İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kenan Baz Başvurusu (B. No: 2013/4986)

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Başvuru No2013/4986Tarih20 Nisan 2016Okuma23 dk · 4.516 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kenan Baz Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/4986
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.516 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun reddedilmesi, ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

sürecinin adil olmaması ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması, mahkeme

kararlarının gerekçesiz olması nedenleri ile adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/6/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 8/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 2/2/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Batman ili Kozluk ilçesi Gündüzlü köyünde meydana

gelen terör olayları nedeniyle oluşan zararlarının giderilmesi için 5233 sayılı

Kanun uyarınca 4/10/2004 tarihinde Batman Valiliği 2 No.lu Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvuruda bulunmuştur.

8. Yapılan değerlendirme sonucu Komisyonun 6/11/2007 tarihli ve

2007/2-1203 sayılı kararı iledosya kapsamında bulunan

bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde Kozluk ilçesi Gündüzlü köyü

Ömerli mezrasının boşaltılmadığı ve bu yerde başvuru sahibine yönelik direkt

bir olay veya tehdit yaşandığına dair herhangi bir belge olmadığı gerekçelerine

dayanılarak başvuru reddedilmiştir.

9. Başvurucu, tazminat isteminin reddedilmesi üzerine 30/1/2008

tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmış; tazminat

isteminin reddi yönündeki Komisyonu kararının iptal edilmesini istemiştir.

10. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi 27/2/2009 tarihli ve

E.2008/330, K.2009/190 sayılı kararı ile başvurucunun tazminat talebinin

incelendiği Komisyon aşamasında yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi

raporuna göre başvurucunun maddi zararının oluştuğu yönünde tespitler

yapıldığı, başvurucunun köyü 1993 yılında can güvenliğinden dolayı terk ettiği,

hâlâ dönmediği ve bu süreçte mal varlığına ulaşamadığı, köyde eğitim veren

ilköğretim okulunun 1987-1988 yılları arasında faaliyetlerine ara verdiğinin

belirtildiği, yine ifade tutanaklarının ve yargılama kapsamında Millî Eğitim

Müdürlüğü tarafından gönderilen yazının bilirkişi raporunda ortaya konulan

tespitleri doğruladığı, bu durumda Komisyon kararında hukuka uyarlık

bulunmadığı ayrıca bir kişinin yaşamakta olduğu yerde ve civarında genel olarak

güvensiz bir ortam oluşmasının kişinin bu yeri terk etmesine yeterli sebep

teşkil edeceği, terör olayının yaşandığının kabulü için doğrudan kişiye veya

yakınlarına saldırı olması gerekmeyeceği gerekçelerine dayanarak davanın

kabulüne hükmetmiştir.

11. Davanın kabul edilmesi üzerine davalı idare 11/5/2009

tarihinde temyiz talebinde bulunmuş, yargılama dosyası Danıştaya

gönderilmiştir.

12. Dosya üzerindeki temyiz incelemesi sürerken davalı idare

başvurucuya 15/9/2009 tarihli Sulhname Tasarısı İmza

Davetiyesi göndermiş, başvurucuya kabulü hâlinde 37.485,59 TL tazminat ödenmesine

karar verildiği bildirilmiştir.

13. Başvurucu kendisine sunulan teklifi kabul etmiş ve davalı

idare ile başvurucu arasında 4/1/2010 tarihli sulhname

imzalanmıştır.

14. Temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Onuncu Dairesi

17/2/2010 tarihli ve E.2009/7152, K.2010/1277 sayılı ilamı ile İlk Derece

Mahkemesi kararının bozulmasına hükmetmiştir. İlamın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Temyize

konu kararı veren mahkemece maddi olayın değerlendirilmesi ve

nitelendirilmesinde, bir başka ifade ile aralarında davacının da bulunduğu

mezrada yaşayan halkın bir kısmının güvenlik kaygısıyla mezradan ayrıldıkları

yönündeki saptamada bir isabetsizlik görünmemektedir. Ancak, davacının terör

olayları sonucu terk ettiği mezrada bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan

zararın, mezranın tamamen veya köy korucuları ve bunların aileleri dışında

kısmen boşaltılması halinde ve mezranın boşaltılmasından mezraya dönüşün

başladığı tarihe kadar geçen süreçle, başka bir ifadeyle, mezranın boş kaldığı

süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunmaktadır.

