İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Başvurusu (B. No: 2012/636)

1. Başvurucular, adlarına tescil edilmiş taşınmaza ilişkin

Başvuru No2012/636Tarih15 Nisan 2014Okuma20 dk · 4.060 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kemal Yeler Ve Ali Arslan Çelebi Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2012/636
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.060 kelime·20 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, adlarına tescil edilmiş taşınmaza ilişkin

tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları

listesine alınması nedeniyle açtıkları itiraz davasında kadastro mahkemesinin

kararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onanmasıyla taşınmazın kıyı olarak

tescil edilmesi sonucu mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve

maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 15/11/2012 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 20/2/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 16/4/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığı’nın 14/6/2013 tarihli görüş yazısı 25/6/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı

beyanlarını yasal süresi içinde 8/7/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Marmaris ilçesi Hisarönü

köyünde bulunan daha önce bir kısmı orman vasfıyla devletleştirilen ve eski

tarihli tapu belgelerine dayalı mülkiyet iddialarıyla çok sayıda davaya konu

olmuş üç çiftlik arazisini kapsayan taşınmazın bir bölümü olan 179 ada 9 nolu parsel, Marmaris Mal Müdürlüğünün 31/8/1983

tarihli yazısına istinaden 15/9/1983 tarihinde Hazine adına tescil edilmiştir.

8. Başvurucular, 8/1/1990

tarihinde, taşınmazın 1/160 ve 2/160 hisseleriyle ilgili olarak eski tarihli

tapuya dayanarak malik olduğunu iddia eden satıcı üçüncü şahısla satış vaadi

sözleşmesi imzalamışlardır. Bahse konu tapunun kök kaydı Hicri 1208 (Miladi

1794) yılında üç adet çiftlik üzerindeki orman, ekili arazi ve müştemilatı ile

birlikte vakfedilerek kaydedilmesine dayanmaktadır.

9. Başvurucular, satıcı üçüncü şahıs tarafından hisselerin

verilmemesini gerekçe göstererek Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinde dava

açmışlardır. Mahkeme, 11/12/1995 tarihli duruşmada

tarafların aralarında anlaşmaya vardığı, başvurucuların bir kısım taleplerinden

feragat ettiği, davalıların ise başvurucuların kalan taleplerini kabul ettiğini

imzalı beyanlarıyla sundukları gerekçesiyle ve aynı tarihte E.1993/9,

K.1995/629 sayılı kararıyla taşınmazın 1/80’inin Kemal Yeler adına, aynı

tarihli ve E.1993/234, K.1995/628 sayılı kararıyla taşınmazın 1/160’ının ise

Ali Arslan Çelebi adına tesciline, başvurucuların feragat ettiği kısım içinse

davanın reddine karar vermiştir. Tarafların temyizden feragat etmeleri

nedeniyle dava aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucular 12/12/1995

tarihinde bahse konu mahkeme kararına dayanarak anılan taşınmaza ilişkin olarak

sınırları (pafta, ada ve parsel) belli olmayan müştemil

çiftlik vasfıyla tapu senedi almışlardır.

10. 2008 yılında yapılan kadastro çalışmasında 26/6/2008 tarihli kadastro edinme tutanağıyla bahsedilen

taşınmazın 179 ada 9 nolu parselinin 15/9/1983

tarihinde Hazine adına tescil kaydı olduğu anlaşıldığından Hazine adına tespiti

yapılmış ve 24/11/2008 tarihli kadastro komisyon raporuyla başvurucuların

taşınmaza ilişkin tapu kaydı uygulanma imkânı olmadığından mahalline

uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınmıştır.

11. Başvurucular Muğla ve Marmaris kadastro müdürlüklerinden

adlarına kayıtlı tapu senedinin taşınmazın kadastro sırasında dikkate

alınmasını istemişler, ancak Muğla Valiliği Kadastro Müdürlüğünün 5/1/2009 tarihli cevabi yazısında bu tapu kaydının uygulanamayan

tapu kayıtları listesine alındığı bildirilmiştir.

12. Başvurucular 9/2/2009 tarihinde

Marmaris Kadastro Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kadastro tespitine itiraz davası

açmışlardır.

