İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul
Genel KurulBaşvuru No: 2013/6617Tarih: 8 Nisan 2015

Kadir Sağdıç Başvurusu (B. No: 2013/6617)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

KADİR SAĞDIÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/6617)

Karar Tarihi: 8/4/2015

R.G.Tarih- Sayı:

10/7/2015-29412

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkında çıkan gazete haberleri nedeniyle

kişilik haklarının zarar gördüğünü, masumiyet karinesinin ve etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvurucu, ihlalin tespiti ve

tazminat verilmesi talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 19/8/2013 tarihinde Karşıyaka 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 10/12/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 17/3/2014

tarihli yazısı, 31/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,

görüşünü 16/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bölüm tarafından 25/3/2015 tarihinde, dosyanın Genel

Kurula sevk edilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Kuvvetleri

Komutanlığından Koramiral rütbesi ile emekli olmuş bir subaydır.

9. Başvurucunun Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev

yaptığı dönemde Taraf Gazetesinin 19/11/2009 tarihli nüshasında, “Deniz Kuvvetleri’ndeki cuntanın gayrimüslimler

üzerinden AKP’yi bitirmeye yönelik Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı”,

“…gayrimüslimlere yönelik korkunç planları

gözler önüne serdi…”, “Deniz

Kuvvetleri’ndeki Cunta”, “İşte

Denizdeki Ergenekon Cuntası”, “Cuntanın

Tepesinde Üç Amiral Var”, “Onlarca

Denizci Subayı Tutuklatan Kaos Planı”; 20/11/2009 tarihli

nüshasında, “Suikast Cephaneliği”,

“Deniz Kuvvetleri’ndeki Cuntanın Azınlıklara

Yönelik Eylemlerde Kullanacağı Mühimmat”, “En Korkunç Talimat”, “Cuntanın Tekst Notlarında, Denizaltındaki Katliam

Planları da Yer Aldı”, “Denizaltında

Kaos Planı”, “Gayrimüslimler

Hedefte”, “İşte Cuntanın

Cephaneliği”; 22/11/2009 tarihli nüshasında, “Cuntacılara Ait Ortaya Çıkartılmamış Cephanelikler”;

1/12/2009 tarihli nüshasında, “Şifre Çözüldü

Cunta Göründü”, “Deniz

Kuvvetleri’ndeki Cuntayı Deşifre Eden Gelişmeler”, “Cephanelik Cuntayı Ele Verdi” manşet ve

başlıkları altında başvurucunun adı ve fotoğrafları kullanarak yayınlar

yapılmıştır.

10. Aynı dönemde Yeni Şafak Gazetesinin 20/11/2009 tarihli

nüshasında, “Kafeste İki Amiral”,

“Deniz Kuvvetleri’nde çökertilen cuntanın

hükümeti düşürmek için planladığı kafes operasyonundan iki emekli amiral çıktı”,

“Balansçı Sağdıç”, “Kafesdeki Paraf Balansçı Paşanın”, “Türkiye’yi Sarsacak Kirli Plan” “Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılanan cuntanın…”;

21/11/2009 tarihli nüshasında, “Azınlıklara

suikast planlayarak hükümeti yıkmayı hedefleyen cuntanın hazırladığı kafes

planı için hazırladığı ekler ve notlar, dehşet senaryosunun uygulama aşamasına

geldiğini gösterdi”, “Deniz

Kuvvetleri İçindeki Cuntanın Hazırladığı Kafes Planındaki Ayrıntılar Dehşete

Düşürüyor”; 27/11/2009 tarihli nüshasında, “Kafese Girdiler”; 29/11/2009 tarihli

nüshasında, “Kafesteki Üç Paşaya Suikast

Sorgusu”; 7/12/2009 tarihli nüshasında, “Türkiye’yi Karıştıracak Kaos Planı”, “Kafes Eylem Planı soruşturmasında, sıra dışı cunta

yapılanmasının tepe yönetiminin sorgulanmasına geldi” manşet ve

başlıkları altında başvurucunun adı ve fotoğrafları kullanılarak yayınlar yapılmıştır.

11. Başvurucu, hakkında yapılan yayınlarda kullanılan

anlatımlar ve dilin kendisini peşinen mahkum etme amacı güttüğünü, iddia ve

soruşturma aşamasındaki gerçek dışı ve asılsız suçlamaların kanıtlanmış

gerçeklermiş gibi kaleme alındığını ve başvuru konusu yayınlarda kişilik

haklarına saldırı niteliğinde yorum ve değerlendirmelerin bulunduğu iddiasıyla

31/3/2010 tarihinde Taraf Gazetesi aleyhine İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde

ve 31/3/2010 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi aleyhine İzmir 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

12. Taraf Gazetesi aleyhine İzmir 8. Asliye Hukuk

Mahkemesinde ve Yeni Şafak Gazetesi aleyhine İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açılan tazminat davaları İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/153 Esas

sayılı dava dosyasında birleştirilmiştir.

13. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 21/2/2011 tarihli kararı

ile davayı reddetmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Asıl dava ve birleştirilen davadaki haberlerin

bu ölçütler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öncelikli olarak, davacı tarafın

da davasına temel dayanak yaptığı haberlerin gerçeğe uygun olup, olmadığı

hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Celbedilen

İstanbul C.Başsavcılığı (CMK’nun 250. maddesi ile görevli)’nın

2009/2167 Soruşturma, 2010/268 Esas, 2010/189 nolu

iddianamesinin incelenmesinde; davacının 2 numaralı şüpheli olarak iddianamede yeraldığı ve hakkında “Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi

olmak” suçundan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde aleyhinde kamu davası açıldığı,

dava konusu edilen haberlerin tümünün iddianamede yer aldığı görülmektedir.

Doğal olarak davacının iddianamede yer alan eylemleri gerçekleştirip,

gerçekleştirmediği, iddia edildiği gibi Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi

olup, olmadığı yapılacak yargılama sonucunda belirlenecektir. Ancak, emsal

Yargıtay kararlarında da önemle vurgulandığı üzere yayının somut gerçeği değil,

yayının yapıldığı andaki görünen gerçeği yansıtması önemlidir. Yayının

yapıldığı anda mevcut ve bu haliyle yayına konu edilen olguların, sonradan

ortaya çıkan gerçekliğe uygun düşmemesi halinde yayını yapan basın sorumlu

tutulamaz. Asıl dava ve birleştirilen davada yapılan yayınlar bu çerçevede

değerlendirildiğinde, yayınların iddianamede ileri sürülen hususları kamuoyuna

aktarmaktan ibaret olduğu ve esas itibariyle görünen gerçekliğe uygun olduğu

kanaatine varılmıştır.

