İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Az. M. Başvurusu (B. No: 2013/560)

Engin

Başvuru No2013/560Tarih16 Nisan 2015Okuma24 dk · 4.847 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Az. M. Başvurusu İkinci Bölüm Gizlilik Talebi Kabul Kömürcü

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/560
R.G.Tarih- Sayı
13/7/2015-29415
Başkan
Alparslan ALTAN
Üyeler
Recep
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.847 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör : Akif YILDIRIM

Başvurucu : Az. M.

Vekili : Av. Meryem KAVAK

ERTUĞRUL

I.

BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvurucu,

tek tanık anlatımlarının, mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde dayanak

yapılarak cezalandırıldığını, ancak tanığı sorgulama imkânı bulamadığını, esas

hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını mahkemeye sunamadığını, mahkeme

kararlarının gerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. ve

141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 16/1/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3.

İkinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4.

Bölüm

Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Başvuru konusu olay ve olgular 5/12/2014 tarihinde

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 6/2/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya

16/2/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 2/3/2015

tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru

dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP sisteminden temin edilen

ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu,

23/5/2006 tarihinde “terör örgütüne üye olma” suçundan gözaltına alınmış

ve Kocaeli Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinin 24/5/2006 tarihli ve 2006/264 sorgu

sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

9.

Başvurucu

hakkında soruşturma evresinde beyanda bulunan tanık R. A., İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin 2006/150 esasına kayıtlı dosyasında “yasadışı örgüt üyesi

olma” suçundan yargılanmakta olup, savunmasının alınması amacıyla hakkında

yakalama emri çıkartılmıştır.

10. İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının 8/6/2006 tarihli ve E.2006/238 sayılı iddianamesi

ile başvurucu hakkında “silahlı örgüte üye olma” suçlamasıyla İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

11. Yargılamanın

2/11/2006 tarihli celsesinde tanık R. A.’nın beyanlarının alınmasından

vazgeçilmesine karar verilmiştir. Celsenin ilgili kısmı şöyledir:

“Sanık Az. M.'den soruldu: Ben R.

A. diye birisini tanımıyorum, hakkımdaki beyanlarını kabul etmiyorum, mağdurum,

üniversite öğrencisiyim, tahliyemi istiyorum, dedi.

Sanık

müdafiinden soruldu: Dosyada sadece R. A.'nın atfı cürümü söz konusudur, geçen

oturumdaki sunduğumuz belgelerde dikkate alınarak müvekkilin mağduriyetinin

giderilmesini ve tahliyesini istiyoruz, dedi.

İddia

makamından soruldu: Bu davanın esaslı tanığı konumunda olan R. A.'nın

dinlenmesi için yeniden celp edilmesini talep ediyoruz, ancak bu aşamadaki

delil durumu dikkate alındığında sanık hakkındaki kuvvetli suç şüphesinin

sürüyor oluşu göz önünde bulundurularak tutukluluk durumunun sürdürülmesine

karar verilmesini talep ediyoruz, dedi…”

12. İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli ve E.2006/127, K.2009/61 sayılı kararı ile

başvurucunun müsnet suçtan altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Tüm

dosya kapsamından sanık Az. M.’nin [Başvurucu]

R. A. ve D. Y. isimli kişileri terör örgütü PKK’nın kırsal alanına

gönderilmesine yardımcı olduğu, bu amaçla R. A. ve D. Y. ile görüştüğü,

Samsun’da R. A.’yı ziyaret ettiği, sonra tekrar görüştükleri ve örgütün dağ

kadrosuna katılması konusunda sanığın R. A.’ya bilgi ve telefon numarası

verdiği, irtibat kuracağı kişileri söylediği, bunun üzerine tanık R. A.’nın

otobüsle Doğubeyazıt’a giderek buradan İran sınırını geçerek örgüte katıldığı

ve kod ismi aldığı, R. A.’nın siyasi ve askeri eğitim gördüğü, Firaz kod adı

verildiği, R. A.’nın sanığın kimliği ile ilgili olarak verdiği bilgilerin resmi

belgelerle doğrulandığı, bu bağlamda Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde

okuduğunun tespit edildiği, tanık R. A.’nın sanıkla ilgili verdiği fiziksel

bilgilerin de doğru olduğunun belirlendiği, tanık R. A.’nın sanığı fotoğraftan

da teşhis ettiği, yine bu tanığın beyanına göre sanığın D… kod adını

kullandığı, tanığın beyanlarda ismi geçen D. hakkında örgüt üyeliği eyleminden

dolayı yakalama emri çıkartıldığı, sanığın ikamet ettiği evde yapılan aramada

haklarında mahkemelerce toplatma kararı verilen kitapların ele geçirildiği, bu

şekilde sanığın faaliyetlerini örgüt üyeliği aşamasına geldiği anlaşıldığından

aşağıdaki şekilde hüküm vermek gerekmiştir.