İdare Mahkemesince, davacının, ikamet ettiği mezrayı terör olayları

nedeniyle terkettiği ve bu nedenle malvarlığının

zarara uğradığı sonucuna varılarak karar verilmiş ise de; dosyanın ve Gündüzlü

Köyü, Ömerli Mezrasına ait diğer dosyaların birlikte incelenmesinden; jandarma

tarafından 5233 sayılı Yasa kapsamında düzenlenen araştırma tutanaklarında;

Gündüzlü köyü Ömerli Mezrasında terör olayının meydana gelmediği, Gündüzlü köyü

Ömerli Mezrasının boşaltılmadığının belirtildiği, dolayısıyla anılan mezranın

idarece veya mezrada yaşayanlar tarafından tamamen boşaltılıp boşaltılmadığı

ortaya konulamadığından; İdare Mahkemesince, uyuşmazlık konusu dönemde adı

geçen mezrada oturan olup olmadığı, seçim yapılıp yapılmadığı, sandık kurulu

oluşturulup oluşturulmadığı gibi konular araştırılarak bir karar verilmesi

gerekmektedir.

..."

15. Bozma ilamının ardından yargılama dosyası tekrar kendisine

dönen Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi yaptığı araştırma ve incelemeler sonucu

30/11/2010 tarihli ve E.2010/2436, K.2010/2408 sayılı kararı ile davanın

reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Mahkememizce yapılan ara kararı üzerine

dosyaya sunulan belgelerden ve Mahkememizde bulunan diğer dava dosyalarında

Ömerli mezrasına ait bilgi ve belgelerin incelenmesinden, koruculuk sistemi

bulunan köy ve mezra çizelgesinde Gündüzlü Köyü ve Ömerli Mezrasının yer

almadığı, Kozluk İlçe Seçim Kurulunun 7.8.2009 gün ve 174 sayılı yazısında;

1990-2000 yılları arasında İlçeye bağlı tüm köylerde muhtarlık seçiminin

yapıldığının belirtildiği, Köy nüfusunun 1990 yılında 684, 1997 yılında 547,

2000 yılında 444 kişi olduğu, Kozluk İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 20.4.2006

gün ve 2372 sayılı yazısında; güvenlik nedeniyle okulu kapatılan yerler

arasında Gündüzlü Köyü ve Ömerli Mezrasının bulunmadığı, Boşalan/Boşaltılan Köy

Listesinin incelenmesinden; Gündüzlü Köyü Ömerli Mezrasının terör olaylarından

etkilenmeyen yerlerden olduğunun belirtildiği, Batman İli sınırlarında meydana

gelen terör olaylarının sıralandığı listede Ömerli Mezrasına ait olay kaydı

bulunmadığı ve araştırma tutanaklarında da bu mezrada terör olayı

yaşanmadığının belirtildiği görülmektedir.

Bu durumda, Gündüzlü Köyü ve Ömerli Mezrasının

boşalan yerleşim yerlerinden olmaması nedeniyle, davacının subjektif

güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığını ileri

sürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasa kapsamında karşılanmasına olanak

bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.

..."

16. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin davanın reddi yönündeki

kararına karşı başvurucu 14/2/2011 tarihinde temyiz talebinde bulunmuş, temyiz

dilekçesinde genel olarak esasa ilişkin itirazlarının yanında davalı idare ile

aralarında sulhname imzalandığını, Danıştay Onuncu

Dairesi içtihadına göre zararın sulh yoluyla giderilmesinin yargı yoluna

başvurmayı engelleyici nitelikte olduğunu, bu bağlamda sulhname

imzalanması ile taraflar arasındaki uzlaşmanın sona erdiğini ifade etmiş;

dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasını istemiştir.

17. Davalı idare başvurucunun temyiz talebine karşı savunma

vermemiştir.

18. Yargılama dosyası üzerindeki temyiz incelemesi devam ederken

Komisyon, 15/11/2011 tarihli kararı ile Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin

30/11/2010 tarihli davanın reddi yönündeki hükmünü dikkate alarak başvurucu ile

aralarında imzalanan sulhnamenin iptaline ve

başvurucuya ödemenin yapılmamasına karar vermiştir.

19. Temyiz incelemesi sonucu Danıştay Onbeşinci

Dairesi 6/6/2012 tarihli ve E.2011/11483, K.2012/3840 sayılı ilamı ile İlk

Derece Mahkemesi kararını, İdare ve Vergi Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulmasının 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerle mümkün olacağını,

temyizen incelenen kararın usul ve hukuka uygun

olduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını

gerektirici nitelikte olmadığını, belirterek onamıştır.

