İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Gök Başvurusu (B. No: 2013/700)

1. Başvurucu, hakkında yürütülen ceza

Başvuru No2013/700Tarih15 Nisan 2014Okuma14 dk · 2.852 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Gök Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/700
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.852 kelime·14 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında yürütülen ceza

davasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığını ve davası devam etmekte iken

yürürlüğe giren lehe kanun hükümlerinin uygulanmadığını belirtmiş ve

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini iddia ederek tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından

11/1/2013 tarihinde Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca,

18/7/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 14/11/2013 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

21/11/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,

görüşünü 24/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 25/12/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını 27/1/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1/10/2004 tarihinde

yakalanarak gözaltına alınmış ve Isparta Sulh Ceza Mahkemesinin 2/10/2004

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

9. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığının

3/11/2004 tarih ve E.2004/1914 numaralı iddianamesi ile uyuşturucu madde

ticareti ve nakli yapmak, başkasına ait sürücü belgesini kullanmak suçlamasıyla

başvurucunun cezalandırılması istenmiştir.

10. Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin

23/12/2004 tarih ve E.2004/232, K.2004/304 sayılı kararı ile başvurucunun isnat

edilen suçlardan 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve verilen

cezanın miktarı dikkate alınarak bihakkın tahliyesine karar verilmiştir.

11. Başvurucunun Isparta Ağır Ceza

Mahkemesinin 23/12/2004 tarihli kararını temyiz etmesi üzerine karar Yargıtay

10. Ceza Dairesinin 5/7/2005 tarih ve E.2005/4857, K.2005/7953 sayılı ilamıyla,

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama

Şekli Hakkında Kanun’un değişik 9. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun

yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

12. Bozma üzerine Isparta Ağır Ceza

Mahkemesi 20/9/2005 tarihli kararı ile başvurucunun yeniden 1 yıl 6 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz

edilmiştir. Başvurucu hakkında Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 20/9/2005

tarihinde verilen karar, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 18/12/2007 tarih ve

E.2006/4081, K.2007/14899 sayılı kararı ile bozma sonrasında sanığın

diyeceklerinin sorulması için duruşmaya çağırılmaması, gerekçeli kararda suçun

işlendiği yer ve zaman diliminin gösterilmemesi gerekçeleriyle bozulmuştur.

13. Isparta Ağır Ceza Mahkemesi,

13/7/2010 tarih ve E.2008/53, K.2010/196 sayılı kararı ile Yargıtay 10. Ceza

Dairesinin 18/12/2007 tarihli kararına uymuş, ancak başvurucunun yeniden 1 yıl

6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.

14. Başvurucu, Isparta Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/7/2010 tarihli kararını da temyiz etmiştir. Karar, Yargıtay 10.

Ceza Dairesinin 8/10/2012 tarih ve E.2012/557, K.2012/14924 sayılı kararı ile

onanmıştır.

15. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin

8/10/2012 tarihli onama kararı başvurucu tarafından 14/12/2012 tarihinde

öğrenilmiştir. Başvurucu, karara karşı 21/12/2012 tarihinde yargılamanın yenilenmesi

talebinde bulunmuş, ancak talebi Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 7/1/2013 tarih

ve 2013/23 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

16. 5237 sayılı Kanun’un 191. maddesi

şöyledir:

“(1)Kullanmak

için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi,

bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu

suçtan dolayı açılan davada mahkeme, birinci fıkraya göre hüküm vermeden önce

uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli

serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya

uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli

serbestlik tedbirine karar verebilir. (Ek cümle: 31/3/2011-6217/20 md.) Bu karar,

durma kararının hukuki sonuçlarını doğurur.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/1/2013 tarih ve 2013/700 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, hakkında yürütülen ceza

davasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığını, dava devam etmekte iken

yürürlüğe giren lehe kanun hükümlerinin uygulanmadığını ve dolayısıyla hakkında

verilen kararın adil olmadığını, mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterli

olmadığını, yasalara aykırı olarak verilen ceza neticesinde mağdur olduğunu

ileri sürerek Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

19. Başvurucu, yargılanması devam

ederken yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un denetimli serbestlik hükümlerinin

uygulanmadığını ileri sürmüştür.

20. Adalet Bakanlığı, görüşünde

delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesinin derece mahkemelerinin

görevi olduğunu, Anayasa Mahkemesinin de açıkça keyfilik içermedikçe hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanmasının derece mahkemelerinin görevi olduğuna

birçok kararında hükmettiğini, söz konusu iddianın yargılamanın sonucuna ve

derece mahkemesinin değerlendirmesine ilişkin olduğunu ve mahkeme kararlarında

açıkça keyfilik bulunmadığını belirtmiştir.