Dava konusu yayınların hukuka uygun olup,

olmadığı yönündeki bir diğer ölçüt ise, gerçeğe uygun yayınların haber niteliği

taşıması gerektiğidir. Yayının haber niteliği taşıyabilmesi için ise,

öncelikle, kamusal yarar sağlayacak ve toplumsal ilgiyi çekecek nitelikte ve

bunun yanında güncel olması gerekmektedir. Dava konusu haberler bu çerçevede

değerlendirildiğinde, haberlerin kamu yararı sağlayacağı, toplumsal ilgi uyandıracağı

ve güncel olduğu yönünde herhangi bir şüphe bulunmamaktadır.

Bu bağlamda irdelenmesi gereken diğer ölçütler

de, gerçeğe uygun haberlerin yayınlanmasında nesnel

ölçülere uyulması ve haberin veriliş biçimi yönünden ölçülülük bulunması

gerektiğidir. Öneminin çok üzerinde abartılıp sunulan, haberin içeriği ve

gerekliliğiyle uygun düşmeyen ibareler içeren, gereğinden büyük ve önemli bir

mizanpaj içinde verilen yayın hukuka aykırı kabul edilmelidir. Davacının Deniz

Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yapan bir

Koramiral olması ve dava konusu haberlerde kamuoyuna aktarılan olayların

ülkemiz açısından önemi gözönüne alındığında

haberlerin veriliş biçimi açısından herhangi bir aşırılığın da söz konusu

olmadığı kanaatine varılmıştır.”

14. Temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/2/2013

tarihli ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararı onanmıştır.

15. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17/6/2013 tarihli ilamı ile

başvurucunun karar düzeltme talebi reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Bu ilam

başvurucu vekiline 22/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Bireysel başvuru, 19/8/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

17. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

“Sorumluluk” başlıklı 49. maddesinin

şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar

verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir

fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 8/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 19/8/2013 tarihli ve 2013/6617 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu,

i. Hakkında

yapılan yayınların kendisini peşinen mahkûm etme amacı taşıdığını, soruşturma

aşamasındaki suçlamaların gerçekmiş gibi kaleme alındığını, yayınlarda kişilik

haklarına saldırı niteliğinde yorumlara yer verildiğini, devletin özel hayata

yönelik saldırılarda bireyi korumak ve meydana gelen zararın tazminini sağlamak

görevi bulunduğunu, söz konusu gazete yazıları nedeniyle özel hayatın

dokunulmazlığı ilkesinin ihlal edildiğini,

ii. Hakkında

yürütülen soruşturmanın gizli olduğunu ancak gazete yayınlarında suçlu

gösterildiğini, masumiyet karinesinin basın tarafından ihlal edildiğini ancak

devletin bu hakkın ihlali ile ilgili olarak yaptırım hukuku ve tazminat hakkını

yaşama geçirmeyerek masumiyet karinesini ihlal ettiğini,

iii. Derece

mahkemelerinde açılan davaların “görünür

gerçeklik” kavramı gerekçe gösterilerek reddedilmesiyle hukuksal

yolların kapatılmasının etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 40. maddelerinin ihlal

edildiğinin tespiti ile tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Başvurucu, Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı

dönemde Taraf Gazetesinin 19/11/2009, 20/11/2009, 22/11/2009, 1/12/2009 tarihli

nüshaları ile Yeni Şafak Gazetesinin 20/11/2009, 21/11/2009, 27/11/2009,

29/11/2009, 7/12/2009 tarihli nüshalarında adı ve fotoğrafları kullanılarak

yayınlar yapılması ve açtığı davanın reddedilmesi nedenleriyle masumiyet

karinesi, adil yargılanma hakkı ve etkili karar hakkının; onur ve saygınlığı

ile manevi bütünlüğüne yönelik sözler nedeniyle de özel hayatın gizliliği ve

korunması hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 40.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

21. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun özel hayatına müdahale

edildiğine dair şikâyetlerinin başvurucunun özel hayatı ile gazetecilerin basın

ve haber verme özgürlüğü arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı

açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

22. Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvurucu, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir.

23. Başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini

dile getirme biçimi dikkate alınarak özel hayatın dokunulmazlığı ilkesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının, Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına

alınmış olan şeref ve itibarın korunması hakkı bağlamında incelenmesi uygun

görülmüştür. Aynı şekilde başvurucunun adil yargılanma hakkının ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin özü, derece

mahkemelerinde yapılan yargılamaların ve verilen kararların kendisinin şeref ve

itibarını korumakta yetersiz kaldıkları iddiasıdır. Söz konusu şikâyetler,

kişisel itibarın korunmasını isteme hakkı ile başvuruya konu ulusal günlük

gazetelerin basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak ifade özgürlüğü

arasında bir denge kurulup kurulmadığı yönünden inceleneceğinden bu başlık

altındaki şikâyetler de Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmelidir.

24. Son olarak başvurucu, şikâyete konu gazete haber ve

yorumları nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Çözümlenmesi gereken mesele, henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmadığı

halde bir kişi hakkında isnat edilen suçları işlediği izlenimi verecek şekilde

haber ve yorum yapılması halinde, söz konusu müdahalenin şeref ve itibarın

korunması hakkı bağlamında mı yoksa masumiyet karinesi bağlamında mı

inceleneceğidir.

25. Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar,

kimse suçlu sayılamaz"

26. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç isnat edilen herkes,

suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır."

27. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol,

B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

28. Masumiyet karinesi, devlet yetkililerinin bir kimsenin

suçlu olduğuna dair beyanlarına karşı koruma sağlamaktadır. Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme

özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,

yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi

vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz konusu

olduğundan, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gereken bütün

dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (bkz. Allenet de Ribemont/Fransa,

B. No: 15175/89, 10/02/1995, § 41).

29. Yargılanan kişilere yönelik olarak, devlet görevlilerinin

ifadeleri veya kışkırtmasına dayanan basın ve yayın organlarındaki yazılar veya

bazı küçük düşürücü ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlali söz konusu

olabilir. Buna karşın kamu menfaatine ilişkin konularda basın ve yayın

organlarında yazılar yayınlanmasının, haberlere ve yorumlara yer verilmesinin

beklenmesi gereken bir olgu olduğu göz önünde bulundurulmalıdır (X./Norveç, B. No: 3444/67, 16/07/1970).