20. Aynı Daireye yapılan karar düzeltme istemi de 20/12/2012

tarihli ve E.2012/11474, K.2012/14729 sayılı ilam ile reddetmiştir.

21. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya

10/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 26/6/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

22. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

23. 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesi şöyledir:

"Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı

tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre

hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme

tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup

edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak

safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet

yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak

üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi

gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul

etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep

etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet

üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname

tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve

komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır."

24. 5233 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin

imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine

bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır."

25. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:

"Sulhname

tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından

imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname

tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler

hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."

26. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.

27. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

23/1/2012 tarihli ve E.2011/8888, K.2012/400 sayılı ilamının ilgili kısımları

şöyledir:

"...

Dava; davacının, yörede meydana gelen terör olayları nedeniyle ikamet

ettiği Tunceli İli, Ovacık İlçesi, Eğrikavak

Köyü'nden göç etmek zorunda kaldığından bahisle mal varlığına ulaşamaması ve

taşınır, taşınmaz mallarının tahrip olması nedeniyle uğradığı zararın, 5233

sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle Güllü Gülek ile birlikte yaptığı

başvurunun Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonunca kabul edilerek bu

kapsamda davacıya Güllü Gülek'le birlikte 23.788,99- TL ödenmesine ilişkin

04.06.2009 tarih ve 2009/2-1756 sayılı sulhname ve

dayanağı Zarar Tespit Komisyonu kararının, gerçek zararını yansıtmadığı ileri

sürülerek iptali ile uğradığı zararlara karşılık olarak 41.000-TL maddi ve

4.500-TL manevi olmak üzere toplam 45.500- TL tazminatın yasal faiziyle

birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

...

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun'un 12. maddesi ile, Kanun kapsamındaki maddi zararların sulhen karşılanması için özel bir usul öngörülmüştür. Buna

göre, Kanunda belirtilen süreler içinde ilgili valiliklere yapılan başvurular,

valilikler nezdinde oluşturulan komisyonlarca değerlendirmeye tâbi tutulmakta

ve başvuranın zarara uğradığı sonucuna varılması halinde saptanan zararın

ödenmesine karar verilerek bu miktar üzerinden düzenlenen sulhname

tasarısı davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilmektedir. Davet

üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhname

tasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi

ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı belirtilmiş, maddenin son

fıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ise ilgililerin yargı

yoluna başvurma haklarının saklı olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan 12. maddenin gerekçesinde ise "... Hukukumuzda feragat,

kabul ve sulh gibi işlemler, görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir.

Sulh işlemi, dava öncesi yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir.

Sulh işlemine rağmen dava açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve

dava ortadan kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh bağlayıcı

niteliktedir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

5233 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan amacı, gerekçesi ve 12. madde

metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin

imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmamaktadır.

Olayda, davacı ve G.G. adına vekilleri

tarafından komisyona her ikisi adınabaşvuruda

bulunulduğu, komisyon tarafından tespit ve değerlendirmenin davacı ve müştereği

G.G. adına yapılarak toplam 23.788,99 TL üzerinden sulhname

imzalamalarının teklif edilmesi üzerine 04.06.2009 tarihinde davacı vekili

tarafından sulhname imzalanarak uyuşmazlık ortadan

kalktığından, davanın reddi yolunda karar verilmesi gerekirken, dava konusu

işlemin iptali, maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığı

yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

..."

28. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

17/4/2012 tarihli ve E.2011/13961, K.2012/2295 sayılı ilamının ilgili kısımları

şöyledir:

"...

Dava; davacının, ikamet ettiği Mardin İli,

Dargeçit İlçesi, Kısmetli Köyü'nden terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kaldığından

bahisle uğradığı zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle

yaptığı başvurunun ev zararı yönünden kabul edilerek sulhname

imzalandıktan sonra, diğer zarar kalemlerinin reddine ilişkin zarar tespit

komisyonu kararının iptali istemiyle açılmıştır.

...

