İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Jakop Gabriel Başvurusu (B. No: 2013/2392)

1. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen delillere

Başvuru No2013/2392Tarih15 Nisan 2015Okuma24 dk · 4.705 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Jakop Gabriel Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/2392
R.G. Tarih- Sayı
16/07/2015-29418
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.705 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen delillere

dayanılarak hakkında verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle adil yargılanma,

mülkiyet ve kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, hakkındaki para cezalarının iptalini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 4/4/2013 tarihinde

Midyat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/12/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 18/12/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 20/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 2/3/2015

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı süresi içerisinde

beyanda bulunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. 26/10/2008 tarihinde Midyat (Mardin) İlçe

Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbarda, başvurucunun Midyat ilçe merkezindeki

konutunda izinsiz şarap üretim, satış ve nakliyesinin yapıldığının bildirilmesi

üzerine Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından

verilen 26/10/2008 tarihli karara istinaden kolluk görevlilerince aynı gün saat

23:30 sıralarında yapılan, başvurucu ve mahalle muhtarının da hazır bulunduğu

konut araması sonucunda, başvurucunun evinin alt katındaki depoda 440 adet 20

litrelik bidonlara doldurulmuş 8.800 litre, 230 adet 30 litrelik bidonlara

doldurulmuş 6.600 litre, dört adet 500 litrelik tanklara doldurulmuş 2.000

litre şarap ve 165 adet markalı şişelere doldurulmuş şarap ve dokuz adet boş

şişe ele geçirilmiştir.

9. İlçe Emniyet Müdürlüğünce hazırlanan ve arama işlemini

müteakiben yapılan soruşturma işlemlerini içeren 3/11/2008

tarihli fezleke, Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuştur.

10. Cumhuriyet Başsavcılığının 5/1/2009

tarihli ve E.2009/11 sayılı iddianamesi ile 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı

Tütün ve Alkol Düzenleme Kurum Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin birinci fırkasında tanımlanan “Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan içki

üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kurmak ve işletmek”

suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

11. Yürütülen yargılama sonucunda Midyat Asliye Ceza

Mahkemesinin 27/2/2009 tarihli ve E.2009/12, K.2009/59

sayılı kararı ile başvurucunun anılan suçu işlediği kanaatine ulaşılarak bir

yıl hapis ve 5.000 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis

cezasının paraya çevrilmesine karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı

temyiz yoluna başvurmuştur.

12. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/1/2013 tarihli ve E.2010/11608, K.2013/1494 sayılı kararı

ile başvurucu hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Bu

şekilde başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.

13. Kesinleşen kararın infazı ile görevli Cumhuriyet

Başsavcılığı İlamat Bürosunca gönderilen 83.320,00 TL

ve 6.000,00 TL tutarlarındaki adli para cezası ödeme emirleri başvurucuya 20/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, kesinleşen

hükümden bu şekilde haberdar olmuştur.

14. Başvurucu, 4/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun “Şüpheli veya sanıkla ilgili

arama” kenar başlıklı 116. maddesi şöyledir:

“Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde

edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin

veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.”

16. 5271 sayılı Kanun’un “Gece

yapılacak arama” kenar başlıklı 118. maddesi şöyledir:

“(1) Konutta, işyerinde veya diğer kapalı

yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz.

(2) Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan

hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya

tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci

fıkra hükmü uygulanmaz.”

17. 5271 sayılı Kanun’un “Arama

kararı” kenar başlıklı 119. maddesi şöyledir:

“Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde

sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına

ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri

arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı

alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri

ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.

(2) Arama karar veya emrinde;

a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,

b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut

veya diğer yerin adresi ya da eşya,

c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman

süresi,

Açıkça gösterilir.

(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık

kimlikleri yazılır. (Mülga ikinci cümle: 25/5/2005 –

5353/15 md.)

(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut,

işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar

heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.

(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyet

savcısının istem ve katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.”

18. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin

ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (2)

numaralı fırkası şöyledir:

“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı

hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.

