İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kazım Yağız Başvurusu (B. No: 2013/3128)

(Başvuru

Başvuru No2013/3128Tarih18 Kasım 2015Okuma21 dk · 4.157 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kazım Yağız Başvurusu

Başvuru No
2013/3128
Karar tarihi
18 Kasım 2015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.157 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2013/3128)

Karar

Tarihi: 18/11/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 10/3/2011 tarihli ve 6191

sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 27/7/1967 tarihli ve

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na

eklenen geçici 32. maddede düzenlenen haklardan yararlanmak için açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/5/2013 tarihinde doğrudan

Anayasa Mahkemesine yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca

30/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 14/5/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık, 26/5/2015 tarihli yazısıyla

başvuru konusu olay ve olgular hakkında görüş sunmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu

yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun, 1996 yılında Yüksek

Askerî Şûra (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiği

kesilmiştir.

8. 6191 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

(7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici 32. madde, 12/3/1971

tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ

kararlarıyla TSK’dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması

amacıyla idareye başvuru imkânı getirmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için

6191 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Millî Savunma

Bakanlığına başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

9. Başvurucunun 926 sayılı Kanun’a

eklenen geçici 32. madde düzenlemesinden yararlandırılması talebiyle yaptığı

başvuru, Millî Savunma Bakanlığının 5/7/2011 tarihli işlemi ile reddedilmiştir.

10. Başvurucu tarafından, anılan işlemin

iptali istemiyle açılan dava, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci

Dairesinin 4/12/2012 tarihli ve E.2012/364, K.2012/1406 sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Görüldüğü üzere

geçici 32’nci maddede TSK’dan yargı denetimi olmaksızın Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ve yargı denetimi olmaksızın üçlü

kararnamelerle ilişiği kesilenlere 32’nci maddede belirtilen haklardan

yararlanmak üzere başvuru hakkı tanınmıştır. Bu başvuru üzerine Milli Savunma

Bakanının talebin reddi veya kabulü yönünde bir karar vermesi gerekmektedir.

Anayasanın 125/4’üncü maddesinde; yargı

yetkisinin, idari eylem ve işlemin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı

olduğu, bu yetkinin hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde

kullanılamayacağı belirtilmektedir. 1602 sayılı AYİM Kanununun 21/2’nci

maddesinde de benzer hükümler yer almaktadır.

Bu bağlamda dava konusu işlem

değerlendirildiğinde; 1602 sayılı AYİM Kanunu'nun 52’nci maddesi kapsamında

gönderilen belgelerden ve davacı hakkında düzenlenen özet bilgi formundan;

davacının dört adet disiplin cezasının bulunduğu, ''15 yaşından küçük mağdure ile cinsel ilişkiye girmek, kızlık bozmak ve

alıkoymak'' suçlamasıyla hakkında J.G.K.lığı Askeri

Savcılığı tarafından 20/9/1996 tarihinde dava açıldığı, Jandarma Genel

Komutanlığı Askeri Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda 28/4/1998 tarihinde

1998/342-156 Esas Karar sayılı kararla beraat kararı verildiği, yakalanan bir

örgüt üyesinin DHKP-C devrimci örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerin davacı

ile aynı evde ikamet ettiğini beyan etmesi üzerine yapılan aramalarda,

davacının ikamet ettiği evinde örgüt propagandasını yapan dökümanlar,

Kürtçe alfabe, davacının el yazısını içeren patlayıcı madde yapımını anlatan dökümanlar ele geçirildiği, davacı hakkında Ankara Devlet

Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ''Anayasal düzeni yıkmak

amacıyla kurulmuş olan silahlı çete mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek

yardım etmek'' suçundan 26 Nisan 1995 tarihinde 1995/63 Esas nolu İddianame ile dava açıldığı, davacının, 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanması neticesinde;

davacının evinde bulunan B.B. ile B.K'nın örgütteki

konumlarını bilmedikleri, bilerek ve isteyerek yardım etme kasıtlarının

bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak; her ne kadar davacı hakkında

beraat kararı verilmiş ise de; davacının yargılandığı

suçlar, kaldığı evde yapılan aramada ele geçen materyaller ve sayısı dikkate

alındığında, davalı idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı, açık bir

değerlendirme hatasının bulunmadığı, bu bağlamda davalı idare tarafından tesis

edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

11. Başvurucunun karar düzeltme talebi

aynı Dairenin 9/4/2013 tarihli ve E.2013/438, K.2013/396 sayılı kararıyla

reddedilmiş, karar 25/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu 13/5/2013 tarihinde

bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili Hukuk

13. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 52. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(Değişik dördüncü fıkra:

