İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kadir Can Başvurusu (B. No: 2013/7527)

1. Başvurucu, çalışmakta olduğu

Başvuru No2013/7527Tarih17 Kasım 2014Okuma21 dk · 4.108 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kadir Can Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/7527
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.108 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, çalışmakta olduğu

kurumda emsallerinin almış olduğu döner sermaye katkı payından geriye doğru beş

yıl süreyle yararlandırılmamasından ve eksik yararlandırılmasından kaynaklanan

alacağının tarafına ödenmesi istemiyle idare mahkemesinde açtığı davanın makul

sürede sonuçlandırılmaması ve emsal olarak gösterdiği bir Danıştay kararının

yargı mercilerince gerekçesi belirtilmeksizin dikkate alınmaması nedeniyle

Anayasa’nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle maddi tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/10/2013 tarihinde

Eskişehir 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 10/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 13/2/2014 tarihli yazı ile benzer şikâyetlere ilişkin

başvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak ayrıca görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Anadolu

Üniversitesi İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı’nda memur statüsünde

çalıştığı dönemde döner sermaye katkı payı oranının emsalleri baz alınarak

düzeltilmesi ve geriye dönük haklarının yasal faizi ile birlikte tarafına

ödenmesi talebiyle 23/8/2007 tarihinde idareye başvurmuş, anılan başvuru

Anadolu Üniversitesi Yönetim Kurulunun 28/8/2007 tarihli işlemiyle

reddedilmiştir.

8. Başvurucunun, ret işleminin

iptali ile 10.549,90 TL döner sermaye alacağının tarafına ödenmesine

hükmedilmesi istemiyle 10/10/2007 tarihinde açtığı dava, Eskişehir 2. İdare

Mahkemesinin 25/4/2008 tarih ve E.2007/469, K. 2008/540 sayılı kararıyla “süregelen etkiler doğuran bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, hesaplanacak

zararın başlangıç tarihinin işlemin ilk tesis edildiği ya da ilk uygulandığı

tarih, diğer durumlarda ise ilgililerin bu zararların ödenmesi istemiyle

idareye başvurdukları tarih olarak dikkate alınması gerektiği; yoksun kalınan

parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılan davada

başvuru tarihinden itibaren ileriye dönük olarak yoksun kalınan tutarların

istenebileceği; bu durumda, başvuru tarihinden önceki dönemlere ait tutarların

tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali ve tazminat

istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı”

gerekçesiyle reddedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay 8. Dairesinin 3/2/2009 tarih ve E.2008/9596, K.2009/797

sayılı kararıyla “döner sermaye katkı

payları yönünden belli bir uygulama tarihi esas alınarak istekte bulunulan

davalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre

uygulama tarihinden itibaren altmış gün içinde; uygulama üzerine davacı idareye

başvurmuş ise 12. maddenin göndermede bulunduğu 11. maddeye göre idarenin bu

başvuruya cevap vermemiş olduğu hallerde uygulama tarihinden itibaren en geç

120 gün, idarenin cevap verdiği durumlarda ise uygulama tarihinden başvuru

tarihine kadar geçen süre de hesaba katılmak koşuluyla cevabın davacıya tebliğ

tarihinden itibaren altmış gün içinde idari davanın açılmış olması gerekeceği,

bu durumda, davacıya döner sermaye katkı payının her ay itibariyle ödememe

şeklinde devam ettiği, dolayısıyla ortada süregelen bir ödememe işlemi

bulunduğu göz önüne alındığında, davacının idareye başvuru tarihinden itibaren

yukarıda belirtilen süreler dahilinde eksik bir ödemeden kaynaklı alacağı

olması halinde davacıya ödenmesi gerekeceğinden, idare mahkemesince yukarıda

açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak karar verilmesi

gerekirken davanın tümüyle süre aşımından reddinde isabet görülmediği”

gerekçesiyle bozulmuş, bozma kararına karşı yapılan karar düzeltme talebi ise

aynı Dairenin 1/7/2009 tarih ve E.2009/4217, K. 2009/4398 sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

