İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Ali Bakır Başvurusu (B. No: 2015/17072)

1. Başvuru; kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz

Başvuru No2015/17072Tarih7 Mart 2019Okuma20 dk · 3.946 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Ali Bakır Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/17072
R.G. Tarih ve Sayı
12/4/2019-30743
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.946 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz

kalınması, gözaltında kötü şartlar altında tutulma ve bu konuda yürütülen

soruşturmanın etkili olmaması nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 10/1/1976 doğumlu olup Cizre ilçesinde mukimdir.

2/1/2014 tarihinde ilçe merkezinde başvurucu ile polis memurları arasında

birtakım olaylar yaşanmıştır.

9. Başvurucu ve kolluk görevlilerinin olayın meydana gelişine

dair farklı anlatımları mevcuttur.

i. Başvurucunun iddiasına göre bisikleti ile yolda ilerlerken

kendisine bir polis aracı yandan çarparak yere düşmesine neden olmuş, bu

nedenle polis aracına doğru "Tü, Allah belanızı

vermesin! Beni öldürecek misiniz?" şeklinde söylemde

bulunmuştur. Bunun üzerine polis aracından inen Polis Memuru K.Y. başvurucuya sinkaflı sözlerle hakarette bulunmuştur. Daha sonra araçtan

inen polis memurları Ü.Ç. ve A.K. da başvurucunun yanına gelmiş, kaba bir

üslupla kendisinden kimliğini ibraz etmesini istemiştir. Bu nedenle kolluk

görevlileri ile başvurucu arasında tartışma yaşanmıştır. Tartışma sırasında

polis memurları sinkaflı sözlerle başvurucuya

hakarette bulunmuşlar ve Polis Memuru K.Y. başvurucunun boğazını sıkmıştır.

Oradan geçmekte olan ve başvurucuyu tanıyan N.A. araya girmeye çalışmış ancak

olay yerine gelen ikinci polis aracından inen Polis Memuru Ö.Y. diğer Polis

Memuru K.Y. ile konuştuktan sonra başvurucuya hakarette bulunarak polis aracına

binmesini söylemiştir. Başvurucu yapması gereken bir işi olduğunu, bu işini hâllettikten sonra polis merkezine gideceğini söylemiş

ancak kolluk görevlilerince yakın mesafeden yüzüne biber gazı sıkılarak polis

aracına zorla bindirilmiştir. Araca bindirildikten sonra da dışarıda kalan

ayağına polis memurlarınca tekme atılmıştır. Başvurucu araca bindirildikten

sonra üzerindeki kıyafet kafasına geçirilerek boğulma hissi yaşamasına neden

olunmuştur. Biber gazını sıkan ve ayağına tekme atan kişileri başvurucu

görememiştir. Araç içinde Polis Memuru Ö.Y. başvurucuya hakaret etmiş ancak herhangi

bir darp eylemi olmamıştır. Polis merkezine gidildiğinde başvurucu etkisinde

kaldığı biber gazı nedeniyle su istemiş ancak su ihtiyacı kolluk personelince

karşılanmamıştır. Adli rapor için hastaneye gidilirken Ö.Y. yine başvurucuya

tehdit ve hakaret içerikli sözler sarf etmiştir. Adli raporun alınmasının

ardından kolluk görevlilerince ifadesi alınmak istenen başvurucu, susma hakkını

kullanarak Cumhuriyet savcısına ifade vereceğini söylemiş; bunun üzerine

Cumhuriyet savcısının talimatı ile polis merkezinden serbest bırakılmıştır.

ii. Kolluk görevlileri K.Y., Ü.Ç., A.K. ve Ö.Y. Cumhuriyet

savcısı huzurundaşüpheli sıfatıyla alınan

ifadelerinde; olay tarihinde polis aracıyla görevleri gereği yoldan geçtikleri

esnada başvurucunun kendilerine doğru tükürerek ve "Şerefsizler!" şeklinde bağırarak

hakarette bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucunun bu hakareti üzerine kolluk

görevlileri araçtan inerek başvurucuya polis kimliklerini gösterip kendisinden

kimliğini ibraz etmesini istemişler ancak başvurucu sinkaflı

sözlerle kolluk görevlilerine hakaret ederek kimliğini ibraz etmemiştir.

