

kullandığını, bunun neticesinde her iki taraf arasında çatışma çıktığını, bu

çatışmada karşılıklı yaralananlar olduğunu, emniyet görevlilerinin zor kullanma

sırasında copun yanı sıra arbede sırasında ellerine geçirdikleri demir ve

sopaları da kullandıklarını belirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi;

çatışma bitiminde eylemcilerin gözaltına alınarak bina dışına çıkarıldığını,

eylemcilerin ekip otolarına ve minibüslerine bindirilmeleri sırasında dışarıda

galeyana gelen halkın polis barikatını yararak eylemcilere saldırmaya

çalıştığını ifade etmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi olayın gelişimi ile

ilgili olarak ayrıca gözaltına alınan kişilerin öncelikle sağlık kuruluşlarına

götürülerek muayeneden geçirildiklerini, gözaltına alınanlardan M.Y.nin ertesi gün rahatsızlanması üzerine önce İzmit

Devlet Hastanesine, sonra da Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine

kaldırıldığını ancak tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdiğinin

anlaşıldığını belirtmiştir.

29. Olayın anılan şekilde geliştiği kanaatine varan Kocaeli 2.

Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm olayının M.Y.nin

nezarethaneye alınmasından sonraki darp ve cerh sebebi ile gerçekleştiği

hususunda iddianamede hiçbir iddianın olmamasını da dikkate alarak somut olayda

tespit edilmesi gereken hususun ölümle arasında illiyet bağı kurulan eylemin

Parti binası içindeki polis müdahalesi sırasında mı yoksa binadan çıkarılan

kişilere dışarıdaki halkın saldırması sırasında mı gerçekleştiğinin

belirlenmesi olduğunu ifade etmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, kamera

kayıtlarında Parti binası içinde polis ile eylemciler arasında şiddetli çatışma

yaşandığını ve bu çatışma sırasında her iki taraftan da yaralananlar olduğunu

gösteren içeriklerin bulunduğunu, polislere saldıranlar arasında M.Y.nin de bulunduğunu Ş.Y. adlı sanığın ifade ettiğini,

ayrıca yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda dışarıda galeyana gelen

halkın saldırdığı eylemciler arasında M.Y.nin

bulunmadığının bildirildiğini gözönüne alarak M.Y.de

mevcut olup önceden bilinmeyen rahatsızlık ile birleşerek ölümüne yol açan

etkili eylemlerin Parti binası içindeki müdahale anında meydana geldiği

sonucuna ulaşmıştır.

30. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi yukarıdaki tespitler ışığında

hâlledilmesi gereken diğer bir hususun ise sanıkların

tamamının ölüm olayından sorumlu tutulup tutulamayacakları olduğunu

belirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, aksi ispatlanamayan savunmalara

göre sanıkların bir kısmının arkasında barikat kurulan kapıyı kırarak içeri

girdiği, bir kısmının içeri girmeyerek bu bölümün dışında tertibat almış

olduğu, bir kısmının ise içeri ilk giren ekibin eylemcileri zor kullanarak

etkisiz hâle getirmesini müteakip içeri girdiği kanaatine varmıştır. Kocaeli 2.

Ağır Ceza Mahkemesi, bu durumda M.Y.nin yaralanmasına

neden olan muhtelif etkili eylemlerin içeri ilk giren ekip tarafından çatışma

sırasında meydana getirildiğinin kabulünün gerekeceği, sanıklardan Ş.Ö.E.,

Ş.K., İ.T., S.T., B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.ninkarşılıklı

çatışmaya ilk giren ekip içinde olduğu, buna göre ölen kişideki yaraların bu

kişilerin zor kullanması sırasında meydana geldiği sonucuna ulaşmıştır. Kocaeli

2. Ağır Ceza Mahkemesi; diğer sanıklardan Ş.Y.nin

arama kararının icrası için bina içine giren emniyet görevlilerinin başında,

onları sevk ve idare eden kişi olup çatışmaya giren görevliler arasında

olmadığını, bu sanığın emrindeki görevlilere içeridekilere karşı orantısız güç

kullanma yönünde emir ve talimat verdiği hususunun da ispatlanamadığını, keza

kalan diğer sanıkların bizzat içeri girip eylemcilere ve bu arada ölene güç

kullandığını kabule yeterli ve elverişli, her türlü şüpheden uzak, somut ve net

delil elde edilemediği kanaatine varmıştır.

31. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi tüm bu değerlendirmeler

sonucunda somut olayda kasten darp ve cerh veya etkili eylem hareketinin

gerçekleştiği, M.Y.nin ölümünün sanıkların önceden

bilmeleri ve mülahaza etmeleri mümkün olmayan M.Y.de mevcut yüksek tansiyonla

birlikte kronik kalp damar hastalığının harekete eklenmesi sonucu meydana

geldiği sonucuna ulaşmıştır. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi ölüme neden olan bu

hareketin yetkili bir merci tarafından verilen emrin icrası kapsamında

gerçekleştirildiğini ancak bu müdahale sırasında aşırıya kaçıldığını

değerlendirmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, bunları ve bunların yanı

sıra ceza tayinine ilişkin diğer bazı hükümleri dikkate alarak Parti binasında

eylemcilerle çatışmaya giren Ş.Ö.E., Ş.K., İ.T., S.T., B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.nin ayrı ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile tecziye

edilmesine karar vermiştir.

32. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ise Parti binasında

eylemcilerle çatışmaya giren sanıkların 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesi ile

452. maddesinin ve 245. maddesinin ikinci fıkraları uyarınca cezalandırılmaları

gerektiği düşüncesiyle karara muhalif kalmıştır. Mahkeme Başkanı'nın bu karşıoyu, haklarında mahkûmiyet kararı verilen sanıkların

daha fazla hapis cezası ile tecziye edilmesi gerektiği anlamına gelmektedir.

33. Başvurucular; mahkeme kararının olayı ve oluşu kavramaktan

uzak, yanlı ve korumacı bir karar olduğunu, yakınlarının işkence sonucu

öldüğünü, olaydan sonra nezarethaneye kapatılan yakınlarının gece fenalaşmasına

rağmen hastaneye götürülmediğini belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Karar

ayrıca mahkûm olan polisler tarafından da temyiz edilmiştir.

34. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, ifadesi hükme esas alınan M.A.

adlı tanığın dinlenildiği 11/7/2001 tarihli celse başlığında mahkeme başkanı

olarak gözüken kişi ile duruşma zaptını başkan sıfatıyla imzalayan kişinin

farklı olduğu gerekçesiyle diğer yönlerden herhangi bir inceleme yapmaksızın

20/12/2006 tarihinde kararın bozulmasına karar vermiştir.

35. Bozma kararı sonrasında yargılamaya devam eden Kocaeli 2.

Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararında adı geçen tanığın

ifadesini tekrar almış ve 23/7/2007 tarihinde kararını açıklamıştır.Kocaeli

2. Ağır Ceza Mahkemesi, olayın gelişimini önceki kararındaki gibi açıklamış

ancak Parti binasında eylemcilerle çatışmaya giren Ş.Ö.E., Ş.K., İ.T., S.T.,

B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.nin önceki karara muhalif kalan

Mahkeme Başkanı'nın görüşü doğrultusunda 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesi

ile 452. maddesinin ve 245. maddesinin ikinci fıkraları uyarınca

cezalandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşarak bu kişilerin her birinin 5 yıl 6

ay 20 gün hapis cezası ile tecziye edilmesine karar vermiştir. Kocaeli 2. Ağır

Ceza Mahkemesi, kalan diğer sanıkların ise önceki kararda olduğu gibi beraatine karar vermiştir.

36. Karar, mahkûm olan polisler ile başvurucular tarafından

temyiz edilmiştir.Temyiz

üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 11/2/2009 tarihinde kararın beraat eden

polislere ilişkin kısmının onanmasına, haklarında mahkûmiyet kararı verilen

polislere ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay 1. Ceza

Dairesi "dosya içeriğindeki delillere

ve sanıkların aşamalarda değişmeyen ve aksi ispatlanamayan savunmalarına göre, maktülde meydana getirilen ve ölüme neden olan yaraların

hangi sanık ya da sanıklarca meydana getirildiğini gösterir kesin ve inandırıcı

kanıt bulunmadığı halde, sanıkların beraatleri yerine

varsayımlara dayanılarak cezalandırılmalarına karar verilmesi[nin] yasaya aykırı [olduğunu]" belirtmiştir.

37. Bozma kararı sonrasında Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi

27/1/2010 tarihinde direnme kararı vermiştir.

38. Başvurucular 19/3/2010 tarihinde genel olarak önceki

dilekçelerindeki hususları yineleyerek temyiz talebinde bulunmuşlardır.

39. Başvurucular ayrıca anılan olay nedeniyle yaşam hakkı ile

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla 19/4/2010 tarihinde

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuşlardır.

40. Direnme kararı üzerine temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay

Ceza Genel Kurulu 22/11/2011 tarihinde direnme kararının bozulmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"(...)

Latince "in dubio

pro reo" olarak ifade

edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan "kuşkudan

sanık yararlanır ilkesi" ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki

önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel

koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır.

Kuşkulu ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak

hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir olasılığa değil, kesin ve açık bir

ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak

vermemelidir. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak,

ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.

765 sayılı TCY'nın

452. maddesinde yer alan hükmün benzeri bir düzenlemeye, objektif sorumluluk

esasının terk edilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCY'nda

yer verilmemiştir. Suçu, "yasada tanımlanmış bir haksızlık" olarak

öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm

sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla

"kusursuz sorumluluk" terkedilmiş olmaktadır. (Prof. Dr. İzzet

Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. bası, s. ı 66 vd.). 765 sayılı TCY'ndaki objektif sorumluluk esasırun

yerine 5237 sayılı TCY'nda haksızlığın birer

gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle

ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY'nın

"Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesi "(1) Bir

fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet

vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice

bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Buna

göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka

bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından

en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Fail, bu sonucun

meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun

kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor

olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Bu bilgiler ışığında somut olay

değerlendirildiğinde;

Sanıklar, olay sırasında maktulün de içinde

bulunduğu eylemci grubun kendilerine saldırması üzerine zor kullandıklarını,

çatışma ortamında karşılıklı yaralanmalar olduğunu, bu aşamada meydana gelen

yaralanmanın maktul açısından dosyadaki sonucu doğurmasının mümkün olmadığını,

esasen maktulün gözaltına alındıktan sonra polis aracına götürülürken güvenlik

kordonunu aşan halk tarafından darp edilmesi sırasında yaralandığı şeklinde

savunma yapmıştır.