19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve

belgeler taraf ve vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından

getirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve

makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya

idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve

vekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük

dosyasındaki dava konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki

bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan

diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine

incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak

ayrıca gönderilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyen

bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile

mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerek

haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce

karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesine

sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer bir

maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanun

hükümleri saklıdır.”

14. 926 sayılı Kanun’un geçici 32.

maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“12

Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı

idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı

Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde

hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli

Savunma Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı,

başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli

Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması

hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu

komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci

çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine

esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.

…

Başvurunun reddi

hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare

Mahkemesinde dava açabilirler.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 13/5/2013 tarihli ve 2013/3128 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, AYİM kararında Devlet

Güvenlik Mahkemesinde yargılandığı hususunun hükme esas alındığını oysa bu

yargılamada beraat ettiğini, kaldı ki söz konusu olayda tek suçunun dayısının

kızı olan B.K.yı evinde misafir etmek olduğunu, öte

yandan AYİM kararında geçen “15 yaşından

küçük mağdure ile cinsel ilişkiye girmek, kızlık

bozmak ve alıkoymak” suçlamasıyla

hakkında açılan başka bir davada askerî mahkemede yargılandığı ve beraat ettiği

hususunun ise YAŞ kararıyla ilişiğinin kesilmesine dayanak teşkil etmediği gibi

böyle bir yargılamaya ait bilgi ve belgelerin de davalı idare ve AYİM

tarafından kendisine bildirilmediğini, davalı idarece birinci ve ikinci savunma

dilekçelerinde de bu yönde bir bilgi verilmeyip suçlamadan bahsedilmediğini,

dolayısıyla bu hususla ilgili savunma hakkının kısıtlandığını, bahse konu suçun

aynı tarihte görev yaptığı bir uzman çavuş tarafından işlendiğini, iddianameden

ve hakkında açılan davadan hiç haberinin olmadığını, ayrıca AYİM’in

yalnızca 6191 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığını tespit etmesi

gerektiğini, TSK’nın ilişik kesme gerekçesini inceleme ve buna göre karar verme

yetkisinin bulunmadığını, karar gerekçesinin yeterli olmadığını, AYİM’de hâkim sınıfından olmayan subay üyelerin bulunması

nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma şartının

gerçekleşmediğini, tek dereceli yargılama yapılması ve karar düzeltme talebinin

aynı Dairece incelenmesi nedeniyle etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını

belirterek başta adil yargılanma hakkı olmak üzere temel hak ve hürriyetlerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş; geçici 32. maddeden yararlandırılmaması

yönündeki işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

17. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu kapsamda

başvurucunun; beraat ettiği yargılamaların hükme esas alınmasının hukuka aykırı

olduğu, bazı belgelerin tebliğ edilmemesi nedeniyle savunma hakkının ihlal

edildiği, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı, karar gerekçesinin

yetersiz olduğu, AYİM’in bağımsız ve tarafsız

olmadığı, kanun yolunun etkisiz olduğu yönündeki iddialarının aşağıdaki

başlıklar altında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Masumiyet

Karinesinin İhlali İddiası

18. Başvurucu; ilişiğinin kesilmesine

neden olan ceza davasından beraat ettiğini, bu nedenle AYİM kararının hukuka

aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddiası Anayasa’nın 38.

maddesi çerçevesinde masumiyet karinesi yönünden değerlendirilmiştir.

19. Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır.”