…”

19. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda

tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle

serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her

türlü delille ispat edilebilir.”

20. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Adlî ve Önleme

Aramaları Yönetmeliği’nin “Aramanın zamanı”

kenar başlıklı 31. maddesi şöyledir:

“Arama, kararda veya yazılı emirde belirtilen süre

içerisinde yapılır. Her arama kararı, aksine bir hüküm içermiyorsa sadece bir

kez arama yapma yetkisi verir.

Aramanın amacını tehlikeye sokan acil bir durum yoksa, adlî arama gündüz yapılır.

Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde adlî arama

gece yapılamaz. Ayrıca bu yerlerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de arama

yapılamaz. Ancak;

a) Suçüstü hâlinde,

b) Gecikmesinde sakınca bulunan hâlde,

c) Firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar

yakalanması hâlinde,

d) Geceleyin herkesin girip çıkabileceği 2559 sayılı Polis

Vazife ve Salâhiyet Kanununun 7 nci maddesinde

sayılan umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinde,

gece adlî arama yapılabilir.

Önleme aramaları, denetimler ve kontroller her zaman

yapılabilir.”

21. 4733 sayılı Kanun’un 8. maddesi “Cezai hükümler” kenar başlıklı 8.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak

elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal

edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün

işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol

ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve

işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin

günden onbin güne kadar adlî para cezası ile

cezalandırılır. Bu Kanunun 6 ncı

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ile tesislerinde

izin verilen kategori dışında faaliyette bulunanlara da aynı ceza verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 15/4/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/4/2013 tarihli ve 2013/2392 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, hakkında yürütülen

soruşturma kapsamında konutunda icra edilen arama işleminin gece vakti

yapıldığını, arama işlemi sırasında ihtiyar heyeti veya komşulardan iki kişinin

bulundurulmadığını, somut olayda suçüstü veya gecikmede sakınca bulunan halin

söz konusu olmadığını, arama kararı ve işleminin 5271 sayılı Kanun’un 118. ve

119. maddelerine aykırı olduğunu, bu nedenle, elde edilen delillerin de hukuka

aykırı kabul edilmesi gerektiğini, buna rağmen ilk derece yargılaması ve temyiz

aşamalarında bu durumun dikkate alınmamasının Anayasa’nın 38. maddesine

aykırılık oluşturduğunu, ayrıca bunun sonucunda toplam 89.320,00 TL tutarındaki

para cezasını ödemek zorunda kalacağını, bu durumun mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini, ödemediği takdirde ise para cezasının hapse çevrileceğini, bu durumun

ise özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş, hakkındaki para

cezalarının iptalini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın Gürül, B. No: 2012/682,

2/10/2013, § 18). Başvurucu her ne kadar, kanuna aykırı

olarak elde edilen delillere dayanılarak hakkında verilen mahkûmiyet kararı

nedeniyle adil yargılanma, mülkiyet ve kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de esas itibarıyla hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamındaki delillerin değerlendirilmesine ilişkin esaslarla

ilgili olan şikâyetlerinin, yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

25. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ihlal iddialarının

kabul edilebilirliği hakkında görüş bildirilmemiştir.

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

27. Bakanlık görüş yazısında özetle,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme), sunulan kanıtların kabul

edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların

kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir

kural olmadığı, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) görevinin,

açıkça keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün, örneğin iç hukuk açısından

hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtların kabul edilebilir olup olmadığına

veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermekten ziyade

kanıtların elde edilme yolu dâhil, yargılamanın bir bütün olarak adil olup

olmadığını tespit etmek olduğu, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan

veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyalin yargılamada

kanıt olarak kullanılmasının, başvurucuya gerekli usuli

güvencelerin sağlanmış olması ve baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı

lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması halinde, genellikle Sözleşme’nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen adil yargılanma standartlarına

aykırılık oluşturmayacağı, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmek suretiyle elde