Başvurucu, kolluk görevlilerince polis merkezine götürülmek istendiğinde ise

fiziki olarak direnmiş ve "Köpekler,

şerefsizler, burada sizden başka köpek mi var?" şeklindeki

hakaretlerine devam etmiştir. Olayı gören ve çevrede toplanan insanların da

başvurucunun götürülmesine mâni olmaya çalışması nedeniyle polis memurlarınca

orantılı şekilde göz yaşartıcı gaz kullanılarak başvurucu, polis aracına

bindirilip polis merkezine götürülmüştür. Daha sonra başvurucu hakkında adli

rapor alınmış ve Cumhuriyet savcısının talimatı ile başvurucu serbest

bırakılmıştır. Kolluk görevlileri başvurucuyakesinlikle

tehdit ya da hakaret içeren söylemlerde bulunmadıklarını, başvurucunun

kendilerinden su istemediğini, istese elbette vereceklerini, başvurucuya araçla

çarpmadıklarını ya da ayağının üzerinden geçmediklerini aksi hâlde zırhlı ve

ağır tonajlı bir araç olan polis aracının başvurucunun ağır şekilde

yaralanmasına neden olacağını belirtmişlerdir.

10. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

2/1/2014 tarihinde başvurucu hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret

suçlamasıyla adli tahkikat başlatılmış, 20/1/2014 tarihinde ise aynı suç ithamı

ile iddianame tanzim edilmiştir. Cizre 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan

yargılama sonucunda başvurucuya 7.600 TL adli para cezası verilmiş,

başvurucunun uygulanmasını kabul etmemesi nedeni ile hakkında hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemiştir. Başvurucu tarafından

temyiz edilen karar, Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 12/3/2018 tarihli kararı ile

onanarak kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına 27/2/2014 tarihinde

şikâyet dilekçesi vererek kolluk görevlilerinin kötü muamelesine maruz kaldığı

iddiası ile suç duyurusunda bulunmuştur. Aynı tarihte Cumhuriyet Başsavcılığı

adli tahkikat başlatmış ve başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu,

ifadesinde yukarıda belirtilen (bkz. § 9) mahiyette kolluk görevlilerinin darp

ve hakaretine maruz kaldığından yakınmıştır.

12. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun şikâyeti üzerine

başlattığı soruşturmada, polis memurları K.Y., Ö.Y., Ü.Ç

ve A.K.nın şüpheli sıfatı ile, başvurucunun olaya

tanık olarak gösterdiği N.A., A.S. ve Ş.Ö.nün ise

tanık sıfatıyla ifadesini almıştır. Polis memurları verdikleri ifadelerde;

başvurucunun kendilerine hakarette bulunduğunu, ikaz etmelerine rağmen

kimliğini ibraz etmediğini, fiziki olarak direndiğini, bu nedenle orantılı güç

kullanarak başvurucuyu polis merkezine götürdüklerini belirtmişlerdir. Tanık

olarak ifadesine başvurulan N.A. verdiği ifadede; başvurucuyu tanıdığını, olay

tarihine denk gelebilecek bir tarihte başvurucu ile polis memurlarının sokakta

tartıştıklarını uzaktan gördüğünü ancak yanlarına gitmediği için ne

konuştuklarını duymadığını, polis memurlarının darp veya hakaret eylemlerine

şahit olmadığını, başvurucuyu kurtarmak için yanına gittiği iddiasını kesinlikle

kabul etmediğini belirtmiştir. Diğer tanıklar A.K. ve Ş.Ö. ise verdikleri

ifadelerde, aynı yerde bir süre birlikte çalıştıkları için başvurucuyu

tanıdıklarını ancak başvurucunun iddiasına konu olay ile ilgili bir bilgi ya da

görgülerinin bulunmadığını belirtmişlerdir.

13. Olay tarihinde başvurucu hakkında düzenlenen kesin adli

rapor Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edilmiştir. Darp ve cebir şikâyeti ile

tedavi yapıldığı belirtilen bu raporda, başvurucunun yüzünde kızarıklık ve konjuktivalarında

(göz kapaklarının iç kısmı ile gözlerin beyaz kısmını kaplayan ince ve şeffaf

zar) hiperemi

(kanlanma) saptanmış; mevcut yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiştir.

14. Yürütülen soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığınca

5/1/2015 tarihinde başvurucunun şikâyetçi olduğu polis memurları hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları

şöyledir:

"...