30. Somut olayda başvurucu, başvuruya konu yayınlarla gerçek

dışı ve asılsız iddiaların kanıtlanmış gerçekler gibi kamuoyuna aktarıldığını,

asıl amacın kendisi ile birlikte saygın askeri personelin peşinen mahkûm

edilerek itibarının zedelenmesi olduğunu ileri sürmüştür. Buna karşın

başvurucu, bu şekilde yayınlar yapılması nedeniyle herhangi bir kamu gücünü

kullanan organ veya yetkili hakkında şikâyetçi olmamıştır. Başvurucu genel

olarak yayınların yapılması sırasında ve daha sonra derece mahkemelerinde

yapılan yargılama sırasında devletin, itibarını korumadığından şikâyetçi

olmuştur.

31. Bu çerçevede, başvuruya konu gazete yazılarında ve

yorumlarında yer alan bazı ifadelerden, suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla

sabit olmayan başvurucunun bu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancı

yansıtılmış olsa bile söz konusu haber ve yorumların devlet yetkililerinin

açıklamalarına dayandığı veya bunların söz konusu haber ve yorumların

yapılmasına neden oldukları yönünde bir şikâyette de bulunulmadığı göz önüne

alındığında mevcut başvuruya konu şikâyetin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında

incelenmesi gerekmektedir.

32. Başvurucunun, söz konusu yazılar nedeniyle kişilik

haklarının zarar gördüğüne ve Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Mevcut davada başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile başvuruya konu ulusal günlük gazetelerin Anayasa’nın 28. maddesinde

güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir

denge kurulması gerekmektedir.

34. Öte yandan başvuru konusu olaya benzer olaylarda

uygulanacak ilkeler 30/6/2014 tarihli ve 2013/5574 sayılı İlhan Cihaner kararında

ortaya konulmuştur. Mevcut başvuruda, sözü geçen kararda belirtilen ilkelerden

ayrılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır.

a. Genel İlkeler

i. Kişinin Manevi Bütünlüğü

35. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

36. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür. (Abdullah

Doğtaş, B.No:

2013/1123, 2/10/2013, § 33) Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve şeref ve

itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan

yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrası ihlal edilmiş olabilir (İlhan Cihaner, B.No:

2013/5574, 30/6/2014, § 42).

37. AİHM, kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı”

kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’e

göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından

korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Bkz. X ve Y/Hollanda,

B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 § 35; Axel Springer AG/ Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). Aynı şekilde, gazete

makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimsenin

itibarının korunması hakkı da (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, § 19 ve 30) eleştirel bir gazete

makalesine karşı kişinin korunmadığı iddiası da (Minelli/İsviçre, (kk), B. No: 14991/02, 14/06/2005) özel yaşam kapsamında

görülmüştür.

38. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar

nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin ve

manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Bkz.

Pfeifer/Avusturya, § 35) ve Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan

Cihaner, § 44).

39. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının

olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli bir

ağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesini

isteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasına zarar verecek

şekilde yapılmış olması gerekir. Ayrıca, öngörülebilir şekilde, kişinin kendi

eylemleri sonucu ortaya çıkabilecek itibarının zedelenmesi olgusundan şikâyet

etmek için Anayasa’nın 17. maddesi ileri sürülemez (İlhan Cihaner, § 45, 56; benzer

bir değerlendirme için bkz. Mater/Türkiye,

B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52)

40. İnceleme konusu olan dava gibi davalar nedeniyle söz

konusu olan, devletin başvurucunun kişisel itibarına sağladığı korumanın

yetersiz olduğu iddiasıdır. Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddeleri esas

olarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa

da söz konusu maddeler sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmaktan

kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, bireyin maddi ve manevi varlığına

etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir.

Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak

şekilde, kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına

alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Sözleşme’nin 8.

maddesi bağlamında benzer kararlar için bkz. X

ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Von

Hannover/Almanya (no 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 98). Bu tedbirlere, kişisel

itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da

başvurulabilir (bkz. İlhan Cihaner, § 47).

41. Başvuruya konu gazete haberlerinde, Güney Deniz Saha

Komutanı iken olayların geçtiği tarihte Ergenekon soruşturmaları olarak bilinen

bir dizi soruşturma kapsamında Terör Örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklanan

başvurucunun tutuklanmadan önce Deniz Kuvvetlerinde cunta yapılanmasında yer

aldığı ve sivil hükümete karşı bazı üst düzey askeri yetkililer ile birlikte

planladığı ileri sürülmüş ve bazı detaylara yer verilmiştir. Söz konusu

haberlerdeki iddialar nedeniyle başvurucunun kişisel itibarının korunması

hakkına müdahale edildiği kabul edilmelidir.

ii. İfade Özgürlüğü ile Basın Özgürlüğü

42. Mevcut başvuruda başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına

alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması

gerekmektedir (bkz. İlhan Cihaner, § 49). Bu sebeple, bu özgürlüklerin

kullanımıyla ilgili genel ilkelerin belirlenmesi gerekir.

43. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,

televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine

bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,

kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi

ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

44. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi

kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri hükümleri

uygulanır.

…”

45. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün

kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,

yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade

aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın, B.No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

46. Anayasa’da basın özgürlüğüne ilişkin olarak daha

ayrıntılı düzenlemeler de yer almıştır. Basın özgürlüğü alanındaki temel

düzenleme Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, basılmış

materyalleri kapsayacak, ancak görsel ve işitsel iletişim araçlarını dışarıda

bırakacak şekilde düzenlenmiştir. Nitekim düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 26. maddesinde “…radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla

yayımların izin sistemine…” bağlanabileceği belirtilerek, bu

iletişim araçlarının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünden

yararlanabileceği belirtilmek istenmiştir. Anayasa’nın 28. maddesine ilave

olarak 29. maddede süreli ve süresiz yayın hakkına, 30. maddede basın

araçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamu

tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma

hakkı düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen

hükümlerinde yer alan “yazanlar”,

“bastıranlar”, “başkasına verenler”, “dağıtımı önleme”, “toplatma”, “süreli yayın” ve “süresiz

yayın” gibi ifadeler ancak “gazete”,

“kitap”, “dergi” gibi basılıp çoğaltılabilen kitle

iletişim araçları için kullanılabilir. Dolayıyla, Anayasa’ya göre basın, kitle

iletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitle iletişim araçlarından

ayrılarak özel olarak korunmuştur (bkz.