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun kapsamdaki maddi zararların sulhen

karşılanması için anılan Kanunda özel bir usul öngörülmüştür. Buna göre,

Kanunda belirtilen süreler içinde ilgili valiliklere yapılan başvurular,

valilikler nezdinde oluşturulan komisyonlarca değerlendirmeye tâbi tutulmakta

ve başvuranın zarara uğradığı sonucuna varılması halinde saptanan zararın

ödenmesine karar verilerek bu miktar üzerinden düzenlenen sulhname

tasarısı, davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilmektedir. Kanunun

12. maddesinde, bu davet yazısında, hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere 30 gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini

göndermesi gerektiğinin, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağının ve yargı yoluna başvurarak zararının

tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğunun belirtileceği; davet

üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhname

tasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi

ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı; sulhname

tasarısının kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması hâllerinde

uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliye gönderileceği; sulh

yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ise ilgililerin yargı yoluna başvurma

haklarının saklı olduğu kuralabağlanmıştır.

Aktarılan 12. maddenin gerekçesinde ise; "... Hukukumuzda feragat,

kabul ve sulh gibi işlemler, görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir.

Sulh işlemi, dava öncesi yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir.

Sulh işlemine rağmen dava açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve

dava ortadan kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh, bağlayıcı

niteliktedir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

5233 sayılı Kanunun amacı, gerekçesi ve 12.

madde metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin

imzalanmasıyla uyuşmazlık ortadan kalktığı için, başvuruda belirtilen bazı

zarar kalemlerinin karşılanmadığından bahisle dava açılmasına hukuken olanak

bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

…

Bu durumda, davacının uğradığı zararların tamamının karşılandığına

ilişkin 19.04.2010 tarih ve 2009/3-14370 sayılı sulhname

davacı vekili tarafından imzalanarak uyuşmazlık sulhen

sona erdirildiği için bu aşamadan sonra dava açılması mümkün olmadığından,

İdare Mahkemesince bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken,

hangi tarihte düzenlendiği belli olmayan bir muvafakatnameye

dayanılarak, davacının babasına ait tarlaların kullanılamamasından kaynaklanan

zararlar için hesaplama yapılmadığından bahisle dava konusu işlemin iptali

yönünde verilen kararda hukukî isabet görülmemiştir ...”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; 5233 Kanun kapsamında yaptığı talebin

reddedildiğini, ardından açtığı davada iptal kararı verilmesi üzerine idare ile

sulhname imzalandığını, akabinde iptal kararının Danıştayca bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesinin bu

defa davayı reddettiğini ancak 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinde yer alan

hükme göre sulhname imzalanması nedeniyle davanın görülmeye

devam edilmemesi gerektiğini, Danıştay içtihadının da bu yönde olduğunu,

davanın reddine istinaden Batman Valiliği 1 No.lu Zarar Tespit Komisyonu

tarafından sulhnamenin kaldırılması yönünde yeniden

verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu; zarar tespitine ilişkin raporlar,

tanık beyanları, güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmış olduğunu belirten

belgeler ile köy ilköğretim okulunun kapatılması gözönünde

bulundurulmaksızın karar verildiğini, mezranın nüfus sayımı sonuçları esas

alınması gerekirken köyün tamamının nüfus sayımı sonuçları hükme esas alınarak

ve tüm mezra halkının terör tehdidi nedeni ile aynı gün yerleşim yerinden

ayrılması, tarafınca ibraz edilen belgeler değerlendirilmeksizin idare

tarafından sunulan ve gerçek dışı olan belgeler dikkate alınarak verilen

kararın adil olmadığını, yerel Mahkemenin iptal kararının eksik inceleme

yapıldığı gerekçesi ile bozulmasının ardından eksiklikler tamamlanmadan davanın

reddi yönünde hüküm kurulduğunu, kararların gerekçesine dayanak teşkil eden belgelerin

objektif tespit ve değerlendirmeden uzak olduğu ayrıca çelişkili olan ve somut

gerçeği yansıtmayan bu belgelere dayanılarak yargı mercilerince davasının

reddedilmesinin haksızlık oluşturduğunu, aynı yerleşim yerinden başvuruda

bulunanlar hakkında Batman Valiliği 1 No.lu Zarar Tespit Komisyonunun tazminat

ödenmesi yönünde karar verdiğini ve bu nedenle şahsına tazminat ödenmemesi

yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, mal varlığından

faydalanamaması sonucu mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını,kendi

isteği dışında yerleşim yerinden göç etmeye mecbur kalması nedeniyle özel

hayatın ve ailenin korunması hakkının ihlal edildiğini, ayrıca yaptığı başvuru

hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek,

Anayasa’nın10., 20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş; ihlalin tespiti ile maddi ve maddi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

32. Başvurucunun, zararlarının tazmini için öngörülen süreçlerin

makul sürede sonuçlanmadığı iddiasının makul sürede yargılanma hakkı bağlamında

idare ile aralarında sulhname imzalanmasına ve bu

durumun temyiz talebinde belirtilmesine karşın Danıştayın

yargılamayı görmeye devam ederek davayı reddettiği iddiasının gerekçeli karar

hakkı bağlamında adil yargılanma hakkı yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.