edilen bilginin kanıt olarak kullanılmasının yargılamayı bir bütün olarak

Sözleşme’nin 6. maddesine aykırı bir duruma getirip getirmediği meselesinin,

başvurucunun savunma haklarına saygı gösterilmesi ve söz konusu kanıtın

kalitesi ve önemi gibi, olayın şartlarına bakılarak çözülebileceği, bir kanıtın

başka materyallerle desteklenmemiş olması halinde mutlaka adil yargılanma hakkı

bakımından sorun doğmayacağı, kanıt çok kuvvetli olduğu ve güvenilirliği

konusunda bir risk bulunmadığı takdirde destekleyici kanıta olan ihtiyacın

azalacağı, bu bağlamda AİHM’in, söz konusu kanıtın

davanın sonucu üzerinde belirleyici olup olmadığı konusuna da önem atfettiği

bildirilmiştir.

28. Somut olayla ilgili olarak ise Bakanlık görüşünde, 26/10/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısının kararı ile 5271

sayılı Kanun’un 119. maddesine istinaden gecikmesinde sakınca bulunan hal

gereği başvurucunun imalathane olarak kullandığı yerde bir defaya mahsus

geceleyin arama yapıldığı, arama esnasında bir komiser yardımcısı, 13 polis

memuru, mahalle muhtarı ve ev sahibi başvurucunun bulunduğu, 5271 sayılı

Kanun’un 119. maddesinin (4) numaralı fırkasında gereğince Cumhuriyet

savcısının hazır bulunmadığı durumlarda o yer ihtiyar heyetinden ya da

komsulardan iki kişi bulundurulması gerektiği, somut olayda arama esnasında

sadece muhtarın bulunduğu, başvurucu aleyhine 4733 sayılı Kanun’a muhalefet

suçundan açılan kamu davasının 24/2/2009 tarihli duruşmasında, söz konusu arama

tutanağı ve dosyadaki diğer delillerin başvurucu ve vekiline okunarak

görüşlerinin sorulduğu ve bu kişilerin okunan belgelerin aleyhe olan

kısımlarını kabul etmediklerini ifade ettikleri, başvurucunun, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin değerlendirilmesinde

belirtilen hususların dikkate alınabileceği belirtilmiştir.

29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

30. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fırkası

şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...”

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

33. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

kişilerin, davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakları

güvence altına alınmıştır. Bu hak, 6. maddenin diğer fıkralarında yer alan suç

isnadı ile karşı karşıya bırakılmış kişilere yönelik asgari hak ve güvencelerle

doğrudan bağlantılı olduğu gibi, anılan fıkralardaki güvenceler, (1) numaralı

fıkrada ifadesini bulan, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının somut

görünümleridir. Dolayısıyla, hakkaniyete uygun yargılama hakkı, Sözleşme’nin 6.

maddesinin özellikle (3) numaralı fırkasındaki somut güvenceler bakımından

tamamlayıcı bir fonksiyon ifa etmektedir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014,

§ 59).

34. Görüldüğü üzere, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ceza muhakemesini ilgilendiren boyutu, savunma hakkı ile ilintili olup,

özellikle yargılama faaliyeti kapsamında alınan önlemlerin, savunma hakkının

gerektiği gibi kullanılmasını teminat altına alacak düzeyde olmasını gerektirmektedir.

Delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi davanın tarafının inisiyatifine

bırakılan konularda dahi mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altına

alma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Aynı yönde AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 75; Kerojarvi/Finlandiya, B. No: 17506/90, 19/7/1995, § 42). Ayrıca

delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği

üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60).

35. AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19. maddesi

bağlamında görevinin, sözleşmeci devletlerin Sözleşme’ye

ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin

koruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir

mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin

bulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvence

altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamında

düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin

bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir. Bu bağlamda,

Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan “özel ve aile hayatına saygı hakkı” kapsamındaki güvencelere

aykırı olarak elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması, yargılamanın

hakkaniyete uygun olmadığı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılması bakımından tek başına yeterli bir ölçüt değildir.