Abdullah Öcalan, B.No:

2013/409, 25/6/2014, § 68; İlhan Cihaner, § 53).

47. İfade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak ve

özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten de gazete, dergi

veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin yayılmasının başlıca aracı

olan basın özgürlüğü de ifade özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir.

Basın özgürlüğü, Sözleşme’de ayrı bir madde olarak

değil ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 10. maddesi, yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil

iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır (bkz. İlhan Cihaner, §

54).

48. AİHM içtihatlarında sıklıkla vurgulandığı gibi ifade

özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun

ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

oluşturmaktadır. AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak

üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız

veya ilgisiz kabul edilen “bilgi”

ve “fikirler” için değil,

incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli

olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre

ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik

bir toplum”dan

söz edilemeyecek olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir

gereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın

sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (bkz. İlhan Cihaner, § 55; başka

kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

49. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32.

maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitap

gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve

eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70, K.1997/53,

K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını

gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif

olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanabilmesi,

açıklanan düşünceye paydaş sağlanabilmesi, düşünceyi gerçekleştirme konusunda

ilgililerin ikna edilebilmesi çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu

itibarla ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için

yaşamsal önemdedir (bkz. Abdullah Öcalan,

§ 74; İlhan Cihaner,

§ 56).

50. Özgür bir siyasal sistemde, devletin eylem ve

işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar, basının ve aynı zamanda

kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel veya

görsel basın kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve

ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma

süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde

işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altına

almaktadır (bkz. İlhan Cihaner,

§ 57; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41; Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapım ve Tanıtım

AŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00,

30/3/2006 § 78; Erdoğdu ve İnce/Türkiye,

B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48). Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes

için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür (bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T.

23/10/1997; Abdullah Öcalan, §

75).

51. AİHM, birçok kez demokratik bir toplumda basının oynadığı

temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar, özellikle de başkalarının şöhret ve

haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması gerekse de

basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını

ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Basının böyle konularda bilgi ve

fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı

eklenir. AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın,

vazgeçilmez “gözetleyici” (watchdog)

rolünü oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999, §§ 59 ve 62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99,

17/12/2004 § 71).

52. Ayrıca bu tür başvurularda basının yerine geçip belli bir

durumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemenin yargı

mercilerinin görevi olmadığı (Jersild/Danimarka,

B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 31) göz

önünde bulundurulmalıdır (bkz. İlhan Cihaner, § 59).

53. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür

olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basın

özgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsa

da (Prager ve Oberschlick /Avusturya,

B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 38) bu

özgürlük aynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererek doğru ve

güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini de

zorunlu kılmaktadır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç [BD], B. No: 21980/93,

10/5/1999, § 65; bkz. İlhan Cihaner, § 60).

54. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması

bazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana,

kamuoyunun gözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları,

varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla haber verme görevi

zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ve basın kuruluşlarının kendiliğinden

uymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alan

söylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmeleri

hallerinde geçerlidir (bkz. İlhan Cihaner, § 61; AİHM kararı için bkz. Mater/Türkiye, B. No: 54997/08, 16/7/2013,

§ 54-55).

55. Sınırlanabilir birer hak olan ifade özgürlüğü ile onu

tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü Anayasa’da yer alan

temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 28. maddesinin

dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27. madde

hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, ifade

özgürlüğü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsal ve

akademik ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur.

Basın özgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve

izleyen fıkralarında yer almıştır (Abdullah

Öcalan, § 76). Basının, Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerinde

sayılan sınırlandırmalardan biri olan “başkalarının

şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının” korunması için

konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekir (bkz. İlhan Cihaner, § 62).

56. Son olarak halkın da bu tür bilgileri almaya hakkı

vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli fikir ve tutumlarının iletilmesi ve

bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini

sağlamaktadır (bkz. İlhan Cihaner, § 63; başka pek çok karar yanında aynı

yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya,

B. No: 9815/82, 8/7/1986, §§ 41-42; Erdoğdu

ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48).

iii. Olgusal İddialar ve Değer Yargıları

57. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvuranı eleştiri sınırını aşan saldırıdan korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaf, büyük ölçüde, dava konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular ile

değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de, değer yargılarının doğruluğunu

ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (bkz. İlhan Cihaner, §

64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46).

iv. Denge Kurmak İçin Başvurulan Uygun Kriterler

58. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,

prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makale veya haberi yayımlamış olan gazete

tarafından Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerine dayanılarak yapılmış olması ile

bu haber veya makaleye konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Gerçekte bu

hakların her ikisi de prensip olarak eşit bir saygıyı hak etmektedirler (bkz. İlhan Cihaner, §

65; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Von

Hannover/Almanya (no 2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 106).

59. Yargı mercilerinin bu iki hak arasında Anayasa Mahkemesi

içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmaları

gerekir. Basın özgürlüğü ve bu kapsamda ifade özgürlüğü ile itibarın korunması

hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya

uygulanabilecek olan ve Mahkememizin 2013/5574 numaralı İlhan Cihaner Kararında benimsenen

kriterler aşağıda sayılmıştır (bkz. İlhan Cihaner, § 66-73).

α) Kamu yararına katkı

60. Birinci temel unsur, haber, makale veya fotoğrafların

basında yer almasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover/Almanya (no

2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 109). Genel yarar konusu olan hususların belirlenmesi ihtilaflı

yazıların içerikleri ile birlikte somut davanın şartlarına da bağlıdır. Ancak

sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu ( bkz. Egeland ve Hanseid/Norveç,

B. No: 34438/04, 16/4/2009, § 58) durumlarda

böyle bir yararın varlığı kabul edilmelidir.

β) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu

61. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve haber, yazı,

röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle

bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada sıradan bireyler ile

kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri

ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi kişisel itibarına

saygı gösterilmesini isteme hakkına ve özel hayat hakkına ilişkin özel bir

korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için

bu derecede bir koruma söz konusu değildir (kamu tarafından tanınan kişiler

için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k),

B. No: 14991/02, 14/6/2005). Mesela resmi bir görevi yerine getiren siyasi

kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek

olaylardan bahseden bir haber ile böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin

özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan haber bir tutulamaz (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 63).

