İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Işıl Kantarcı Başvurusu (B. No: 2018/17640)

1. Başvuru, tapu siciline güvenilerek satın alınan

Başvuru No2018/17640Tarih14 Ekim 2020Okuma21 dk · 4.106 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Işıl Kantarcı Başvurusu

Karar tarihi
14 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2018/17640
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.106 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tapu siciline güvenilerek satın alınan

taşınmazın dava yoluyla tapusunun iptal edilerek orman vasfıyla Hazine adına

tescili sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan davanın

zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 29/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek

olmadığını bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1982 doğum tarihli olup İzmir'de ikamet

etmektedir.

9. Başvurucunun murisi M.T.K., İzmir'in Urla ilçesine

bağlı Özbek köyünde bulunan 880 m² yüz ölçümlü tarla niteliğindeki 110

parsel sayılı taşınmazı 1991 yılında tapuda satış yoluyla devralmıştır.

10. Orman Genel Müdürlüğü, başvurucunun murisine ait

taşınmazın orman vasıflı arazi olduğu gerekçesiyle tapusunun iptali ve orman

olarak tescili istemiyle 10/2/1995 tarihinde dava açmıştır. Urla Asliye Hukuk

Mahkemesi (Mahkeme) 5/12/1995 tarihinde davayı kabul etmiş ve taşınmazın tapu

kaydının iptali ile orman olarak tesciline karar vermiştir.

11. Temyiz edilen karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesince

(Daire) onanarak 6/9/1999 tarihinde kesinleşmiştir.

12. Başvurucunun murisi, tapuda satın alınan taşınmazın

orman vasıflı olduğu kabul edilerek Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi hükmü

uyarınca tazminat ödenmesi istemiyle 28/4/2014 tarihinde Maliye Hazinesi

aleyhine dava açmıştır.

13. Mahkeme 21/4/2015 tarihinde davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesi özetle şu şekildedir:

i. Mahkemenin 5/12/1995

tarihli kararı ile başvurucunun murisi adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının

iptal edilerek orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği ve bu

kararın 6/9/1999 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için 11/1/2011 tarihli ve

6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki (22/4/1926 tarihli ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi) on yıllık genel zamanaşımı

süresinin uygulanacağına işaret edilmiştir. Bu nedenle taşınmazın orman vasfı

ile Hazine adına tescil edilmesine ilişkin kararın kesinleştiği 6/9/1999

tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ifade edilmiştir.

14. Başvurucunun murisi M.T.K. yargılama sırasında

18/7/2016 tarihinde vefat etmiştir.

15. Temyiz edilen karar Daire tarafından 23/11/2017

tarihinde onanmıştır. Daire de onama kararında, taşınmazın orman vasfı ile

Hazine adına tescil edilmesine ilişkin kararın kesinleştiği 6/9/1999 tarihinden

itibaren davanın açıldığı 28/4/2014 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı

süresinin dolduğuna vurgu yapmıştır.

16. Başvurucu ve murisin diğer mirasçısı tarafından

yapılan karar düzeltme istemi Daire tarafından 12/4/2018 tarihinde reddedilmiş

ve karar kesinleşmiştir.

17. Nihai karar başvurucu vekiline 7/5/2018 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 29/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. Konu hakkında bkz. Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, §§ 37-38.

1. Yargıtay

Kararları

20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 18/11/2009

tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Bu aşamada, kadastro işlemlerinden doğan

zararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamında

değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yarar

bulunmaktadır.

...

Davaya konu somut olayda, yapılan

kadastro işlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan

görevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastro

tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve

tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir

bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. 1007 anlamında

Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Burada Devletin sorumluluğu kusursuz

sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni

hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardan

yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen

ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan

zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinin

dayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve

taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek

gerekir.

...

Sonuç itibariyle; davacının, Devletin

kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın

tazminini Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan

sorumluluğunun da TMK’nun 1007.maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenle

görülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

..."