Bu çerçevede, yürütülen ceza soruşturmasının iç hukukta bir dayanağının

bulunması, delillerin sıhhati veya gerçekliği konusunda kuşkuya düşülmesini

haklı kılan sebeplerin bulunmaması veya bulunsa dahi destekleyici diğer

deliller sayesinde bu kuşkuların giderilmiş olması ve sanığa delillerin

gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olması gerekir

(Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46, 48; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97,

12/5/2000, §§ 36-38).

36. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt

türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil

olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu

olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).

37. AİHM’e göre, iç

hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar

kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması,

kural olarak, başvurucuya gerekli usuli güvencelerin

sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı

lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, Sözleşme’nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık

oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık [kk],

B. No: 63831/00, 26/9/2002). Başvurucuya, delillerin

gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip

verilmediği ve mahkemece bunun değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir

(Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 50).

38. Sözleşme’nin 6. maddesinde, delillerin kabul

edilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmaması,

yargılama makamının, taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delilleri

gereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte,

belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek

istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen

derece mahkemesine aittir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada geçerli olan delil

sunma ve inceleme yöntemlerinin kanuna uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa

Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp; Mahkemenin görevi, başvuru konusu

yargılamanın, bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61).

39. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara, tanık delili de dahil olmak üzere

delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddialarının da yargılamanın bütünü esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 62).

40. Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması,

mutlak surette adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemece

hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenirliği konusunda

herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın

yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık, gücü ve güvenilirliği konusunda bir takım

şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat

bakımından belirleyici olması halinde, bu durum, hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı bakımından sorun oluşturabilir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014,

§ 63).

41. Arama ve el koyma koruma

tedbirleri, 5271 sayılı Kanun’un “Koruma

tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının 116 ilâ 134. maddeleri

arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un

116. maddesinde yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği

hususunda hükümde belirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın

üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin

aranabileceği hükme bağlanmıştır.

42. 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde, kolluk

görevlileri tarafından konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı

alanlarda arama yapılmasının hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde ise ancak Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği,

Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde

arama yapılabilmesi için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin

bulundurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Her ne kadar anılan Kanun maddesinin gerekçesinde “… 118 uncu

maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerde arama yapılırken de bu koşula

uymak gereği yoktur.” ifadesine yer verilerek

geceleyin konut,

işyeri veya diğer kapalı yerlerde gecikmesinde

sakınca bulunan hallerde yapılan aramalarda ihtiyar heyeti veya komşulardan iki

kişinin hazır bulundurulmasının zorunlu olmadığı belirtilmiş ise de Kanun’da

karşılığı olmayan bu ifadenin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.

43. Somut olayda

Cumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2008 tarihli kararına

istinaden kolluk görevlilerince aynı gün saat 23:30 sıralarında yapılan,

başvurucunun da hazır bulunduğu arama sonucunda, başvurucunun

mahkumiyetine konu olan suç eşyası ele

geçirilmiştir. Ancak bu arama işlemi sırasında mahalle muhtarı haricinde,

ihtiyar heyeti veya komşulardan ikinci bir kişi hazır bulundurulmamıştır. Bu

çerçevede başvuruya konu aramanın kanuna aykırı olarak yapıldığı açıktır.

44. Bu noktada

konutta arama işlemindeki kanuna aykırılığın, bu işlem sonucunda elde edilen

delillerin sıhhatine etki edip etmediği ve elde edilen delillerin gerçekliğini

şüpheye düşürüp düşürmediğinin incelenmesi gerekir.