21. Masumiyet karinesi, kişinin suç

işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini

güvence altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan

suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat

mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

22. Bu çerçevede masumiyet karinesi

kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı

verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle mahkûmiyete

dönüşen kişiler açısından ise artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde

olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı

kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu

işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat

getirilemediği, bu nedenle de sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda

ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü

böyle durumlarda Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme'nin 6.

maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır

ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz (Uğur

Ayyıldız, B. No: 2012/574, 6/2/2014, § 76).

23. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması

kapsamında bir usul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın

uygulanabilir olması ve etkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir

şekilde hakkındaki ceza yargılaması devam etmeyen kişilerin, kamu görevlileri

veya otoritelerince suçlu muamelesi görmelerini önlemelidir. Bu kapsamda ceza

davasını takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir

yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesine özen

gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında mahkûmiyetle

sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu

bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik

olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik

önem taşır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013, §§

92-105 ve 120-126).

24. Kamu otoriteleri veya görevlileri

tarafından hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak

yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair

herhangi bir kanaat ifade etmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet

dışında bir kararla sona ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın

suçlu olabileceğinin ifade edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin

ihlali söz konusu olabilecektir (Benzer bir karar için bkz. Panteleyenko/Ukrayna, B. No: 11901/02, 29/6/2006 §

70). Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmî yazılarda veya kamu görevlilerinin

ifadelerinde; sarf edilen söz veya ifadeler nedeniyle kişiler hakkındaki

masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için kullanılan ifadelerde seçilecek

kelimelere azami dikkat edilmesi gerekir (Ali

Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 35).

25. Yine ceza davası dışında fakat ceza

davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, kişi

hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen bu karara esas teşkil eden

yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat kararının sorgulanması

masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşın idari uyuşmazlığın çözümüne esas

teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa dahi yargılanmış olması

olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi, kişinin suçlu muamelesi

gördüğünden dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek

bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde

dikkate alınması ve nihai kararın, münhasıran kişinin yargılandığı ve sonuçta

beraat ettiği fiilleri işlediği kabulüne dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir

(Kürşat Eyol, §

29).

26. Öte yandan ceza ve ceza muhakemesi

hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler

olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin davranışı,

suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir.

Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı ayrı yürütülür

ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair

hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları açısından doğrudan

bağlayıcı değildir (Kürşat Eyol, § 30). Ancak bu kapsamda yapılan

değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa bile kişi hakkında verilen

beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığı yönünde

değerlendirmelerden kaçınılması gerekir (Uğur

Ayyıldız, § 79).

27. Masumiyet karinesinin ihlal edilip

edilmediği değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından

üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın

ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp

sorgulamadığıdır.

28. Bireysel başvuruya konu olan AYİM

kararında (bkz. § 10) 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden

yararlandırılmama işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılırken

başvurucunun yargılandığı ceza davalarına değinildiği, bu yönde “davacının yargılandığı suçlar, kaldığı evde yapılan

aramada ele geçen materyaller ve sayısı dikkate alındığında” ifadesiyle başvurucunun yargılanmasına

neden olan suç isnatlarının mahiyetine atıf yapılarak davalı idarenin takdir

yetkisini hukuka uygun kullandığı ve açık bir değerlendirme hatasının

bulunmadığının belirtildiği görülmektedir. Bu çerçevede AYİM, başvurucu için

suçlu ifadesini kullanmamış veya bir suç işlediği tespitinde veya isnadında

bulunmamış olup gerekçenin bütünü dikkate alındığında kararda beraat

hükümlerinin sorgulanmadığı ve gerek ulaşılan sonuç bakımından gerekse

kullanılan ifadeler yönünden masumiyet karinesine yönelik bir müdahalenin

olmadığı anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle, masumiyet

karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. İdarenin Sunduğu

Belgelerin Tebliğ Edilmemesi Nedeniyle Silahların Eşitliği ve Çelişmeli

Yargılama İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

30. Başvurucu, davalı idare tarafından

sunulan bazı belgelerin kendisine tebliğ edilmediğini ve bu suretle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri de silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması

ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin

iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına

sahip olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda

da bu ilkeye uyulması gerekir (Yaşasın

Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

32. Çelişmeli yargılama ilkesi ise

taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının

tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak

katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenilmemesi,

delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama

faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya,

B. No:12952/87, 23/06/1993, § 63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların

eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar

niteliktedir.