21. Yargıtay HGK'nın 13/6/2018 tarihli ve E.2017/5-2025,

K.2018/1189 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...somut olayda 818 sayılı BK’nın

60. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 72. maddesi) öngörülen ve haksız fiil

sorumluluğunun tabi olduğu 1 ve 10 yıllık zamamaşımı sürelerinin mi yoksa aynı

Kanunun 125. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 146. maddesi) yer alan 10 yıllık

genel zamanaşımı süresinin mi uygulanmasının gerektiği, burada varılacak sonuca

göre davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.

...

Devletin sorumluluğundan söz edebilmek

için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir

işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı

gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eş

söyleyişle, Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur.

...

Bununla birlikte Devletin TMK’nın 1007.

maddesi kapsamında sorumluluğu sınırsız olmayıp, belli bir zamanaşımı süresine

tabidir. İşte tam bu noktada kısaca zamanaşımı kavramına ve bu konudaki yasal

düzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır.

Özel hukukta teknik bir kavram olan

zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde Kanunun kabul etmiş

olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Çekişmelerin bir an önce

sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu

bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak

öngörülen zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu

olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma

aracıdır.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.

maddesinin birinci fıkrasında haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini

istemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri ayrıca

düzenlenmiştir.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun

“Müruru zaman” başlıklı 60. maddesinde; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar

namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın

zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararı

müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz…”

hükmü yer almaktadır.

BK’nın 60. maddesinin birinci fıkrasına

göre, tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi

öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır.

Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir.

Diğer bir anlatımla, bir yıllık sürenin

başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş

olması gerekir. Kusur sorumluluğunda failin öğrenilmesi gerekir.

Aynı Kanunun “On senelik müruru zaman”

başlıklı 125. maddesi ise; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı

takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.” şeklinde bir düzenleme

içermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrasında süreler belirlendikten sonra

maddenin ikinci fıkrasında ceza dava zamanaşımına yollamada bulunulmuştur.

818 sayılı BK’nın 125-140. (6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genel

zamanaşımı hükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü

süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka

bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü

kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi

keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan

alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis)

hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına

uğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için

borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir

defide bulunması gerekir (HGK’nın 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K.

sayılı kararı).

Bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliği

itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup usul hukuku anlamında ise

bir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt: 2,

s.1761; Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C. Edege çev.,

s.688 vd.; Canbolat, F: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri

Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, s.255 vd.;

HGK’nun 06.04.2011 gün ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı).

Yasada hangi hakların zamanaşımına

uğrayacağı, hangilerin uğramayacağı belirli bir sistem hâlinde düzenlenmiş

değildir. Mevcut hukuk düzeni ve mevzuata göre, borçlar, ticaret, eşya ve kamu

hukukundan kaynaklanmış olsun bütün alacaklar zamanaşımına tabidir.

BK’nın 125. maddesine göre özel hukukta

aksine bir hüküm bulunmadıkça alacaklar ilke olarak on yıllık zamanaşımına

tabidir. 10 yıllık süre ise kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen

kişinin öğrenilmesi ile başlar.

Yukarıda ifade edildiği gibi TMK’nın

1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğunun objektif-kusursuz sorumluluk

hâli olduğunun kabul edildiğine ve bu sorumluluk hâlinin 818 sayılı BK’nın 41.

ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi

bulunmadığına göre, aynı Kanunun 60. maddesinde (6098 sayılı BK’nın 72.

maddesi) yer alan zamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi,

TMK’nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı

süresinin öngörülmediği dikkate alındığında, 818 sayılı BK’nın 125.

maddesindeki (6098 sayılı BK’nın 146. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı

süresinin devletin sorumluluğu için uygulanması gerekir.

...''

22. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/12/2015 tarihli ve

E.2015/3740, K.2015/12886 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Mahkemece, kadastro tespitinin 1953

yılında yapıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesine göre 10

yıllık süre içinde tespite itiraz edilmemesi nedeniyle tutanakların

kesinleştiği, esasen ortada devletin sorumluluğunu gerektirecek tapu sicilinin

yanlış tutulmasından kaynaklanan bir yolsuz tescil durumunun da olmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından

temyiz edilmiştir.

Dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi

gereğince açılan tazminat ile tapu iptali ve tescil davasıdır.

İncelenen dosya kapsamına, kararın

dayandığı gerekçeye göre; çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 1953 yılında

yapıldığı ve davacıların kadastro tespitine itiraz etmemeleri nedeniyle 1963

yılında kesinleşerek davalı gerçek kişiler adına tapu kaydı oluştuğu, bu

tarihten itibaren davacıların mülkiyet hakkına dayanarak tazminat isteme

haklarının kalmadığı, kaldı ki; TMK'nın1007. maddesine dayanılarak açılan

tazminat davaları için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Borçlar

Kanununun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125.) maddesinde yazılı 10

yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının söz konusu olduğu davada,

tespitin kesinleştiği 1963 yılından itibaren 10 yıllık süre içinde dava

açılmaması nedeniyle bu sürenin de geçtiği, davalı Hazinenin de zamanaşımı

itirazında bulunduğu gözönüne alındığında davanın reddine karar verilmesinde

isabetsizlik bulunmadığına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi

ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA

..."

23. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/11/2017 tarihli ve

E.2016/2493, K.2017/9897 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Davacılar vekili, 24/10/2014

havale tarihli dilekçesinde özetle; İzmir ili, Merkez, Narlıdere 156 ada 1406

parsel sayılı taşınmazın müvekkillerin murisi tarafından 1976 yılında satın

alındığını, ancak Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucu tapu

kaydının iptal edilerek, orman sınırları içine alındığını ileri sürerek,

fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle şimdilik 15.000,00.-TL

tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan

tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Hazine ise süresinde verdiği

cevap dilekçesinde: tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihten

itibaren zamanaşımı süresinin geçtiğini ileri sürmüştür.

Mahkemece, davanın 10 yıllık zamanaşımı

süresinde açılmamış olması sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılar

vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, TMK'nın 1007. maddesi uyarınca

açılan tazminat davasıdır.

İncelenen dosya kapsamına ve kararın

dayandığı gerekçeye göre, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1981/602 E. -

1983/403 K. sayılı kararının kesinleştiği 28/11/1983 tarihi ile davanın açıldığı

24/10/2014 tarihleri arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu

anlaşıldığından, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve

kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

..."

24. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/5/2018 tarihli ve

E.2016/7929, K.2018/3624 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...Dava, tapu kaydının mahkeme

kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın

1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamına, kararın

dayandığı gerekçeye, Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucu İzmir 4.

Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/805 E. - 2001/752 K. sayılı ilamıyla davacıların

miras bırakanının maliki olduğu 198 ada 75 parsel sayılı taşınmazın 53.519 m2

yüzölçümlü kesiminin kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapu

kaydının iptaline ve orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilerek

temyiz edilmeksizin 03.12.2001 tarihinde kesinleştiğine, eldeki tazminat

davasının ise 28.04.2015 tarihinde açıldığına, 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanununun 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık dava açma zamanaşımı süresinin

dolduğuna, davalı Hazine süresi içinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre

yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından hükmün ONANMASINA,

...''

25. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 7/5/2019 tarihli ve

E.2019/1461, K.2019/3223 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre

dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından

kaynaklı tazminat davasıdır.

İncelenen mahkeme dosyasına, kararın

dayandığı gerekçeye, dava konusu yeniköy 237 parsel sayılı taşınmazın 1969

yılında yapılan kadastro sırasında 14/8/1956 tarih 96 sıra numaralı tapu

kaydına dayanarak T.T. adına tespit edildiği, Orman Yönetimi tarafından

kadastro tespitine itiraz edilmesi sonucu tapulama mahkemesinin 1982/110 E. -

1985/298 K. sayılı ilamı ile taşınmazın tapuda orman olarak kayıtlı olan

taşınmaz sınırları içinde kalması nedeni ile davanın kabulüne, taşınmazın Hazine

adına tescil edilmiş ormana ait kaydın müseccel bulunduğu birliğin tapu

kütüğüne aktarılmasına karar verildiği, anılan hükmün 23/9/1991 tarihinde

kesinleştiği, eldeki davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra

16/3/2015 tarihinde açıldığı, davalı Hazinenin süresi içinde zamanaşımı definde

bulunduğu, davacının tescil talebi açısından ise Tapulama Mahkemesinin

kararının orman yönetimi ve tespit malikinin mirasçıları için kesin hüküm

oluşturduğu, belirlenerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına

göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun

olan hükmün ONANMASINA,

..."