62. Anılan birinci durumda basının rolü basının bir

demokraside kamu yararı bulunan konularda bilgi ve fikir iletme yükümlülüğü

olan “gözetleyici” (watchdog) fonksiyonuyla

örtüşüyorsa da, ikinci durumda bu rol talidir. Aynı

şekilde kamunun bilgilenme hakkı, tanınan kişilerin, kamu görevlilerinin ve

özellikle de siyasi kişiliklerin özel hayatlarının çeşitli boyutlarına belli

bazı durumlarda üstün gelebilse de, yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden

fotoğraf ve yorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar

hakkında olması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını gidermek dışında bir

amaç taşımaması durumunda, ilgili kişiler belli bir üne sahip olsalar bile,

böyle bir üstün gelme durumundan bahsedilemez (Von

Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 65). Bu durumda ifade

özgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekir (Von

Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 66).

63. Mevcut başvurudaki gibi ifade ve basın özgürlüğü ile

başkalarının şöhret ve itibarlarının korunmasının çatışması halinde, eğer

şöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişinin

üstlendiği kamu görevi göz önüne alınmalıdır. Bununla birlikte, kamu

görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime

açtıkları da söylenemez. Kamu görevlilerinin, görevlerini hakkıyla yerine

getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları

asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabilir (bkz. Lesnik / Slovakya, B. No: 35640/97, 11/6/2003, § 53).

γ) İlgili kişinin önceki davranışı

64. İlgili

kişinin haber veya yazının yayımlanmasından önceki davranışı ya da ihtilaflı

bilgilerin daha önce yayımlanmış olması da dikkate alınacak unsurlar içinde yer

almaktadır (Von Hannover/Almanya (no

2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 § 111).

δ) Yayımın içeriği, şekli ve sonuçları

65. Bir

gazetede haberin, röportajın, fotoğrafın veya makalenin yayımlanma şekli ve

hedef alınan kişinin orada sunulma biçimi de değerlendirmelerde göz önüne

alınmalıdır (bkz. Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlagsgesellschaft

m.b.H./Avusturya (no 3),

B. No: 66298/01 ve 15653/02, 13/12/2005, § 47). Ayrıca haberin, ulusal veya yerel, tirajı az veya çok bir gazetede

yayımlanmış olmasına göre, yayım genişliği de önemli olabilir (bkz. Karhuvaara ve Iltalehti/Finlandiya, B.

No: 53678/00, 16/2/2005, § 47).

ε) Haber veya makalenin yayınlanma şartları

66. Son olarak,

haber veya makalenin yayınlanma şartlarının, söz konusu haberde yer alan

olayların geçtiği dönemde ülkede meydana gelen olaylar ışığında

değerlendirilmesi gerekir. Aynı zamanda hedef alınan kişi bakımından

müdahalenin başka bir ifadeyle haberin yayımlanmasının etkilerinin niteliğini

ya da ağırlığını göz önünde bulundurmak gerekir.

b. Bu ilkelerin mevcut olaya

uygulanması

67. İlk olarak, davalının başvuruya konu sözlerinin olgular

temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı ve içeriğinin kamunun

merakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediği sorularına cevap

verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazının kamuyu bilgilendirme değeri

ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya makalenin yayımlanmasına o

kadar çok boyun eğmesi gerekir. Aksine, yazının bilgilendirme değeri ne kadar

düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 74).

68. Başvuru dilekçesinde ve Bakanlık görüşünde başvurucunun

hakkında başvuruya konu gazete haberlerinde geçen soruşturmalar hakkında bir

bilgi bulunmamaktadır. Öte yandan gazete haberleri ve başvuru evraklarından

başvurucu hakkında kamuoyunda Ergenekon soruşturması olarak bilinen soruşturma

kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma ve bilahare ceza

davası açıldığı anlaşılmaktadır.

69. Bakanlığın 2012/1272 sayılı bireysel başvuru dosyasına

gönderdiği görüş yazısında Ergenekon soruşturma süreci hakkında özet olarak şu

bilgiler bulunmaktadır:

i. 12 Haziran 2007 tarihinde,

İstanbul'un Ümraniye ilçesinde bir gecekonduda polis tarafından yapılan

aramada, askeri bir sandık içerisinde toplam 27 adet el bombası ve daha sonra

bazı gizli askeri dokümanların elde edilmesi ile başlayan Ergenekon adı verilen

soruşturmada yargılanan birçok kişinin ev ve işyerlerinde aramalar yapılmış, bu

kişiler gözaltına alınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce tutuklanmıştır.

Yapılan aramalarda ve ilgililerin bilgisayarlarında çok sayıda örgütsel doküman

ve örgütün yapısını gösteren belgeler ele geçirilmiştir. Soruşturmaya konu bazı

başka şahıslarda silah ve patlayıcı maddeler, kamu görevlilerine ve üst düzey

bürokratlara yönelik fişlemeler, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde illegal

örgütlenmeye yönelik belgeler bulunmuştur.

ii. Ergenekon

Soruşturmasının başlangıç evresinde elde edilen delillerden yola çıkılarak

soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığınca genişletilmiş ve bu süreçte özellikle

bazı emekli veya muvazzaf general ve subaylar soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu

kişilerin ev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik

yapısını gösterdiği iddia edilen deliller ile Hükümeti zorla yıkmak için

yapıldığı iddia edilen bazı planlar ele geçirilmiştir. Ortaya çıkarılan planlar

arasında “Sarıkız”, “Yakamoz”, “Eldiven”, “Ayışığı”, “Kafes”

ve “İrtica ile Mücadele” isimli

eylem planları bulunmaktadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

hazırlanan iddianamelerde Sarıkız, Kafes ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı

isimli eylem planlarının askeri darbeden önceki sürece ilişkin oldukları ve bu

planlardaki temel amacın yapılacak askeri darbeye zemin hazırlamak olduğu;

Yakamoz isimli eylem planının askeri darbenin uygulanmasına ilişkin olduğu;

Eldiven isimli eylem planının ise askeri darbeden sonraki süreçte devletin ve

siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasına ilişkin planları içerdiği

belirtilmiştir.