Başvurucunun diğer ihlal iddiaları ise adil yargılanma hakkına yönelik

incelemenin sonucunun ardından değerlendirilecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

33. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim

taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürünün

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

36. Somut başvuru bakımından başvurucu tarafından 4/10/2004

tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında 5233 sayılı Kanun’un öngördüğü

usul uyarınca bir kısım işlemin yapılması akabinde 6/11/2007 tarihinde talebin

reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 30/1/2008 tarihinde başlatılan

yargılama sürecinin ise başvurucunun karar düzeltme talebinin reddine dair

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 20/12/2012 tarihli

kararı ile tamamlandığı, bu bakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamında

dikkate alınması gereken toplam sürenin 8 yıl 2 ay olduğu anlaşılmaktadır.

37. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucular

açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu

8 yıl 2 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlaline İlişkin

İddia

39. Başvurucu,idare

ile aralarında sulhname imzalanmasına ve bu durumun

temyiz talebinde belirtilmesine karşın Danıştayın

yargılamayı görmeye devam ettiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

40. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir."

41. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır."

42. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya

da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir."

43. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi

adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Kırmızı Gaa İnşaat Turizm

Gıda San. Tic. A.Ş., B. No: 2013/2370, 11/12/2014, § 42). Anayasa

Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Güher Ergun ve Diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Ayrıca hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru

olan gerekçeli karar hakkı Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrasında yer

verilen "Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır." hükmüyle, mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 25).

44. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her

türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26). Gerekçenin

ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına

dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının

zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

45. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme

kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven

duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını

mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara

karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi

bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).

46. AİHM'e göre mahkemeler ve yargı

mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe gösterme

yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayın

içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Mustafa Kahraman, B.No: 2014/2388, 4/11/2014, § 36).

47. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin,

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usul

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gereken

hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

§ 37).

48. Somut olayda uyuşmazlığın çözümünde esas alınan 5233 sayılı

Kanun, terör eylemlerinin ülkemizde yoğun olarak yaşandığı 1987 ile 2002

yılları arasında geçen dönemde terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa süre içinde ve sulh yolu ile

karşılanmasını ve AİHM'e ancak bu yolla sonuç

alamayanların başvurmalarını amaçlamaktadır.

49. Bu kapsamda 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile anılan

Kanun kapsamında zarar gördüğünü iddia edenler ile idareler arasında sulhname imzalanmasının yolu açılarak uyuşmazlıkların yargı

yoluna intikal etmeden dostane olarak çözümlenmesi öngörülmüştür. İlgili kanun

maddesinin gerekçesi incelendiğinde de taraflar arasında sulhname

imzalanması suretiyle öngörülen yolun, sulh müessesinin nitelikleri dikkate

alındığında davayı sona erdiren bir çözüm olduğunun, sulh işleminin dava öncesi

yapılması hâlinde dava açılmasını engelleyici, dava açılması sonrasında

yapılması durumunda itiraz olarak ileri sürülmesi halinde davayı ortadan

kaldıracağının sulhun bağlayıcı olduğunun belirtildiği görülmektedir.

50. Nitekim bu doğrultuda 5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan

davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi Danıştay Genel Kurulunun

25/4/2011 tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararı ile kendisine devredilen

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 5233 sayılı Kanun'un

12. maddesinin madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname

imzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için

dava açılamayacağı şeklinde görüş benimsediği (Mehmet

Emin Yılmaz, B. No: 2014/3928, 15/12/2015, § 53) ve uyuşmazlıkları

bu yönde çözüme kavuşturduğu görülmektedir (bkz. §§ 27, 28).