2. Bölge Adliye

Mahkemesi Kararları

26. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018

yılında açılan davaya ilişkin 18/1/2019 tarihli ve E. 2019/52, K.2019/90 sayılı

kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Dava, tapu kaydının yanlış kişi adına

tescilinden kaynaklı uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi

uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle

reddine karar verildiği, hükmün davacılar vekili tarafından istinaf kanun

yoluna getirildiği görülmüştür.

...

Dava konusu taşınmazın tapu kaydı ve

kadastrol tutanaklarının incelenmesinde Mehmet Karakuyu adına 24/12/1979

tarihinde tapuya tescil edildiği görülmüştür. 3402 sayılı kadastro kanunun 12/3

maddesine göre tapulama tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl

geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilip

dava açılamaz.

...

10 yıllık zamanaşımı süresi içinde TMK

1007 maddesine göre kadastral işlemlere dayanılarak tazminat talep hakkı

18/11/2009 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatı ile tanınmışsa da gerek

kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık sürenin gerekse

Anayasa mahkemesinin 2014/6673 esas sayılı dosyasında belirtilen makul süre bu

davada dava tarihi itibariyle geçmiş olduğundan mahkemenin vermiş olduğu karar

doğrudur.

...''

27. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 25/2/2019

tarihli ve E.2018/606, K.2019/75 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Dava, TMK 1007. maddesi uyarınca tapu

sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.

İstinaf edilmek suretiyle Dairemiz önüne

gelen uyuşmazlık, orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle tapusu iptal edilen

taşınmaz nedeniyle TMK.nun 1007. maddesi uyarınca açılacak davalarda zamanaşımı

süresinin bulunup bulunmadığı, varsa bu sürenin başlangıcının zararın oluştuğu

tarihten mi yoksa 18/11/2009 tarihli Yargıtay HGK ile yargı yolu açılması

sonucu HGK kararından itibaren mi zamanaşımının başlayacağına ilişkindir.

Tazminat istemine konu 111 parsel sayılı

taşınmaz, Mart 1951 tarih C.139, S:64, N:136 sayılı tapu kaydı ve 176 tahrir

nolu vergi kaydı dayanak alınarak 40900 m² yüzölçümü ve beyanlar hanesinde

"4753 sayılı Kanunun 7nci bölümünün 61, 62, 63 maddelerine göre takyide

tabidir" belirtmesi ile D.G. adına tesbit edilmiş ve itiraz edilmeksizin

4/7/1978 tarihinde kesinleşmekle tapu siciline tescil edilmiştir.

...

Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında

somut olay değerlendirildiğinde; hâlen tapu sicilinde muris adına tescilli

bulunan 111 parsel sayılı taşınmaz, 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca oluşan

Mart 1951 tarih 136 sıra sayılı tapu kaydı dayanak alınarak 1978 yılında 766

sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen kadastro çalışmaları sonucunda

muris D.K. adına tescil edildiği, Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/6/1985

tarihli 1984/262-350 E.K. sayılı kararı uyarınca Devlet Ormanı sayılan

yerlerden olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline karar verildiği ve temyiz

edilmeksizin hükmün 12/11/1986 tarihinde kesinleştiği, tapu sicilinde terkin

işlemi yapılmasa da TMK 705/2 maddesi uyarınca mülkiyetin mahkeme işleminin

kesinleştiği 12/11/1986 tarihi itibariyle Hazineye geçtiği, tescilin açıklayacı

nitelikte bulunduğu, 10 yıllık zamanaşımının, mülkiyetin geri alınma imkanı

olmaksızın yitirilmesi tarihinden itibaren 12/11/1996 tarihinde dolduğu, ancak

bu tarih itibariyle bulunan yargısal içtihatların, Devletin tapu sicilinin

tutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan

hataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli

kararından sonra Yargıtay içtihadlarının değiştiği ve TMK.nun 1007. maddesinde

öngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuksal

duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar

yapmalarını da kapsadığının belirtilmesi sonucu tazminat talep etme yolunun

açıldığı, bu durumun AİHM de yeni bir iç hukuk yolu oluştuğunun kabul edildiği,

18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava

yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında dava açılabilmesi imkanı