Aynı konuya ilişkin olarak Cizre İlçe Emniyet

Müdürlüğü tarafından ismi geçen şüpheli polis memurları hakkında disiplin

soruşturması yapıldığı ve yapılan disiplin soruşturması sonucunda, şüpheli

Polis memurları hakkında herhangi bir disiplin cezasına hükmedilmediği,

Müştekinin iddiasına konu olay ile ilgili

olarak, Cumhuriyet Başsavcılığımız kayıtlarında yapılan araştırmada, müşteki

Mehmet Ali BAKIR [Başvurucu] hakkında polis

memurları K.Y., A.K. ve Ü.Ç.ye hakaret ettiği iddiasıyla ilgili olarak

20/04/2014 [Tarihin

sehven yazıldığı değerlendirilmiştir.] tarihinde

kamu davası açıldığı,

Müştekinin şikayet

dilekçesinde tanık olarak gösterdiği, N.A., Ş.Ö. ve A.S.nin

alınan beyanlarında, müştekinin iddiasına konu olay ile ilgili olarak herhangi

bir bilgi ve görgülerinin bulunmadığını belirttikleri,

Şüphelilerin alınan beyanlarında, üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmediklerini, olay günü

müştekinin kendilerine hakaret ettiğini ve direndiğini belirttikleri,

İncelenen tüm dosya kapsamından da

şüphelilerin üzerilerine atılı bulunan müsnet suçları işlediklerine dair müştekinin soyut iddiası

dışında delil elde edilemediği anlaşılmakla,

Şüphelinin üzerine atılı bulunan müsnet suçlardan KAMU

ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,

..."

15. Başvurucu, söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararına

itiraz etmiş; itirazı değerlendiren Cizre Sulh Ceza Hâkimliği 20/2/2015 tarihli

kararında kovuşturmaya yer olmadığı kararının usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 5/10/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 2/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Öte yandan başvurucunun İçişleri Bakanlığı İller İdaresine

3/1/2014 tarihinde e-posta yoluyla şikâyette bulunması üzerine kolluk

görevlileri hakkında iş sahiplerine veya halka karşı onur kırıcı söz söylemek

veya davranışta bulunmak ithamıyla idare tarafından 10/1/2014 tarihinde

disiplin soruşturması başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma kapsamında

başvurucunun müşteki sıfatıyla

fotoğraf üzerinden başvurucu tarafından teşhis edilen kolluk görevlileri K.Y.,

Ü.Ç., A.K. ve Ö.Y.nin hakkında disiplin soruşturması yapılan sıfatıyla Cizre

Emniyet Müdürlüğünde görevli ve olay yerine gitmeleri nedeniyle görgüleri

bulunan polis memurları B.E., E.Y., R.K ve E.K.nın ise tanık

sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Başvurucu ve hakkında şikâyetçi olduğu kolluk

görevlileri yukarıda belirtilen mahiyette ifade vermişlerdir. Tanık polis

memurları ise ifadelerinde; başvurucunun "Şerefsizler

T.C.nin köpekleri, beni hiçbir güç buradan götüremez, ben sizin müdürünüzü

tanıyorum, siz kimsiniz ki lan, siz şerefsizlik yapıyorsunuz, sinkaf olun gidin

buradan." şeklinde hakarette bulunduğunu, başvurucunun

götürülmesine etrafta toplanan kalabalığın mâni olmaya çalıştığını,

başvurucunun beden gücü ile direnmesi üzerine direnme gücünü kıracak şekilde,

yakın olmayan mesafeden başvurucuya göz yaşartıcı gaz sıkıldığını, bunun dışında

şiddet kullanılmadığını, herhangi bir kolluk görevlisinin başvurucuya hakarette

bulunmadığını belirtmişlerdir. Soruşturma kapsamında ayrıca olay yerini

kaydeden bir kamera olup olmadığı, olaya tanıklık eden başkaca kimsenin bulunup

bulunmadığı araştırılmış ve bulunmadığı tutanağa bağlanmıştır. Polis merkezinin

yeni inşa edilmiş olması nedeniyle olay tarihinde bina içinde kamera kaydının

tutulmadığına, 8/1/2014 tarihinden itibaren kameraların kayda girdiğine dair

tutanak yine dosya arasına alınmıştır. Yapılan disiplin soruşturması sonucunda

kolluk görevlileri hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında

artırılır."

19. 5237 sayılı Kanun'un "Hakaret"

kenar başlıklı 125. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur,

şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu

isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına

saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile

cezalandırılır. ...

...

(3)

Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

...

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir

yıldan az olamaz.

(4)

Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

..."

20. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır."

21. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

...

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da

yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

...

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

..."

22. 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; kolluk görevlilerince darbedildiğini,

hakarete maruz kaldığını, ardından polis merkezine götürüldüğünde kendisine su

verilmediğini ancak söz konusu eylemlerle ilgili olarak Cumhuriyet

Başsavcılığının etkin bir soruşturma yapmadığını belirtmiştir. Başvurucu;

Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli ifadelerinin alınmadığını, sadece kendisinin

belirttiği tanıkların dinlenmesiyle yetinilerek kamera kaydı araştırmasının

yapılmadığını, tanıklığına müracaat edilen kişilerin kolluk gücünden

korktukları için doğru ifade vermediklerini belirterek Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fırkasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ve

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Adil yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak

ileri sürülen şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında kalan etkili soruşturma yapma

yükümlülüğüne ilişkin olduğu anlaşıldığından söz konusu şikâyetler bu

kapsamında incelenmiştir.