45. Başvuruya konu

arama işlemi sırasında ihtiyar heyeti azaları veya komşulardan iki kişi

bulundurulmamış ise de aynı zamanda ihtiyar heyeti azası olan muhtar hazır

bulundurulmuştur. Ayrıca, elde edilen deliller (§ 8) muhafaza altına alındıktan

sonra durum nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Başvuru formu ekinde

yer alan arama tutanağının ilgili kısımları şöyledir:

“… tespit

edilen şaraplar geçici olarak muhafaza altına alınmış olup, ... 2’şer adet gerekli numune muhafaza altına alınarak günün nöbetçi

Cumhuriyet Savcısı B… Ö…’e haber verilmiş, kendisi ikamete gelerek ev sahibine

şarap imal etme ruhsatının olup olmadığını sormuş, ev sahibinin ruhsatının ve

üretim izninin olmadığını, fakat 2 ay önce ruhsat için başvurduğunu başvuru

evraklarını beyan edebileceğini belirtmesi üzerine şahsa bunun haricinde evinde

ve deposunda herhangi bir zarar ve ziyanının olup olmadığı savcı tarafından

sorulmuş olup, şahsın ZARAR ve ZİYANIM YOKTUR demesi üzerine, … iki adet

kapı savcının talimatıyla mühürlenerek deponun anahtarı ev sahibi olan Jakop GABRİEL’e teslim edilmiş,

olay ile ilgili olarak … şahsın yüzüne karşı tüm yasal

hakları okunarak gerekli yasal işlem yapılmak üzere … yakalanarak Asayiş Büro Amirliğine intikal ettirilmiş …”

46. Görüldüğü

üzere, arama işlemi sırasında hazır bulunmayan Cumhuriyet savcısı, arama

işleminin tamamlanmasını müteakiben arama mahalline gelmiş ve başvurucuya,

arama işlemi ve elde edilen suç eşyası ile ilgili sorular sormuştur. Buna

karşılık başvurucu, gerek arama kapsamındaki işlemlerin icrası sırasında,

gerekse soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında, arama sonucunda

elde edilen delillerin sıhhatine ve gerçekliğine yönelik somut herhangi bir

itirazda bulunmamıştır.

47. Başvurucu, her

ne kadar kolluk tarafından alınan ifadesinde ve İlk Derece Mahkemesi önündeki savunmasında,

arama sonucunda ele geçirilen şarapların bir kısmının kendisine ait olduğunu,

bir kısmının ise başka şahıslara ait olduğunu iddia etmiş ise de belirtilen suç

eşyasının zilyedi olduğunu inkâr etmemiştir. Dolayısıyla, başvurucunun bu

savunmasının, bireysel başvuru kapsamında ileri sürülen arama işlemindeki

hukuka aykırılık iddiasıyla ilgisi olmadığı gibi, arama işleminin sıhhati ve

anılan suç eşyasının gerçekliğine de bir etkisi bulunmamaktadır.

48. Arama işlemi

sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksik olmasının yol açtığı,

arama işleminin ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini

şüpheye düşüren somut bir durum veya risk tespit edilemediği gibi, başvurucu

tarafından da bu kapsamda herhangi bir somut iddia ileri sürülmemiştir.

49. Dolayısıyla,

her ne kadar ihtiyar heyeti azalarından veya komşulardan bir kişinin eksik

bulundurulmuş olması bir kanuna aykırılık teşkil etmekte ise de arama işleminin

yukarıda belirtilen icra ediliş yöntemi nazara alındığında, delillerin

sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

50. Sonuç

itibarıyla, başvurucu hakkında iç hukuka uygun bir şekilde Cumhuriyet savcısı

tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, başvurucunun konutunda icra edilen

arama işlemindeki kanunda belirlenen usule ilişkin eksikliğin, bu işlemin

sıhhatini ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin gerçekliğini şüpheli

hale getirmediği gibi, başvurucu da bu kapsamda herhangi bir itirazda

bulunmamıştır. Bu çerçevede, başvuruya konu arama

işlemindeki anılan eksikliğin, elde edilen delillerin güvenilirliğine zarar

vermediğinin ve dolayısıyla bu deliller esas alınarak mahkûmiyetle sonuçlanan

yargılamanın adilliğini zedelemediğinin kabulü gerekir.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

Üye Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Üye Nuri NECİPOĞLU’nun karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY

BİRLİĞİYLE,

15/4/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar”

kenar başlıklı 38. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:

“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak

kabul edilemez.”

2. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

3. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

4. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

5. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü

tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

6. Görüldüğü

üzere, adil yargılanma hakkının norm alanının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir. Bu tespit yapılırken, bir

başka ifadeyle, ihlal edildiği iddia edilen bir Anayasa hükmünün Sözleşme’de karşılığının bulunup bulunmadığı

araştırılırken, Sözleşme’yi en üst seviyede yorumlama

yetkisine sahip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarının da nazara

alınması gereklidir.

7. Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvurulara ilişkin daha önceki bir çok kararında da dile getirildiği üzere,

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş

olup, Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın

kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Bir çok karar arasında bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 22).

8. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delil

olarak hükme esas alınamayacağı ile ilgili açık bir kurala Sözleşme’de

yer verilmemiş olmasına, hatta, delillerin kabul

edilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmamasına

rağmen AİHM, bu durumun ulusal mahkemelerin, taraflarca ileri sürülen iddiaları

ve gösterilen delilleri gereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmadığı

görüşünde olup, davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek

tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün

olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya,

B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barbera,

Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83,

6/12/1988, §§ 68, 81-89).

9. Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme’de

yer almayan, delillerin değerlendirilmesine ilişkin kuralları tamamen göz ardı

etmemiş ve sıkça tekrarladığı, Sözleşme’nin “yaşayan

bir belge” olduğu yönündeki görüşü çerçevesinde adil yargılanma

hakkının kapsamını delillerin değerlendirilmesi ile ilgili olarak da

genişletmiştir. Dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılama ilkesine riayet edilip

edilmediğinin tespitinde dikkate edilmesi gereken bir unsur olarak delillerin

değerlendirilmesine ilişkin güvence ve ilkeler içtihat yoluyla, Sözleşme’nin 6.

maddesinin kapsamına dahil olmuştur. Buna göre

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı

fıkrasındaki “Kanuna aykırı olarak

elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” kuralının Sözleşme’de bir karşılığının olmadığı söylenemez.

Dolayısıyla anılan Anayasa hükmünün, bireysel başvuru kapsamında, Anayasa’nın

36. maddesi bakımından destek ölçü norm olarak uygulanması mümkündür.

10. Yukarıda da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 38.

maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil

olarak kabul edilemeyeceği, açıkça hükme bağlanmıştır. Aynı doğrultuda, ceza muhakemesi açısından 5271 sayılı

Kanun’un 206. maddesinde, ortaya konulması istenilen delilin kanuna aykırı

olarak elde edildiği hallerde reddedileceği,

217. maddesinde delilleri takdir yetkisi ile ilgili olarak yüklenen suçun,

hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği

belirtilmiştir. Ayrıca aynı Kanun’un 230. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(b) bendine göre mahkeme hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve

değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu

kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen

delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 43).

11. Görüldüğü üzere

belirtilen Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bir delilin, mahkemece ulaşılan

mahkûmiyet yönündeki ulaşacağı vicdani kanaat bakımından etkili olabilmesi, o

delilin hukuka aykırı olarak elde edilmemiş olmasına bağlıdır.

12. Arama ve el koyma koruma

tedbirleri, 5271 sayılı Kanun’un “Koruma

tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının 116 ilâ 134. maddeleri

arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un

116. maddesinde yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği

hususunda hükümde belirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın

üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin

aranabileceği hükme bağlanmıştır.

13. 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesinde, kolluk

görevlileri tarafından konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı

alanlarda arama yapılmasının hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde ise ancak Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği,

Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde

arama yapılabilmesi için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin

bulundurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Her ne kadar anılan Kanun

maddesinin gerekçesinde “Keza,

118 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerde arama yapılırken de bu

koşula uymak gereği yoktur.”

ifadesine yer verilerek geceleyin konut, işyeri veya diğer kapalı

yerlerde gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde yapılan aramalarda ihtiyar heyeti veya komşulardan iki kişinin hazır

bulundurulmasının zorunlu olmadığı belirtilmiş ise de Kanun’da karşılığı

olmayan bu ifadenin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.

