İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yüksel Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/13319)

1. Başvurucu, hukuka aykırı

Başvuru No2014/13319Tarih16 Nisan 2015Okuma21 dk · 4.149 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yüksel Bozkurt Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2014/13319
R.G. Tarih- Sayı
11/7/2015-29413
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.149 kelime·21 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hukuka aykırı

gizli tanık beyanıyla 3 yılı aşkın süredir tutuklu olduğunu, tutukluluk süresi

konusunda ayrımcılığa maruz kaldığını ve yargılamanın uzun sürdüğünü iddia

ederek Anayasa’nın 10., 19. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/7/2014 tarihinde

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 31/10/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine

karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı görüşünü

15/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bu görüş başvurucuya

22/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap

vermemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri,

Bakanlık görüşü ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma kapsamında 30/4/2011 tarihinde gözaltına alınmış, Diyarbakır

5. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/5/2011 tarihli ve 2011/22 sorgu sayılı kararıyla “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan

tutuklanmıştır. Mahkeme kararının gerekçesi şu şekildedir: “… Haklarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin bulunması,

atılı suçun vasıf ve mahiyeti ve mevcut delil durumu dikkate alınarak CMK.109.

maddesinde ön görülen adli kontrol tedbirlerinin şüpheliler hakkında yetersiz

kalacağı sonucuna varıldığından CMK.100/2-a ve 101 maddeleri gereğince

şüphelilerin tutuklanmalarına”.

9. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının 17/6/2011 tarihli iddianamesi ile başvurucu dahil 33 kişi

hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçunu işlediği iddia

edilen başvurucu ile ilgili yapılan değerlendirmede şunlar ifade edilmiştir: “Şüphelinin yukarıda delillerden örgüt için para

topladığı, kendi isteğiyle örgütün dağ kadrosuna katılmak üzere İstanbul’dan

gelen B.F.'i dağ kadrosuna katılmadan önce bir süre

yanında tuttuğu, bu şahsa örgütün durumu ve yapısı ile ilgili bilgiler verdiği,

örgütün propagandasını yaptığı, Dicle ve Lice kırsalında faaliyetler gösteren

teröristlerle sık sık görüştüğü, uzun zaman öncesinden bu yana hangi

teröristlerin bölgede faaliyette bulunduğunu bildiği, örgüte rapor verdiği,

örgüt üyelerinin nerelerde üstlendiğini bildiği, 2004 yılında da Diyarbakır'a

eylem yapmaya gelen teröristleri Diyarbakır'a getirdiği, teröristlerin ihtiyaç

listelerini alıp istedikleri malzemeleri tedarik ederek onlara götürdüğü,

Nevruz öncesi Diyarbakır'da polisle çatışılması gerektiğini söylediği

anlaşıldığından şüphelinin eylemlerinin bütün halinde süreklilik, çeşitlilik ve

devamlılık arz etmesi nedeniyle terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğunun

anlaşıldığı,”.

10. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesi E.2011/559 sayılı dosyada 29/11/2012, 5/3/2013, 30/4/2013, 25/7/2013,

24/10/2013 ve 20/12/2013 tarihli oturumlarda “Tutuklu

sanıklar … Yüksel BOZKURT'un üzerlerine atılı silahlı

terör örgütüne üye olma, örgüte yardım etme suçlarının niteliği mevcut delil

durumu yüz karşılaştırma formu, uzmanlık raporu, sanıklara ait ses

karşılaştırma raporu ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların bulunması, suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması, isnat edilen suç için

öngörülen ceza miktarı nedeniyle kaçma şüphesinin varlığının bulunması,

tutuklama tedbirinin makul ve dosya kapsamıyla uyumlu olması, bu koşullar

altında adli kontrol uygulamasının tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını

sağlayamayacağı göz önüne alınarak …” gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

11. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesi, 7/3/2014 tarihli ve E.2011/559, K.2014/35 sayılı kararla 21/2/2014 tarihli

ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun’un 1. maddesi uyarınca dava dosyasının

Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine devredilmesine karar vermiştir. Dava dosyası

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/163 sırasına kaydedilmiştir.