yönünden Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen hak ihlali kararı nazara

alınarak makul bir sürenin öngörülmesi gerektiği, davacıların eldeki

davayı4/5/2015 tarihinde açtığı, ancak 02 Aralık 1991 tarihli Köy Hizmetleri

Genel Müdürlüğü Arazi ve İskan Dairesi Başkanlığının yazısından muris ve dava

dışı başkaca kişilere ait taşınmazların mahkeme hükmü nedeniyle iptali

nedeniyle Varsak Köyü 1612 parselden arazi tahsisinin 3202 sayılı Kanunun 9/k

maddesi uyarınca istendiği, daha sonra mirasçılarca 09/12/2010 tarihli dilekçe

ile talebin yenilendiği ve Antalya Valiliği Defterdarlık Milli Emlak Dairesi

Başkanlığı Batı Antalya Emlak Müdürlüğü tarafından 3/2/2015 tarihli 2661 sayılı

yazı ile Mülga 4753 sayılı Kanun kapsamında ödenen bedellere karşılık hak

sahiplerine taşınmaz verilmesinin mümkün olmadığı ve ödendiği belgelenecek

bedellerin denkleştirici adalet ilkesi doğrultusunda hak sahiplerine iade

edilmesinin bakanlık Makamının 1/7/2014 tarihli ve 828 sayılı

"Olur"ları ile uygun görüldüğü bildirildiği belirtilerek dava dışı

kişilere bedel ödemesinde bulunulduğu, ancak davacılara bir ödeme yapıldığının

bildirilmediği, 3/2/2015 tarihli bildirimden itibaren davanın yaklaşık 2 ay

sonra açıldığı, davacıların ve murislerinin arazi tahsisine ilişkin başvuruları

yönünden idare yazışmalarının 3/2/2015 tarihine kadar devam ettiği, nihayetinde

3/2/2015 tarihi itibariyle mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmazları yerine

idarece arazi verilmeyeceğinin anlaşıldığı nazara alınarak 08/11/2009

tarihinden itibaren oluşan iç hukuk yolu itibariyle eldeki davanın makul süre

içinde açıldığı ve böylece kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının

korunması arasında adil bir dengenin kurulabileceği kabul edilerek başvurucu

davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılması ve dava

dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesi yönünde aşağıdaki hüküm

kurulmuştur."

28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin

26/3/2019 tarihli ve E.2018/2019, K.2019/898 sayılı kararının ilgili bölümü

şöyledir:

"...

Dosya kapsamından dava konusu Şile

İlçesi, Çayırbaşı köyü 191 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı

olduğu, taşınmazın kısmen orman tahdidi içinde olması nedeniyle Orman İdaresi

tarafından açılan dava sonucu Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/106 Esas,

2002/8 Karar sayılı ilamı ile taşınmazın 840 m2 lik kısmının tapu kaydının

iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın

5/4/2002 tarihinde kesinleştiği, tapunun bedelsiz olarak iptal edilmesi

nedeniyle davacının 12/7/2017 tarihinde eldeki tazminat davasını açtığı

anlaşılmaktadır.

TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak

açılan davalar6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı

Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.

Dosya kapsamına, kararın dayandığı

gerekçeye, dava konusu parsele ilişkin Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/106

Esas, 2002/8 Karar sayılı ilamının kesinleştiği 5/4/2002 tarihten itibaren 10

yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olmasına, yerleşik yargıtay uygulamalarına

göre zamanaşamı süresinin iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren

başlamasına göre verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin

istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm

kurulmuştur.''