13. Mahkeme öncelikle tapu sicil müdürlüğünden uyuşmazlık

konusu taşınmaza ilişkin gerekli kroki, harita, tespit tutanakları, tapu

kayıtlarını istemiş, birçok kuruma müzekkere yazarak taşınmazın kıyı-kenar

çizgisi veya sit alanı içinde kalıp kalmadığını sormuş, jeolog, harita, orman,

kadastro ve ziraat uzmanı bilirkişiler eşliğinde 10/3/2010

tarihinde taşınmazda keşif yapmış, taraflara bilirkişi raporlarına itiraz için

süre vermiş ve itiraz üzerine bilirkişi raporlarının ikmali amacıyla tekrar

keşif yapılmasına 28/6/2010 tarihli duruşmada karar vermiştir.

14. Mahkemece 11/3/2011 tarihinde

jeolog, harita, kadastro, ziraat uzmanı ve mahalli bilirkişiler eşliğinde

yapılan keşif çalışmasında; taşınmazda daha önce başka davalar nedeniyle keşif

yapıldığı, taşınmazın büyük kısmının havuzvari

alanlardan oluştuğu, deniz etkisine açık olduğu, mevcut haliyle zirai amaçlı

kullanımının mümkün olmadığı anlaşılmış, davalı Hazinenin tutunduğu tapu

kaydının zemine aynen uyduğu tespit edilmiş, mahalli bilirkişiler, taşınmazın

üçüncü kişi tarafından Hazineden kiralandığını ve havuz yapılarak balık

yetiştirilmek amacıyla kullanıldığını, başvurucuların ve taşınmazı

başvuruculara sattığı iddia edilen kişinin dayandığı belgede gösterilen kişinin

taşınmazla ilgilerinin bulunmadığını ve kendilerini tanımadıklarını, bu

kişilerin köyde taşınmazları bulunsa idi mutlaka duyulup görüleceğini

belirtmişler ve ziraatçı bilirkişi taşınmazın tarım arazisi niteliğinde

olmadığını ifade etmiştir.

15. Mahkemeye sunulan 13/4/2011

tarihli Jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın tamamının kıyı kenar

çizgisi içinde kaldığı tespit edilmiştir. Mahkemece taraflara bilirkişi

raporuna karşı beyanlarını sunmak üzere süre verilmiştir.

16. Mahkeme, yaptığı incelemede bahse

konu kök tapu dayanak gösterilerek çok sayıda dava açıldığı ve bu davalarda

yapılan keşif ve incelemelerde; tapuda gösterilen çiftliklerin toplam alanıyla

haritalarda gösterilen toplam alan arasında çok farklılık bulunduğunu, aynı

alanda orman içinde kalan yerlerin devletleştirilmesi işlemlerinin ve bu

işlemlere karşı açılan davaların kesinleştiğini ve taşınmazın bir kısmının

orman olarak kaydedildiğini tespit etmiştir.

17. Marmaris Kadastro Mahkemesi, 30/5/2011

tarihli ve E.2009/857, K.2011/315 sayılı uzun açıklamalar içeren kararıyla ve

özetle; başvurucuların dayandığı ve sabit sınırları bulunmayan tapu kaydındaki

hudutların içinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere,

dağ, ırmak, orman, tepe, kayalık-taşlık ve 3-4 köy bulunduğu, bu nedenle çok

sayıda parça halinde bulunduğu ve geçerli tapu kaydı addedilmesinin mümkün

olmadığı; bahsedilen tapunun harita, plan ve kroki gibi belgelere dayanmayan

sınırları belirsiz, değişebilir ve genişletilmeye elverişli olduğu,

başvurucuların dayandığı tapunun arazinin geometrik şekline uymadığı gibi,

miktarı itibarıyla da araziye uyum sağlamadığı ve hukuki sonuç doğurmasının

mümkün olmadığı; tapu sicilinin kendisinden beklenen işlevi ancak, taşınmazın

sınırlarının, yüzölçümünün ve diğer niteliklerinin güvenilir biçimde sicilde

gösterilmiş olması şartıyla yerine getirebileceği, bunun ise kadastro ile

mümkün olduğu, medeni hukukumuzun kaynağı olan İsviçre hukuku ile eski

hukukumuzda tapu kavramının farklı olduğu, eski hukuka dayanan tapu kaydının

zilyetlik olmadığı sürece hukuki sonuç doğurmayacağı; Rumi 26 Temmuz 1291

tarihli nizamname gereği vakıflarla ilgili her türlü işlemin tapu idaresince ve

tapu sicil memurluğu önünde yapılması gerektiği halde Rumi 1290 (Miladi 1884)