…”

13. Temyiz üzerine

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 17/12/2012 tarihli ve E.2010/14410, K.2012/15255 sayılı ilamıyla ile

onanmıştır. Onama gerekçesi şöyledir:

“…Yapılan yargılama sonunda

toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay

niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı

azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle

reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş

olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle

hükmün ONANMASINA, 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”

14. Başvurucu, onama

kararını 11/1/2013 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.

15. Bireysel başvuru, 16/1/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Silâhlı örgüt” kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bu

kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,

silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir.”

17. 12/4/1991 tarihli

ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör amacı ile işlenen suçlar”

kenar başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Aşağıdaki

suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere

kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör

suçu sayılır:

Türk

Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113,

114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188,

199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316,

317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer

alan suçlar.

…”

18. 3713 sayılı

Kanun’un “Cezaların artırılması” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“3 ve 4

üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her

nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet

hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Suçun,

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde

cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım

yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.

Bu madde

hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.”

19. 4/12/2014 tarihli

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Duruşmada okunmayacak belgeler”

kenar başlıklı 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Olayın delili, bir tanığın

açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce

yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın

okunması dinleme yerine geçemez.”

20. 5271 sayılı

Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı

211. maddesi şöyledir:

“(1) a) Tanık veya sanığın

suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer

öğrenilemezse,

b) Tanık veya sanığın suç

ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi

olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı

değilse,

c) İfadesinin önem derecesi

itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,

Bu kişilerin dinlenmesi

yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile

kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.

(2) Cumhuriyet savcısı,

katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında

kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.”

21. 5271 Kanun’un 217.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hâkim, kararını ancak

duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu

deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.”

22. Yargıtay Ceza

Genel Kurulu’nun 18/2/2014 tarihli ve E.2013/4-242, K.2014/79 sayılı kararı

şöyledir:

“…

Ceza muhakemesi hukukumuzda

duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış

olup, hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri

ile birebir karşı karşıya gelecek, herhangi bir vasıta olmadan örneğin beyan

delilini dinleyecek ve belge delilini okuyacaktır. Böylece, belirtilen ilkeler

ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan “adil yargılama”

hakkının temel gerekleri ve CMK’nun 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak

duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Bu

nedenle kural olarak sanık, tanık ya da bilirkişiler mahkeme huzurunda

dinlenecek ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı

bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmeyecektir.

Nitekim 5271 sayılı CMK'nun

"Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin 1. fıkrası

da; "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık

duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş

tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez"

şeklinde düzenlenmiş olup, yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın

beyanından başka bir delilin bulunmadığı hallerde bu tanığın duruşmada mutlaka

dinlenmesi gerektiği ifade edilerek doğrudan doğruyalık ilkesi açık bir şekilde

ortaya konmuştur.

…”

23. Yargıtay 13. Ceza

Dairesinin 2/12/2013 tarihli ve E.2013/725, K.2013/37351 sayılı kararı

şöyledir:

“…

Soruşturma aşamasında tanık

olarak dinlenen E. A.’nın sanığı şikâyetçinin ikametinden çıkarken hırsızladığı

eşyalarla birlikte gördüğünü beyan ettiği, ancak bu tanığın duruşmada

dinlenmediğinin anlaşılmasına göre, CMK'nın 210. maddesinin 1. fıkrasında

olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması durumunda bu

tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiğinin, aynı Kanun'un 217.