B. Uluslararası Hukuk

29. Konu hakkında bkz. Yaşar Çoban, §§ 41-47.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 14/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, murisi tarafından tapuda satın alınan

taşınmazın tazminat ödenmeksizin orman sınırları içerisine alındığını

belirtmiştir. Başvurucu bedeli ödenmeyen taşınmaz için 2014 yılında muris

tarafından açılan tazminat davasının zamanaşımı gerekçesiyle reddedildiğini

ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet ve mahkemeye

erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

32. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce Anayasa

Mahkemesi tarafından 25/7/2017 tarihli kararda ortaya konulmuştur (Yaşar Çoban,

§§ 54-75). Buna göre her ne kadar başvurucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşse de başvurucunun bütün şikâyetleri ilgili olduğu adil yargılanma

hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir.

33. Anayasa Mahkemesince Yaşar Çoban kararında

Yargıtayın 18/11/2009 tarihinden önceki içtihadının, devletin tapu sicilinin

tutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan

hataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli

kararından sonra içtihadın değiştiği belirtilmiştir. Bu içtihatta 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinin

dayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve

taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da kapsadığı belirtilmiştir.

Yargıtay hukuk daireleri de bu tarihten sonra Yargıtay HGK'nın bu içtihadı

doğrultusunda karar vermiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM)

Yargıtay HGK'nın bu içtihadından sonra yeni bir iç hukuk yolu oluştuğunu kabul

ederek kabul edilemezlik kararları vermiştir (Yaşar Çoban, §§ 45, 46,

68). Anayasa Mahkemesi de daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadına

dayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunun

kadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğan zararların telafisi yönünden

de etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,

16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§

41, 42; Hatice Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§

74-76).

34. Yargıtay 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca

açılacak tazminat davalarının 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesi (818 sayılı

mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi

olduğunu kabul etmektedir (bkz. § 21). Buna göre kadastro tespiti nedeniyle

mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde tazminat

davasının açılması gerekmektedir (Yaşar Çoban, § 69).

35. Somut olayda, başvurucunun murisi tarafından 1991

yılında tapuda satın alınan ve tarla vasıflı olan taşınmaz açılan dava

sonucunda orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir. Derece mahkemeleri

başvurucunun murisi aleyhinde açılan davanın kesinleştiği 6/9/1999 tarihinde

başvurucunun murisinin taşınmazın mülkiyetini kaybettiğini belirterek 2014

yılında 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayanılarak açılan davada 6098

sayılı Kanun'un 146. maddesindeki (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) on

yıllık genel zamanaşımı süresinin geçtiğine ve bu nedenle davanın reddinin

yerinde olduğuna hükmetmiştir.

36. Başvurucunun murisi aleyhinde açılan dava 6/9/1999

tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla derece mahkemelerince verilen kararlar

gözetildiğinde en son 6/9/2009 tarihinde dava açılmış olması gerekmektedir.

Ancak anılan tarihteki Yargıtay içtihadı 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinin

tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan hataları kapsamadığı biçimindedir.

Diğer bir ifadeyle o tarihteki içtihat itibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesinde düzenlenen sorumluluk davası, başvurucunun tazminat iddiasını

incelemeye ve gerekirse başvurucu lehine tazminata hükmedilmesine elverişli bir

yol değildir. Bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra

başvurucunun tazminat talebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle

gelmiştir (Yaşar Çoban, § 71).

37. Yaşar Çoban kararında ifade edildiği üzere

18/11/2009 tarihinde oluşan bu hukuki yol için zamanaşımı süresinin bu tarihe

kadar dolduğunun tespit edilmiş olması 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde

öngörülen tazminat yolunu etkisizleştirmektedir. Sonradan oluşan bir hukuk

yoluna ilişkin zamanaşımı süresinin kişinin bu yola başvurmasını kesin olarak

imkânsız hâle getirecek bir tarihte başlayacağının kabulü, sınırlamanın istisna

olduğu ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte 6098 sayılı Kanun'un 146.

maddesi (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık zamanaşımı

süresinin hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması amacına matuf olduğu

gözetildiğinde bu sürenin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiği de açıktır.