12. Diyarbakır 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2014/163 sayılı dosyasının 23/5/2014 tarihli oturumunda

Cumhuriyet Savcısı esas hakkında mütalaasını vermiştir. Mütalaada başvurucunun

da dahil olduğu 7 sanığın terör örgütü üyeliği suçundan, 24 sanığın terör

örgütüne üye olmamakla beraber örgüte yardım suçundan cezalandırılması, 2

sanığın ise beratine karar verilmesi talep

edilmiştir. Mahkeme, başvurucu haricindeki diğer tutuklu sanıkların tahliyelerine

karar vermiş, başvurucunun ise “Tutuklu

sanık Yüksel BOZKURT'un üzerine atılı silahlı terör

örgütüne üye olma, örgüte yardım etme suçlarının niteliği mevcut delil durumu

yüz karşılaştırma formu, uzmanlık raporu, sanıklara ait ses karşılaştırma

raporu ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların bulunması, suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3.

maddesinde sayılan suçlardan olması, isnat edilen suç için öngörülen ceza

miktarı nedeniyle kaçma şüphesinin varlığının bulunması, tutuklama tedbirinin

makul ve dosya kapsamıyla uyumlu olması, bu koşullar altında adli kontrol

uygulamasının tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlayamayacağı göz

önüne alınarak …,” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına, başvurucu

ve bir başka sanık haricindeki diğer sanıklar yönünden kamu davasının tefriki

ile ayrı esaslara kaydedilmesine karar vermiştir.

13. Mahkeme, 2/6/2014 tarihli ve

E.2014/163, K.2014/301 sayılı kararla başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi

olmak suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “hükmolunan cezanın niteliği ve süresi gözetilerek,

ayrıca sübut bulan suçunun 5271 sayılı CMK.nun 100.

maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması nazara alınarak”

gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

14. Başvurucu, tutukluluk

halinin devamına ilişkin karara itiraz etmiştir. İtiraz talebinde, kendisi ile

aynı sevk maddelerine göre cezalandırılan ve dosyaları tefrik edilen sanıkların

tamamının tahliye edilmelerine rağmen, kendisinin tahliye edilmemesinin eşitlik

ilkesine aykırı olduğunu, dava dosyası ile ilgili hüküm verildiğini,

dolayısıyla delil karartma durumu bulunmadığını, tutuklu kaldığı sürenin 3 yıl

6 aya yakın olduğunu, dosyanın temyiz aşamasında geçireceği süre de dikkate

alındığında tutuklamanın infaza dönüşeceğini, ayrıca dosyadaki tek delilin

gizli tanık beyanı olduğunu, ancak bu delilin hukuka aykırı olması nedeniyle,

kararın Yargıtay tarafından bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğunu

belirtmiştir. İtiraz incelemesini yapan Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi

16/6/2014 tarih ve 2014/619 Değişik İş sayılı kararla itirazı reddetmiştir.

İlgili kararın gerekçesi şu şekildedir: “Silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan sanık Yüksel Bozkurt’un üzerine atılı suçun vasıf

ve mahiyeti, üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösterin delillerin bulunması, suç için kanunda öngörülen ceza nev’i

ve miktarına, sanığın kaçma ihtimalinin bulunması ile itiraza konu kararda

tutukluluğa ilişkin olarak gösterilen gerekçe yasaya uygun bulunduğundan sanık

Yüksel Bozkurt müdafi ….’nin İTİRAZININ REDDİNE”.

15. Karar, başvurucuya 25/6/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu hakkındaki dava

temyiz aşamasında derdesttir.

17. Başvurucu, 25/7/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde

yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on

yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer

hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

19. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 5. maddesi şöyledir:

“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında

ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları

yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda,

gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması

dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu

madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın

üçte ikisinden az olamaz.

(Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/4 md.)

Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.”

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan; (1)

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), ...”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 16/4/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/7/2014 tarihli ve

2014/13319 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, hukuka aykırı

gizli tanık beyanıyla 3 yılı aşkın süredir tutuklu olduğunu, gizli tanık olarak

dinlenen kişinin yaptığı işin mahiyeti itibarıyla aslında gizli soruşturmacı

olduğunu, ancak gizli soruşturmacının da kanuna göre kamu görevlisi olması

gerektiğini, somut yargılamadaki gizli tanığın kamu görevlisi olmadığını, gizli

tanığın dinlendiği duruşmada tarafların hazır edilmediğini ve böylece soru

sorma imkânının engellenmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, diğer

sanıklarla aynı deliller ve iddialarla yargılanmasına karşın diğer sanıkların

tahliye edildiklerini, kendisinin tutukluluk halinin devam ettirilmesi nedeniyle

ayrımcılığa maruz kaldığını ve yargılamanın uzun sürdüğünü iddia ederek

Anayasa’nın 10., 19. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini

iddia etmiş ve yargılamanın yenilenmesi ile manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun, uzun

tutukluluk ve tutukluluk süresi konusunda ayrımcılığa maruz kaldığı konusundaki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, gizli tanığın hukuka aykırı olarak dinlenmesi ve uzun

yargılama ile ilgili şikâyetlerinin ise Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Gizli Tanık