maddesinin 1. fıkrasında ise hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve

huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğinin belirtilmesi karşısında;

her aşamada suçlamayı reddeden sanığın beyanına karşılık, tek delil

statüsünde bulunan tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiğinin

gözetilmemesi,

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin

16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/1/2013 tarihli ve

2013/560 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, sadece

veya belirleyici ölçüde bir tanığın ifadelerine dayanılarak hakkında mahkumiyet

kararı verildiğini, ancak bu tanığı sorgulama ve beyanlarının güvenilirliğini

sınama imkanı bulamadığını, tanığın hazırlık soruşturmasında alınan

ifadelerinin mahkemenin mahkumiyet kararında esas alındığını, mahkemece esaslı

tanığın ifadesinin alınmasından vazgeçilmesine karar verilirken kendisi ya da

vekilinin görüşünün alınmadığını, Cumhuriyet

Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasına karşı beyanlarını mahkemeye

sunamadığını, mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterli olmadığını ve

masumiyet karinesine aykırı karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın 36., 38.

ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

26. Başvurucu, mahkeme

kararlarının gerekçelerinin yeterli olmadığını, aleyhte beyanda bulunan tanığın

ifadelerinin neden üstün tutulduğuna veya bu tanığın beyanlarının alınmasından

neden dönüldüğüne yönelik bir değerlendirme yapılmadığını belirterek,

Anayasa’nın 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

28. Anayasa’nın 141.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

29. Anılan kurallar

uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma

hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların

kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında

kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek

zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün

olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma

hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş,

B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23)

30. Makul gerekçe;

davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan

hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya

koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte

olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı

veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini

gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir

gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §

24).

31. Bununla birlikte

derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme

zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret

olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolu mercilerince;

onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde alt derece

mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmiş olacağından,

anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmamaktadır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §

25). Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları da bu yöndedir (Van

de Hurk/Hollanda, B. No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

32. Başvuru konusu

olayda, İlk Derece Mahkemesi kararında deliller değerlendirilmiş ve

başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme; sanığın savunmasına,

tanığın soruşturma evresindeki beyanlarına, sanığın ikamet ettiği evde yapılan

aramada ele geçirilen dokümanlara dayanarak söz konusu kararı vermiştir (§ 12).

Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller

değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararında, hükme

ulaşmayı sağlayan olay, bunların sebepleri ve sonuca götüren değerlendirmelerinin yeterli açıklıkta yapıldığı ve bunların gerekçeye temel

oluşturduğu, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilamında, detaylı bir açıklama bulunmamakla birlikte İlk

Derece Mahkemesinin kararındaki gerekçelerin

yeterli bulunduğu anlaşılmaktadır (§ 13).

33. Açıklanan

nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar çerçevesinde bir temel

hak ihlalinin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Silahların

Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiği İddiası

34. Başvurucu, esas

hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını mahkemeye sunamadığını belirterek,

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Yapılan yargılama

sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu ilke adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden

birini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi gibi ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No.2012/13,

2/7/2013, § 38).

36. “Hakkaniyete uygun

yargılanma”nın

temel unsuru, yargılamanın “çelişmeli” olması ve taraflar arasında “silahların

eşitliği”nin sağlanmasıdır (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Rowe ve Davis/Birleşik Krallık [BD], B. No:

28901/95, 16/2/2000, § 60). Adil yargılanma hakkının

unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesi hakkında

bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların

yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda

mahkemece tarafların dinlenilmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı

verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden

olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/Spain,

§ 63; Feldbrugge/Netherlands, B. No. 8562/79, 29/05/1986, § 44).

37. “Çelişmeli

yargılama” ilkesi, taraflara, dosyaya giren görüşler ve diğer tarafça

sunulan deliller hakkında bilgi sahibi olma ve bunlar üzerinde değerlendirme

yapma imkânı verilmesi anlamına gelmektedir. Adil yargılanma hakkı, cezai

konularda, soruşturma/kovuşturma makamlarının, şüphelinin/sanığın lehine veya

aleyhine olarak ellerinde bulundurdukları delilleri savunma tarafına

açıklamalarını gerektirir. Ancak bu husus mutlak olmayıp bazı sınırlamalara

konu olabilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Rowe ve Davis/Birleşik

Krallık [BD], B.

No: 28901/95, 16/2/2000, §§ 60-61).