27. Başvurucu; kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine

maruz kaldığını, bu konuda yapılan ceza soruşturmasının ise etkisiz olduğunu

belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

28. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §

64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

29. Başvurucunun şikâyetine konu darp, tehdit ve hakaret

eylemlerinin devlet görevlilerinden sâdır olduğu iddia edildiği için kural

olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının

incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk görevlileri hakkında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek etkili soruşturma yapılmadığı

iddiası da bulunduğundan pozitif yükümlülükler kapsamında etkili soruşturma

yapma yükümlülüğü açısından da bir değerlendirme yapılmalıdır. Buna karşın

pozitif yükümlülüğün diğer unsuru olan koruma yükümlülüğüne ilişkin olarak

başvurucunun başvuru formu ve/veya eklerinde herhangi bir şikâyeti bulunmadığı

gibi Anayasa Mahkemesinin önünde koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin

kesin bir bilgi veya bulgu da olmadığından bu hususta inceleme yapılmayacaktır.

30. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada

başvurucu tarafından şikâyete konu edilen olayın gerçekleşme koşullarını ortaya

koyan delillerin eksikliği, kötü muamele iddiasının maddi boyutuna ilişkin bir

inceleme yapmaya olanak vermeyebilir. Bu kapsamda öncelikle başvurucunun kötü

muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği iddiası hakkında bir inceleme

yapılacaktır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

32. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

33. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

34. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın

etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının

resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız

bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer,

olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya

da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar

(Cezmi Demir ve diğerleri, §

114).

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, bir kişinin

sağlıklı hâldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda

yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu

hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede

bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili

iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağı ifade

edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 94).

36. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

37. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü

bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de

gerekmektedir (Cemil Danışman, B.

No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99)

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

38. Başvurucu; kolluk görevlilerinin hakaret ettiğini, tehdit

ettiğini, boğazını sıktığını, ayağına tekme attığını, yüzüne yakın mesafeden

biber gazı sıktığını ve su vermediğini iddia etmektedir.

39. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay tarihinde kamu

görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu

ile başvurucu hakkında adli soruşturma başlatıldığı görülmektedir. Öte yandan

başvurucu hakkında yine olay tarihinde düzenlenen adli raporun (bkz. § 13) ''Olay Öyküsü'' kısmında darp ve cebir

şikâyeti yazmasına rağmen Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl resmî bir

soruşturmanın başlatılmadığı ancak başvurucunun 27/2/2014 tarihinde (olaydan

yaklaşık iki ay sonra) ilgili kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda (bkz.

§ 11) bulunması üzerine adli soruşturma açıldığı görülmektedir. Dolayısıyla

yukarıda belirtilen (bkz. § 36) derhâl resmî bir soruşturma başlatılması genel

ilkesine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından uygun hareket edildiği

söylenemeyecektir. Bu tür olaylarda derhâl resmî bir soruşturmaya başlanması,

kaybolma ihtimali olan delillerin ivedi şekilde toplanmasının yanı sıra

devletin -özellikle devlet görevlileri tarafından işlendiği iddia edilen- kötü

muamele eylemlerine müsamaha göstermediğini göstermesi açısından da önem arz

etmektedir.

40. Yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun ifadesinin

alınarak şikâyetlerinin dinlendiği, dört polis memurunun şüpheli sıfatıyla

savunmalarının alındığı, başvurucunun olaya tanık gösterdiği üç kişinin

ifadelerinin alınarak bilgilerine başvurulduğu görülmektedir (bkz. § 12).

Ayrıca başvurucu hakkında olay tarihinde düzenlenen kesin adli raporun temin

edildiği, olayla ilgili olarak polis memurları hakkında yapılan disiplin

soruşturması evrakının (bkz. § 17) dosya arasına alındığı ve nihayetinde kovuşturmasızlık kararı (bkz. § 14) verildiği

anlaşılmaktadır. Buna göre başvurucunun iddiasının aksine polis memurlarının

Cumhuriyet savcısı huzurunda savunmalarının alındığı, olay yeri ve polis

merkezini gösteren kamera kaydına ilişkin disiplin soruşturmasında yapılan

araştırma tutanaklarının dosya arasına alındığı, ayrıca başvurucunun gösterdiği

tanıklar dışında olaya şahit olan başkaca kimsenin olup olmadığının da

araştırıldığı ancak bulunamadığına dair düzenlenen tutanağın dosyaya eklendiği

görülmektedir. Dolayısıyla delillerin toplanmasında Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısından gerekli

özenin gösterilmediği söylenemeyecektir.

41. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiası içeren ve devlet görevlilerince bireylere karşı güç

kullanılması eyleminin söz konusu olduğu başvurularda; zor kullanma yetkisinin

bulunup bulunmadığı, bu yetkinin kullanımının olayda gerekli olup olmadığı ve

zor kullanmadaki şiddetin orantılı olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme

yapma yoluna gitmektedir (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için

bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri B.

No: 2013/3936, 17/2/2016, §§ 52, 53; Sedef

Ünal, B. No:

2015/16581, 14/11/2018, § 46). Belirtilen bu inceleme usulü Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal

edilip edilmediğinin belirlenmesinde uygulanan bir test mahiyetindedir.

Dolayısıyla kötü muamele iddiasına ilişkin olarak yapılan yargılama sonucunda

varılan yargısal kanaatin belirtilen hususlarda içereceği bazı tespitler,

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin yapacağı değerlendirmede de gözönünde tutacağı önemli bir husustur.

42. Somut olayda Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararında, başvurucunun bütün iddialarının

soyut olduğundan ve delillendirilemediğinden

bahsedilmektedir. Oysa savunması alınan polis memurları tarafından direnmesi

nedeniyle başvurucuya kademeli güç uygulandığı, bu kapsamda başvurucunun yüzüne

uzak mesafeden biber gazı sıkıldığı hususu kabul edilmektedir. Nitekim

başvurucu hakkında düzenlenen adli rapor içeriği de kolluk görevlilerinin bu

kabullerini doğrular mahiyettedir. Kovuşturmasızlık

kararında başvurucuya karşı polis memurlarınca uygulandığı anlaşılan gücün

gerekli ve orantılı olup olmadığı hususunda ayrıca ve açık bir değerlendirme

yapılmadığı, başvurucunun iddialarının soyut olduğunun belirtilmesiyle

yetinildiği görülmektedir. Ne var ki olay sırasında tek başına olduğu anlaşılan

başvurucuya karşı sayıca fazla olan kolluk görevlilerinin neden güç kullanmak

zorunda kaldıkları, güç kullanmanın zorunlu bir hâle geldiği kabul edilse dahi

neden bedenî gücün yeterli olmayıp maddi güç (biber gazı) kullanmak zorunda

kaldıkları hususunda yargısal bir açıklama getirilmesinin gerektiği açıktır.

Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların

kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerektiği yukarıda

genel bir ilke olarak belirtilmiştir (bkz. § 37). Bu hâlde polis memurlarının

başvurucuya karşı güç kullandıklarını kabul etmeleri hususunu ve başvurucu

hakkında düzenlenen adli rapor içeriğini birlikte ele alan, nesnel bir analize

dayalı, yeterli gerekçenin kovuşturmasızlık kararına

yansımamış olması etkili bir soruşturma yapıldığı sonucunu doğurmaktan uzaktır.

43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

44. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında soruşturmadaki anılan

eksiklikler nedeniyle başvurucunun şikâyetine konu ettiği olayın gerçekleşme

koşulları konusunda yeterli veri bulunmadığı anlaşıldığından bu aşamada kötü

muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla bir inceleme yapılmasına gerek

duyulmadığı değerlendirilmiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

46.Başvurucu, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yeniden

soruşturma yapılması ve 10.000 TL -türü belirtilmeyen- tazminat taleplerinde

bulunmuştur.

47. Anayasa Mahkemesi, Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair

vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda

ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan

içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu

olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

48. Yapılan inceleme sonucunda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

49. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma

No: 2014/772) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

50. Yeniden soruşturma yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir

giderim oluşturduğu değerlendirildiğinden başvurucunun tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcın

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Cizre

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harcın BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Mehmet Ali

BAKIR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/17072, 7 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  11. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  12. C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Seferinoğlu
  18. Bakır
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/17072
Tarih
7 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Ayşe Kadriye Gülçin Karaaslan ve Emine Nurçin Gülbaş Başvurusu (B. No: 2015/12273)
  • Enver Kaya Başvurusu (B. No: 2016/14445)
  • Ayşe Kaya Başvurusu (B. No: 2015/5815)
  • Hakan İzci ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9364)
  • Nurcan Öztok Başvurusu (B. No: 2015/13201)
  • Mürvet Orhan ve Osman Orhan Başvurusu (B. No: 2016/67616)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.