Tanıkların ise, sivil polislerin parti

bürosunun kilitli kapısını kırıp içeri girdikten sonra büro içinde bulunanlara

vurduğunu, yaralanmaların bu aşamada olduğunu, bina dışındaki halkın

kendilerine yönelik bir eylemlerinin olmadığını ifade ettiği, bir kısım

tanıklar da sanıklar dışında emniyet müdürlüğündeki görevlilerin kendilerine

vurduğunu iddia etmektedir.

Kocaeli C.Başsavcılığınca,

mahkemelerce verilmiş arama kararlarını yerine getirmek için görevlendirilen

değişik birimlerden çok sayıda emniyet görevlisi bulunmasına rağmen, Kocaeli

Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli personelin tamamının

iddianamede şüpheli olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

Sanık savunmaları, tanık anlatımları ve dosya

kapsamına göre, mahkeme tarafından verilmiş olan arama kararı üzerine bu işlemi

gerçekleştirmek amacıyla kilitli kapıyı kırıp, kapı arkasında oluşturulan

barikatı aşarak içeriye giren emniyet görevlileri ile maktulün de içinde

bulunduğu eylemci grup arasında şiddetli çatışma yaşandığı sabit ise de;

maktulün hangi sanık veya sanıkların eylemi nedeniyle yaralandığının

belirlenememesi, çatışmaya katılan tanık anlatımlarının da genel içerikli

olması olayı aydınlatıcı, maddi gerçeği belirlemeye katkı sağlamayışı, tanıkların

kendilerine emniyet görevlilerinin vurduğunu ifade etmelerine karşın, bu

görevlilerin sanıklar olduğu konusunda anlatımlarında kesinlik bulunmayışı, bir

kısım tanık anlatımlarına göre çatışma sonrası maktulün de içinde bulunduğu

gözaltına alınan kişilerin polis araçlarına götürülürken, polis aracında,

nezarethanede polislerce kendilerine kötü muamelede bulunulduğu iddiası,

maktulün ilk sağlık kontrolü sırasında düzenlenen raporda belirtilen bulgular

ile otopsi ve ölü muayene tutanağında belirlenen bulgular arasında belirgin

farklılıkların bulunması, gibi pek çok kuşkulu olgunun bulunması, bunun da

sanıklar aleyhine yorumlanamayacağı ve varsayımlara dayalı mahkumiyet kararı

verilemeyeceği, anılan kuşkulu olgulardan sanıklar dışında pek çok kişinin sorumlu

tutulabileceği gerçeği karşısında, ortaya çıkan bu sonuçtan sanıkların sorumlu

tutulmasının "kuşkudan sanık yararlarıır"

ilkesi uyarınca olanaklı değildir.

Öte yandan, yasal olarak zor kullanma yetkisi

bulunan sanıkların, maktule yönelik olarak bu yetkiyi kullanırken sınırı

aştıklarının somut olayda kesin olarak belirlenmemiş olması karşısında, kuşkulu

kalan birçok olgunun aleyhe yorumla ortaya çıkan sonuçtan sanıkları sorumlu

kabul etmenin objektif sorumluluk esasını terk eden 5237 sayılı TCY'nin sistematiği ve ruhuna da aykınlık

oluşturacaktır.

Bu itibarla, şüpheden sanık yararlanır ilkesi

uyarınca sanıkların, beraatlerine karar verilmesi

gerektiği gözetilmeden, hükümlülüklerine karar veren yerel mahkeme direnme

hükmü usul ve yasaya aykırı olup bozulmasına karar verilmelidir."

41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararı sonrasında

Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, zor kullanma yetkisinde yasal sınırların

aşılması nedeniyle ölüm olayının meydana geldiği kanaatine varmış ise de

direnme kararı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilen kararlara

uyulmasının zorunlu olduğunu belirterek 22/5/2012 tarihinde tüm sanıkların ayrı

ayrı beraatine karar vermiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza

Mahkemesi ayrıca maktulün ölümüne neden olan kişilerin tespit edilerek yasal

gereğinin takdir ve ifası için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

42. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına uyulurken bozma kararının gerekçesine de

uyulmasının zorunlu olduğunu belirterek Yargıtay Ceza Genel Kurulu gerekçesi

ile uyumlu olmayan ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına 2/10/2013

tarihinde karar vermiştir.

43. Bu bozma kararı üzerine Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2013

tarihinde, Parti binasında eylemcilerle çatışmaya giren polislerin Yargıtay

Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen gerekçelerle beraatine

karar vermiştir.

44. Başvurucular 2/1/2014 tarihinde anılan kararı temyiz

etmişlerdir.