33. Ceza davaları ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere

yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama

hakkının güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk

devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural, tarafların eşit şartlarda

yargılamaya katılımının sağlanması, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler

hakkında bilgi sahibi olması ve taraflara bunlarla ilgili görüşlerini

bildirebilme imkânının verilmesi olup kamu güvenliği, misilleme riski altında

olan şahitlerin korunması, soruşturma usullerinin gizli tutulması gibi bazı

istisnaların yargılama usulünde yer alması mümkündür. Bu durumda dahi

verilmeyen veya karartılan bilgi ve belgelere karşı ilgiliye mahkemeye itirazda

bulunabilme imkânı verilmesi adil yargılanmanın garanti altına alınması için

bir gerekliliktir. Bu hususlar 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinde değişiklik

yapan 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanun’un genel gerekçesi ile madde

gerekçesinde de ifade edilmiş olup değişikliğin sebebi olarak da AİHM’in 31/10/2006 tarihinde verdiği Aksoy (Eroğlu)/Türkiye (B. No: 59741/00,

31/10/2006) kararı gösterilmiştir (Bülent

Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, § 74).

34. 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı

Kanun’un 20. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin dördüncü fıkrası

değiştirilmiş ve maddeye beş ve altıncı fıkralar eklenmiştir. Yapılan bu yeni

düzenlemede; dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin taraf ve vekillerine açık

olduğu, ancak mahkeme tarafından getirtilen veya idarece gönderilen bilgi,

belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref,

haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli

tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine incelettirilmemesi kaydı

konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava konusu haricindekilerin taraf

ve vekillerine incelettirilemeyeceği, taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek

nitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine

açık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler incelettirilecek suretleri,

ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderileceği, davacı

taraf veya vekilinin, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya

esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebileceği, bu

itirazın mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin

belirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve

belgelerin karşı tarafa incelettirilebileceği kural altına alınmıştır (Bülent Karataş, § 75).

35. Başvurucu, AYİM kararında geçen “15 yaşından küçük mağdure

ile cinsel ilişkiye girmek, kızlık bozmak ve alıkoymak” suçlamasıyla

hakkında açılan davada yargılandığı ve beraat ettiği hususunun, YAŞ kararıyla

ilişiğinin kesilmesine dayanak teşkil etmediği gibi böyle bir yargılamaya ait

bilgi ve belgenin de davalı idare ve AYİM tarafından kendisine

bildirilmediğini, davalı idarece birinci ve ikinci savunma dilekçelerinde de bu

yönde bir bilgi verilmeyip suçlamadan bahsedilmediğini, dolayısıyla bu hususla

ilgili savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmekte ise de başvuruya konu

AYİM karanın incelenmesi neticesinde AYİM’in söz

konusu suçlamayla başvurucu aleyhine açılan ve

beraatla sonuçlanan davaya değinmekle birlikte hükme varırken tek başına bu

hususa dayanmadığı, kararda ayrıca davacının aldığı disiplin cezalarıyla

birlikte “Anayasal düzeni yıkmak amacıyla

kurulmuş olan silahlı çete mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım etmek”

suçundan açılan dava kapsamında davacının evinde yapılan aramada ele geçen

materyaller ve sayısına ilişkin durumu da dikkate alarak sonuca vardığı,

dolayısıyla bu kapsamda başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek usule

ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı görülmektedir

(bkz. § 10). Öte yandan başvurucu tarafından eğer ilk derece yargılaması

sırasında söz konusu hususa ilişkin bilgi ve belge tebliğ edilmiş olsaydı

mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkin

olarak da bir açıklamada bulunulmamıştır.