14. Diğer yandan, arama tedbiri, aynı zamanda özel hayata saygı

hakkının bir unsuru olan, konuta saygı hakkını da yakından ilgilendirmektedir.

15. AİHM’e göre, Sözleşme’nin 8. maddesinin

(2) numaralı fıkrası anlamında “müdahalenin

hukukiliği”, uyuşmazlığa konu tedbirin iç hukukta belirli bir

dayanağının olmasını gerektirir. Hukuki düzenlemenin ilgililer bakımından

erişilebilir ve –gerektiğinde bir danışmanın yardımından faydalanılarak–

belirli bir eylemin sonuçlarının makul düzeyde öngörülebilmesini sağlayacak

derecede yeterli bir açıklığa sahip olması zorunludur (Bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014,

§ 32).

16. Mahremiyet alanını da içine alacak şekilde kişinin özel

alanına yönelmesi itibarıyla, kişinin özel hayatına ağır bir müdahale teşkil

eden “arama”ya

ilişkin usul hükümlerinin, ilgili mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlenmiş

olması, işlem öncesi ve sonrasında keyfi uygulamalara karşı, bir takım etkili

güvencelere yer verilmesi ve çizilen hukuki çerçevenin kalitesi; olası

suiistimallerin önlenmesi ve bu bağlamda devletin negatif yükümlülüğünü yerine

getirmesi bakımından hayati öneme sahiptir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014, §§ 34-35).

17. Gerçekten, konut içerisinde arama,

niteliği ve ortaya çıkardığı maddi ve manevi olumsuz sonuçları itibarıyla ağır

bir koruma tedbiri olup, bu denli ağır bir müdahalenin de katı usul kurallarına

bağlanması, tedbirin kapsam ve uygulama yöntemi ile kolluk görevlilerinin

sorumluluk sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmesi, müdahalenin kanuniliği

bakımından zorunludur (Benzer AİHM kararı için bkz. Kilyen/Romanya, B. No: 44817/04, 25/2/2014,

§ 34).

18. Yargılamanın

hakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediği denetlenirken, soruşturma aşamasını

da içine alan muhakeme süreci kapsamında, bireylerin temel hak ve

özgürlüklerine saygı gösterilmesi asıl olup, kişilerin özel hayata saygı

haklarına yönelen koruma tedbirlerinin kanuna uygun bir şekilde icra edilip

edilmediğinin bu bağlamda dikkate alınması şarttır.

19. Somut olayda

Cumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2008 tarihli kararına

istinaden kolluk görevlilerince aynı

gün saat 23:30 sıralarında yapılan, başvurucunun da hazır bulunduğu

arama sonucunda başvurucunun mahkumiyetine konu

olan suç eşyası ele geçirilmiştir. Ancak bu arama işlemi sırasında mahalle

muhtarı haricinde, ihtiyar heyeti veya komşulardan herhangi bir ikinci şahıs

hazır bulundurulmamıştır. Bu çerçevede başvuruya konu aramanın kanuna aykırı

olarak yapıldığı açık olduğundan, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinin ihlal

edildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki

çoğunluk görüşüne katılamadım.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucu

:

Jakop GABRIEL

Vekili

:

Av. Kemal AYYILDIZ

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2392, 15 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 63831/00, 26/9/2002). Başvurucuya, delillerin
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY
  16. Karşı Oy Gerekçesi
  17. Necipoğlu
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2392
Tarih
15 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/4476)
  • Az. M. Başvurusu (B. No: 2013/560)
  • Kadir Sağdıç Başvurusu (B. No: 2013/6617)
  • Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/8756)
  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2013/3614)
  • Yüksel Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/13319)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.