yılında bahse konu taşınmazı da kapsayan paylaşım başvurusunun bundan 26 yıl

sonra Rumi 1326 (Miladi 1910) yılında liva meclisi önünde yapıldığı ve bu

nedenle devir silsilesinde sorun bulunması nedeniyle kök tapu kaydının hukuki

kıymetini kaybettiği; başvurucuların taşınmaz üzerinde zilyetliği

ispatlayamadığı, davaya konu taşınmazı başvurucuya satan kişilerin taşınmaz

üzerinde zilyetliğinin bulunmadığı; taşınmaz üzerinde başvurucuların taşınmazı

satın aldığını iddia ettiği tarihten sekiz yıl önce 31/8/1983 tarihinde Hazine

adına tespit ve tescil yapıldığı ve bu kaydın hukuken geçerli olduğu gerekçeleriyle

davayı reddetmiş ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir.

18. Başvurucular temyiz başvurusunda bulunmuş ve Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi 28/2/2012 tarihli ve E.2011/15704,

K.2012/2847 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı,

ancak uyuşmazlık konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve kıyılar

özel mülkiyete konu olamayacağından “kadastro

tespit tutanağının iptaliyle taşınmazın kıyı olarak kadastro dışı bırakılmasına”

cümlesiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

19. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 8/10/2012 tarihli ve E.2012/8906,

K.2012/11313 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının

kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” kenar başlıklı 12. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava

açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdürü tarafından onaylanarak

kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları;

kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay

içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

…

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde

kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu

kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle

tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,

taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla

zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve

açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”

21. 3402 sayılı Kanunun “Kamu

Malları” kenar başlıklı 16. maddesinin (C) fıkrası şöyledir:

“Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişli

olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil ve

sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır.”

22. 3402 sayılı Kanunun “Kayıt

ve belgelerin kapsamını tayin” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir

“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı

yeri tayinde;

A)

Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine

uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar

olunur.

B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde

kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde

gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.

C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli

nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve

genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik

yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas

alınarak yapılır.

…”

23. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun “Sahipsiz yerler ve yararı kamuya

ait mallar” kenar başlıklı 415. maddesi şöyledir

“Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar,

Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular

ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve

bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde

özel mülkiyete konu olamaz.

Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların

kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun

hükümlerine tâbidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, Başvurucuların 15/11/2012 tarih ve 2012/636 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular, satış vaadi

sözleşmesine dayanarak asliye hukuk mahkemesi kararıyla adlarına tescil

ettirdikleri taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışmasında

uygulanamayan tapu kayıtları listesine alındığını, açtıkları itiraz davasının

kadastro mahkemesince reddedildiğini ve Yargıtay’ın düzelterek onama kararıyla

taşınmazın kıyı olarak tescil edildiğini belirterek, yargılama sürecinde

adlarına tescilli tapu kaydının dikkate alınmadığını ve maliki oldukları

taşınmazın kıyı olarak tesciliyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler ve taşınmazın bedeli olarak 9.956.250,00 TL’nin kendilerine

ödenmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Başvurucular, satış vaadi sözleşmesine ve satıcının eski

tarihli tapu kaydına dayanarak asliye hukuk mahkemesi kararıyla adlarına tescil

ettirdikleri taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin yapılan kadastro çalışması ve

mahkeme kararıyla geçersiz sayılması nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

27. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;

mülkiyet hakkının mevcut varlıkları koruduğu ve mülkiyet hakkının varlığının

tespitinin mahkemelere bırakıldığı, somut davada başvurucuların dayandığı tapu

kaydının talep ettikleri taşınmazı kapsadığının mahkeme önünde ispat

edilemediği, dolayısıyla başvurucuların dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet

haklarının değil mülkiyet beklentilerinin olduğu, taşınmazın daha önce Hazine

adına kaydedildiği, davaya bakan mahkemenin adalet ve hakkaniyete uygun karar

verdiği ve kararda keyfilik bulunmadığı, bu nedenle başvurunun konu bakımından

yetki açısından incelenmesi gerektiği, ayrıca kıyı-kenar çizgisinde yer aldığı

gerekçesiyle tapusu iptal edilenlerin Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi

gereği tazminat davası açmaları gerekirken başvurucuların bu davayı açmadan

Anayasa Mahkemesine başvurmaları nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmedikleri,

kıyıların Anayasa gereği mülkiyete konu olamayacağı dile getirilmiştir.

28. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş

yazısına karşı beyanlarında; ellerinde mahkeme kararıyla aldıkları tapu

bulunduğunu, bu nedenle mülkiyet beklentisi değil, mülkiyet haklarının

bulunduğunu, Yargıtay’ın başka davalarda taşınmazı satan kişinin dayandığı kök

tapu kaydını geçerli tapu kaydı olarak kabul ettiğini, taşınmazın 1939-1972

hava fotoğraflarından anlaşıldığı kadarıyla önceden tarla olduğu, daha sonra

Hazinenin kiraladığı kişi tarafından balık çiftliği haline getirildiği, dava

sürecinde ellerindeki tapunun geçerli olup olmadığı üzerinde durulmadığı, sonuç

olarak tapuları olduğu halde mülklerini kaybettiklerini ve hiçbir tazminat almadıklarını

ifade etmişlerdir.

29. Başvurucular yaptıkları başvuruda öncelikle mülkiyet

haklarının belirlenmesini ve yeniden yargılamaya karar verilerek tapularının

geçerliliği ile kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının tekrar

incelenmesini istemekte; bunun mümkün olmaması halinde ise tazminat talebinde

bulunmaktadırlar. Bu durumda öncelikle başvurucuların başvuruya konu davada

Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında

mülkiyet haklarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.

30. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

31. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

32. Anayasa’nın “Kıyılardan

yararlanma” kenar başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu

altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve

göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu

yararı gözetilir.

Kıyılarla

sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu

yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla

düzenlenir.”

33. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

34. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına

sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

35. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).

36. Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer

artışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle

korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddia

edilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir

iddia mevcut olmadığı sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,

B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35)

37. Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir

“ekonomik değer” veya icrası

mümkün bir “alacak” iddiasını

elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”,

Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş

icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun

hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve

istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta

mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin

kabulü için yeterli değildir. (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103,

27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§

44-45).

38. Üzerinde maliki konusunda uyuşmazlık bulunan bir

taşınmaza ait mülkiyet hakkının varlığını tespit mahkemelere bırakılmıştır.

Buna göre, kıyılar dâhil taşınmaz mallarda mülkiyet hukukuna yönelik, hakkın

özünü ilgilendiren uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanı içerisinde

kalmaktadır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.1996/5, K.1997/3, K.T. 28/11/1997). Bir taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişinin

söz konusu hakkın varlığını mahkeme önünde ispat etmesi gerekir.

39. Ülkemizde Osmanlı Devleti döneminde toprak mülkiyeti

sistemi bugünkü durumdan oldukça farklı olup, toprakların büyük kısmı tımar denilen

ve bugünkü kullanım hakkından oldukça fazla hak içeren, ancak taşınmazın kuru

mülkiyetini kullanıcıya vermeyen mülkiyet uygulaması yaygın olarak

bulunmaktaydı. Cumhuriyet döneminde 17/2/1926 tarih ve

743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin kabulüyle bahsedilen

türden mülkiyeti gösterir tapu belgeleri mülkiyet olarak kabul edilmiştir.

Bununla birlikte kadastro uygulaması geç yapılmaya başlandığından ve uzun bir

süre aldığından kadastronun geçmediği alanlarda kişilerin sahip olduğu tapu

belgeleri, genellikle harita, plan ve krokiye dayanmayan ve sabit sınırları

göstermeyen belgelerdir.