36. Açıklanan nedenlerle silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık bir ihlal olmadığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

37. Başvurucu, 926 sayılı Kanun’un

geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle açtığı davanın

reddedildiğini, bu durumun sonuç itibarıyla adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

38. İlke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

39. Adil yargılanma hakkı, bireylere

dava sonucunda verilen kararın değil; yargılama sürecinin ve usulünün adil olup

olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil

yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama

sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığı veya

bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve

iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz

olduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye

alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Nadi Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

40. Başvuru konusu olayda başvurucu, AYİM’in yalnızca 6191 sayılı Kanun kapsamında bulunup

bulunmadığını tespit etmesi gerektiğini, TSK’nın ilişik kesme gerekçesini

inceleme ve buna göre karar verme yetkisinin bulunmadığını belirtmiş; AYİM ise

başvurucunun 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlanabilmesi

hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu ve idarenin bu takdir yetkisini

hukuka uygun şekilde kullandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

41. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun

iddiaları incelendiğinde davanın konusunun başvurucunun TSK’dan ilişiğinin

kesilmesine ilişkin işlemin değil, yalnızca 926 sayılı Kanun’un geçici 32.

maddesinden yararlandırılması talebinin reddine ilişkin işlemin iptaline

yönelik olduğu, bu kapsamda iddiaların özünün, Derece Mahkemesi tarafından

delillerin ve mevzuatın değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunun hukuka aykırılık teşkil

ettiğine ilişkin olduğu görülmektedir (Yümrü Dilek, B. No: 2013/4189, 21/5/2015, § 40).

42. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı

tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,

Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucu,

ret kararının gerekçelerinin yeterli olmadığını ileri sürmüştür.

45. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin

meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden

ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

46. Anayasa'nın 141. maddesinde güvence

altına alınan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı

hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Mahkeme

kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya

ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle

gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir.

Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren

usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline

neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin

Kaya İnş. Taah. Mad. Gıda Tur. Paz. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

47. Başvuru konusu olayda AYİM, disiplin

cezalarına ve yargılamaya neden olan suçların vasıf ve mahiyetiyle başvurucunun

evinde yapılan aramada ele geçen materyaller ve bu materyallerin sayısına ilişkin

durumu da dikkate alarak değerlendirmek suretiyle başvurucunun 926 sayılı

Kanun'un 32. maddesinden yararlandırılmamasına ilişkin idari işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu durumda

kararda başvurucunun iddialarının karşılanmadığından söz edilemez.

48. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurucunun, ret

kararının gerekçelerinin yeterli olmadığı yönündeki iddialarının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

5. Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı İddiası

49. Başvurucu; AYİM’in,

bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

51. Anayasa Mahkemesi tarafından benzer

başvurular incelenirken de belirtildiği üzere, AYİM’in

oluşumu, statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına

alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin

bağımsızlığının Anayasa ve ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı,

atanma ve çalışma usulleri yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını

zedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme

durumunda bulunmadıkları, disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin

Kurulunca incelenip karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın Aslan, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en

fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda

bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari

veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu

subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Mustafa Yavuz ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 29870/96,

25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No:

23522/05, 20/4/2010, § 30).

52. Açıklanan nedenlerle, mahkemenin

bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. İki Dereceli

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

53. Başvurucu, AYİM daire kararlarına

karşı başvurulabilecek etkili bir kanun yolunun olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkını ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi

gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında

kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

55. Başvurucunun başvuru dilekçesinde

ifade ettiği AYİM nezdinde temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi

Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin

kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu,

B. No: 2012/1096, 20/2/2014, §§ 42-45).

56. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

2. İdarece sunulan belgeler tebliğ

edilmediğinden silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması,

5. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin

bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

6. İki dereceli yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Kazım YAĞIZ

Vekili

:

Av. Fevzi

AKSOY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3128, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Yargılama
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Yamlı
  17. Aksoy
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3128
Tarih
18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Sercan Pehlivan Başvurusu (B. No: 2013/2561)
  • Alican Akbaba Başvurusu (B. No: 2013/5046)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6208)
  • Cavid Aydın Başvurusu (B. No: 2013/4524)
  • Özden Kuşnurullahoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8443)
  • Turgut Yenilmez Başvurusu (B. No: 2015/6402)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.