Beyanının Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu İddiası

24. Başvurucu, gizli tanığın

beyanının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, gizli tanığa duruşmada soru

sorma imkânının sağlanmadığını, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini, her ne kadar yargılamanın devam ettiği nazara alınsa da bu deliller

dikkate alınarak tutukluluk halinin devamına karar verildiğini ileri sürmüştür.

25. Bakanlık görüşünde,

başvurucu aleyhine açılan kamu davasının halen Yargıtay’da temyiz aşamasında

olduğunu, bireysel başvurunun, ikincil nitelikte bir kanun yolu olması

nedeniyle başvurucunun ihlalin giderilmesi için kendisine tanınan bütün

imkânları kullanmadan ve diğer yargı organlarına ihlalin ortadan kaldırılması

fırsatını tanımadan ihlal iddiasını Anayasa Mahkemesinin önüne getirebilmesinin

mümkün olmadığını ifade etmiştir.

26. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"… Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır ."

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

28. Anılan hükümler uyarınca

bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin

tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ümit Ata,

B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 30).

29. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Diğerleri,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

30. Başvurucu hakkındaki dava,

Yargıtay’da temyiz aşamasında derdest olup bu şikâyet bakımından olağan kanun

yolları tüketilmemiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluk

Süresinin Makul Olmadığı ve Yargılamanın Makul Süreyi Aştığı İddiaları

31. Başvurucunun tutukluluk

süresinin makul olmadığı ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

iddiaları açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik

nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Tutukluluk

Süresinin Makul Olmadığı İddiası

32. Başvurucu, 3 yılı aşan

tutukluluk halinin devamına ilişkin mahkeme kararlarının dayandığı delillerin,

hukuka aykırı olması nedeniyle tutukluluk halinin devamının Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesiyle güvence altına alınan hakların

ihlalini oluşturduğunu, ayrıca tahliye edilen sanıklarla aynı iddia ve

delillerle yargılanmasına karşın kendisinin tutukluluk halinin devam

ettirilmesinin eşitlik ilkesinin ihlali olduğunu iddia etmiştir.

33. Başvurucunun eşitlik

ilkesinin ihlali iddiasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında ele

alınması gerekir. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından

eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp, bu hakkın

kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan tamamlayıcı

nitelikte haklardandır (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

34).

34. Adalet Bakanlığı görüşünde,

uzun tutukluluk şikâyeti ile ilgili olarak görüş sunulmasına gerek

görülmediğini, ayrımcılık yasağının ihlali iddiası ile ilgili olarak ise aynı

derecedeki bağımsız yargı mercilerinin benzer durumlarda farklı hukuki

değerlendirmelerden kaynaklanan içtihat veya karar farklılıklarının, ayrımcılık

yasağının veya adil yargılama hakkının ihlali olarak nitelendirilemeyeceğini (Ahmet Sağlam, B.No:

2013/3351, 18/9/2013, § 45), başvurucunun, somut olayda tutuklu kaldığı süre

konusunda diğer sanıklara göre ayrımcılığa maruz kaldığı iddiasını temellendirici somut bulgu veya kanıt ortaya koymadığını

belirtmiştir.

35. Başvurucunun şikâyetlerinin

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

36. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

37. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

38. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2//7/2013, § 61).

39. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir

(Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2//7/2013, § 62).

40. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri

belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de

bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 63).

41. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2//7/2013,

§ 64).

42. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2//7/2013,

§ 65).

43. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2//7/2013,

§ 66).

44. Tutukluluk süresinin

hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin

dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece

mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen “hükme bağlı olarak tutma” haline

dönüşmektedir. Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulamaz (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

45. Somut olayda başvurucu,

30/4/2011 tarihinde gözaltına alınmış, 3/5/2011 tarihinde silahlı terör

örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda

2/6/2014 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, 30/4/2011 – 2/6/2014 tarihleri

arasında bir “suç isnadına bağlı olarak”,

2/6/2014 tarihi sonrasındaki sürede ise “hükme

bağlı olarak tutma” anlamında özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.