38. Bu

bakımdan, lehte ve aleyhteki delilleri tartışma imkânı sunmak için, tüm

delillerin kamuya açık bir duruşmada, sanığın huzurunda ortaya konulması

gerekir. Çelişmeli yargılanma hakkı bu kapsamda, davanın taraflarının,

mahkemenin kararını etkilemek amacıyla bağımsız bir yargı görevlisi tarafından

bile olsa sunulan her türlü delil ve mütalaa hakkında bilgi sahibi olmasını ve

bunlarla ilgili görüş bildirmesi hakkını da içinde barındırır (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Martinie/Fransa, B. N0: 58675/00, 12/4/2006,§

46).

39. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların eşitliği

ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın

taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelir (Yaşasın

Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

40. AİHM,

dosyaya ilişkin bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Savcılık

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. Miran/Türkiye,

B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Savcılık düşüncesinin önceden taraflara

tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı

verilmesi çelişmeli yargılama ilkesi ile ilişkili olarak adil yargılanma

hakkının bir gereğidir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33).

41. Anayasa

Mahkemesinin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkeleri bağlamında yapacağı inceleme, başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, B. No. 2013/2116, 23/1/2014, §

22).

42. Başvurucunun ve müdafiinin hazır bulunmadığı 26/2/2009 tarihli

duruşmada, Cumhuriyet Başsavcılığının esas

hakkındaki mütalaası alınarak, başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı

verilmiştir. Mahkûmiyet kararına ilişkin gerekçeli kararda bu mütalaaya da yer

verilmiştir.

43. Anılan

karar başvurucu tarafından savunma hakkının kısıtlandığı iddiası da gerekçe

gösterilerek temyiz edilmiş, temyiz neticesinde Yargıtay tarafından 17/12/2012

tarihinde anılan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu itibarla, söz konusu

gerekçeli kararın başvurucuya tebliği esnasında Cumhuriyet Başsavcılığı

mütalaasının içeriğinden haberdar olduğu görülmektedir. Nitekim başvurucu,

27/5/2009 tarihli temyiz dilekçesinde, hazır olmadıkları son celsede verilen

mahkumiyet kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.

Başvurucu söz konusu dilekçesinde, anılan Cumhuriyet Başsavcılığı mütalaasına

neden katılmadığına ilişkin ayrıca bir açıklamada bulunmamış, fakat genel

olarak mütalaaya uygun verilmiş olan Mahkeme kararına yönelik temyiz

sebeplerini ileri sürmüştür. Buna göre başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığının

esas hakkındaki mütalaasından önceden bilgi sahibi olmasa bile gerekçeli

kararın tebliği sırasında haberdar olmuş ve buna yönelik görüşlerini hazırlama

ve temyiz merciine sunma imkânı bulabilmiştir. Kaldı ki, günü ve saatiyle

ilgili önceden bilgi sahibi olunan celsede esas hakkındaki mütalaa sunulmuştur.

44. Açıklanan

nedenlerle, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik bir

ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Aleyhinde Beyanda Bulunan Tanığı Sorguya Çekme

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

45. Başvurucunun,

aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya çekme hakkının ihlaline yönelik şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu, yargılandığı davada belirleyici ölçüde bir tanığın

ifadelerine dayanılarak hakkında mahkûmiyet

kararı verildiğini, tanığın soruşturma evresinde alınan ifadelerinin mahkemenin

mahkûmiyet kararında esas alındığını, bu sebeple tanığı sorgulayamadığını,

mahkemece esaslı tanığın ifadesinin alınmasından vazgeçilmesine karar

verilirken kendisi ya da vekilinin görüşünün alınmadığını ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünün ilgili kısmı şöyledir:

“…

13. AİHM, soruşturma veya kovuşturma aşamasında sanığın sorgulama

imkânı bulamadığı tanığın ifadesine tek veya belirleyici bir kanıt olarak

dayanıp mahkûmiyet hükmü kurulması halinde sanık haklarının kısıtlanmış

olacağını belirtmektedir (Bkz.

Delta/Fransa, no. 11444/85, 19 Aralık 1990; A.M./İtalya, no. 37019/97, 14 Aralık 1999; P.S./Almanya, no. 33900/96, 20

Aralık 2001).

14. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesi yargılamanın herhangi bir

aşamasında sanık veya müdafii tarafından sorgulanamamış olan iddia tanığının

ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet hükmü verilmesini ancak iki koşulun birlikte

bulunması halinde mümkün kılmaktadır. İlk koşul, tanığın bulunamaması nedeniyle

yüzleştirmenin yapılamamış olması halinde yetkili makamların yüzleştirme

yapabilmek için aktif olarak çaba sarf etmiş olmalarıdır. İkinci koşul ise söz

konusu tanık ifadesinin mahkûmiyetin dayanacağı tek kanıt olmamasıdır (Bkz. Rachdad/Fransa, no. 71846/01, 13

Kasım 2001).

…

21. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26/02/2009 tarihli

gerekçeli kararı incelendiğinde, mahkumiyet hükmünün esasen R. A’nın başvurucu

aleyhine verdiği beyanına dayanmakla birlikte, hükme başvurucunun evinde

yapılan aramada ele geçirilen örgütsel nitelikteki belgeler ve kitaplar ile

yine R. A’nın ifadesinde belirttiği D. isimli kişi hakkında örgüt üyesi olması

nedeniyle yakalama emri çıkarıldığı bilgisinin de dayanak teşkil ettiği

anlaşılmaktadır.

…”

48. Başvurucu, başvuru

formunda yer alan iddialarını tekrarlamıştır.

49. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi

çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 22).

50. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3)

numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından,

hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

…”

51. Sözleşme’nin 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındaki kişiler”e

ilişkin olan “suçlamayla ilgili bilgilendirilme”, “savunma için

yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıyla

veya adli yardımla savunma”, “tanık dinletme ve tanık sorgulama” ile

“çevirmenden ücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasında koruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyete uygun

yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya [BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010,

§ 94; Asadbeyli ve Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05,

14729/05 ve 16519/06, 11/12/2012, §§ 130-132). Diğer taraftan, 6. maddenin (3)

numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ

bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır

(bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:

25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).

52. Ulusal hukuktaki

nitelemeye bakılmaksızın “tanık” kavramının Sözleşme kapsamında özerk

bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05,

24/04/2012, § 45). Bu kavram, duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37),

mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02,

24/7/2008, § 97) ve bilirkişi tanıkları (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §

81-82) da kapsayabilir. Bu bakımdan, duruşmada ister okunsun ister okunmasın,

ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler,

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık

olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85,

20/11/1989, § 40).

53. Bu nedenle

başvurucunun, olayın tek tanığının, sorgulanamadığı bir döneme ilişkin

ifadelerinin hükme esas alınması nedeniyle ona soru soramadığı yönündeki

iddiasının Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

54. Sözleşme’nin 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia

tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır.

Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu

kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir.

Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya

belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya

sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere

dayandırılmış ise, sanığın hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu

tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada

dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulama

imkânı bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet

kararı verilemez (AİHM kararı için bkz. Sadak

ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, §§ 64-65).

55. Başvurucunun,

hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru

yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu

sınama imkânına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından

gereklidir. Böylelikle başvurucu, aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar

edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak

onların güvenilirliğini huzurda sınayabilecek (test edebilecek), tanığın inandırıcılığı ve güvenilirliği bakımından sorduğu

sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının

uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil,

savunmanın argümanlarıyla da algılamasını sağlayabilecektir.

56. Bir sanığı

suçlayan tanıklık veya başka beyan türleri gerçek dışı düzenlenmiş veya sadece

hatalı olabileceği gibi, savunma eğer bu ifadenin sahibinin güvenilirliğini

sınayabileceği veya itibarına şüphe düşürebileceği bilgilerden yoksun kalırsa

bunları aydınlatma ihtimali çok düşük olacaktır. Böyle bir durumda var olan

tehlikeler çok belirgindir (Sebahat Tuncel, B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 95). Bu bakımdan,

sanığın aleyhine olan tanıkları çapraz sorguya tabi tutabilmesi, Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin kilit

unsurlarından biridir. Dolayısıyla tanık sorgulama hakkından feragat

edilebilirse de feragatin geri dönülmez bir biçimde ve kesin olarak yapılması

ve herhangi bir kamu yararına aykırılık taşımaması gerekir (Ali Rıza Telek, B.

No: 2013/2630, 30/12/2014, § 48).