45. AİHM, başvurucuların yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasıyla yaptıkları bireysel başvuruyu 8/7/2014

tarihinde karara bağlamıştır. AİHM, başvurucuların yakınının ölümü ile

neticelenen olayda yaşam hakkının hem maddi hem de usul yönünün ihlal

edildiğine karar vererek başvurucular lehine toplam 65.000 euro

manevi tazminata hükmetmiştir (Yurtsever ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 22965/10, 8/7/2014). AİHM, başvurucuların

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki iddialarının ise

ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, § 82).

46. AİHM; yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiği iddiasını

değerlendirirken M.Y.deki yaralanmaların Parti

binasının önünde toplanan halk tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin ikna

edici bir verinin dosyada bulunmadığına, M.Y.deki

yaralanmaların nedeninin özellikle Parti binasındaki güç kullanımına

dayandığına, tespit edilen yaralanmaların sayısının ve ciddiyetinin mutlaka güç

kullanımını gerektirecek bir zorunluluk sebebiyle ortaya çıkandan daha fazla

olduğuna, M.Y.nin gözaltında tutulduğu süre içinde

uygun tıbbi bakımdan hemen yararlandırıldığını belirlemeye imkân veren herhangi

bir bilgi ve belgenin başvuru dosyasında bulunmadığına özellikle vurgu

yapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye,

§§ 60-75).

47. AİHM; yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiği iddiası ile

ilgili olarak ise Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının delilleri toplamak amacıyla

çok hızlı ve çok etkin biçimde hareket etmemesine, bu bağlamda polislerin

ifadelerinin olaydan çok sonra alınmasına, soruşturmanın ve kovuşturmanın

oldukça uzun sürmesine, yargılamanın belli bir dönem kapalı olarak

yürütülmesine, olayla ilgili olabilecek diğer sorumluların araştırılıp

araştırılmadığının belli olmamasına vurgu yapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, §§ 76-81).

48. AİHM'in ihlal kararı üzerine

başvurucular, Yargıtaya gönderilmek üzere Kocaeli 2.

Ağır Ceza Mahkemesine 11/2/2015 tarihinde bir dilekçe sunmuşlardır.

Başvurucular bu dilekçede olay hakkında AİHM tarafından ihlal kararı

verildiğini belirterek temyiz incelemesinde bu durumun dikkate alınmasını ve

kararın bozulmasını talep etmişlerdir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)

kayıtlarından, başvurucuların bu dilekçesinin Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince

11/2/2015 tarihinde Doküman Yönetim Sistemi üzerinden Yargıtay 1. Ceza Dairesi

Yazı İşleri Müdürlüğüne gönderildiği anlaşılmıştır.

49. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 4/3/2015 tarihinde ilk derece

mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

50. Onama kararından 24/4/2015 tarihinde haberdar olan

başvurucular 13/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

51. 765 sayılı mülga Kanun’un 448. maddesi şöyledir:

“Her

kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis

cezasına mahkum olur.”

52. 765 sayılı mülga Kanun’un 452. maddesi şöyledir:

"Katil kastiyle olmıyan

darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail,

448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on

ve 450 nci maddede muharrer

ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahküm olur.

Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel

mevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesi

veyahut failin iradesinden hariç ve gayrimelhuz

esbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beş

seneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450

nci maddede yazılı ahvalde fail on seneden

aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır."

53. 765 sayılı mülga Kanun’un 245. maddesinin olayın yaşandığı

tarihteki hâli şöyledir:

"Kuvvei cebriye

imaline memur olanlar ve bilümum zabıta ve ihzar

memurları memuriyetlerini icrada ve mafevkınde

bulunan amirin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başka

surette bir kimse hakkında sui muameleye veya cismen

eza verecek hale cür'et eder yahut ol kimseyi darp ve

cerh eyler ise bir aydan üç seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten

mahrumiyet cezalariyle cezalandırılır. Eğer işlediği

cürüm bu fiillerin fevkınde ise o cürümlere terettüp

eden cezaya üçte bir miktarı zammolunur."

54. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi

sene,

2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını

müstelzim cürümlerde on beş sene,

3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden

ziyade hapis yahud hidematı

ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini

müstelzim cürümlerde on sene,

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı

ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim

cürümlerde beş sene,

5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para

cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar."

55. 765 sayılı mülga Kanun’nun 243.

maddesinin olayın yaşandığı tarihteki hâli şöyledir:

"Mahkemeler ve meclisler reis ve

azalarından ve sair hükümet memurlarından biri maznun bulunan kimselere

cürümlerini söylemek için işkence ederse beş seneye kadar ağır hapis ve müebbeden veya muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezalariyle mahküm olur.

Bunu maiyet memurları mafevkında

bulunan amirlerinin emir ve teşvikiyle yapmış olsa dahi cezadan kurtulamaz.

Amirler cürümde fer'an

zimethal sayılır.

İşkence olunan kimse bundan müteessiren ölürse fail 452 nci madde ile cezalandırılır. Ve eğer işkence bir

uzvun katı veya amelden sukutunu veya diğer daimi bir malüliyet veya mayubiyeti mucip

olursa faili 456 ncı madde mucibince

cezalandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

57. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

58. Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse

işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi

tutulamaz.”