51. Somut olayda başvurucu tarafından, Batman ili Kozluk ilçesi

Gündüzlü köyünde meydana gelen terör olayları nedeniyle oluşan zararlarının

giderilmesi için 5233 sayılı Kanun uyarınca Komisyona başvuruda bulunulmuş,

Komisyonca talebin reddinin ardından Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi nezdinde

iptal davası açılmıştır. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince yapılan yargılama

sonunda açılan davanın kabul edilmesi üzerine davalı idare olan Batman Valiliği

tarafından temyiz talebinde bulunulmakla birlikte başvurucuya 37.585,59 TL

tazminat ödenmesine yönelik 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca sulhname imzalanması teklifinde bulunulmuştur. Başvurucunun

da teklifi kabul etmesi üzerine "Ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim." beyanı karşılığında vali

yardımcısı, başvurucu ve vali tarafından imzalanan 4/1/2010 tarihli sulhname düzenlenmiştir.

52. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü

yönündeki kararının temyizen incelenmesi sonucu

Danıştay Onuncu Dairesi kararı bozmuş (bkz. § 14), bozma kararına uyan İlk

Derece Mahkemesi ise bu defa davanın reddi yönünde hüküm kurmuştur. Ret

yönündeki hükme yönelik başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulmuş,

başvurucu temyiz talebinde, davalı idare ile aralarında sulhname

imzalandığını, Danıştay içtihatlarına göre zararın sulh yoluyla giderilmesinin

yargı yolunun devam etmesini engelleyici nitelikte olduğunu, bu bağlamda sulhname imzalanması ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın

sona erdiğini ifade etmiş; dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığına dair

hüküm kurulmasını istemiştir. Dosya üzerindeki temyiz incelemesi devam ederken

Komisyon 15/11/2011 tarihli kararı ile Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin davanın

reddi yönündeki hükmünü dikkate alarak, başvurucu ile imzalanan sulhnamenin iptaline ve başvurucuya ödemenin yapılmamasına

karar vermiştir.

53. Temyiz incelemesi sonucunda ise Danıştay Onbeşinci

Dairesi 6/6/2012 tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve

hukuka uygun olduğunu belirtmiş ve kararı onamıştır (bkz.§ 19). Başvurucu

tarafından yapılan karar düzeltme isteminin de kabul edilmemesi üzerine

yargılama süreci kesinleşmiştir.

54. Bu oluşa göre İlk Derece Mahkemesinin davayı Danıştay Onuncu

Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda reddetmesinin ardından başvurucunun talebi

üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucu Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 6/6/2012 tarihli ilamında, başvurucunun temyiz talebine esas teşkil

eden hususlardan olan davalı idare ile aralarında sulhname

imzalandığı, zararın sulh yoluyla giderilmesinin yargı yolunun devam etmesini

engelleyici nitelikte olduğu, dolayısıyla sulhname

imzalanması ile taraflar arasındaki uzlaşmazlığın sona erdiği (bkz. § 16)

itirazına yönelik değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu çerçevede

6/6/2012 tarihli Danıştay ilamında başvurucunun, davalı idare ile aralarında sulhname imzalandığı ve sulhnamenin

taraflar arasındaki uzlaşmazlığı sona erdirdiğine yönelik ileri sürdüğü hususa

ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmemesinin, başvurucunun gerekçeli karar

hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararına karşı

temyiz aşamasında yapılan itiraza ilişkin esaslı hususların Danıştay kararında

tartışılmamasından dolayı başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Öte yandan başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine karar verildiğinden, başvurucunun diğer iddialarının incelenmesine

gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

58. Başvurucu, Anayasa Mahkemesince yapılacak değerlendirme

sonucunda ihlallerin tespit edilmesini ve 37.475,59 TL maddi, 20.000 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvurucu ayrıca yeniden yargılama

yapılmasında hukuksal yarar kalmadığını ve bu yönde bir kararın haklarına

ulaşmasını zorlaştırıp geciktireceğini belirtmiş ve yeniden yargılama talebinin

bulunmadığını ifade etmiştir.

59. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde gerekçeli karar

hakkı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş

olduğundan 6216 sayılı Kanun'un (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması için kararın

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, makul sürede

yargılanma hakkı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit

edilmiş olduğundan tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan zararları karşılığında

başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

SONUÇ / HÜKÜM

A. 1. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucu : Kenan BAZ Vekilleri : Av. Abdulkadir SAYIKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4986, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Gökcan
  16. Perdecioğlu
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4986
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Erkan Akış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6133)
  • Döndü Demir Başvurusu (B. No: 2013/4193)
  • Hatice Acar Başvurusu (B. No: 2013/9484)
  • Mehmet Çamak Başvurusu (B. No: 2013/9513)
  • İlker Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/316)
  • Adomed Medikal İthalat İhracat ve Pazarlama Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2013/7909)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.