Buna göre başvurucunun “suç isnadına bağlı

olarak” tutulma süresi 3 yıl 1 ay 2 gündür.

46. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçun ağırlığı ile yargılama sürecinin özenli yürütülmediğine dair bir

iddia bulunmaması ve başvuru dosyasında da bunu gösteren bir bilginin olmaması

hususları birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun 3 yıl 1 ay 2 günlük

tutukluluk süresi Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası yönünden makuldür.

Derece mahkemelerince verilen tutukluluğun

devamı ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri (Bkz. §§ 10-14),

3 yıl 1 ay 2 günlük toplam tutukluluk süresi de göz önünde bulundurulduğunda,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içeriktedir. Somut olaydaki

tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçeler ilgili ve yeterlidir.

47. Öte yandan başvuru konusu

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/6/2014 tarihli ve E.2014/163, K.2014/301

sayılı ilamı ve bu dosyadan tefrik edilen bir kısım sanıkların yargılandığı

aynı Mahkemenin 28/5/2014 tarihli ve E.2014/293, K.2014/282 sayılı ilamların

incelenmesinde, her iki dosyada mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar

hakkında hükmedilen ceza miktarlarının, başvurucu hakkında hükmedilen ceza miktarından

daha az olduğu, bu nedenle dosya kapsamında sanıkların tutukluluk durumları

konusunda farklı uygulama yapılmış olmasının Mahkemenin delil değerlendirmesine

ilişkin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun, sırf ırk, renk,

cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep gibi

bir farkı nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulduğu söylenemez.

48. Açıklanan nedenlerle, “tutukluluk süresinin makul olmadığı”

iddiası ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir. Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

b. Yargılamanın

Makul Süreyi Aştığı İddiası

49. Başvurucu, yargılamanın

makul olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

50. Adalet Bakanlığı bu konuda

görüş sunulmasına gerek görülmediğini belirtmiştir.

51. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

53. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının

makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir

kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,

kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun

gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

54. Başvuru konusu olayda,

başvurucu hakkında, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçunu işlediği

iddiasıyla dava açılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç 5237 sayılı

Kanun’da hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

55. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun gözaltına alındığı 30/4/2011 tarihidir. Sürenin bitiş

tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. Ancak devam

eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da

yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin

bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 52; B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 34).

56. Başvuru konusu olayda

başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 30/4/2011 tarihinde

gözaltına alınmış, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/5/2011 tarihli kararı

ile tutuklanmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 16/6/2011 tarihinde

başvurucunun da aralarında bulunduğu otuz üç şüpheli hakkında kamu davası

açmıştır. Yargılamayı yürüten Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi 27/5/2014

tarihli kararla başvurucu ile bir sanık hariç diğer sanıklar hakkındaki davanın

ayrılmasına karar vermiş, 2/6/2014 tarihli kararla ise başvurucu ve bir sanık

hakkında hüküm kurmuştur. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup temyiz

incelemesi devam etmektedir.

57. Başvurucunun da dahil olduğu

sanıklar, silahlı terör örgütüne üye olmak ve silahlı terör örgütüne üye

olmamakla birlikte örgüte yardım etmek suçlarından yargılanmışlardır. Yargılama

sonucunda Mahkeme 2/6/2014 tarihli ve E.2014/163, K.2014/301 sayılı kararla

başvurucunun 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

58. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 30/4/2011 tarihinde gözaltına

alınan başvurucu hakkındaki dava, Anayasa Mahkemesince yapılan bireysel başvuru

incelemesi sırasında Yargıtayda temyiz aşamasındadır.

Başvurucuya bir suçun isnat edildiği 30/4/2011 tarihi ile bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık

4 yıl olup, bu sürenin 3 yıl 1 ay 2 günü ilk derece yargılamasında geçmiştir.

59. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak AİHM, mutlak bir süreye göre

değerlendirme yapmamakta, her davanın özelliğine göre, makul sürenin aşılıp

aşılmadığını incelemektedir. Davanın karmaşıklığı, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu, AİHM tarafından bir davanın süresinin

makul olup olmadığının tespitinde içtihat yoluyla geliştirilmiş olan

kriterlerdir (Murat Öztürk, B.

No: 2014/2454, 4/11/2014, § 51).