59. AİHM, yaşam hakkını güvence altına alan 2. maddenin

Sözleşme'nin en önemli maddeleri arasında yer aldığını ve bu maddenin Avrupa

Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini

düzenlediğini ifade etmektedir (Muhacır Çiçek ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 41465/09, 2/2/2016, § 38; Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 651/10, 25/2/2014, § 96). AİHM, birçok kararında Sözleşme'nin 3. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağının da demokratik toplumların en temel

değeri olduğunu vurgulamıştır (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD],

B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

60. AİHM, kamu görevlileri tarafından işlenen öldürme ve kötü

muamele suçlarına ilişkin olarak ulusal mahkemelerce tercih edilen uygun

yaptırımlara önemli ölçüde saygı duyulması gerektiğini kabul etmektedir.

Bununla birlikte AİHM, eylemin ciddiyeti ile verilen ceza arasında bir

orantısızlık olması durumunda kendisinin belirli bir değerlendirme gücüne sahip

olması ve bu gibi durumlara müdahale edebilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Külah ve Koyuncu/Türkiye, B. No: 24827/05,

23/4/2013, § 41).

61. AİHM, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği

iddiasının ileri sürüldüğü başvurularda kendisinin oldukça ihtiyatlı davranması

gerektiğini belirtmektedir. AİHM, olayın fail ya da faillerinin cezai

sorumluluğu ile devletlerin Sözleşme uyarınca yükümlü olduğu sorumluluğun

farklı olduğunu ifade etmektedir. AİHM, bu bağlamda kendi yetkisinin

devletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğunun belirlenmesiyle sınırlı

olduğunu vurgulamaktadır. AİHM'e göre Sözleşme

kapsamındaki sorumluluk, uluslararası hukukun ilgili kuralları ve ilkeleri

dikkate alınarak Sözleşme'nin amacı ışığında yorumlanması gereken kendi

hükümlerine dayanmaktadır. AİHM'e göre devletlerin

Sözleşme kapsamındaki sorumluluğu, ulusal mahkemelerin takdir yetkisine sahip

olduğu bireysel ceza sorumluluğuna ilişkin iç hukuk sorunlarıyla

karıştırılmamalıdır. AİHM birçok kararında, ceza hukuku anlamında suçluluk ya

da masumiyet konusunda kararlar vermenin kendi yetki alanına girmediğini ifade

etmiştir (Giuliani ve Gaggio/İtalya

[BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011, § 182).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

62. Mahkemenin 6/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucular, emekli bir öğretmen olan yakınlarının HADEP

Kocaeli İl Başkanlığından birçok kişi ile birlikte polisler tarafından

öldüresiye dövülerek gözaltına alındığını iddia etmişlerdir. Başvurucular,

yakınlarının hem gözaltına alma işlemleri sırasında hem de gözaltına alındıktan

sonra götürüldüğü polis merkezinde ağır işkenceler ve kötü muameleler sonucu

öldüğünü belirtmişlerdir. Başvurucular, polislerin HADEP Kocaeli İl

Başkanlığına kişileri yakalamaktan ziyade cezalandırmak, eziyet etmek ve linç etmek

kastıyla girdiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, yakınlarının 19/11/1998

tarihli muayenesinde olmayan kaburga kemiği kırığı gibi bulguların bir sonraki

gün kaldırıldığı hastanede yapılan muayenede tespit edilmesinin gözaltına alma

işleminden sonra da işkence yapıldığını gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular ayrıca yakınlarının zamanında hastaneye götürülmediğini

belirtmişlerdir. Başvurucular bu iddialarla somut olayda yaşam hakkı ile

işkence ve kötü muamele yasağının maddi yönünün ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

64. Başvurucular; Cumhuriyet savcısının olaya derhâl el

koymadığını, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve muhtemel faillerin tespit

edilerek cezalandırılmasına yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri

sürmüşlerdir. Soruşturma aşamasının son derece ön yargılı ve yüzeysel bir

şekilde yapıldığını, delillerin gerekli ciddiyet ve titizlikle toplanmadığını,

yetkililerin ivedilikle hareket etmediğini, olay yerinde herhangi bir inceleme

yapılmadığını, polislere ait telsiz konuşmalarının temin edilmediğini

belirtmişlerdir. Şüphelilerin delillere etki etmesinin önlenmesi için gerekli

olan tedbirlerin alınmadığını, olaya müdahale eden polisler arasında Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğü dışında farklı şubelerden de birçok polis bulunmasına

rağmen diğer şubelerden gelen hiçbir polis hakkında dava açılmadığını, keza

yakınlarını zamanında hastaneye götürmeyen kişiler hakkında da hiçbir araştırma

yapılmadığını iddia etmişlerdir. Soruşturma aşamasındaki eksikliklerin

yargılama aşamasında da giderilmediğini, Mahkemenin makul hiçbir gerekçe yokken

ilk başlarda yargılamanın gizli yapılmasına karar verdiğini, ciddi hiçbir delil

araştırması yapmadığını, kamera kayıtlarında hareketsiz olarak görüntülenen bir

kişiden bahsedilmesine rağmen bu kişinin kim olduğunun tespit edilmesine

yönelik taleplerinin yerine getirilmediğini, yakınlarının ölüm nedeni hakkında

başkaca bir kurumdan görüş alınmasını talep etmelerine rağmen yerel

mahkemelerce bu taleplerinin reddedildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular

ayrıca yargılamanın uzun sürdüğünü, yargılamanın uzun sürmesinin adeta bir

cezasızlık oluşturduğunu, yerel mahkemelerce yargılanan polisler hakkında

beraat kararı verilmesi sonrasında yapılan suç duyurusunun yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle bir öneminin kalmadığını çünkü suç duyurusunda bulunulduğu

zaman zamanaşımı süresinin zaten dolmuş olduğunu, bu nedenle olayı

gerçekleştiren başkaca kişilerin tespitine yönelik herhangi bir çalışma

yapılmadığını iddia etmişlerdir. Son olarak AİHM'in

verdiği ihlal kararını Yargıtaya sunmuş olmalarına

rağmen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bunu dikkate almadan onama kararı verdiğini,

polisler hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açılmadığı gibi bu

kişilere herhangi bir disiplin cezası da verilmediğini belirtmişlerdir.

Başvurucular bu iddialarla yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının

usul yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

65. Başvurucular; AİHM tarafından ihlal kararı verilerek belli

bir miktar tazminata hükmedilmiş ise de mağduriyetlerinin giderilmediğini, AİHM'e iç hukuktaki ceza yargılamasının devam ettiği ve

bazı kişilerin yetersiz de olsa cezalandırıldığı bir dönemde başvurduklarını

ancak Anayasa Mahkemesine tüm sanıkların beraat etmesinden sonra başvuru

yaptıklarını, AİHM'in ihlal kararını olay hakkındaki

dava temyiz aşamasında derdest iken verdiğini, ihlal kararının gereğinin yerine

getirilmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine başvurmuş iseler de ihlal kararının

dikkate alınmadığını, bu gibi olaylarda tazminatın tek başına yeterli olmadığını,

olayın sorumlularının cezalandırılması gerektiğini belirterek mağduriyetlerinin

devam ettiğini belirtmişlerdir.

66. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde ise

başvuruya konu olay özetlenmiş ve bu olay nedeniyle AİHM tarafından

başvurucular lehine toplam 65.000 euro manevi

tazminata hükmedildiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 2014/4217

numaralı Vefa Serdar başvurusuna

değinilmiş, somut olayda başvurucuların mağdur statüsünün devam edip etmediği

değerlendirirken Vefa Serdar başvurusunda

verilen kararın gözönünde bulundurulabileceği

belirtilmiştir.

67. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları dilekçede

genel olarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir.

B. Değerlendirme

68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

69. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölümü ile

neticelenen olay hakkındaki kamu davası devam ederken yaşam hakkı ile işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'e

bireysel başvuru yapmışlardır. AİHM ise başvurucuların yakını M.Y.nin ölümü ile neticelenen olayda yaşam hakkının hem

maddi hem usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiş ve başvurucular lehine

toplam 65.000 euro manevi tazminata hükmetmiştir.

AİHM, işkence ve kötü muamele yasağı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasını

ise gerekli görmemiştir. AİHM bu kararını, olaya karışan bazı polisler

hakkındaki kamu davası Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ederken

açıklamıştır.

70. Başvurucular, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu

davasının kesinleşmesi sonrasında yaptıkları bireysel başvuruda, yaşam hakkı

ile işkence ve kötü muamele yasağının maddi ve usul yönlerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca AİHM'in ihlal

kararının Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından dikkate alınmadığını, olaya

karışan diğer kişiler hakkında zamanaşımı süreleri nedeniyle herhangi bir işlem

yapılmadığını ifade etmişlerdir.

71. Somut olayda başvurucuların yaşam hakkı ile işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları AİHM tarafından değerlendirilmiştir.

Bu sebeple söz konu ihlal iddialarının Anayasa Mahkemesince tekrar ele

alınmasının gerekmediği kanaatine varılmıştır. Somut olayda Anayasa

Mahkemesince esas incelenmesi gereken meselenin AİHM'in

ihlal kararının dikkate alınmadığı yönündeki iddialarla ilgili olduğu sonucuna

ulaşılmıştır. Bu sebeple somut olayın AİHM'in ihlal

kararından sonraki süreç esas alınarak yaşam hakkının usul yönü açısından

değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

72. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

(...)

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi,

bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,

sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin

uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu

durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

73. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

75. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi

amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme, 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılı

Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin

18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiye

açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439

sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkı,

25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in

zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'de

bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş

ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm bireylere, hukuken bağlayıcı nitelikte

ihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını

tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,

B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).

76. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve

özgürlüklerin etkili bir şekilde korunması AİHM tarafından verilen ihlal

kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkün olabilir.

AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine

getirilmemesi Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin

uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).

77. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak ve

özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerin

incelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden

Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel

başvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına

girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer

alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde

korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından

verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa

Mahkemesince incelenmelidir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).

78. Bununla birlikte yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa

Mahkemesince yapılacak olan bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden

değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal kararının

gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme

olmalıdır.