Başvurucunun dava açma hakkını kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukuki

güvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasında dava

açmanın süreye bağlanmış olmasını anlamsız kılmayacak şekilde bir denge

kurulmalıdır. Bu denge kurma çabasının, on yıllık zamanaşımı süresinin bu

hukuki yolun oluştuğu 18/11/2009 tarihinden itibaren yeniden işleyeme

başlayacağının kabulünü zorunlu kılmadığının altı çizilmelidir. Aksi takdirde

zamanaşımı süresinin öngörülmesi anlamsız hâle gelecek ve kamu yararı ile

bireysel yarar arasında gözetilmesi gereken denge kamu yararı aleyhine bozulmuş

olacaktır. Önemli olan husus 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi

dolmuş bulunanlar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında dava

açılabilmesine imkân tanınmış olmasıdır (Yaşar Çoban, § 72-73).

38. Yaşar Çoban kararında 18/11/2009

tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların dava açabilmelerini

mümkün kılacak makul bir süre öngörülmesi gerektiği belirtilmiş ve bu sürenin

ne kadar olacağının takdiri derece mahkemelerine ve Yargıtaya bırakılmıştır.

39. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda

18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş olan somut başvuruya konu

davanın, bu tarihten sonra makul bir süre içinde açılıp açılmadığının tespit

edilmesi gerekmektedir. Belirlenecek bu sürenin dava açılmasını mümkün kılacak

yeterliliğe sahip ve öngörülebilir olması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Fakat bu süre, dava açma hakkının kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukuki

güvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasındaki dengeyi

de bozmamalıdır. Hesaplamada uyuşmazlığın dava edilebilmesini süreye tabi kılan

zamanaşımı düzenlemesi de dikkate alınmalıdır. Nitekim uyuşmazlık için

belirlenen on yıllık zamanaşımı süresi kadar veya daha fazla bir sürenin

öngörülmesi halinde hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedeleneceği açıktır.

Ayrıca bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra tazminat

talebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle geldiğinden bu

tarihten hemen sonra davanın açılmasını beklemek de hakkaniyete uygun

düşmeyecektir. Zira bu süre, Yargıtay HGK içtihadının toplum tarafından

bilinebilir hale geleceği bir zaman diliminden daha kısa da olmamalıdır.

40. Sonuç olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

kapsamında Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından önce zamanaşımı

süresi dolmuş bulunan tazminat talepleri hakkında bu tarihten itibaren makul

bir süre içerisinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu sürenin ne

kadar olacağının takdirinin derece mahkemelerine ve özellikle içtihat mahkemesi

konumunda olan Yargıtaya ait olduğu kuşkusuz olmakla birlikte, somut olayda

derece mahkemelerinin bu yönde bir değerlendirmeye yer vermedikleri ve dava

açılmasını mümkün hâle getirebilecek şekilde makul bir süre tespiti yoluna

gitmedikleri anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri başvurucunun murisi tarafından

28/4/2014 tarihinde açılan davada, 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı

süresinin dolduğunu tespit etmişlerdir. Yukarıda yer verilen değerlendirmeler

de dikkate alındığında, 18/11/2009 tarihinden 4 yıl 5 ay 10 gün sonra açılan

davanın makul kabul edilebilecek bir sürede açılmadığı sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla 18/11/2009 tarihinde etkili hâle gelen hukuk yolu için bu süreden

sonra makul denilebilecek sürede dava açmayan başvurucunun murisinin davasının

zamanaşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuya yüklenen külfetin orantısız

olduğundan bahsedilemez. Bu nedenle kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişim hakkı

arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulmadığı

değerlendirilmiştir.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 14/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Selahaddin MENTEŞ Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucu : Işıl KANTARCI Vekili : Av. Cevdet Şahin FLORAT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/17640, 14 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/17640
Tarih
14 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • A.k. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/30241)
  • Kübra Sertkaya Başvurusu (B. No: 2018/22373)
  • S.y. Başvurusu (B. No: 2018/3089)
  • Resul Şahin Başvurusu (B. No: 2017/39057)
  • Murat Şanlı Başvurusu (B. No: 2018/4962)
  • Mahir Birgül Başvurusu (B. No: 2017/37181)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.