60. AİHM, yargılamanın

karmaşıklığını değerlendirirken davanın hem hukuki hem de maddi açıdan bütün

yönlerini ele almakta, davanın konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, delillerin toplanmasında karşılaşılan engel, maddi olayların

karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilen suçların veya tanıkların sayısı,

davanın uluslararası unsurları, bilirkişi deliline ihtiyaç, yazılı delillerin

hacmi gibi birçok unsuru incelemektedir (Pretto ve Diğerleri/İtalya, No: 7984/77, 8/12/1983, § 32; Eckle/Almanya, No:8130/78, 15/7/1982, § 81; Buchholz/Almanya, No: 7759/77, 6/5/1981, § 55; Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, § 21).

AİHM bir kararında, davanın karmaşıklığı ile ilgili olarak, davadaki sanık

sayısı, suçun ekonomik boyutu, bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulması gibi

nedenlerle 7 yıl 27 gün süren yargılama sürecinin makul olduğunu belirtmiştir (M.A.T./Türkiye, No: 63964/00, 19/1/2007, §

40), (Murat Öztürk, B. No:

2014/2454, 4/11/2014, § 52).

61. Davanın taraflarının ve

ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu açısından ise ceza davalarında

sanık, adli makamlarla aktif bir işbirliği yapmak zorunda olmadığı gibi hukuk

sisteminin sunduğu savunma imkânlarını kullandığı için de kusurlu bulunamaz.

Diğer taraftan devlet, kendi idari ve yargısal organlarına yüklenebilecek

gecikmelerden sorumludur. AİHM, yetkili makamların tutumu ölçütünü, esas

olarak, meydana gelen gecikmeden devletin ihmal ve kusuru nedeniyle sorumlu

olup olmadığına bakarak ele almaktadır (Zana/Türkiye, No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 79–82). AİHM,

yargılamada ortaya çıkan her bir hareketsiz geçen dönemi veya ertelemeleri ayrı

ayrı değerlendirmektedir. Bununla birlikte AİHM, bir başvuruda yargısal

organlara yüklenebilecek 15 aylık bir gecikme periyoduna rağmen, ulusal yargı

makamları önünde 7 yıl 4 ay süren davanın oldukça karmaşık olduğunu göz önünde

bulundurarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar

vermiştir (Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, §§

20–21). AİHM ayrıca yargı makamlarının davaları birleştirme, delil toplama gibi

nedenlerle davayı uzatmalarının belli bir yere kadar makul görülebileceğini

belirtmektedir (Ewing/Birleşik Krallık (Avrupa Komisyonu Raporu),

No: 11224/84, 7/10/1987, § 151), (Murat

Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 53).

62. Dava dosyasının

incelenmesinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/4/2011 tarihinde

gözaltına alınan başvurucu hakkında 16/6/2011 tarihinde kamu davası açıldığı,

oturumların genel olarak sanık ve tanık beyanlarının alınması ile adli tıp

kurumundan rapor alınması için ve ortalama olarak iki ay aralıklarla

gerçekleştirildiği, yargılama süresince dosyanın incelemeye alındığı herhangi

bir oturumun olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak, soruşturma ve yargılama

safhalarıyla temyiz süreci birlikte değerlendirildiğinde, yargılama

faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine

atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli özenin gösterildiği

görülmüştür.

63. Yargılama süresinin makul

olup olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken

davadaki sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti,

söz konusu suçlar için öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün

olarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından yargılama süresinin makul

olduğu görülmektedir.

64. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A. Başvurunun,

1. Gizli tanık beyanının hukuka

aykırı delil niteliğinde olduğu iddiası yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutukluluk süresinin makul

olmadığı ve yargılamanın makul süreyi aştığı iddialarının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

B. Tutukluluk süresinin makul

olmadığı iddiası ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Engin YILDIRIM’ın

karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılamanın makul süreyi aştığı iddiası ile ilgili olarak Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

OYBİRLİĞİYLE,

16/4/2015

tarihinde karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Yüksel BOZKURT Vekili : Av. Vedat KARADUMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13319, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Tutukluluk süresinin makul
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13319
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • F.h.h. Başvurusu (B. No: 2013/1419)
  • Bayram Özkaptanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1015)
  • Abdulselam Tutal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2319)
  • Bejdar Ro Amed Başvurusu (B. No: 2013/7363)
  • Onur Cingil Başvurusu (B. No: 2013/7836)
  • Ayşe Sena Sezgin Arslan Başvurusu (B. No: 2014/13367)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.