57. AİHM, Sözleşme’nin

6. maddesinin, yargılamanın herhangi bir aşamasında sanık veya müdafii tarafından sorgulanamamış olan iddia

tanığının ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet hükmünün ancak iki koşulun

birlikte bulunması halinde verilebilmesini mümkün kıldığını belirtmektedir.

Bunlardan ilki, yüzleştirmenin tanığın bulunduğu yerin tespit edilememesi

nedeniyle yapılamamış olması halinde, yetkili makamların yüzleştirme yapabilmek

için aktif olarak çaba sarf etmiş olduklarının kanıtlanması; diğeri ise, söz

konusu tanık anlatımının, her halükarda mahkûmiyetin dayandırıldığı tek delil

unsuru olmamasıdır (bkz. Rachdad/Fransa,

B. No: 71846/01, 13/11/2003, § 24).

58. 5271 sayılı

Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de olayın delili, bir

tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık

duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş

tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.

Yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin

bulunmadığı hallerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiği ifade

edilerek doğrudan doğruyalık ilkesine açık bir vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla,

olayın tek delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması halinde, 5271

sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, bu tanığın

duruşmada dinlenmesi yerine önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilmesi

mümkün değildir.

59. Somut olayda,

yargılama sürecinde gerçekleştirilen 14/9/2006 tarihli duruşmada, başvurucu,

aleyhine tanıklık eden R. A.’nın mahkeme huzurunda dinlenilmesine yönelik bir

talepte bulunmazken, iddia makamı tarafından bu yönde bir talepte bulunulmuştur. Bunun üzerine Mahkemece, 25/12/2006

tarihli duruşmada, R. A.’nın huzurda dinlenmek ve yüzleştirilmek üzere celbine

karar verilmiştir. Yargılama sürecinde mahkeme, tanık R. A.’ya ulaşılamaması

üzerine adı geçen şahsın ifadesinin alınması, başvurucunun çekilen fotoğrafları

ile teşhisinin sağlanması maksadıyla Mersin Ağır Ceza Mahkemesine talimat

yazılmasına; 20/3/2008 tarihli duruşmada, açık adresi tespit edilerek duruşma

günü beklenmeksizin ifadesi ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmasına;

18/9/2008 tarihli duruşmada da, Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da R.

A.’nın yurtdışına çıktığı için temin edilemediğinin bildirilmesi üzerine adı

geçen şahsın Türkiye’ye döndüğünde temin edilerek hazır edilmesi için Mersin

Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına karar verilmiştir.

60. Diğer yandan,

20/3/2008 tarihli duruşmada, başvurucunun müdafii tarafından, sözü geçen tanığın mahkeme huzurunda dinlenilmesine ilişkin ara

karardan vazgeçilmesi talebinde bulunulmuştur. Ancak, mahkeme tarafından talep

kabul edilmemiş ve araştırmalara devam edilmiştir. Başvurucunun ve müdafiinin

hazır bulunmadığı 26/2/2009 tarihli duruşmada tanık R. A.’nın yurtdışına

gittiğinden bahisle beyanının alınmasından vazgeçilmesine karar verilmiştir.

Başvurucu, önceki celselerde, sözü geçen tanığın beyanlarını kabul etmediğini

ve onu tanımadığını belirtmiştir.

61.

İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli

gerekçeli kararı incelendiğinde; mahkûmiyet hükmünün esasen tanık R. A.’nın

başvurucu aleyhine verdiği beyanına dayanmakla birlikte, hükme başvurucunun

evinde yapılan aramada ele geçirilen örgütsel nitelikteki belgeler ve

kitapların da dayanak teşkil ettiği anlaşılmaktadır (§ 12).

62. Başvurucunun

suçlu olup olmadığı ya da mahkûmiyetine ilişkin delillerin yeterli ve inandırıcı olup olmadığı

hususunda değerlendirme yapmak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.

Bununla birlikte, başka deliller de var olmasına rağmen mahkûmiyet hükmünün tek

tanık anlatımı üzerine inşa edildiği; başvurucunun sorgulama veya sorgulatma

imkânı bulamadığı ve beyanları soruşturma evresinde tespit olunan bu tek tanık

beyanının mahkemece esaslı ve belirleyici delil olarak değerlendirildiği

görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, sözü geçen tanık beyanının, mahkûmiyetin

dayanağını oluşturmada kilit rol oynadığı, delil olarak belirtilen diğer

unsurların ise bu tanığın verdiği bilgilerle bulunan ve bahsi geçen tanığın

beyanlarının doğruluğunu test etmeye yönelik bilgi ve belgeler olduğu

görülmüştür.