21. Başvurucu, başvuru dilekçesindeki

ifadelerini tekrarlayarak Adalet Bakanlığının görüşüne katılmamıştır.

22. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında

değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

23. Anılan kurallar uyarınca, ilke

olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların

kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas

yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun

tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası ve açıkça keyfilik içermesi ve

bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

24. Somut olayda başvurucu hakkında

derece mahkemesince verilen 23/12/2004 tarihli karar Yargıtayca

5/7/2005 tarihinde 5252 sayılı Kanun’un değişik 9. maddesi uyarınca sanığın

hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

25. Derece Mahkemesi, 20/9/2005 tarihli

kararıyla, 5237 sayılı Kanun’un 191. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince

“Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı

madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan hapis cezası ile

cezalandırılmasına, 191. maddesinin (2) numaralı fıkrası yönünden yapılan

incelemede de “sanığın tedavi ve denetimli

serbestlik tedbiri altına alınmasına sanığın sabıka kaydına göre bir daha suç

işlemekten çekineceği yönünde olumlu kanaat oluşmadığından cezanın

ertelenmesine yer olmadığı”na

karar vermiştir.

26. Derece Mahkemesi, 20/9/2005 tarihli

kararının Yargıtayca 18/12/2007 tarihinde bozulması

üzerine yaptığı değerlendirmede, 13/7/2010 tarihinde “20/9/2005 tarihli Mahkememiz kararında yer alan

tedavi denetimli serbestlik kararının usuli

kazanılmış hak kapsamında görülmediği ve kazanılmış hakkın sadece hapis

cezasına yönelik olduğu, CMK 326 son hükmünde önceki hükümle tayin edilmiş olan

cezadan bahsedildiğine göre tedavi ve denetimli serbestliğin bir ceza olmadığı

da göz önüne alındığında bu tedavi ve denetimli serbestlikle ilgili bir

kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ve bu nedenle TCK 192/2 ve devamı

maddelerin uygulanmasına yer olmadığına” karar verilmiştir.

27. UYAP üzerinden edinilen bilgiye

göre Silivri İnfaz Hâkimliğinin 1/2/2013 tarih ve 2013/529 sayılı kararı

üzerine denetimli serbestlik hükümleri çerçevesinde serbest bırakıldığı

görülmektedir.

28. 5237 sayılı Kanun’un 191.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde

satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi ile ilgili olarak açılan davada

mahkemenin, bu suçtan hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde

kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar

verebileceği hükme bağlanmış olup denetimli serbestlik tedbirine karar vermenin

derece mahkemesinin takdir yetkisi dâhilinde olduğu belirtilmiştir.

29. Dava dosyası kapsamında derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz bir takdir hatası veya açıkça

keyfilik içerdiğine ilişkin bir bulguya rastlanmamıştır.

30. Açıklanan nedenlerle, derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği

anlaşıldığından, başvurucunun yargılanması devam ederken yürürlüğe giren 5237

sayılı Kanun’un denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmadığı yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul

Sürede Yargılanma Hakkı Yönünden

31. Başvurucunun, hakkında yürütülen

ceza davasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığına ilişkin iddiasının

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

32. Başvurucu, hakkında yürütülen ceza

davasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığını ileri sürmüştür.

33. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucu hakkında yürütülen ceza davasının yaklaşık sekiz yılda sonuçlandığını

belirterek daha önceki benzer başvurulardan farklı bir görüş bildirilmesine

gerek görülmemiştir.

34. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı, başvuru formundaki beyanlarını tekrarlamıştır.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanısıra

AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi

gerekir. Başka bir ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

37. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir …”

38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in

“Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

38).

39. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 39).

40. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği

şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/673, 19/12/2013, § 27).

41. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41-45).

42. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme dönemlerinin ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

43. Anayasa’nın 36. maddesi ile

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai

alanda yöneltilen suçlamaların da (suç

isnadı) karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. Suç isnadı,

bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesidir

(B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 32). AİHM, kişiye cezai alanda yöneltilen

suçlamanın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde; iddia olunan

fiilin ulusal hukuktaki tasnifini, fiilin gerçek niteliğini, fiil için

öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığını incelemektedir (Bkz:

Sergey Zolotukhin/Rusya,

B. No: 14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel

ve Diğerleri, B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72,

8/6/1976, § 82). Ancak isnat olunan suç, ceza kanunlarında nitelendirilmiş ve

yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir

uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasının kapsamında bireysel başvuru konusu edilebilir (B.