iii. Sarıkız

isimli eylem planında, Hükümete karşı halkta genel bir hoşnutsuzluk olduğu

inancını yaymak için yapılacak faaliyetleri ve bu çerçevede basını

yönlendirmeyi amaçlandığı, özellikle öğrencilerin, sivil toplum mensuplarının

ve sendika üyelerinin, Hükümete karşı protesto gösterileri düzenlemeleri

konusunda yönlendirilmesini ve ulusal seviyede gösteriler yapılmasını öngördüğü

iddia edilmiştir. Kafes Eylem Planında, Türkiye’deki gayrimüslimlere yönelik

yapılacak çalışmalar “operasyon”

olarak nitelendirilerek, bu operasyonun değişik aşamalardan oluştuğu; İrtica

ile Mücadele Eylem Planında, medya organları kullanılarak, halkın iktidar

partisine olan desteğini ortadan kaldırmak için yanıltıcı haberler yapılmasını

içerdiği iddia edilmiştir. Ayışığı eylem planında

dönemin Genelkurmay Başkanının etkisiz hale getirilmesinin veya görevinden ayrılmaya

zorlanmasının hedeflendiği, AK Parti üyesi bir kısım milletvekillerinin bu

partiyi terk etmesini sağlamayı amaçladığı, hükümet aleyhine yapılacak bir

askeri darbe için Cumhurbaşkanı'nın desteğini almayı veya onun tarafından

gelecek muhalefeti etkisiz kılmayı hedeflediği iddia edilmiştir. Yakamoz eylem

planında ise yapılacak askeri darbenin uygulanmasına ve hükümetin

devrilmesinden sonra kurulacak hükümete ilişkin planları içerdiği; Eldiven

eylem planının ise planlanan askeri darbenin gerçekleştirilmesinden sonra

alınacak özel önlemlere ilişkin olduğu iddia edilmiştir. Ergenekon Soruşturması

olarak adlandırılan soruşturma sürecine, daha sonra, bazı suikast planları

eklenmiştir. Cumhuriyet Gazetesi merkez binasına yapılan saldırı olayı ile

Danıştay olayına ilişkin dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yürütülen ve

Ergenekon ismi verilen dava ile birleştirilmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi 5/8/2013 tarihli duruşmada hükmü açıklamıştır. Başvuru dilekçesinde

veya Bakanlık görüşünde başvurucunun söz konusu ceza davası nedeniyle herhangi

bir ceza alıp almadığı belirtilmemiştir.

70. Başvuruya konu gazete haberleri, Ergenekon soruşturması

kapsamında yapılan soruşturma işlemleri ile başvurucu hakkındaki kimi iddialara

ilişkindir. Davalılar, İlk Derece Mahkemesine, başvurucu hakkında “kafes eylem planı” olarak ifade edilen

olaylar nedeniyle kamu davası açıldığını, söz konusu gazete haberleri ve

yazılarında yer alan bilgilerin daha sonra iddianamede yer aldığını

bildirmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi “yapılan

yayınlar bu çerçevede değerlendirildiğinde, yayınların iddianamede ileri

sürülen hususları kamuoyuna aktarmaktan ibaret olduğu ve esas itibariyle

görünen gerçekliğe uygun olduğu” kanaatine varmıştır. İlk Derece

Mahkemesine göre dava konusu haberler günceldir ve toplumsal ilgiyi

uyandırmaktadır, bu sebeple de haberlerin yayınlanmasında kamu yararı

bulunmaktadır. Mahkeme ayrıca başvurucunun Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney

Deniz Saha Komutanı olarak görev yapan bir Koramiral olduğunu göz önünde bulundurmuş;

dava konusu haberlerde kamuoyuna aktarılan olayların toplum açısından önemli

olduğuna ve haberlerin verilişinde “herhangi

bir aşırılığın da söz konusu olmadığına” karar vermiştir.

71. Başvurucu, sözü geçen ulusal gazetelerde yayınlanan haber

ve yazıların gerçeğe aykırı bir şekilde yapıldığını ve haberlerin bütününün

kendisi hakkında suçlayıcı iddialara yer vermek suretiyle itibar ve kişilik

haklarına zarar verdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, açtığı tazminat davasında

İlk derece Mahkemesinin ve Yargıtayın, itibarını

korumadıklarını şikâyet etmiştir.

72. Başvurucunun, hakkındaki haberlerin şahsiyet haklarına

yönelik bir saldırı olduğu yönündeki soyut değerlendirmelerine karşı davalılar

söz konusu haber ve yazılardaki bilgilerin daha sonra iddianamede yer aldığını

ve kendilerinin esas olarak iddianamede yer alan bilgilerden faydalandıklarını,

haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk Derece Mahkemesi

de başvurucunun talebini, söz konusu haberin bir bütün olarak görünür gerçeğe

uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı gerekçesi ile

reddetmiştir.

73. Başvuruya konu gazete haberlerinde, başvurucu hakkında

Ergenekon soruşturmaları kapsamında yapılan adli işlemler söz konusu

edilmiştir. Söz konusu haberlerde başvurucu hakkında hangi eylemleri nedeniyle

soruşturma yapıldığı belirtilmiş ve soruşturma konusu bazı olaylar

aktarılmıştır. Daha önceki Ergenekon soruşturma süreci ile birlikte

değerlendirildiğinde söz konusu gazete haberleri ve yazıların, bir ölçüde, genel

yarar nitelikli bir tartışmaya bir katkı sundukları kabul edilebilir. Bu

hususla ilgili olarak, basının genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili

olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma

hakkının eklendiği hatırlanmalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner, §

82).

74. Son olarak başvurucunun olayların geçtiği zaman diliminde

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı göz

önünde bulundurulduğunda itiraz götürmeyen tanınmışlık derecesi dikkate

alınmalıdır. Başvurucu, kamuoyu tarafından tanınmayan bir kişi olduğunu iddia

edemez. Öte yandan demokratik bir toplumda, bireylere, yargı sistemi ve ona

dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı

tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarını

ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner, §

85).

75. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın

özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının

korunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece

Mahkemesi, söz konusu haber ve yazıların, genel çıkarı ilgilendiren bir

tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberin

yapıldığı şartlar üzerine de eğilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davaya konu

gazete haberlerinde geçen olayların gerçekliği meselesine eğilmiş ve yayınların

yapıldığı tarihte meydana gelen olaylarla yayınların içeriği arasındaki öz-biçim

ilişkisinin bozulmadığına ve başvuruya konu sözlerde geçen olayların “görünür gerçekliğe uygun” olduğuna karar

vermiştir (§ 13).

76. Diğer yandan başvuruya konu yayınlarda abartıya

kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi

ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(bkz. İlhan Cihaner,

§ 85; aynı yönde bir AİHM kararı için bkz. Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37). Buna karşın İlk Derece

Mahkemesi başvuruya konu ifadeleri değerlendirmiş ve bu ifadelerin hukuka

uygunluk sınırları içerisinde kaldığına karar vermiştir.