40. 3402 sayılı Kanunla taşınmaz

mülkiyetinde yaşanan uyuşmazlıkları çözmek için Kanun’un 20. maddesinin A

fıkrasında kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer belgelerin

kapsadığı yeri tayinde; kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta

ve bunların yerlerine uygulanması mümkün ise, harita, plan ve krokideki

sınırlara itibar olunacağı, ancak harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde

kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde

gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmü getirilmiştir. Aynı

maddenin C fıkrasında ise; harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli

nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunacağı, ancak değişebilir

ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları

ve konumları itibarıyla belli bir yeri kapsıyorsa, tespitin o sınır esas

alınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.

41. Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına

uygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak

kullanımına açık bulunmalıdırlar ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkese

açık olması ile mümkün olabilir. Kıyıların ortak kullanımını düzenlemek,

yararlanmaya ilişkin karar ve önlemleri almak kamuya ait bir yetkinin

kullanılmasıyla olanaklıdır. Nitekim Medeni Kanun’un 715. maddesine göre

kıyılar, sahipsiz mal olarak kabul edilen yerlerdendir ve devletin hüküm ve

tasarrufu altındadır. Diğer bir anlatımla, sahipsiz mallar, doğal nitelikleri

gereği özel mülkiyete elverişli olmayan kamu mallarıdır (AYM, E.1990/23,

K.1991/29, K.T. 18/9/1991).

42. Kıyılar, herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın

doğrudan doğruya herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu mallarıdır.

Bunun sonucu olarak; kıyının zamanaşımı yoluyla kazanılması, tapu sicili

hükümlerine bağlı tutulması, haczedilmesi mümkün değildir (Yargıtay İçtihatları

Birleştirme Genel Kurulu, E.1997/5, K.1997/3, 28/11/1997).

43. Yargıtay kararlarında sahipsiz kamu

mallarına dair düzenlemenin, tapu siciline tescil edilemeyecek yerleri

belirleme amacına yönelik bir düzenleme olarak kabul edilmesi gerektiği, bu

yerlerin Medeni Kanun’un taşınmaz mülkiyeti ile ilgili hükümlerinin

uygulanmasına konu olamayacağı, menfaati umuma ait yerlerden kişilerin eşit

olarak yararlanmalarının asıl olduğu ve bu yararlanma hakkının kamu hukukundan

doğan hak olduğu, sübjektif bir hak olmadığı, mahiyetleri gereği tescile tabi

olmayan bir yol tapu siciline tescil edilmiş olursa bile bu işlemin o yerin

hukuki niteliğinde hiç bir değişiklik meydana getirmeyeceği, başka bir

anlatımla özel hukuk kurallarına tabi bir yer mahiyetini kazanmayacağı ve

tescilin yok hükmünde olduğu belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,

E.1988/1-825, K.1988/964).

44. Başvuruya konu somut davada başvurucular, eski bir tapuya

dayanarak 1990 yılında satış vaadi sözleşmesi yapmışlar, daha sonra satıcının

ifayı yerine getirmediği iddiasıyla 1995 yılında dava açmışlardır.

Başvuruculara ait tapu kaydı, davalılar ile anlaşmaya vardıklarından kısmen

feragat ve kısmen kabul ile mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yapmaksızın

verilen taşınmazın 1/80 ve 1/160 hissesinin başvurucular adına tescili

kararının temyizden feragatle aynı gün kesinleşmesi sonucu alınmıştır. Bu

davada çekişmeli bir yargılamadaki gibi tarafların sav ve iddialarının

tartışıldığı, taşınmazın hukuki durumunun tapu kayıtları, keşif ve bilirkişi

marifetiyle incelendiği bir yargılama süreci olmamıştır. Mahkeme satış vaadi

sözleşmesini incelemiş ve tarafların anlaşarak kısmen feragat ve kısmen

kabulüyle de sözleşmeye dayanarak taşınmazın başvurucular adına tesciline karar

vermiştir. Mahkeme bunun dışında üçüncü kişilerin veya kamunun taşınmaz

üzerindeki hakları konusunda bir inceleme yapmamıştır.