No: 2013/695, 9/1/2014, § 32).

44. Somut olayda, Isparta Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/7/2010 tarihli kararı ile başvurucunun 1 yıl 6 ay hapis cezası

ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından

onanmıştır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.

45. Yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne

göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

46. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan

ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması

anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadına ilişkin

nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 32).

47. Bununla birlikte, suç isnadının

tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. Anayasa

Mahkemesince verilen birçok kararda, ceza muhakemesinde yargılama süresinin

makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde derdest olmak

şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadına ilişkin nihai

kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam eden davalarda

Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen sürenin

dikkate alınacağına hükmedilmiştir (Bkz: B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 36; B. No: 2013/13, 2/7/2013, § 51).

48. Somut olayda başvurucunun bir suç

isnadıyla 1/10/2004 tarihinde yakalanarak gözaltına alınması ile hakkındaki

kararın Yargıtayca onandığı 8/10/2012 tarihi arasında

geçen süre yaklaşık 8 yıldır.

49. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları

makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil

yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu

yüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, yargı sisteminin

yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

50. Başvuruya konu yargılama faaliyeti

açısından söz konusu olan yaklaşık 8 yıllık yargılama süresinin 5 yıllık

bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara alındığında, somut başvuru

açısından özellikle değerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar ve organizasyon

eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteaddit defalar

incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması ve yargılama

sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında artması ve

birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda, Sözleşme’nin

6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır (Bkz:

Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981; Guincho/Portekiz, B. No: 8990/80, 10/7/1984; Unión Alımentarıa Sanders S.A./İspanya, B. No: 11681/85, 7/7/1989;

Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/7/1983). Zira

devlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıyla

artmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi

için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun

bir görünümüdür.

51. Başvurucunun gözaltına alınması ile

hakkında ilk derece mahkemesince ilk kez hüküm verilmesi arasında 2 ay 22 gün

geçmiştir. Ancak derece mahkemesince verilen karar üç defa temyiz edilmiş ve

iki kez bozulmuştur. Başvurucu hakkında derece mahkemesince verilen cezanın 1

yıl 6 ay olduğu mevcut yargılamada, dava dosyasının Yargıtay ve derece

mahkemesi arasında üç kez gidip gelmesi üzerine geçen sürelerin toplamı ise

yaklaşık 7 yıl 9 aydır. Yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve

organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması

üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36.

maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin,

mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil

olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde

düzenlenmesi zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var

olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin

makul sürede gerçekleştirilmemesini izah edemeyeceği açıktır.

52. Başvurucunun tutumunun yargılamanın

uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

53. Yargılama süresinin makul olup

olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki

sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu

suç için öngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut davadaki

yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. Tek

bir sanığın yargılandığı ve karmaşık nitelikte olmayan davada bu yargılama

süresi makul olarak değerlendirilemez.

54. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkı”nın

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari

eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

56. Başvuruda, Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

57. Başvurucu, uğradığı zararların

tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için, başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı

kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun

maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

58. Anayasa Mahkemesi başvurucunun sadece

ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar görmüş olduğunu kabul

etmektedir. Dolayısıyla, davaya ilişkin olayları dikkate alarak başvurucuya takdiren 5.850,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

59. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.618,35 TL yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. “Yargılama

devam ederken yürürlüğe giren lehe kanun hükümlerinin uygulanmadığı”na ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. “Yargılamasının

makul olmayan bir sürede tamamlandığına” ilişkin iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Yargılamanın

makul süreyi aştığı” iddiası yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 5.850,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE ve başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.618,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

15/4/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Mustafa GÖK Vekili : Av. Yusuf Kenan ALTAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/700, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel
  16. A. Başvurucunun
  17. B. “Yargılamanın
  18. C. Başvurucuya 5.850,00 TL manevi TAZMİNAT
  19. D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  20. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/700
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ali İncesu Başvurusu (B. No: 2013/2253)
  • Şehnaz Ayhan Başvurusu (B. No: 2013/6229)
  • Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/711)
  • Yaman Akdeniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3986)
  • Aslı Kırmızı Demirseren Başvurusu (B. No: 2013/5680)
  • Ünal Özfuçucu Başvurusu (B. No: 2013/5921)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.