77. Diğer taraftan, hakkında dava açılan haberlerde yer alan

iddialar, olgulara dayalı ithamlar şeklinde de değerlendirilse, değer yargıları

olarak da kabul edilse, İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun yargılanmasına neden

olan olayların anlatıldığı haberlerde yer alan iddiaların olgusal temelden

tümüyle yoksun olmadıklarını değerlendirmiştir. İlk Derece Mahkemesi ayrıca,

hem ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne ve hem de bu özgürlüklerin

başkalarının kişilik hakları karşısındaki sınırlarına vurgu yapmıştır.

78. Başvurucu, olayların meydana geldiği dönemde uzunca bir

süre kendisi hakkında eleştiriler içeren yazıların hedefi olmuştur. Ancak somut

başvuruya konu yazı ve haberler, o dönemde Güney Deniz Saha Komutanı olan

başvurucunun görevine ilişkin değil hakkında yürütülen ve şüphelisi olduğu bir

soruşturma kapsamında tutuklanmasına ve yargılanmasına neden olan olaylara

ilişkindir ve ne başvuranın şahsına hakaret içermekte,

ne ona karşı şiddeti teşvik etmekte ve ne de başvurucunun kamusal görevini

engellemektedir.

79. Bu şartlarda, yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve

yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları

da dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

pozitif yükümlülüklere uyulduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan sebeplerle bu

maddenin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz

PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden

başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY

BİRLİĞİYLE,

2. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OY

ÇOKLUĞUYLA

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,

8/4/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre, günlük iki gazetenin

19.11.2009 tarihinden başlayıp 20.11.2009, 21.11.2009, 22.11.2009, 24.11.2009,

27.11.2009, 29.11.2009, 30.11.2009, 1.12.2009, 7.12.2009 ve 11.12.2009 tarihli

nüshalarında, var olduğu öne sürülen bir silahlı terör örgütünün alt

yapılanması olarak “Kafes Eylem Plânı” çerçevesinde yer alan haberlerde,

hükümeti devirmeye yönelik cunta çalışmaları içerisinde emekli koramiral olan

başvurucunun da yer aldığı iddiaları, basının haber verme ve bilgilendirme

görevinin ötesine geçilerek “balansçı paşa”, “cuntacı

paşa”, “gayrimüslim azınlıkları hedefleyen suikastların planlayıcısı paşa” vb.

gibi somut itham ve isnatları içeren başlıklar altında verilmiştir.

Oysa bu tarihlerde başvurucu hakkında henüz bir iddianame

düzenlenmemiş olup (iddianame aylar sonra 2010 yılında hazırlanmıştır.),

Savcılıkça hazırlık soruşturması yürütülmektedir. Hazırlık soruşturması gizli

olup, soruşturmanın selâmeti bakımından ve masumiyet karinesinin ihlâl

edilmemesini teminen, basının bu konuda çok titiz ve

dikkatli olması gereklidir. Henüz iddianameye dahi konu edilmeyen bir aşamada

kişilerin itibar ve onurlarını zedeleyici, onları kamuoyu önünde hedef haline

getirici, baştan suçluymuş gibi haklarında hüküm kurucu mahiyetteki haber ve

yayınların “basın özgürlüğü” çerçevesinde mazûr

görülmesi mümkün değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin basın özgürlüğü

-kişilerin şeref ve itibarlarının korunması çerçevesinde verdiği kararlar incelendiğinde

de; kişilik haklarına saldırı söz konusu olduğunda, kamu görevlilerine

siyasetçilere oranla daha kuvvetli bir korumanın sağlandığı, bu çerçevede

korunan temel değerin, ilgili kamu görevlisinin bizatihi kişiliği ya da şöhreti

olmayıp, o kişinin yerine getirdiği kamusal göreve kamunun duyduğu güvenin

demokratik bir toplumdaki önemi olduğu, kamu görevlilerinin görevlerini yerine

getirirken hoşgörü göstermeleri gereken eleştiri sınırının diğer kişilere göre

daha geniş bulunduğu, ancak kamu görevlilerinin asılsız suçlamalara karşı da

korunması gerektiği, basın yoluyla kamu görevlilerine hakaret iddialarında

öncelikle kullanılan ifadelerin “olgusal ifade” ya da “değer yargısı” olup

olmadığının tespiti gerektiği, bu anlamda kişilik haklarına tecavüz etmekle

suçlanan gazetecilerin, iddialarını bütün yönleriyle doğruluğunu ortaya koyacak

şekilde ispatlamaları değil, bu iddiaları desteklemek üzere güvenilir delil

sunmalarının asıl olduğu, bu durumun gazetecilerin gazetecilik etiğine uygun

bir biçimde davranarak, doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli

hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarından kaynaklandığı hususlarının

belirleyici unsurlar olarak ifade edildiği görülmektedir.

Davanın somutunda, başvurucu hakkında henüz hazırlık

soruşturması aşamasının yürütüldüğü bir evrede; hazırlık soruşturmasının

gizliliğini açık şekilde ihlâl eden, başvurucunun masumiyet karinesini

gözetmeyen, iddianame vb. gibi somut hiçbir bilgi ve belgeye dayanmayan,

“sızdırılmış” kimi ifade vb. gibi yasa dışı olgulara istinat eden ve

kurgulanmış-abartılmış bir mahiyet gösteren, itibar sarsıcı, afişe edici,

kamuoyu önünde peşinen suçlu gösterici, kişilik haklarını zedeleyici

mahiyetteki haber ve başlıkların basın özgürlüğü çerçevesinde

değerlendirilmesine imkân olmadığı, haber verme özgürlüğü ile başvurucunun özel

hayatının (kişilik haklarının) korunması hakkı arasındaki adil dengenin

başvurucu aleyhine bozulduğu, derece mahkemelerinin yargılamada bu lazımeye

riayet etmemeleri suretiyle “görünür gerçeklik” kriteri çerçevesinde, açılan

tazminat davasının redle sonuçlandığı, oysa

yayınların yapıldığı tarihte ortada bir iddianame söz konusu olmadığından ve bu

iddianameye dayalı bir haber verme durumundan söz edilemeyeceğinden “görünür

gerçeklik” kriterinin dava konusu bakımından uygulanmasına imkân bulunmadığı

açıkça anlaşıldığından; başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlâl edildiğinin tespiti gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; başvurucu yönünden Anayasa’nın 17 nci maddesinin ihlâline karar

verilmesi yerine, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğu yolundaki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Serruh KALELİ

Başkanvekili

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Engin

YILDIRIM

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Kadir SAĞDIÇ

Vekili

:

Av. Murat

Fatih ÜLKÜ

KARŞIOY YAZISI

1. Başvurucunun Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı

2009 yılı sonlarında, bazı kamu görevlileri tarafından sahte olarak üretildiği

bilahare anlaşılan delillerle, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok önemli görevlerde

bulunan diğer bazı yetkililerle birlikte başvurucuyu da vahim birtakım suçların

faili olarak gösteren bir dizi belge, bazı gazetelerde yayınlanmıştır.