45. Tarafların yaptığı anlaşmayla kısmen feragat ve kısmen

kabulle kesinleşen davada Mahkemenin 1995 yılında verdiği kararla başvurucular

satıcının dayandığı eski tapuyu kapsayan alanın 1/80 ve 1/160 hissesi oranında

sahipliği gösterir sınırları belirli olmayan bir tapu senedi almışlardır. Kabul

edilen davaya konu tapu kaydının somut olarak hangi arazi parçasını kapsadığı

belirlenmemiştir. Taşınmazı kapsayan bölgede 2009 yılında yapılan kadastro

uygulamasında başvurucuların dayandığı tapu belgesi kaydı uygulanamayan

kayıtlar listesine alınmıştır.

46. Başvurucuların bu duruma itirazla açtıkları davanın

konusu ise ada, parsel ve sınırları itibarıyla belirli bir taşınmazın

mülkiyetinin kendilerine ait olduğu iddiasıdır. Başvurucular delil olarak

sınırları belirsiz olan tapu kaydını göstermektedirler. Mahkemece yapılan keşif

ve bilirkişi incelemeleriyle tanık dinlenmesi sonucunda sınırları belirsiz tapu

kaydının dava konusu taşınmaz bakımından uygulanabilirliği olmadığından

başvurucuların talepleri reddedilmiştir. Dolayısıyla başvurucular tapu kaydının

dava konusu taşınmaza ait olduğunu, yani mülkiyet haklarının bulunduğunu ispat

edememişlerdir.

47. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

48. Söz konusu davada, davaya katılma hakkına riayet edilmiş

ve başvuruculara yargılama süreci boyunca haklarını savunmak ve görüşlerini

sunmak için imkân tanınmıştır. Başvurucuların bu konudaki iddiaları mahkeme

tarafından esastan dinlenmiş ve incelenmiştir. Başvurucular bilirkişi raporuna

karşı itirazda bulunmuş; bunun üzerine kadastro mahkemesi dava konusu

taşınmazda yeniden keşif kararı alarak taşınmazın kıyı-kenar durumu hakkında

ikinci bilirkişi raporu almıştır. Bu durumda somut veriler göz önünde

bulundurulduğunda Mahkemenin, başvurucuların itirazlarını usulüne uygun bir

şekilde değerlendirerek tapu kaydının uyuşmazlık konusu taşınmaza uygulanabilir

olup olmadığını ve taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığını

belirlerken adil yargılama ilkelerine ve hakkaniyete aykırı hareket ettiğini

gösteren bir bulguya rastlanmamıştır.

49. Başvurucular, kendilerinin hissesine düşen taşınmaz

kısmının 179 ada 9 parsel numaralı taşınmaz olmadığına dair bir iddia ileri

sürmemektedirler. Dolayısıyla davanın konusunun 179 ada 9 parsel numaralı taşınmaz

olduğu hususunda bir tartışma bulunmamaktadır.

50. Mahkeme, başvuruculara ait kadastro

öncesi ve sınırları belirli olmayan tapu kaydının ne miktar, ne sınırlarının ve

ne de geometrik şeklinin araziye uymadığı, bahsedilen kayıtta tarım arazisi olarak

gösterildiği halde, içinde deniz, dere, dağ, ırmak, orman, tepe, kayalık-taşlık

ve 3-4 köy gibi tarım yapılması imkânı bulunmayan alanların bulunduğu, arazinin

parçalı olduğu, taşınmazın 1983 yılında Hazine adına tescil edildiği, kök

tapunun devir silsilesinde sorun bulunması nedeniyle hukuki kıymetini

kaybettiği ve satıcı kişilerin arazi üzerinde zilyetliklerinin bulunmadığı;

bunun aksine Hazinenin dayandığı tapu kaydının 179 ada 9 parsel numaralı

taşınmaza tam olarak uyduğu ve zilyetliğinin bulunduğu gerekçelerine dayanarak

başvurucuların talebinin reddine karar vermiştir.

51. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelere

bırakılmış olup; kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve söz

konusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükü

başvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,

AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99,

29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96,

23/3/1999). Başvurucular, ellerindeki kaydın araziye uyumunu ispat edemedikleri

gibi satıcının taşınmaz üzerindeki zilyetliğini de ispat edememişlerken davalı

Hazine ise her iki iddiasını da ispat etmiştir. Ayrıca 179 ada 9 parsel

numaralı taşınmaz üzerinde başvurucuların taşınmazı satın almak maksadıyla

satış vaadi sözleşmesi yaptıklarını iddia ettikleri 1990 yılından önce

taşınmazın 1987 yılında Hazine adına tescil edildiğinin ve dava konusu

taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığının tespiti karşısında başvurucuların

taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmalarının beklenemeyeceği açıktır.