10. Bozma kararına uyan Eskişehir

2. İdare Mahkemesinin 29/3/2010 tarih ve E.2009/525, K. 2010/177 sayılı

kararıyla, “emsal teşkil eden personel ile

davacıya eşit oranda döner sermaye katkı payı ödendiği, bu durumda 2547 sayılı

Kanun’un 58. maddesinde Üniversite Yönetim Kuruluna tanınan takdir yetkisinin

kamu yararı ve hizmetin gereğine uygun olarak kullanıldığı”

gerekçesiyle, dava, 23/8/2007 tarihli idari başvurudan geriye doğru altmış

günlük süreden önceki kısım yönünden süreaşımı nedeniyle; anılan tarihten

geriye doğru altmış günlük dava açma süresi içinde kalan kısım yönünden ise

esastan reddedilmiştir.

11. Kararın başvurucu tarafından

temyizi üzerine Danıştay 8. Dairesi, 16/11/2012 tarih ve E.2010/6366,

K.2012/9467 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını onamış, onama kararına karşı

başvurucunun karar düzeltme talebini ise 21/6/2013 tarih ve E.2013/2177,

K.2013/5311 sayılı kararla reddetmiştir.

12. Karar, başvurucu vekiline

4/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 4/10/2013 tarihinde süresi

içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

13. 4/11/1981 tarih ve 2547

sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 58. maddesinin başvuruya konu davada hukuki

denetimi yapılan idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan (a) fıkrasının

dördüncü bendi şöyledir:

(Değişik dördüncü paragraf: 31/7/2003-4969/12 md.) Her eğitim-öğretim, araştırma veya uygulama birimi

veya bölümü ile ilgili öğretim elemanlarının katkısıyla toplanan döner sermaye

gayrisafi hasılatının en az % 35'i o kuruluş veya

birimin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına ayrılır. Kalan kısmı ise

üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde bağlı bulunduğu

üniversitenin bilimsel araştırma projeleri ile döner sermaye gelirinin elde

edildiği fakülte, enstitü, yüksek okul, konservatuar ile uygulama ve araştırma

merkezlerinde görevli öğretim elemanları ve aynı birimlerde görevli 14.7.1965

tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi personel (döner sermaye

işletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık personeli dahil) arasında

katkıları da dikkate alınmak suretiyle paylaştırılır. Öğretim üyeleri ile

Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen

sağlık, teknik ve sanatla ilgili birimlerde görevli öğretim elemanlarına döner

sermayeden bir ayda ayrılacak payın tutarı, bunların bir ayda alacakları aylık

(ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü

tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı hariç) toplamının iki katını, diğer

öğretim elemanları için bir katını, 657 sayılı Kanuna tâbi personel için ise %

100'ünü geçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım,

doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği

nakil ünitesi ve acil serviste çalışan sağlık personeli için % 100 oranı,

ayrıca % 50'sine kadar artırılabilir.(Değişik son

cümle: 17/9/2004 – 5234/2 md.) Rektörler ve rektör

yardımcıları, üniversite veya ileri teknoloji enstitülerindeki döner sermaye

gelirinin elde edildiği birimlerin birinden katkılarına bakılmaksızın bu

maddedeki esaslara göre her ay pay alabilirler ve bunlara bir ayda ödenebilecek

pay, bir ayda alacakları aylık (ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği

hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç)

toplamının iki katını geçemez. Öğretim üyelerine saat 14.00'den sonra döner

sermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici katkılarından dolayı ilave olarak,

almakta oldukları aylık (ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç)

ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının on

katına kadar pay verilebilir. Rektör ve rektör yardımcıları ile bu kapsamdaki

gelirin elde edildiği fakültelerin dekan ve dekan yardımcıları ile başhekim ve

başhekim yardımcılarına doğrudan gelir getirici katkılarına bakılmaksızın bu

kapsamda elde edilen gelirlerden karşılanmak üzere, bir ayda alacakları aylık

(ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat

(makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının dört katına kadar ayrıca

pay verilebilir.”

14. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 7.

maddesi, 11. maddesi, 12. maddesi, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı

fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı

fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 17/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/10/2013 tarih ve 2013/7527

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, açtığı davada

emsal olarak gösterdiği bir Danıştay kararının yargı mercilerince dikkate

alınmadığını ve kararda değerlendirilmediğini, kısmen süre aşımından kısmen de

esastan reddedilen davanın adil olmadığını ve yaklaşık 6 yıl gibi makul olmayan

bir sürede sonuçlandırıldığını, kendisine emsallerinin almış olduğu döner

sermaye ek ödemesinden daha az bir ödeme yapıldığını, yargılamanın adil ve

etkin olmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin

tespitiyle maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

17. Başvurucu, emsal olarak

gösterdiği ve döner sermaye ile ilgili alacakların başvuru tarihinden geriye

doğru beş yıllık bir süre ile sınırlı olmak üzere talep edilebileceği yönündeki

Danıştay 5. Dairesi kararının yargı mercilerince dikkate alınmadığını, yargı

yerlerinin görüş değiştirebilecekleri tabii olmakla birlikte bu değişikliğin

sebeplerinin izah edilmesi gerektiğini ancak, yargı yerlerince bu konuda

herhangi bir açıklamada bulunulmadığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucunun iddiaları, taleplerinin

gerekçeli olarak karşılanmadığı hususuna ilişkindir.

18. Anayasa'nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin

her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

19. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

20. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Anayasa

Mahkemesinin görevi ise başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

21. Somut olayda, başvurucunun,

çalışmakta olduğu kurumda emsallerinin almış olduğu döner sermaye ek

ödemesinden geriye doğru beş yıl süreyle yararlandırılmamasından ve eksik

yararlandırılmasından kaynaklanan alacağının tarafına ödenmesi istemiyle

yaptığı başvuru idarece reddedilmiş, anılan işlem üzerine açılan iptal davasında

ilk derece mahkemesince dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Temyiz

aşamasında ise davacıya döner sermaye katkı payının her ay itibariyle ödememe

şeklinde devam etmesi dolayısıyla ortada süregelen bir ödememe işleminin

bulunduğu, bu durumun göz önüne alınarak davacının idareye başvuru tarihinden

itibaren İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda belirtilen süreler dahilinde eksik

bir ödemeden kaynaklı alacağı olması halinde bunun davacıya ödenmesi gerekeceği

belirtilerek söz konusu ilkeler doğrultusunda yapılacak değerlendirme sonucu

karar verilmesi gerekirken davanın tümüyle süre aşımından reddinde isabet

görülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk derece

mahkemesi bozma kararına uymuş ve davayı kısmen süre aşımından, kısmen de esastan

reddetmiştir.

22. Başvuruya konu yargı

mercileri tarafından başvurucunun emsal alınması amacıyla dosyaya sunduğu ve

döner sermaye ile ilgili alacakların başvuru tarihinden geriye doğru beş yıllık

bir süre ile sınırlı olmak üzere talep edilebileceği yolundaki Danıştay 5.

Dairesinin 30/5/1988 tarih ve E.1986/924, K.1988/1760 sayılı kararı, 1050

sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu’nun 93. maddesinde

öngörülen beş yıllık süre içinde idareden alacağı olan kişilerin bu

alacaklarını talep edebilecekleri yönündeki hükme dayanmaktadır. Başvuruya konu

uyuşmazlıkta ise gerek ilk derece mahkemesi gerekse de Danıştay 8. Dairesinin

gerekçeleri, somut uyuşmazlığın süregelen bir ödememe işlemi olarak

nitelendirilmesi nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yer

alan sürelere ilişkin kuralların uygulanması gerektiğini esas almaktadır.

23. Başvuruya konu yargılamada,

başvurucu tarafından emsal olarak sunulan kararın başka bir Dairenin yirmi yılı

aşan bir süre önce verilmiş olan bir kararı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla

ortada aynı konuya ilişkin olarak içtihadi bir

belirsizliğin mevcudiyetinden söz etme olanağı bulunmamaktadır.

24. Öte yandan aynı hukuki metne

ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve

içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceği gibi (bkz. B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45) hukuki

güvenlik ilkesi de yerleşik bir içtihat elde etme hakkı tanımamaktadır (bkz.

AİHM, Fazlı Aslaner/Türkiye, B. No:36073/04,

4/3/2014, § 53).