2. Gazetelerin, cumhuriyet savcılıklarınca yürütülmekte olan

soruşturmalarda bu tür belgeleri elde etmelerinin normal koşullarda mümkün

olmadığı gözetildiğinde, bu bilgi ve belgelerin basına yine bunları

hazırlayanlar tarafından belli bir amaç doğrultusunda servis edildiği açıktır.

3. Yayınların yapıldığı dönemde, yani 2009 yılı kasım ayında

henüz başvurucu hakkında düzenlenmiş bir iddianame bulunmamaktaydı. Bu yönden,

başvuru konusu yayınlar Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde düzenlenen

“soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçunu oluşturmaktadır.

4. Dönemin şartları içerisinde başvurucu, kişilik haklarını

savunabilmek için belgeleri yayınlayan gazeteler aleyhine İzmir Asliye Hukuk

Mahkemelerinde tazminat davaları açmıştır. Davalar, İzmir 8. Asliye hukuk

mahkemesinin 2010/153 Esas sayılı dava dosyasında birleştirilmiştir.

5. İzmir 8. Asliye hukuk Mahkemesi, 21/2/2011 tarihli kararı ile

davayı reddetmiştir. Mahkemenin gerekçesine göre “… dava konusu edilen haberlerin tümü…”, İstanbul 12. Ağır

Ceza mahkemesinde açılan davaya ilişkin “iddianamesinde

yeraldığı görülmektedir”.

6. Mahkemenin davayı ret gerekçesinde belirtilen iddianamenin

Kasım 2009 tarihinde mevcut olmadığı, o tarihte soruşturmanın devam ettiği,

iddianamenin Mart 2010 tarihinde düzenlendiği ve mahkemece kabul edildiği

bilinmektedir. Bu nedenle, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin dayandığı gerekçe

her şeyden önce maddi olay itibariyle hatalıdır.

7. Mahkeme, yayınların daha sonra iddianamede yer almış

olduklarına bakarak, yayınlandıkları tarihte soruşturma gizliliğini ihlal suçu

işlenmek suretiyle elde edilmiş ve yayınlanmış oldukları noktasından bir

değerlendirme yapmaya gerek duymamıştır. Böylece, başvurucunun tazminat talebi

reddedilirken, başvurucunun henüz hakkında yargı makamlarınca bir suçlama

yapılmamış olduğu bir dönemde peşin olarak suçlu kabul edilmesinin kişilik

haklarının ihlali yönünden yarattığı etki göz ardı edilerek karar verilmiştir.

8. Mahkeme ayrıca, yayınların “yayının

yapıldığı andaki görünen gerçeği yansıtması”nın önemli olduğunu

belirtmiştir. Ancak, yayınların yapıldığı sırada görünen bir gerçekten söz

edilemez. Çünkü soruşturma gizlidir. Soruşturma kapsamında bu yayınların alıntılandığı

delillerin sahte olduğu, tarafsız cumhuriyet savcıları tarafından daha o

dönemde ortaya çıkarılabilirdi. Adil ve tarafsız bir soruşturmada cumhuriyet

savcıları şüphelinin sadece aleyhindeki değil, lehindeki delilleri de

toplamakla görevlidir. Bu konuda kamu gücünden kaynaklanan ağır bir ihlalin

varlığı inkar edilemez.

9. Öte yandan, Avrupa İnsan hakları Mahkemesince de kabul

edildiği gibi, basının da elde ettiği bilgileri kamuoyuna aktarmadan önce

doğruluğunu tespit için asgari bir dikkat ve özen gösterme sorumluluğu vardır.

Yayınların konusu olan belgelerdeki suçlamaların vahameti ve başvurucunun da

aralarında olduğu silahlı kuvvetler mensupları üzerindeki yıkıcı etkilerinin

büyüklüğü gözetildiğinde, bu dikkat ve özen yükümlülüğünün daha fazla olması

gerekirdi. Mahkemece gerekçeli kararda bu yönden de bir değerlendirme

yapılmamıştır.

10. Bireysel başvuruda amaç, neticesi itibariyle adil olmayan

mahkeme kararlarını düzeltmek değil, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki temel hakları kamu gücü tarafından ihlal edilen bireylerin

haklarını korumak ve yapılan ihlale etkili bir giderim sağlamaktır.

11. Bu yönden, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından

verilen ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından onanan kararın isabetli olup

olmadığı çok önemli değildir. Mahkemenin redde ilişkin gerekçeli kararındaki

değerlendirmelerin isabetli olmaması, bunun ilgili Yargıtay Dairesince de

onanması, kamu gücü tarafından yapılan ihlalin önlenmesini sağlayamamış, ihlali

devam ettirmiştir. Olayda kamu gücünden kaynaklanan bir dizi ihlaller söz

konusudur. Bu olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucunun kişilik

hakları ile basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurulduğundan söz edilemez.

12. Başvurucu, yapılan ihlalin giderimi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmemiş, bunun yerine ihlalin

tespiti ile uygun bir tazminata hükmedilmesini istemiştir. Ancak olayda sadece

ilgili basın organlarının eylemleri değerlendirilerek, ihlallerin emniyet ve

yargı mensuplarından bazılarının kötüye kullandığı kamu gücünden kaynaklandığı

göz ardı edilmiş ve sonuç olarak Başvurucuya etkin bir giderim sağlanmamıştır.

13. Başvurucunun kamu gücü eliyle uğradığı hak ihlali yadsınamaz

nitelikte olduğundan, başvurunun kabulü ve kendisine uygun bir tazminat

ödenmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararına katılmamaktayım.

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/6617, 8 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Genel Kurul
  • Başvuru No: 2013/6617
  • Tarih: 8 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/8756)
  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2013/3614)
  • Yüksel Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/13319)
  • F.h.h. Başvurusu (B. No: 2013/1419)
  • Bayram Özkaptanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1015)
  • Abdulselam Tutal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2319)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.