63.

Gerekçeli

kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…R. A.’nın sanığın kimliği ile

ilgili olarak verdiği bilgilerin resmi belgelerle doğrulandığı, bu bağlamda

Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğunun tespit edildiği, tanık R.

A.’nın sanıkla ilgili verdiği fiziksel bilgilerin de doğru olduğunun

belirlendiği, tanık R. A.’nın sanığı fotoğraftan da teşhis ettiği, yine bu

tanığın beyanına göre sanığın Diyar kod adını kullandığı, tanığın beyanlarda

ismi geçen D. hakkında örgüt üyeliği eyleminden dolayı yakalama emri

çıkartıldığı,…”

64. İlk

Derece Mahkemesi, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü, belirleyici olarak, soruşturma evresinde dinlenen ve başvurucu ile

yüzleştirilmemiş bir tanığın beyanlarına dayandırmıştır. Başvurucu, bu tanığın

soruşturma evresinde sunduğu açıklamalarını kabul etmediğini bildirmekle

yetinmiştir. Bahsi geçen tanığın, mahkemenin başka bir

dosyasında başvurucu ile benzer suçtan yargılandığı ve hakkında yakalama emri

çıkartılmış olduğu görülmektedir. Mahkemece, başka dosyada bu tanık hakkında

çıkartılan yakalama emrinin akıbeti sorulmamış, yurda giriş-çıkışı ile ilgili

olarak yetkili birimlerden bilgi alınmamış, yurt dışına çıktığından bahisle

beyanlarının alınmasından vazgeçilmiştir.

65. Başvurucu

ve müdafiinin, tanığın soruşturma evresinde alınmış ifade tutanaklarını görme

ve bu ifadelerin kanıt olarak kullanılmasına karşı çıkma imkanına sahip olması,

başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzura

gelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/9/2003, § 95). Başvurucu

müdafiinin, tanık bulunamadığından mahkeme huzurunda dinlenilmesine ilişkin ara

karardan vazgeçilmesine yönelik talebi, tanık sorgulama hakkından feragat

olarak değerlendirilse bile, somut olayda tanık sorgulama imkânı, duruşmada

dinlenmeyen ve soruşturma evresinde verdiği ifadeyle yetinilen tek tanığın

beyanlarının olayın aydınlatılması açısından ağırlığının çok ciddi (kilit

mahiyetinde) olması nedeniyle hayati önemde olduğu açıktır. Bu durumlarda tanık

sorgulama hakkında feragat, savunma tarafına bu haktan vazgeçmesine mütenasip

asgari güvenceler sağlanmadıkça kamu yararına uygunluk taşımaz.

66. Mahkûmiyet

hükmü, belirleyici olarak, başvurucunun soruşturma veya yargılama aşamasında

sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir tanık tarafından verilen

ifadelere dayandırılmış ve savunma haklarının korunması için hiçbir tedbir

alınmamıştır. Sonuç olarak, bahse konu mahkûmiyetin belirleyici delilinin tanık

R. A.’nın açıklamaları olduğu, bu tanığın

duruşmada dinlenilmemesi ve sanıkla yüzleştirilmemesinin adil yargılanma

hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

67. Bu

sebeplerle, başvurucunun, aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya

çekme hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

68. 6216 sayılı

Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

69. Başvurucu,

bir mahkeme kararından kaynaklanması nedeniyle, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

70. Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmakta olup, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından hukuki yarar bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak üzere

dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu

tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç

ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle,

A. Başvurucunun,

1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”

2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan aleyhinde beyanda bulunan tanığı

sorguya çekme hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya

çekme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D.

Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

16/4/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/560, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Yıldırım
  4. Ertuğrul
  5. Başvurunun
  6. Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23)
  16. R. A.’nın açıklamaları olduğu, bu tanığın
  17. B. Anayasa'nın
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/560
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Kadir Sağdıç Başvurusu (B. No: 2013/6617)
  • Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/8756)
  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2013/3614)
  • Yüksel Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/13319)
  • F.h.h. Başvurusu (B. No: 2013/1419)
  • Bayram Özkaptanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1015)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.