25. Buna göre, somut olayda

yargı makamlarınca döner sermaye alacaklarının ne zaman talep edilebileceği

hususunda 2577 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uygulanarak hüküm kurulduğu ve

kararın yeterli gerekçeyi ihtiva ettiği; başvurucu tarafından emsal olarak

sunulan ve 1050 sayılı Kanun’un uygulanmasını öngören kararın da 2577 sayılı

Kanun’un esas alınması suretiyle zımnen reddedildiği sonucuna varılmıştır.

26. Diğer taraftan, başvurucunun

göz önünde bulundurulmasını talep ettiği Danıştay Beşinci Dairesinin kararı,

geçmiş döneme ilişkin olarak tarafına döner sermaye ödenmesi istemiyle başvuran

bir kişinin başvurusunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen

süre aşımı nedeniyle ret kararının belirli bir döneme ilişkin kısmı yönünden

1050 sayılı Kanun hükümleri gereğince işin esasının incelenmesi gerektiği

gerekçesiyle bozulmasına ilişkin usulî bir karardır.

Söz konusu karar, ilgililere geriye doğru beş yıl içindeki alacakları talep

etme hakkı vermekle birlikte bu talebin haklı ya da haksız bir talep olduğu

yönünde işin esasına ilişkin bir değerlendirme ya da kanaat taşımamaktadır.

Başvuruya konu yargılamada da, ilk derece mahkemesince

dava önce süre aşımından reddedilmiş; temyiz üzerine Danıştay Sekizinci Dairesi

tarafından süregelen bir ödememe işlemi bulunduğu göz önünde bulundurularak

2577 sayılı Kanun’daki dava açma süreleri doğrultusunda bir karar verilmesi

gerektiği gerekçesiyle usulden bozulmuş ve bozma kararına uyan ilk derece

mahkemesince dava kısmen süre aşımı nedeniyle, kısmen de esastan

reddedilmiştir.

27. Dolayısıyla hem başvurucu

tarafından emsal alınmadığı ileri sürülen Danıştay Beşinci Dairesi kararı, hem

de başvuruya konu Danıştay Sekizinci Dairesi kararı davayı süre aşımı nedeniyle

reddeden İlk Derece Mahkemesi kararlarının bozulmasına ve bozmaya uyulması

halinde işin esasına girilmesi sonucunu doğuran kararlardır. Başka bir

anlatımla, her iki karar da gerekçeleri farklı olmakla birlikte aynı amacın

gerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. Nitekim, başvuruya konu yargılama

sürecinde bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi tarafından dava belirli bir

döneme ilişkin olarak esastan incelenerek reddedilmiştir. O nedenle,

uyuşmazlığın esasına yönelik olmayan ve farklı bir gerekçeyle benzer bir sonuca

götüren emsal kararın uygulanması halinde dahi işin esasına yönelik kısım

yönünden verilecek kararın farklı olmayacağı görülmekle başvuruya konu

uyuşmazlıkta söz konusu kararın esas alınmamasının nedenlerine gerekçede yer

verilmediği iddiasının ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren bir iddia

olmadığı sonucuna varılmıştır.

28. Buna göre, başvurucunun

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

29. Başvurucu, davanın kısmen

süre aşımından kısmen de esastan reddine hükmedilmesinin adil olmadığını ve

döner sermaye katkı payı ödemelerinin eksik yapılması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucunun

tarafına ödenmesini talep ettiği döner sermaye katkı payını elde edip

edemeyeceği hususu açtığı davada verilecek karara bağlı olup mülkiyet hakkı

iddiasının da ancak bu davanın kendisi yönünden lehe sonuçlanması halinde ileri

sürülebilmesi mümkündür. Bu durumda, açtığı dava Mahkeme tarafından reddedilen

başvurucunun iddialarının özünün Mahkeme kararının sonucuna ilişkin olduğu

anlaşıldığından, değerlendirmenin de bu kapsamda yapılması uygun görülmüştür.

30. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

31. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

33. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti, hukuku ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular

açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

34. Başvuruya konu davada, İdare

Mahkemesi, emsal teşkil eden personel ile davacıya eşit oranda döner sermaye

katkı payı ödendiği, bu durumda 2547 sayılı Kanun’un 58. maddesinde Üniversite

Yönetim Kuruluna tanınan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmetin gereğine uygun

olarak kullanıldığı gerekçesiyle davanın idareye başvuru tarihinden geriye

doğru altmış gün içinde kalan ödememe işlemi yönünden esastan reddine; bu

tarihten önceki döneme ilişkin ödememe işlemi yönünden ise 2577 sayılı Kanun’un

7. ve 11. maddeleri uyarınca süre aşımından reddine karar vermiştir.

35. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası

veya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.

No:2013/2767, 2/10/2013, § 22). Somut olayda başvurucu, yargılama sürecinin

hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup,

iddiaların özünün yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Eşitlik İlkesi İle

Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası

37. Başvurucu, ayrımcı uygulama

yapıldığını, yargılamanın etkin olmadığını belirterek Anayasa’nın 10.

maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ve 40. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "

39. Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu ve

ekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)

bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.

40. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu

tarafından soyut şekilde ayrımcı uygulama yapıldığının belirtildiği, ancak

eşitlik ilkesinin nasıl ve hangi temelde ihlal edildiği açıklanmadan

Anayasa’nın 10. maddesine atıfta bulunulduğu; aynı şekilde yargılamanın etkin

olmadığı belirtilmek ve Anayasa’nın 40. maddesine atıfta bulunulmakla birlikte

etkili başvuru hakkına ilişkin nasıl bir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığı ve

bu hususa ilişkin kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

41. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Başvurucu 2007 yılında idari

yargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

43. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

44. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının

tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

45. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, döner

sermaye ek ödemesinden kaynaklanan alacağın ödenmesi istemini konu alan bir

uyuşmazlık olduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 44).

46. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih

olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde tutularak

uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir. (B. No: 2013/1198, 7/11/2013, § 45). Somut başvuru açısından

benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak

zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun taleplerini ilgili idareye

ilettiği 23/8/2007 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Somut başvuru

açısından bu tarihin, karar düzeltme talebinin Danıştay 8. Dairesince

reddedildiği 21/6/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

47. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve döner sermaye ek ödemelerine ilişkin alacağın ödenmesi

amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile 10.549,90 TL

döner sermaye alacağının ödenmesine hükmedilmesi istemini konu alan iptal ve

tam yargı davasında ilk

derece mahkemesince, 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre

içerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap ve

ikinci cevap aşamalarının usulüne uygun olarak tamamlandığı ve dosyanın

tekemmülünün sağlandığı, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen

düzenleyici süreye uygun şekilde dosyanın karara bağlandığı ve yargılamanın

yaklaşık altı buçuk aylık bir sürede sonuçlandırıldığı, bozma kararından

sonraki sürecin de yaklaşık yedi ayda sonuçlandırıldığı, temyiz aşamasında ise

Danıştay 8. Dairesince ilk temyiz isteminin yaklaşık altı aylık, ikinci temyiz

isteminin yaklaşık iki yıl üç aylık bir sürede sonuçlandırıldığı; karar

düzeltme istemlerinin de sırasıyla yaklaşık iki aylık ve üç aylık sürelerde sonuçlandırıldığı

anlaşılmaktadır.

48. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 13).

49. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

50. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın koşulları göz önüne alındığında başvuruya konu

yargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği, davaya bütün olarak

bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama

sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık altı yıllık yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

52. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazminine

hükmedilmesini talep etmiştir.

53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

54. Başvurucunun tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık altı yıllık yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net

4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Eşitlik ilkesi ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 4.150,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

17/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Kadir CAN Vekili : Av. Zeynel GÜVENÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7527, 17 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucuya net 4.150,00 TL
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7527
Tarih
17 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/845)
  • Zeki Demirel ve Yusuf Demirel Başvurusu (B. No: 2014/198)
  • Fatma Kurtulan Başvurusu (B. No: 2012/561)
  • Adil Özer Başvurusu (B. No: 2014/192)
  • Çağrı Kurt Başvurusu (B. No: 2014/1478)
  • Yılmaz Sürekli Başvurusu (B. No: 2014/431)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.