79. Somut olayda AİHM, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

26/12/2013 tarihli beraat kararının temyiz incelemesinin yapıldığı bir dönemde

8/7/2014 tarihinde ihlal kararı vermiştir. Bunun üzerine başvurucular 11/2/2015

tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesine bir dilekçe göndererek AİHM'in

ihlal kararının temyiz incelemesinde dikkate alınmasını talep etmişlerdir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise 4/3/2015 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının

onanmasına karar vermiştir. Bu durumda AİHM'in ihlal

gerekçeleri dikkate alınarak polisler hakkında verilen beraat kararının

incelenmesi gerekir.

80. Bu incelemeye geçmeden önce AİHM'in

birçok kararında vurgulayıp Yurtsever ve

diğerleri/Türkiye kararında da tekrarladığı olayın fail ya da

faillerin cezai sorumluluğu ile devletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğun

farklı olduğu yönündeki ilkeye özellikle dikkat çekmek gerekir. AİHM, anılan

kararında da bu ilkeye açıkça vurgu yapmış ve ceza hukuku anlamında suçluluk ya

da masumiyet konusunda kararlar vermenin kendi yetki alanına girmediğini ifade

etmiştir (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye,

§ 68).

81. Başvuru konusu olayda AİHM, yaşam hakkının maddi yönünün

ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, M.Y.nin

vücudundaki yaralanmaların sayısının ve ciddiyetinin mutlaka güç kullanımını

gerektirecek bir zorunluluk sebebiyle ortaya çıkandan daha fazla olduğu

sonucuna ulaşmıştır. AİHM, söz konusu yaralanmaların bina etrafında toplanan

halk tarafından gerçekleştirildiği yönünde dosyada ikna edici bir delil

bulunmadığı, olayın bina etrafında toplanan halk tarafından değil kamu

görevlileri tarafından gerçekleştirildiği kanaatine varmıştır.

82. Yukarıda da belirtildiği üzere AİHM, devletlerin Sözleşme

kapsamındaki sorumluluğunu incelemektedir. Dolayısıyla AİHM tarafından yapılan

incelemede yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi için ölüme

neden olan eylemin kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmesi

yeterli olabilir. AİHM tarafından yapılan incelemede olaya karışan kamu

görevlilerinin kim olduğunun ve bu kişilerin eylemlerinin neler olduğunun tek

tek belirlenmesi gerekli olmayabilir. Nitekim somut olayda AİHM başvurucuların

yakını M.Y.nin kamu görevlilerinin eylemiyle nedensel bağı bulunan yaralanmalar sonucunda yaşamını

yitirdiği kanaatine varmış ancak bu kamu görevlilerinin kim olduğunu ve bu

kişilerin M.Y.ye hangi eylemlerde bulunduğunu belirtmemiştir. AİHM M.Y.ye

orantısız müdahalede bulunan kişilerin kamu görevlisi olmasını ihlal kararı

için yeterli görmüştür.

83. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise Parti binasında eylemcilere

müdahale eden yedi polis hakkındaki mahkûmiyet kararının temyiz incelemesini

yaparken özellikle "Şüpheden sanık

yararlanır." ilkesine vurgu yapmış ve bu ilkenin ceza

yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biri olduğuna

işaret etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu sanığın bir suçtan

cezalandırılmasının temel koşulunun suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle

ispat edilmesine bağlı olduğunu, ceza mahkûmiyetinin bir olasılığa değil kesin

ve açık bir ispata dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay Ceza Genel

Kurulu somut olay hakkında yaptığı değerlendirmede ise Parti binasında emniyet

görevlileri ile M.Y.nin de aralarında bulunduğu

eylemci grup arasında şiddetli çatışmalar yaşandığının açık olduğunu ancak M.Y.nin hangi sanık veya sanıkların eylemi nedeniyle

yaralandığının belirlenemediğini, Parti binasındaki tanıkların kendilerine

emniyet görevlilerinin vurduğunu ifade etmelerine karşın bu görevlilerin hangi

sanıklar olduğunu kesin bir şekilde açıklayamadıklarını belirtmiştir. Yargıtay

Ceza Genel Kurulu ayrıca bir kısım tanığın polis aracında ve nezarethanede de

kendilerine kötü muamelede bulunulduğunu ileri sürdüğünü ve ilk sağlık kontrolü

sırasında düzenlenen raporda belirtilen bulgular ile otopsi ve ölü muayene

tutanağında belirlenen bulgular arasında belirgin farklılıkların olduğunu

dikkate alarak somut olayda pek çok kuşkulu olgunun bulunduğunu ifade etmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu tüm bunları dikkate alarak ortaya çıkan sonuçtan

sanıkları sorumlu tutmanın "Şüpheden sanık

yararlanır." ilkesi ile uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmış ve ilk

derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

84. Başvuru formu ve ekleri incelenmesi neticesinde olay

esnasında Parti binasında birçok eylemci olduğu gibi fazla sayıda polisin de

bulunduğu ve bu iki grup arasında şiddetli bir arbede yaşandığı anlaşılmıştır.