52. Başvurucular, satış vaadi

sözleşmesine dayanarak kısmen feragat ve kısmen kabul ile mahkemece keşif ve

bilirkişi incelemesi yapmaksızın ve feragatle aynı gün kesinleşen bir mahkeme

kararıyla elde ettikleri sınırları belli olmayan belgeye dayalı olarak daha

önce Hazine adına tescil edilmiş bir taşınmaz parçasında mülkiyet iddiasında

bulunmuşlar, kadastro çalışması sonrasında taşınmazın sınırları netleştirilerek

başvurucuların dayandığı belge uygulanamayan kayıtlar arasına alınmıştır.

Başvurucuların aynı iddiayla açtıkları somut davada Mahkemece yapılan inceleme

sonucunda yeterli gerekçe gösterilerek ve bahsedilen belgenin taşınmaza

uygulanması mümkün olmadığından ve satıcının zilyetliği bulunmadığından hukuki

kıymetini kaybettiği kabul edilerek başvurucuların talepleri reddedilmiş ve

taşınmaz kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığından, Hazinenin dayandığı tapu kaydı

taşınmaza tam olarak uyduğundan ve Hazinenin zilyetliği bulunduğundan

taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Bu durumda başvurucuların mahkeme

önünde mülkiyet iddialarını ispat edemedikleri sonucuna ulaşılmıştır.

53. Nitekim Türkiye aleyhine yapılan bir başvuruda, satış

vaadi sözleşmesine istinaden satın aldığı ve adına kaydettirdiği taşınmazı

kadastro yargılaması sonucu Hazine adına orman vasfıyla tescil edilen

başvurucunun şikayetini inceleyen AİHM, taşınmazın daha önce orman vasfıyla

Hazine adına tescil edildiğini, başvurucunun taşınmazı satın alırken taşınmazın

2/B olarak nitelendirilen arazilerden olduğunu bilebilecek durumda olduğunu

belirterek başvuruyu mülkiyet hakkı yönünden kabul edilemez bulmuştur (AİHM, Özden/Türkiye, B. No:11841/02, § 28, 3/5/2007 ).

54. Kaldı ki somut başvuruya konu taşınmazın kıyı-kenar

çizgisi içinde kaldığı mahkemenin kararıyla sabit olduğundan sahipsiz kamu malı

sayılan ve kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmazın üzerinde anayasal ve

yasal sisteme aykırı olarak özel mülkiyet tesis edilmesi de mümkün değildir.

55. Bu durumda başvurucuların taşınmaz üzerindeki

mülkiyetlerini gösterir bir mahkeme kararı olmadığı gibi, kıyı-kenar çizgisi

içinde kalan ve kamu malı sayılan taşınmazın özel mülkiyete konu olmasının da

mümkün olmadığı anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., Kadir Gündüz/Türkiye,

B. No: 50253/99, 18/10/2007).

56. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda mülkiyet hakkına konu

olabilecek bir “ekonomik değeri”

veya en azından bu şekildeki bir değeri elde etme yönünde “meşru beklentisi” bulunmayan

başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle, başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A- Açıklanan nedenlerle, başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B- Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerinin

başvurucuların üzerine bırakılmasına,

15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Selami ER Başvurucular : Kemal YELER Ali Arslan ÇELEBİ Vekili : Av. Kemal YELER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/636, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. A)
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/636
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Mesut Özbezen Başvurusu (B. No: 2013/8175)
  • Hakan Coşkuner Başvurusu (B. No: 2013/4785)
  • Remzi İspir Başvurusu (B. No: 2013/5521)
  • Osman Büyüksu Başvurusu (B. No: 2013/5512)
  • Mustafa Gök Başvurusu (B. No: 2013/700)
  • Mehmet Ali İncesu Başvurusu (B. No: 2013/2253)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.