Bununla birlikte olay esnasında Parti binasında bulunan tanıkların

anlatımlarında M.Y.ye müdahale eden veya kötü muamelede bulunan polis ya da

polislerin kim olduğu konusunda bir kesinlik bulunmadığı görülmüştür. Bu

durumda Parti binasında eylemcilere müdahale eden polisler hakkında ceza

hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "Şüpheden

sanık yararlanır." ilkesine göre beraat kararı verilmesinin

somut olayın koşulları bağlamında makul olmadığı söylenemez. Dolayısıyla

Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı

doğrultusunda polisler hakkında beraat kararı vermesinin ve bu beraat kararının

Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmasının AİHM tarafından verilen ihlal kararının

gereklerinin yerine getirilmediği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatine

varılmıştır.

85. Başvuru konusu olayda AİHM, yaşam hakkının usul yönünün

ihlal edildiğine de karar vermiştir. AİHM yaşam hakkının usul yönünün ihlal

edildiği iddiası ile ilgili olarak Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının delilleri

toplamak amacıyla çok hızlı ve çok etkin biçimde hareket etmemesine, bu

bağlamda polislerin ifadelerinin olaydan çok sonra alınmasına, soruşturmanın ve

kovuşturmanın oldukça uzun sürmesine, yargılamanın belli bir dönem kapalı

olarak yürütülmesine, olayla ilgili olabilecek diğer sorumluların araştırılıp

araştırılmadığının belli olmamasına vurgu yapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, §§ 76-81).

86. AİHM'in Kocaeli Cumhuriyet

Başsavcılığının hızlı ve etkin bir biçimde hareket etmeyerek polislerin

ifadelerini olaydan çok sonra aldığı yönündeki ihlal gerekçesi ile yargılamanın

uzun sürdüğü ve yargılamanın belli bir dönem kapalı olarak yürütüldüğü

yönündeki ihlal gerekçelerinin beraat eden polisler hakkındaki ceza

yargılamasının sonucunu değiştirebilecek başka bazı araştırmalar yapılmasını

gerekli kıldığı söylenemez. Başka bir anlatımla soruşturma ve kovuşturma

makamlarının AİHM'in ihlal kararından sonraki aşamada

bu hususları düzeltebilmesi veya yenilemesi mümkün değildir. Dolayısıyla somut

olayda AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmesi bakımındanbu yönlerden herhangi bir sorun olmadığı

değerlendirilmiştir.

87. Başvuru konusu olayda son olarak olayla ilgili olabilecek

diğer bazı kişilerin araştırılıp araştırılmadığı hususunun belli olmadığı

yönündeki AİHM gerekçesine değinilmelidir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından sonra AİHM kararından ise önce 22/5/2012

tarihinde M.Y.nin ölümüne neden olan kişilerin tespit

edilerek yasal gereğinin takdir ve ifası için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına

suç duyurusunda bulunmuştur (bkz. § 41). Başvurucular bu husus ile ilgili

olarak suç duyurusunda bulunulduğunda zamanaşımı süresinin zaten dolmuş

olduğunu, bu nedenle olayı gerçekleştiren başkaca kişilerin tespitine yönelik

herhangi bir çalışma yapılmadığını belirtmiş iseler de bu hususa ilişkin

herhangi bir belgeyi yahut zamanaşımı nedeniyle verilmiş bir kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararı Anayasa Mahkemesine ibraz etmemişlerdir. Başvurucular

ayrıca polislere herhangi bir disiplin cezası verilmediğini ileri sürmüş iseler

de AİHM kararında bu konu ile ilgili olarak herhangi bir değerlendirmede

bulunulmamıştır. Başvurucular da AİHM kararı üzerine yetkili idareye bu kararın

dikkate alınmasını talep ederek başvurduklarını ancak başvurularından olumlu

bir netice alamadıklarını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa

Mahkemesine sunmamışlardır.

88. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda,

AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğinin

söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

89. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkının

usul yönünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul yönünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

6/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. İsabet

YURTSEVER

2. Diba

YURTSEVER

3. Duygu

YURTSEVER

4. Gülnur

YURTSEVER

5. Kadriye

YURTSEVER

6. Selamet

YURTSEVER

7. Semra

YURTSEVER

8. Şadiye

YURTSEVER

9. Emine

YURTSEVER

Vekilleri

:

Av. Faruk

Nafiz ERTEKİN

Av. Ali

Haydar KONCA

Av. Keleş

ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/8315, 6 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Özgüldür
  15. Gökcan
  16. Yurtsever
  17. Yurtsever
  18. Yurtsever
  19. Yurtsever
  20. Yurtsever
  21. Yurtsever
  22. Yurtsever
  23. Yurtsever
  24. Yurtsever
  25. Öztürk
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/8315
Tarih
6 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Fatma Nazlı Özkay Başvurusu (B. No: 2016/8023)
  • Çapan Türkoğlu ve Han Restorant Turizm İnşaat Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/7208)
  • Ufuk Çalışkan Başvurusu (B. No: 2015/1570)
  • Bayram Akın Başvurusu (B. No: 2015/19278)
  • Mehmet Ali Bakır Başvurusu (B. No: 2015/17072)
  • Ayşe Kadriye Gülçin Karaaslan ve Emine Nurçin Gülbaş Başvurusu (B. No: 2015/12273)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.